Almanya’ Da Kurulacak Olan Yeni Koalisyon Hükümetinden Beklentiler


Almanya’da heyecanla beklenen seçim, Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ve Sosyal Demokratlar (SPD) için adeta siyasi bir depremle sonuçlanmıştır.

Hıristiyan Birlik Partisi (CDU7CSU) yüzde 33,0 oy alarak -8,5 oy kaybına uğrarken,Sosyal Demokratlar ise yüzde 20,5 oy alarak -5,2 oy kaybına uğramışlardır. Böylece Merkel’in temsil ettiği partiler 65 Milletvekilliği kaybederek ancak 200 Milletvekilliğine ulaşırken Schulz’un partisi ise 40 Milletvekilliği kaybederek ancak 153 Milletvekilliği kazanabilmiştir. Sosyal Demokratların mevcut Meclis aritmediği doğrultusunda koalisyondan çekilerek Anamuhalefet görevini üstleneceklerini deklare etmeleriyle, yeni koalisyon ortakları ise Liberal Parti 80 Milletvekili ile ve Yeşiller Partisi 67 Milletvekili ile olacaklardır.

Jamaika koalisyonu diye adlandırılan yeni koalisyonun ön görüşmeleri Merkel önderliğinde başlamıştır.

Anamuhalefet görevini üstlenerek 94 Milletvekilliği ile Meclise girmeyi başaran aşırı sağ AFD partisiinin anamuhalefet görevini almasını engelleyen Sosyal Demokratlar ise,şayet koalisyon görüşmelerinden yeni bir Hükümet çıkmazsa kendilerinin koalisyona katılmayarak tekrar seçim yönünde tavır sergileyeceklerini ifade etmişlerdir.    

Almanya tarihinde ilk kez Federal Hükümet 4 Partiden oluşacak bir koalisyondan meydana gelecektir.

Merkel’in bu sefer koalisyon görüşmelerinde oldukca zorlanacağını söylemek için kahin olmak gerekmiyor. Özellikle Yeşiller Partisinin de Hükümet ortağı olması görüşmeleri zorlayacak olan en büyük etken gibi görünüyor.

Yeşiller Partisi tarışmalı konu başlıklarından olan göçmenler politikası ve küresel ısınmaya karşı alınması gereken tedbirlerle ilgili parti proğramından pek taviz vermek istemiyor. Dış Politika ile alakalı da özellikle Türkiye karşıtlığı ile ön plana çıkan Yeşiller Partisi'nin reel politikada nasıl bir yol takip edeceği merak konusu.

Koalisyonun diğer yeni ortağı Liberal Parti ise esasen uzun yıllara dayanan koalisyon deneyimi olan bir parti. Fakat bir önceki seçimlerde Parlamento dışı kalan Liberaller de Hükümete destek  bastonu görünümü vermemek için kendi parti programlarıyla ön plana çıkmak istiyorlar. Özellikle ekonomi ağırlıklı ve vergi reformları ile ilgili seçim vadlerinden taviz vermek istemedikleri gibi AB için de köklü reform talepleri var.

Görüleceği üzere büyük koalisyonla güçlü Almanya görüntüsü veren Almanya yerine dörtlü koalisyonla siyaseten daha zayıf bir Almanya beklentisi ağırlık kazanıyor. Hatta şayet koalisyonun kurulması gerçekleşirse her an bozulup tekrar seçime gidebilecek bir Almanya.

Peki siyasi istikrarı yara almış bir Almanya küresel krizlerle sarsılan Avrupa Birliğine ne kadar fayda sağlayabilir?  veya AB’ ye Lider Ülke olarak kalmayı başarabilir mi? Şüphesiz bu soruların cevabını önümüzdeki süreçte öğrenme imkanı bulacağız. Şimdiden Katalonya referandumu ile alakalı kriz konusunda gözler Almanya’ya çevrilmiş olmasına rağmen Almanya koalisyon çalışmalarıyla zorlanan bir görüntü veriyor. Katalonya krizi aynı zamanda Avrupa Birliği bünyesinde oynanan çifte standardı da teşhir etmiştir açığa vurmuştur.

Burada bir parantez açmak gerekirse Türkiye bu konuyu kendilerine karşı uygulanan hasmane tutumlara karşı yeni strateji geliştirerek uluslararası platforma taşımalıdır. Zira yıllardır pkk ve fetö gibi terör unsurlarına karşı adeta açık destek sağlayan AB,Katalonya’nın bağımsızlık referandumuna seyirci kalmıştır. Hatta Katalonya Lideri Puigdemont biz bu satırları yazarken Belçika polisine teslim olarak İspanya’nın tutuklama çağrısına karşılık vermiştir. Pkk terör örgütünü kendi medyalarında özgürlük savaşçıları olarak legalleştirmeye çalışan AB Katalonların bağımsızlık çağrısını görmezden geliyorlar. Son olarak Barzani’ye de el altından destek vererek referandum için gaz verenler Katalonya için neden aynı desteği vermezler. Burada İslam coğrafyası üzerine oynanan çifte standard ayyuka çıkmıyor mu ?

Şüphesiz bu samimiyetsizlik ve iki yüzlülük gerek Türkiye gerekse diğer bölge Ülkeleri tarafından tüm ayrıntıları ile iyi analiz edilip değerlendirilmelidir. Kendine istemediğini başkalarına da istememelisin kuralını batılı dostlarımıza hatırlatmanın vakti gelmiştir. İslam Coğrafyası üzerindeki siyasi istikrarsızlandırma kampanyalarına ve sinsi planlara son verilmelidir. Nitekim bu olumsuz stratejiler eninde sonunda Avrupa Birliğine de zarar vermektedir.

Son olarak Suriye ve Irak’da oluşan iç savaştan Avrupaya oluşan göç dalgası da bu yanlış ve gayri insani politikaların sonucudur. Ayrıca Avrupa’da hızla güç kazanan aşırı sağ partiler de Avrupa demokrasisini tehdit etmektedir. Almanya’daki son seçimlerde yüzde 12,60 oy alarak 94 sandalye ile Federal Meclise girmeyi başaran aşırı sağ parti AFD Almanya için alarm sirenlerinin düğmesine basmıştır bile. Neden mi? AFD’nin önde gelen isimlerinden Gauland seçimlerden hemen sonra ilk ifadesi “ Sizi kovalayıp Ülkemizi geri alacağız”  olmuştur. Yani demokratik partileri kovalayıp kendi faşist sistemimizi tesis edeceğiz diyor.

Merkel yeni kuracağı koalisyon Hükümeti ile birinci önceliği Almanya’da hızla gelişen ırkçılığa karşı mücadele olmalıdır.Kendi ülkesinde yüzde 12 oy alan ırkçı parti varken başka ülkelere demokrasi dersi vermek abesle iştigaldir. Ayrıca Almanya’da yaşayan milyonlarca göçmen de ırkçılara karşı yapılan saldırıların durdurulması ve iş bulma konusunda fırsat eşitliğ sağlanması hususunda yeni hükümete çağrıları var. Almanya gerek kendi içinde gerekse Avrupa Birliği içersinde çok kültürlülük ve değişik medeniyetlerin huzur ve barış içersinde yaşayabilmeleri hususunda önderlik yapabilmelidir. Bu konuda Yeşiller Partisi ve Liberallerin desteği de önemli katkı sağlayabilir.

ABD ve Avrupa arasındaki ekonomik yarışın boyutları uzun vadede Avrupa’da çok olumsuz izler bırakacağı kaçınılmazdır. Almanya Türkiye’nin devasa hinterland’ını da göz önünde bulundurarak münasebetleri hızla düzeltme yönünde gereken adımları atmalıdır. Türkiye ve Almanya arasındaki yıllara dayanan dostluk ne idüğü belirsiz marjinal politikalara kurban edilmemelidir.

Almanya’da yaşayan üç milyon civarındaki Türk nüfusu da mevcut gerginlikten oldukça rahatsız. Yeni kurulacak olan Jamaika koalisyonunu büyük sorunlar bekliyor. Almanya koalisyon deneyimi çok güçlü olan bir ülke. İyi niyet ve samimiyetle Almanya’nın öncelikleri parti menfaatlerinin önünde yürütülürse Jamaika da başarılı olabilir. Bazı eyaletlerde bu konuda olumlu örnekler vardır. İstikrarlı ve ekonomisi güçlü bir Almanya şüphesiz burada yaşayan Türkleri de sevindirecektir. Türkiye ile münasebetler de düzelirse bu sevinç daha da artacaktır. Tekrar seçim mi? Yoksa Jamaika koalisyonu mu?

Buna Merkel ve diğer diderlerin feraseti karar verecektir.