Brüksel hattında Suriye krizi..


 

Türkiye, Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından itibaren Yabancı Terörist Savaşçılar konusunu çeşitli hükümetlerarası platformlarda gündeme getirmiş; özellikle rejim yanlısı milislerin komşu ve yakın ülkelerden Suriye’ye giriş yaptığı konusunda uyarılar yapmıştı. Yabancı terörist savaşçılar yalnızca DAEŞ saflarına katılan militanlarla ilgili gündeme gelmekteyken; İran ve Lübnan başta olmak üzere yabancı ülkelerden gelen rejim yanlısı ya da diğer örgütlere mensup binlerce Yabancı terörist savaşçı hiç bir şekilde dikkate alınmamış ve yalnızca Türkiye üzerinden geçiş yapanları konu edinen yaklaşımlar Türkiye'yi şüpheli pozisyonunda tutmayı sağlamıştır.

Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada şiddet olaylarının başlangıcından itibaren Türkiye-Suriye sınırında alınan güvenlik önlemleri, yabancı terörist savaşçılar başta olmak üzere çeşitli sorunlarla bağlantılı olarak gündeme geldi, getirildi ve ekseriyetle hükümet karşıtı dezenformasyon üzerinden Batı ülkelerinde kamuoyu oluşturulmasını sağladı.

Rusya ile Türkiye'nin arasındaki askeri, siyasi ve diplomatik kriz Batı basınında yine aynı pencereden okundu. Özellikle Türkiye'nin DAEŞ'e destek verdiği, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakınarının DAEŞ ile petrol ticareti yaptığı gibi konular tekrar tekrar gündeme getirildi. Brüksel'deki Rus diplomatlar bu krizin aşılabileceğine, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun bu konuda en iyi diplomat olduğuna, uçağın düşürülme kararının belki de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın haberi olmadan NATO veya ABD'nin işi olduğuna vurgu yapsalar da, Türkiye aleyhindeki kamuoyunu oluşturmaya devam ettiler. İşin en ilginç boyutu daha düne kadar özellikle Ukrayna kriziyle birlikte Rusya ile ilişkiler asgariye indirilmişken, bugün Türkiye ile çatışmaya girmiş olan Rusya ve İran referans olarak gösterilebiliyor. Bu iki ülkenin diplomatik alan kazanmasına Türkiye'nin ciddi katkı sağladığı da söylenebilir.

Türkiye aleyhine ileri sürülen iddialardan biri de Yabancı Terörist Savaşçılarla ilgili gerekli önlem alınmaması ve tam tersine bazen kolaylık sağlanmasıyla ilgilidir. Özellikle Paris'teki son saldırılarla birlikte bu teröristlerin Türkiye bağlantısı olup olmadığı sürekli ilgi konusu. DAEŞ Türkiye'de terör saldırısı yapmış olsa bile, devletin bir parmağı olabileceği sürekli dikkatlere getiriliyor. Oysa Yabancı Terörist Savaşçılar Batı başkentlerindeki havalimanlarından uçuyorlar ve bir çoğunun önceden takibe alınmış olmasına rağmen hiç biri engellenmiyor. Aralarından bir kısmıyla ilgili bilgilendirme Türk makamlarına zamanında yapıldığı takdirde Türkiye'ye girişleri engelleniyor.

Türkiye, Suriye ve Irak ile toplam 1.300 km uzunluğunda kara sınırına sahiptir. 2011 yılından itibaren sivillere yönelik “açık kapı politikası” benimseyen Türkiye’de, Kasım 2015 itibariyle 2.2 milyonu aşkın Suriyeli bulunmaktadır. Ayrıca 200 bini aşkın Iraklı Türkiye'ye sığınmıştır. Birleşmiş Milletler verilerine göre Türkiye, dünyanın en çok sığınmacı ağırlayan ülkesidir. Kanada'ya sığınan mültecilerle ilgili promosyon çalışmalarına hepimiz şahit olduk. Türkiye bu alanda yine zayıf kaldı. Üstelik Batı ülkeleri mültecilerin içinde ayrım yaparak nitelikli vasıflara sahip olanları seçerken, Türkiye ayrım yapmadan olabilecek en güzel şartları ortaya koyma gayretinde ve etnik kimliği, cinsiyeti, dini ve mezhebinden bağımsız olarak tüm kayıtlı sığınmacılara kamu hizmetlerinden faydalanma hakkını vermiştir.

Bölgede terör örgütlerinin güçlenmesi ve Yabancı Terörist Savaşçılar sorunu, Ortadoğu’da yaşanan siyasi krizlerin doğurduğu birçok sorundan yalnızca bir tanesidir. Bu sorunların temelinde, Suriye rejiminin katliamlarının olduğu unutulmamalıdır. Sorunu ortaya çıkaran sebep varlığını sürdürdükçe, uluslararası toplum bu sorunlarla boğuşmaya devam edecektir. Paris, Londra ve Brüksel'i terk edip şiddetin ve savaşın kucağına atlayan yoldan çıkmış gençler bu bölgede yaşanılan haksızlıklara baş kaldırdıklarını düşünmektedirler. Yabancı Terörist Savaşçılar sorunu uluslararası bir sorundur ve uluslararası çözümler gerektirmektedir; bu savaşcı akışı Türkiye’nin tek başına çözebileceği bir sorun olmadığı gibi sadece Türkiye’nin sorumluluğunda olan bir konu da değildir. Yabancı Terörist Savaşçıların doğdukları, büyüdükleri ve vatandaşı oldukları ülkelerden ayrılmadan engellenmesi, Türkiye’ye geldikten sonra yakalanmasından çok daha kolaydır.

Suriye’de faaliyet gösteren terör örgütlerine katılımının Türkiye tarafından engellenmesi, kaynak ülkelerin şüpheli vatandaşlarıyla ilgili istihbarat paylaşımında bulunmasına bağlıdır. Yılda ortalama 40 milyon turistin ziyaret ettiği Türkiye, dünyada en çok turist alan altıncı ülkedir. Ülkemize yasal yollardan giriş yapan yabancı ülke vatandaşlarının tamamının takip edilmesinin teknik olarak mümkün olmadığı gibi kişisel özgürlüklere de aykırıdır. Paris ve Brüksel bu konuda bundan sonraki dönemde daha duyarlı olur mu bilemiyorum ancak bugüne kadar süregelen işleyişin devam edemeyeceği de artık anlaşılmıştır ve Avrupa ülkelerinin öncelikle kendi sınırları içinde, havaalanı ve limanlarında gerekli güvenlik tedbirlerini almaları ve Türk yetkililerle isim/veri paylaşımında daha aktif olmaları gerekmektedir.

Yabancı Terörist Savaşçıların önemli bölümü Avrupa ülkelerinden gelmektedir. Avrupa’da radikalleşmeyi önleyecek tedbirlerin alınmaması, İslamofobi ve entegrasyon sorunları, şüphelilerin yurtdışı seyahatlerinin engellenmemesi gibi sebepler Avrupalı katılımcıların sayısını yükseltmektedir. Batı kaynaklı analizlerde radikalleşme sorunu dini ve kültürel motiflerle açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu “oryantalist” bakış açısı, radikalleşme sorununu açıklamaktan son derece uzaktır. Tam aksine, bölgede radikalleşmeye yol açan süreçler tamamen siyasaldır; temsiliyet ve meşruiyet krizinin, bölgesel ve küresel siyasetteki başarısızlığın bir neticesidir.

Türkiye, Suriye’de radikalleşme süreçlerini ve sınırında DAEŞ terör örgütünün bulunmasını bir ulusal güvenlik tehdidi olarak görmektedir. Bu konuda Batı başkentleriyle aynı çizgide olmamıza rağmen özellikle Medya'da var olan art niyetli tutumu yakından incelemek gerekir. Örgütün, ülkemizi hedef alan terör eylemleri bu durumu teyit etmektedir.

2014-2015 yıllarında Türkiye-Suriye sınırında yasadışı sınır geçişi sırasında yakalanan toplam şahıs sayısı 210 000 civarındadır. Türkiye DAEŞ tehdidinin öne çıkmaya başladığı ilk günden itibaren bu konudaki mücadelenin lider ülkesi haline gelmiştir ancak algılarda karşı mücadele etmediği iddiası sürekli vurgulanmıştır. Brüksel'de Avusturya'nın AB Daimi Temsilciliğinde Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da katılımıyla gerçekleştirilen mini zirve hem mülteci sorunu konusunda kalıcı çözümleri konuşma, hem de Yabancı Terörist savaşcılar konusunda Türkiye'nin duruşunu tekrar vurgulama imkanı vermiştir. Rusya ile başlayan krizle birlikte mülteci sorunun Avrupalıların korkulu belası haline gelmiş olması Türk hükümetini ve diplomasisini vazgeçilmez hale getirmiştir. Ülkemizin bu konudaki en önemli kozu Suriye kriziyle başlayan süreçte taraf olan birçok başkentin tersine başta belirtilen ilkelerinden vazgeçmemiş olmasıdır. Günümüz dünyasında bu ilkelere maalesef birçok uygar toplum yabancılaşırken Türk Hükümetinin vicdan ve merhamet yaklaşımı politik insani yardım malzemesi haline gelmiştir.