Avrupalı Türkler için Gazetecilik mesleğinin önemi..


 

Geçtiğimiz günlerde Belçika'da bulunan Milli Eğitin Bakanlığını, Anadolu Ajansı ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün temsilcilerinin Lise seviyesinde ve meslek seçme aşamasında olan Türk kız öğrencilerini gazeteciliğe teşvik etmek için bir konferans düzenlendiği haberini okudum. Devletin farklı temsil kurumlarının Avrupalı Türklerin yetiştirdiği gelecek nesillere bu yönde bir girişiminin olması, ülkemizin diaspora politikalarında olumlu gelişmeler yaşadığına işaret etmektedir.

Öğrencilerin Medya ve Gazetecilik alanına ilgi duymalarının önemi, aynı zamanda bu meslek dallarını seçmelerinde cesaretlendirilmeleri ve teşvik edilmeleri geleceğin Avrupasında Müslümanların ve Türklerin en önemli kamuoyu oluşturucusu olan Medya'daki profillerinin düzelmesine yönelik hayati etkendir. Bugün İslamofobinin ve Müslüman karşıtı nefret suçlarının artmasına destek olan maalesef Medya olmuştur.

Anadolu Ajansı, TRT ve BYEGM gibi Devlet kurumlarının bu konuya destek vermesi, ufuk belirlemesi ve somut önerilerde bulunması bir zihniyet dönüşümüdür. Ancak, asıl amaç gençlerimizin iyi gazeteciler olarak Batı'daki ana akım Medya'nın içinde yer almalarını sağlamak ve burada toplumsal duyarlılıkla hareket etmeleridir. Taraf olmaya gerek yok çünkü doğrular zaten bizden taraftır !

Lobicilik ve kamu diplomasisi açısından çok önemli bir aşama olan bu evrim hem Türk diasporasının ve Müslüman toplulukların Batı'da onurlu bir yer edinmelerine ön adım olacaktır, hem de Türkiye'ye olumlu katkı ve destek sağlayacaktır. Diaspora toplumları açısından gazeteciliğin ne denli önemli olduğunu anlamak için diğer diasporik grupların medya içindeki etkilerini ve yerlerini analiz etmek yeterlidir. Medya'da toplumsal duyarlılığın ve kimliğin temsil sözcülerinin bulunması daha etik ve dengeli haber yapılmasına destek olduğu kadar toplumun kör, sağır ve dilsiz olmasından dolayı incinebilir nitelikte olmasının da önüne geçecektir.  

Türkiye karşıtlığı, Müslüman karşıtlığı ve islamofobi benzeri nefret suçlarını engellemenin ana arterlerinden biri iyi eğitilmiş, birden fazla dil konuşabilen ve kimlik karmaşası yaşamayan sorumluluk sahibi bir neslin Medya'da yer almasından geçmektedir.

Batı Avrupa'ya gelen ilk jenerasyonun kimlik duyarlılığı perspektifinden hareket ederek bu yabancı topraklarda topluluk merkezleri ve camiler inşa etmesi sayesinde Türkçe'ye ve İslam'a yabancı kalmayan nesiller meydana çıktı. Ancak bu kavga kazanılmış değildir. Ait oldukları medeniyetin güzelliğini çifte kültürleriyle bağdaştırabilen gençlerimiz yaşadıkları bu yeni vatanlarına esenlikler katacaklardır ve mazlumun her daim yanında olacaklardır. Bu nedenle toplumsal hizmet anlayışı ile hareket eden gençliğe ve öğrencilere ihtiyaç vardır. Hangi alana yönlenirlerse yönlensinler toplumsal kimlik refleksi zaruridir.

Gençlerimizin iletişim ve gazetecilik okullarını seçmelerini bizler de tavsiye ediyoruz. Bu şekilde ait oldukları toplumun arayüzü olabileceklerdir. Bu kanımca bir tarihi misyon niteliği taşımaktadır.