Avrupa'nın değişimi eşyanın tabiatı gereği


Çin’deki Arxan ve ABD’deki Yellowstone gibi dünyadaki en güzel orman alanlarından bazıları uzun zaman önce volkanların patladığı, lavların her şeyi yaktığı yerlerdi. Şu işe bakın, volkan külü en besleyici bir zemindir. Bugün bir yanardağ gibi yanan coğrafyamızın yangını bittiğinde de umuyorum Ortadoğu en bereketli bir yer olacak. Tabi huzur ucuz bir şey değil ve geçmişten ders çıkarmak gerek... Irak, İran’la 8 yıl savaştı. Bir milyon kişi öldü, 150 milyar dolar ziyan edildi. Sonuç ikisine de yaramadı.

Savaşların bir sürü anlamı var. Yüz Yıl Savaşı’nda birbirleriyle savaşmaları Fransa ve İngiltere’de monarşiyi güçlendirmiştir mesela... Otoriterliği güçlendirir savaşlar... Ülkeler arasında etkileşimi arttırır, nüfus hareketlerine yol açar. Bolşevik Devrimi sonucunda 2,5 milyon Rus vatandaşı Batı ülkelerine gitmişti. İki dünya savaşı arasında 450.000 Polonyalı Batı’ya göç etti. Yine II. Dünya Savaşı sonunda 16 milyon Alman Kızıl Ordu'nun işgal ettiği bölgelerden Federal Almanya'ya geçti. Ama bakın şimdi göçenlerin büyük çoğunluğu Müslüman…

Avrupa göçmenlere ne kadar dayanabilir, ne gibi çözümler geliştirebilir göreceğiz… Bazı politikacılar Avrupa’da İslam’a ve çok-kültürlülüğe yer olmadığını söyleyip AB’nin göçmen kotasına itiraz ediyorlar. Bu tür kristo-romantik hayallerin kıta gerçeğine uyduğunu söylemek zor. Hatırı sayılır Müslüman nüfusa sahip Avrupa değişmeye devam edecek. Komşu coğrafyalar ile ilişkisi eşyanın tabiatı gereği artmaya devam edecek...

Bizde pek kimsenin dikkatini çekmemiş, Rus yazar Elena Chudinova, on yıl önce yazdığı Notre Dame de Paris Camisi adlı romanında 2048’de Fransa’nın Müslümanlar tarafından idare edilmesini anlatıyordu. Romanda Notre Dame Katedrali’nin Al Frankoni camisine dönüştürüldüğü, birçok kilisenin tahrip edildiği, Müslümanlığa dönmeyen Fransızların gettolarda yaşadığı ve öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını yazmıştı.

Böyle bir şey olmayacağı ortada… Chudinova’nın İslam hukukunda Müslümanlığı zorla kabul ettirme diye bir şey olmadığından, kabul etmeyenlerin öldürülmesinin söz konusu olmadığından haberi yok. Veya misyonu gereği bilmezlikten geliyor.

Kendini Hıristiyanlığa adadığından bahseden Chudinova bu konuda yazmasını bir görev olarak tanımlamış. Yani romanıyla bir uyarı yapıyordu. Avrupa’da Müslümanlar için tedbir alınması gerektiğini bildiriyordu.

Bu tür bir bilgisizliğin veya kastın bizi nerelere sürüklediğini her gün görüyoruz. Şiddetin terki, bilginin el üstünde tutulduğu bir dünyada mümkün olabilir. Yazarlar, kanaat önderleri konuşurken, itham ederken bunu bilgisizce yapmamalı tabi...

Alın size oturup konuşmamız gereken birkaç adam daha… Geçen yıl Çekya eski başbakanı Jiří Paroubek “Turecko v Trapezuntě – Türkiye Trabzon’da” başlıklı bir yazı yazdı [1]. Karel Poláček’in 1931 tarihli romanında bir piket oyuncusunun söylediği sözden yola çıkarak Trabzon kelimesine absürt ve dışlayıcı bir anlam yüklüyor. Bizdeki "dobrovski" veya “hanyayı, konyayı görürsün” gibi bir anlamla... 

Türkiye'yi Avrupa'dan dışlarken kullandığı "Trabzon" kelimesinin aslında Rum Pontus imparatorluğunun başkentinin adı olduğunu, Türklerin Rum Pontus imparatorluğunu ortadan kaldırdığını anlattıktan sonra bugüne dönüp darbe teşebbüsü nedeniyle binlerce memurun işten atıldığını ve suçlananların bir kısmına hapishanelerde zorbalıkla muamele edildiğini öne sürüyor. 

Trabzon'u böyle bir anlamda 2013'te yazdığı başka bir yazıda zamanın başbakanı Petr Nečas için de kullanmış. "Mafya liderleri, siyasi domino, Başbakan Trabzon'da" [2]... İkisinin dışında başka bir kaynakta bu kullanımı bulamadım. 

Çoğu Avrupalı siyasetçi bizimle ilgili temel bilgilere sahip değil... Ne yazık ki Müslümanlara karşı çıktıkları kadar Ortadoğu'nun yaşadığı teröre karşı bir tutum geliştiremiyorlar, bir açıklama yapmıyorlar. Trabzon'un yeni anlamı gibi bugün Batı'da Türkiye'ye, İslam'a, Müslümanlara yüklenilen anlamlar aynı derecede tuhaf... Aslında bilmiyor ve tanımıyorlar… İngiliz, Fransız, Almanlar dâhil olmak üzere Avrupa milletlerinin çoğunluğu Kavimler Göçü ile kıtaya gelen Asyalıların torunları... Bunlar Frank, Germen, Angl, Alaman, Sakson, Süev, Vizigotların, Vandalların soyları... O zamanki başat güç Roma barbar olarak nitelendirilen bu kavimlerin saldırılarıyla yıkılmıştı. Bugün Batı’ya yön verenler İslam dünyasına Roma’nın barbar kavimlerine baktığı gibi bakıyor. Bunu yaparak aslında kendi bindikleri dalı kesiyorlar. Bunu göremiyorlar. Ciddi ölçüde bir Müslüman nüfusa sahip Batı İslam’la barışmazsa Roma gibi kaybedecek. Bu çok açık...


[1] Paroubek: Turecko v Trapezunte http://www.parlamentnilisty.cz/politika/politici-volicum/Paroubek-Turecko-v-Trapezunte-461832

[2] Jiri Paroubek: Kmotri, politicka domina, premier v Trapezunte http://vasevec.parlamentnilisty.cz/vip-blogy/jiri-paroubek-kmotri-politicka-domina-premier-v-trapezunte