Brüksel'de Sonbahar Etkinlikleri


 

 

            Nazif Gürdoğan Hocam'ın Brüksel'i yeni Kızıl Elma olarak tarif ettiği yazısını keyifle okuduğumda, Brüksel'in politik yüzünü yaşayan biri olarak bize de bir şeyler karalamak düşer diye söylenmiştim.

            Medeniyet tasavvurumuz üzerinden dünyaya anlatacaklarımız olmalı diyorum çok uzun zamandır. Bunun için, Türkiye'de sessiz bir devrim gerçekleştirdiğini bir çoğumuzun kabul ettiği mevcut iktidar, sadece politik bir aygıt olmaktan çıkarak bir medeniyet taşıyıcısı olmalıdır. Mesela ağır ve aksak ilerleyen, Avrupa Parlamentosundaki düşmanlık ve samimiyetsizlik nedeniyle başarılar yakalaması çok zor olan AK Parti Brüksel temsilciliğinin yerini yine Brüksel merkezli bir AK Vakıf kurgulanarak başta Avrupa olmak üzere dünyaya değerler üzerinden farklı bir mesaj verebilir.

            Son yıllarda küresel adaletsizliklere karşı bir sözümüzün olması gerektiğine inanıyorum. Politik kazanımların önemini kimse yok sayamaz. Ekonomik atılımlar, çılgın projeler, refah düzeyinin yükselişi, bazen anlaşılmayan dış politika hamleler, adeta acımasız bir satranç oyununa benzeyen siyaset dünyası, daha geniş perspektifden bakmamızı engelleyebilir. Oysa elimizde ne var ? 15 Temmuz'da şaha kalkmış ciddi oranda ve ölümüne bir millet desteği. Gerisi zaten yalan! Bu desteğin işaret ettiği nokta ise, medeniyet köklerimizden gelen duruşumuzun milletimiz ve hatta dünya mazlumları nezdinde karşılık bulmasıdır.

             İnsanlık tarihinde ciddi atılımlar gerçekleştiren bir milletin evlatları olarak geçmişimizle gurur duymamız gerekir. Ancak kutsallaştırmadan hatalarımızdan da ders çıkarabilmiş miyiz, şüphelerim var. Açık söyleyeyim, biz halen büyük bir devlet değiliz. Bazen Allah'ın yardımıyla, büyük bir devletin de yapamadığı başarılı işlere imza atıyoruz, o kadar. Büyük bir devlet olmayışımızın en önemli göstergesi 15 Temmuz hain darbe girişimi olmuştur. Yapımızın buna müsaade ettiğine göre büyük devletlere özgü bir sistemimiz olmadığını anlıyoruz. Ayrıca böyle bir demokrasi karşıtı, milli iradeyi hiçe sayan ve hukuk devletini askıya almayı hedefleyen girişimi dünyaya tam manasıyla anlatabilmiş değiliz. Anlaşılan, Cumhurbaşkanımızın etkin kişiliği olmasaydı ihanet odakları bu girişime gerek dahi duymadan ülkemizi kontrol edebilirlerdi.

             Batı kamuoyunda ve medyasında Türkiye karşıtı algı operasyonlarının ve dezenformasyonun düşmanlık safhasına çıktığını uzun zamandır anlatıyoruz. Brüksel bu konuda bir merkez işlevi görüyor. Diasporik yapımızın yoğun olmasına rağmen insan potansiyelimizi tam anlamında kullanabilmiş değiliz. Akraba toplulukları da harekete geçirebilmiş değiliz. Son derece amatör girişimler söz konusu. Aynı zamanda çakallık derecesinde oportünist davranan, bazen kripto FETÖ üyelerinin de içinde olduğu sözde lobi çalışmaları mevcut. Bu karmaşanın temelinde sistemsizlik yatıyor. Hükümetlerarası kuruluşlarda geriden gelmemizin sebebi lobi stratejilerimizin bir merkezden kurgulanamayışı var. Son haftalarda ipini koparan Brüksel'de soluğu alıyor. Türkiye'den kaçan FETÖ üyeleri de bunu yapıyor, Türkiye'ye dönmeyen FETÖ üyesi diplomatlar da, FETÖ ile nasıl etkin mücadele ettiğini ispat etmeye çalışan gezginler de. Farklı kurum, kuruluş ve girişimler, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a algı operasyonu amacı taşıyan ve ne denli kendisiyle aynı çizgide olduklarını ispatlamak için Brüksel'de etkinlik düzenleyip tweet atıyorlar. Genellikle kendi kendilerine konuştukları, bazen de ikinci sınıf muhataplarla yüzleştikleri organizeler söz konusu. İşin en tuhaf yanı, bu etkinliklerin bir kısmında veya tamamında FETÖ üyesi olduğu bilinen veya kripto FETÖ'cüler de var. Bu nedenle 15 Temmuz darbe girişimi gibi argümanları açık ve net olan bir meseleyi Brüksel'de de sulandırdık. Bu yalnızca bir hükumet problemi değil, aynı zamanda devletimizin zayıflığının farklı açıdan göstergesidir. Bu sistem tamamıyla çökmüştür. Başkanlık sistemine olası geçiş bu durumu tedavi edecekse anlamlı olur kanımca. Aksi halde, ağaca toslayan keçi gibi Don Kişot sendromu yaşayan psikolojik analiz deneyi olarak tarihte yerimizi alırız.

             15 Temmuz'un acı faturasının karşılığında, yıllardır Cumhurbaşkanımızın yakın çevresiyle ve hükümetimizin bazı üyeleriyle sıcak temasları sayesinde Brüksel'de türlü dolaplar çeviren yarı kripto menfaat şebekeleri de artık deşifre olacaktır diye düşünen başta AK Parti seçmeni olmak üzere, tüm vatanseverler ciddi hayal kırıklıklarına uğramaktalar. İbre bu çevrelerden yana dönmüş görünüyor. Sözde FETÖ karşıtı girişimleri onlar organize ederek sessiz sedasız yangından mal kaçırıyorlar. Tezgah yine aynı tezgah. Bu durum kimsenin gözünden kaçmıyor.

             Bu arada islamofobik yapılar mesafe kazanmakta, menfaat odakları, her türlü tezgahı kurgulayan çıkar grupları ve FETÖ'cü hainler hız kesmeden ihanetlerinde ısrar etmekteler. Avrupa'nın farklı ülkelerinde siyasi çalışmalar yapan İslam karşıtı ve Müslüman düşmanı siyasi oluşumlar birleşerek Brüksel'de bir Ofis açtılar. Üstelik Avrupa Komisyonundan 600 bin Euro destek alarak. Bu gruplar kadar inamıyorsak başaramayız. Kendi gelecek kaygımıza göre hareket ettikçe de bireysel ikbalimiz belki gelişir ama gemimiz su almaya devam eder. Tarihi bir sınav vermekteyiz, soruları çalanlar yine kazanmamalı.