Brüksel Sokaklarında Türk Siyaseti


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Avrupa'ya 50 yıl önce gelen vatandaşlarımız ilk defa bağlı oldukları misyonların aracılığıyla Cumhurbaşkanlarını seçmek için oy kullanmışlardı. Göçün "gurbetçileri" için sembolik açıdan bu çok önemliydi.

Yeniden seçim Avrupalı Türkler için de son derece ilginç gelişmelere neden oldu. Bugüne kadar 3 seçim için sandığa giden seçmen sonuçtan çok uygulanan yöntemlerden memnun değildi. YSK'nın bir sonraki seçimlerde hangi metodu uygulayacağını kestirmek zor, ancak bugüne kadar tüm seçmenler için geçerli olan ortak realite Avrupa'daki seçmenin sandığa ulaşabilmesinin meşakkatli olmasıydı. Kilometrece yollardan gelip saatlerce yağmur altında bekleyen vatandaşa demokrasi ödülü vermek gerekir.

Haziran ve Kasım seçimlerinin Brüksel eksenindeki sonuçlarına ayrı bir yazıda değinebiliriz. Bir sonraki seçimde muhtemelen Avrupa'dan vekiller de olacaktır ve rekabet daha çok kızışacaktır. Umarım bu siyasi çekişmeler diasporik bir yapıya doğru evrilmesi gereken Avrupalı Türkler içinde daha fazla kutuplaşmaya neden olmaz. Bugüne kadar kendi içinde bölünmüş bir diaspora pek görülmüş değildir. Böyle bir diasporanın lobi gücü de olmaz zaten. Dolayısıyla asıl sorunsal bir yandan Türkiye siyasetine doğal haklar çerçevesinde daha çok dahil olan bir toplum var iken aynı zamanda bu toplumdan bulundukları ülkelerde güçlü bir siyasi aktör olmasını beklemek mucizevi bir başarı olacaktır. Bu sorunun muhatapları Türkiye'deki tüm partilerdir. Avrupalı Türklerin geleceğini, güvenliklerini, onurlu yaşamlarını belirleyecek bir faktörden bahsediyoruz. Bu konulara vakıf ve ehliyetli olan Avrupa'da yetişmiş milletvekillerine düşen en önemli sorumluluk bu hassas denge üzerinden doğru temelleri inşa etmek olacaktır. Zira Türkiye'de bir gün Diaspora Bakanlığı kurulacak olursa onun muhtemel Bakanı da Avrupa'yı ve Avrupalı Türkleri iyi tanıyan bir milletvekili olmalıdır. An itibariyle görev Avrupalı Türklerin muhatap kurumu Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığına düşmektedir. Bu yeni dönemde Başkanlığın sorumlulukları artmıştır ve Avrupa'daki vatandaşlarımızın tüm çeşitlilikleriyle kucaklanması konusunda onlardan yeni beklentiler belirmiştir.

Bu seçimlerin hem Belçika basınında, hem Avrupa basınında, hem de Belçika'daki Türk toplumu içinde en önemli motivasyon faktörü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ismi olmuştur. Ankara'daki terör saldırıları, toplumumuzun tüm kesimleri sarsmıştı. Bu olumsuz atmosferde Milli Takım'ın Fransa Turnuvasına katılmaya hak kazanması ayyıldızlı bayrak etrafında insanlarımızın buluşmasına vesile oldu. Kazanan Türkiye her zaman taraftar toplar ! Ancak son aylardaki olumsuz uluslararası konjonktürde son derece belirleyici olan iki Brüksel merkezli gelişmeden de ayrıyeten bahsetmek gerekir. Birincisi Suriyeli mülteciler krizinin AB açısından bir kritik soruna dönüşmesi, ikincisi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'nin konuk olduğu Europalia Festivali vesilesiyle Belçika Kralı tarafından Brüksel'e davet edilmesi.

Türkiye'deki rejimin otoriterleştiğini iddia eden ve yer altı örgütü mahiyetinde çalışan yapılarla birlikte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aslında Müslüman kimliğinden rahatsız olan islamofobik çevrelerin ortaklaşa yürüttükleri itibarsızlaştırma kampanyaları, adeta algı operasyonları ve dezenformasyon çalışmalarına dönüşmüştü. Basın ve ifade özgürlüğü, adalet önünde eşitlik ve hukuk, terörle mücadele, azınlıkların hakları, polis şiddeti gibi "Midnight Express" klişeleri üzerinden yürütülen bu şeytanlaştırma girişimlerinin oluşturduğu kamuoyunu bu iki gelişme bozdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Brüksel ziyareti son derece olumlu ve üst düzey görüşmelerle devam ederken Belçika Kraliyet nişanıyla da taçlandırıldı.  Basında yaratılmak istenen olumsuz havanın ancak detay, uydurma ve periferik konularda polemiklerden oluşması bunun başlıca kanıtıydı. Doğrudan eleştirilecek bir arıza bulamayan Türkiye karşıtı medya bu tür polemiklerden medet umsa da umduğunu bir türlü bulamadı. Bu ziyaret Türkiye'yi AB karşısında yeniden konuşulabilir bir muhatap olarak benimsetti ve Merkel'in ziyareti buradan alınan güvenle gerçekleşti. AGİT gözlemcilerinin yanlı söylemlerine rağmen 1 Kasım seçimlerinin sonucuna gecikmeksizin pozitif tepki veren AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Dış İşleri temsilcisi Federica Mogherini karşılarında güçlü bir hükümet ve muhatap bulmalarının ne kadar önemli olduğunun farkında olmalarının sonucudur. Bu gelişme diğer yandan son bir aylık konjonktürdeki değişimle de okunmalıdır.

Dış Basın "Erdoğan'ın AKP'si" yaklaşımlarıyla ne anlatmaya çalıştı bu süreçte, Brüksel sokaklarından baktığımızda daha net görebiliriz. Yurtdışındaki Türk toplumu Türkiye'de olduğu gibi AK Parti hareketinin liderine ya tamamıyla bağlı ya da tamamıyla karşı. Her türlü motivasyon kaynağı olarak heyecanlara, sevgi sellerine, muhabbete kaynak olan Erdoğan ismi bazı kesimlerde nefrete ve düşmanlığa da neden oluyor. Bu Erdoğan düşmanlığının Avrupa'daki mekanik dişlileri Türk toplumu için de geçerlidir. Bu dişlilerin kurulumu ve fabrika ayarlarının ortak bir aklın üretimi olması bu nefretin mekanizmalarını inceleyen ayrı bir analiz yazısına konu olmalıdır.

Ancak taraftarların penceresinden bakıldığında gösterilen sevgi emareleri azınlık toplumu olarak yurtdışındaki vatandaşlarımızın yurttaşlık öğrenimlerindeki eksiklikleriyle özetlenebilir. Brüksel'deki sokak lambalarının Cumhurbaşkanı Erdoğanın afişleriyle donatılması şüphesiz yerli Belçikalıların ne düşüneceğini görmemezlikten gelmekle izah edilebilir. Politik bir sevgi ifade edilirken bir "Dünya Liderinden" bahsediliyorsa eğer, taraftarları hem küresel bakışı yakalayabilmelidir, hem de empati duyuları çok daha hassas olmalıdır. Zafer kutlamaları yapılırken muhalif bir Parti'nin taraftarlarıyla it dalaşına girilmesi yine olumsuz sonuçlara neden oldu, iktidara gelen ve dört yıl boyunca Türkiye'yi huzur içinde yönetmeye aday bir partinin taraftarlarının amigo gibi davranmaması gerekir. En azından böyle bir görüntüye meyil verecek her türlü provokasyon ortamının oluşmasını engelleyebilmelidirler. Demokrasiye yeni alışan bir toplum görüntüsü veriyoruz, oysa tüm bu olayların önümüzdeki seçimlerde oy kullanma işlemlerini zora sokabileceğini hesaplayamıyoruz.

Bu bağlamda toplum önderlerine çok iş düşüyor. Bugün en önemlisi Başbakan Davutoğlu'nun söylediği gibi kucaklaşma ve birlikte hareket etme vaktidir. Bu Türkiye için ne kadar önemli ise, milli meselelerde ortak hareket etme reflekslerini kaybetmeye başlayan Avrupalı Türkler için misliyle daha önemlidir. Avrupa'dan baktığımızda Türk siyaseti için önemli görevlerden birinin Alevi toplumuyla sağlanması gereken güven restorasyonu olduğu görülmektedir. Alevilerin kimliklerini, inançlarını, doğrularını veya yanlışlarını tartışmak teoloji uzmanlarının ve sosyologların meselesidir, ancak bu toplumun beklentilerini ve ihtiyaçlarını karşılamak devletin ve hükümetin öncelikli sorumluluğundadır. Aksi halde Türkiye karşıtı güçler Alevi toplumlarında hissedilen hüsranı kaşımaya devam ederek yeni toplumsal kırılma noktaları oluşturacaklardır. AK Parti buralarda da belirli kesimlerde umudu, onuru, öz değerleri simgelediği için ezici çoğunluğu yakaladı, ama unutmamalı ki konu AK Parti tabelası değil, AK Partinin global vizyonunun, misyonunun ve mesajının evrensel bir bakışla taşınabilmesidir.

Yurtdışında yaşayan toplumumuz için belki de her yer Türkiye'dir, ancak gerçekten hem kendi toplumuna hem de anavatanına faydalı olacak güçlü bir diaspora olmamız gerekiyorsa, burası öncelikle Belçika’dır !