23 Haziran 2019 İstanbul Seçimleri ve Merkez Sağ


23 Haziran 2019’da yenilenen İstanbul yerel seçimlerinden sonra internette bir harita gezmeye başladı. 31 Mart 2019 ile 23 Haziran 2019 seçimlerinin İstanbul ilçeleri karşılaştırması. CHP, Fatih dâhil, geride olduğu birçok ilçede öne geçmiş.

Haritaya bakınca nedense İdris Küçükömer’in “Türkiye’de sol sağ’dır, sağ da soldur” sözü aklıma geldi. Gerçi doğu’da sol ya despotizme kayar (Stalin gibi) ya da dinî/yerel değerleri önceler (Galiyev gibi). Ancak enteresandır, batı solu’ndaki insancıllığı, liberal demokratik değerleri Türkiye’de 1950’den itibaren “sağ” partiler temsil etti. Bu partiler yani Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi merkez sağ diye adlandırıldı. Aslında bu çizgi CHP’nin arsasının ‘karşısındaki’ geniş araziye çadır kurmakla başladı. Millî egemenlik ve millî irade kavramlarını anahtar kelime olarak aldı.

Alanda toplanmış bulunan halkın genlerine işlemiş bazı özellikleri vardı. Demokrasi-hukuk-insan hakları üçlüsü, hukuk devleti, teknolojiye ve teknolojik gelişmeye yatkınlık ve istek, pratiklik, komplekslerden arınmışlık, mağduru sahiplenme, devlet ve askere duyulan sevgi ve bağlılık, Osmanlı’dan gelen “emperyal güç” iddiasına dayalı kendine güven gibi. İşte çoğunluğu oluşturan bu kitle sıkıntılarının görülmesini ve bunların çözülmesini istiyordu. Merkez sağ siyaset de milletin arzularını, isteklerini, taleplerini iktidar mekanizmasıyla yerine getirmeyi hedefledi. Merkez sağı temsil eden partiler bunda ne kadar başarılı oldu bilinmez ama merkez sağ arazide kurulan çadırın ilk kiracısı idam edildi, ikincisi de ardı kesilmeyen darbelere muhatap oldu. Sonraki yıllarda arazide iki kiracı vardı. 1990’lara gelindiğinde bu iki kiracının iç çekişmesi (DYP-ANAP mücadelesi) alanın boşalmasına yol açtı. ANAP alanı terketti, giderek sosyal demokrat partiye dönüştü; DYP alanı terketti, giderek aşırı milliyetçi havaya büründü. E, haliyle de -siyaset boşluk kaldırmaz- AK Parti geldi bu alan benim dedi. 17 yıl buradaki seçmen (merkez sağ seçmen) kendisine diğerlerine nazaran daha yakın gördüğü AK Parti’ye oy verdi. 

Öte yandan 27 Mayıs Darbesinden bu yana sivil-asker-adli bürokrasi ile milletin iradesine müdahale eden hep CHP olmuştu. Şimdi tarihsel bir kırılma AK Parti eliyle yaşandı. İlk defa bir “sağ” parti, devlet cihazının YSK da dahil tüm kurum ve enstrümanlarıyla birlikte millet iradesine müdahale etti, hatta yok varsaydı.

AK Parti, oy kaybetmeye başladığını hissedince, problemi kavrayamadı. Oy kaybını önlemenin yolunun başka alanlarla işbirliği yapmaktan geçtiğini zannetti. DYP ve ANAP’ın hatasını tekrarladı: Ülkücü oyları, Kürt oyları alacağım derken alanı boşalttı. Ne demiştik, -siyaset boşluk kaldırmaz- dün itibarıyla (23 Haziran 2019) İmamoğlu geldi bu alan bize ait dedi. 

Eğer AK Parti bu alana geri dönmezse, Ali Babacan veya Ahmet Davutoğlu veya Meral Akşener bu alana sahip çıkamazsa (şu ana kadar hiçbirinde öyle bir hava yok) dünkü seçimler Türk siyaset hayatının dönüm noktası olabilir. Bir bakmışsınız İmamoğlu/CHP alana oturuvermiş.

Elbette ki Türk Demokrasisi yeniden bir denge arayacak ve bulacaktır. Buradaki çözüm konjonktürel, kimliksiz, renksiz, kokusuz, MHP nispetinden kendini kurtaramamış bir İyi Parti ile AK Parti içinden çıkacak daha ehven bir yapı (Gül-Babacan-Davutoğlu) mı yoksa Tanzimat’tan bu yana Türk millet ve devletinin ortaya koyduğu gelişim çizgisini içselleştirmiş Demokrat Parti geleneği çizgisi mi olacaktır?

Bekleyip göreceğiz.

Yeni yorum ekle

Resimli CAPTCHA