Avrupa'da Müslüman Siyasetçi Tasfiyesi


 

Avrupa'daki Müslüman topluluklar açısından son derece hassas bir dönemin yaşandığı aşikar. Kendi kaderine hakim olmayan toplulukların yaşadıkları acılara tarih daima şahit olmuştur. Bu tür topluluklar bazen tarih sahnesinden adeta silinmişlerdir. Arkalarında fosilleri kalmış bu toplulukları hatırlayanlar ne kadar vurdumduymaz, bencil ve gününe yabancı olduklarının ortak özellikleri olduğunun farkına varırlar.

Avrupa'daki Müslüman toplulukların motor gücü Türklerdir. Buna da Tarih şahit gösterilebilir. Türkler hasta ise Müslüman Topluluklar ölüme mahkumdurlar. Bunu söylerken milliyetçi bir bakış açısıyla söylemiyorum. Diğer topluluklara ait son derece yetenekli temsilcileri de göz ardı etmiyorum. Türklerin küresel bakışı ve pratik eylem anlayışının diğer topluluklarda olmadığını gözlemliyorum. Kilit noktanın organize olabilme yeteneğinde geçtiğini söylemektir arzuhalim.

Temel Demokratik haklarını kullanmak için Türk Hükumeti tarafından ele alınan düzenleme, Avrupa'daki Türk toplumunu Avrupalı Türk olma niteliğinden maalesef uzaklaştırdı. Sosyolojik dönüşümün iz düşümlerini iyi analiz edemeyen politikacıların bu durumda sorumlulukları vardır. Ana vatanlarına bağlılıklarıyla tanınan Avrupalı Türklerin, Türkiye seçimleri ve dolayısıyla seçime giren partiler arasındaki kapışmaların parçası olması bu toplumun bütünlüğünü yaraladı. Bütünlüğü bozulmuş bir toplumdan etkin bir diaspora ve güçlü bir lobinin çıkması hayalcilik olur. Bu nedenle Avrupa'daki Müslüman topluluklar kendi haklarını korumakta zayıflar, onurlarını savunmakta ise yetersizler.

Son 10 yılda siyaset sahnesine kazandırılan profiller incelendiği zaman iki türlü siyasetçi portresi mevcut. Bir taraftan kendi medeniyet köklerine düşman olan ve bulunduğu partiye hizmet etmekte kusur etmeyen kimliksiz politikacılar. Diğer taraftan da kimlikleriyle barışık olup bulundukları partiye hizmet etmekte kusur etmemek kendilerini türlü entrikaların içinde bulan siyasetçiler. Her iki grup ta içinden geldiği topluma fayda sağlamıyor. Birincisi zaten politik enstrüman olarak kullanılıyor, ikincisi ise oy deposu rolünün ötesine geçmemek için oldukça silik profil çiziyor. Bu iki grubu da göç tarihi unutmayacaktır.

Bir de sessiz kalamayan, aidiyet bilinçlerinin zorladığı siyasetçiler var ki son günlerde derin Avrupa onları tasfiye ediyor. Bu grubun en önemli özelliğinin kimlikleriyle barışık olması değil, bu kimliğin görünür olması. Belçika'da Brüksel Bölge Parlamentosu Mahinur Özdemir Hanımefendiyle başlayan süreç İsveç'te Bakanlık yapan Mehmet Kaplan'la devam etti. Görüldü ki tepki gelmiyor, o halde kendi ülkelerinin medeniyet kökleriyle kim barışık ise hedef alınmaya başladı. Yaşanılan bu sürecin bir siyasi soykırım olduğunu iyi görmek gerekir. Bugün itibariyle İsveç, Hollanda, Almanya, Belçika ve Fransa bu doğrultuda adımlar atmaktadır.

Derin Avrupa'nın islamofobik güçleri kararını vermiş görünüyor. İslam'ın ve Müslümanların görünür şekilde kamusal alanda bulunmasına tahammül yok. Bu durum köklerini 28 Şubat darbe sürecinden almaktadır. Zaten bir çok islamofobik uygulamanın atölyesi eski Türkiye değil midir ?

Avrupa ülkeleri tarihi bir fırsatı kaçıracak gibi görünüyorlar. İnsanı sistemin merkezine oturtan, karşılıklı saygıyı ve anlayışı hayat felsefesi haline getiren bir bölge olarak dünyaya yeni bir cazibe merkezi kurabilecek iken, genlerine uygun bir şekilde engizisyon metotlarını benimsemektedirler.

Türkiye kendi içindeki sarsıntıları atabilirse savunma hattını oluşturabilir. Ancak öncesinde bürokrasisindeki vizyonsuzluğun, bir kısım bürokratındaki öz güven patlamasının, mevzuatlarındaki köhneliğin, siyasetindeki çapsızlığın tedavisine enerji harcamalıdır. Aksi halde bu tarihi randevuya gecikerek gelecektir, birçok şey için de tren kaçmış olacaktır.

Avrupa'daki Müslüman Topluluklar ve içindeki Türkler bir ara ana vatanlarıyla bağlantı fişlerini çekerek yalnız başına nasıl daha etkin olunur kafa yormaları gerekir. Seçimlerle beraber her şey Türkiye'den beklenir oldu. Bu durum tembelliğe yol açarken birileri için de rant imkanları doğurdu. Şimdiden bir sonraki milletvekilliği seçimleri için potaya girenler var. Ancak toplumları için bunlar ne ürettiyor derseniz kocaman bir boşluk söz konusu. Avrupalı Türkleri TBMM'de boşluklar mı temsil edecek ?

Bahsettiğim tüm bu arızalardan Türk kökenli vatandaşları olan Avrupa ülkeleri bilgi sahibi. Bu ülkelerin bu kadar saygısızca hareket etmeleri toplumsal yapının ne kadar yetersiz olduğunun bilincinde olmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle, hiç gecikmeden sivil toplum kuruluşlarımız sorgulanmalı, işlevleri konuşulmalı, bağlantıları incelenmeli ve toplumu zayıflatan ne varsa teşhir edilmeli. Medya ile bağlantılar araştırılmalı, arızalar tespit edilmeli. Siyasetçilerin profilleri ve programları incelenmeli, ona göre destek verip takip edilmeli. Daha fazla sporcu, sanatçı, akademisyen çıkarılması için kafa yorulmalı. Baştan aşağı toplum ve karar alıcıları dönüşüm geçirmeli. Bu arada kendi toplumuna veya Türkiye'ye vazgeçilmez olduklarını ispat etmek için türlü algı operasyonu çeken protokol manyağı sözde kanaat önderleri de deşifre edilmeli. Daha fazla beklemeye tahammül yok, tarih bizleri beklemeyecek.