Batarken Kimliğe Sarılmak


 

Eski kıta Avrupa'yı sarsan krizler yeni bir dünyanın doğuş sancıları olarak okunabilir. Yeni bir dünyanın nasıl şekilleneceğinin Türkiye'nin oynayacağı role bağlı olduğunu düşünürsek mevcut durumda olumlu bir tablodan söz edilemez. Yeni bir dünyanın Avrupa eksenli oluşacağı varsayımı "eurocentrism" içeren bir yaklaşım da olabilir; ancak mevcut veriler dünyanın gidişatında Avrupa'nın ciddi rol oynadığı gerçeğinin tersini göstermektedir.

Avrupa değişmiştir. Bugünün Avrupası kendi içindeki dinsel ve etnik azınlıklar için İnsan Haklarının, demokratik prensiplerin ve eşit hakların geçerli olmadığı bir bölge halini almıştır. Popülist siyasetçilerin yüksek performans gösterdiği şoven Avrupa'nın son 50 yılda oluşturmaya çalıştığı ne kadar değer varsa birkaç yıl içinde yok olmuştur. Terörün, ötekileştirmenin, kurumsallaşan ayrımcılıkların sonucunda kendi kimliği etrafında içe kapanan bir Avrupa'dan bahsedebiliriz. Medeniyet değerlerini Hristiyan kimliğe dayandıran bir Avrupa aklının Müslüman topluluklara eşit yer verebilmesi mümkün değildir. Müslüman topluluklar Avrupa'nın vicdan testi olmuştur ve bu testi maalesef Avrupa ülkeleri kaybetmek üzereler.

Tam da böyle bir konjonktürde enformasyonun hayatımızdaki yerini görebilmeliyiz. Bilginin hızlı akışını sağlayan enformasyon, algı yönetiminin en önemli aracı olduğu kadar bilgi kirliliğinin de kaynağı haline gelmiştir. Okuma alışkanlıklarımızın zayıfladığı bu dönemde topluluk olarak kimlik inşamız hakkında endişeye düşmeliyiz. Nerede yanlış yapıyoruz ve nasıl düzeliriz konularında sancılarımız olmalıdır. Sosyal medya kimliğimizi belirlememelidir, tam aksine belirgin kimliğimizi sosyal medya'da enformasyon değeri olarak paylaşmalıyız. Eğer bu bağlamda toplumun eğitimine yönelik güçlü hamleler oluşturamaz isek, Orlando'da yaşanılan vahşi cinayet olayında görüldüğü gibi alakamızın olmayacağı bir durumdan sorumlu tutuluruz. Yaşanılan her hadise karşısında entelektüel yaklaşımlarımız olmalı. Çizilen çerçevelerin dışına çıkamayan bir aklın, çağının sorunlarına cevap verme olanağı yoktur. Tarihimizde sosyal eğitimi üstlenen hangi kurumsal yapılarsa benzer müesseseler bugünün donanım eksikliğine reçete üretmeliler. Devlet ise bu kurumların misyonuna destek vermelidir.

Almanya Federal Parlamentosunun Ermeni iddialarını destekleyen kararı alma sürecinde Türk toplumundan haklı bir tepki beklenmişti. Milyonlarca vatandaşın bulunduğu bir coğrafyada ve bir çok bölgeden yola düşen otobüslere rağmen meydanı ancak 5000 kişinin doldurmuş olmasına kızmış olabiliriz. Ancak bu duyarsızlığın temelinde yatan başlıca sorun eğitimsizliktir. Bu nedenle eğitim meselesi daha kapsamlı bir diaspora politikasının oluşturulması ve takip edilmesine endekslidir. Maalesef 65. hükumetin programında yurt dışındaki vatandaşın yeri çok zayıflamıştır. Göz ardı ettiğin vatandaştan hizmet ve tepki beklemek doğru olmaz. Diline, dinine, kültürüne ve tarihine yabancılaşmış bir topluluğun anavatanından tamamen kopması kaçınılmazdır. Henüz geç kalınmış olmasa da göstergelerin hem Avrupa'daki Türklerin hem de Avrupa'daki Müslümanların aleyhine bir eğim çizmektedir. Özellikle de Avrupa ülkelerinin dışlama reflekslerinin sonucu olarak aşırı sağın yükseldiği ve siyasi basamakları tek tek çıktığı bu dönemde durum parlak görülmüyor. Şimdi kimliğe sarılmanın tam vaktidir!