Dijital Çağda Öğretmen Olmak


Yıllardır iyi öğretmen yetiştirme konusunda çeşitli düzey ve içeriklerde çalışmalar, paneller, programlar yapılmaktadır. Aslında iyi öğretmenin nasıl olması gerektiği konusunda hemen herkesin üzerinde anlaşabileceği ortak noktalar var. Bunların bir kısmı artık harcı âlem özellikler;  mesleğini sevmek, yeniliklere açık olmak, öğrenciyle empati kurabilmek, sabırlı ve anlayışlı olmak,  alanına hâkim olmak, bilgiyi aktarma becerisine sahip olmak, güncel gelişmelerden haberdar olmak… Bu listeye aklınıza gelen bütün iyi nitelikleri ekleyebilirsiniz. Sorun bu formatta, kapasite ve kalitede öğretmeni yetiştirmek. Öğretmen adayı nasıl seçilecek, hangi müfredatla eğitilecek, mesleki/toplumsal hiyerarşide nerede yer alacak. Bu önemli bir nokta çünkü ülkemizde genel kanı, öğretmenlikle ilgili bölümleri tercih edenlerin göreceli olarak daha düşük puan alanlar olduğu yönünde. Amiyane tabirle "hiçbir şey olamazsa bari öğretmen olsun" anlayışı... Diğer mesleklerle karşılaştırıldığında öğretmenlerin ekonomik ve sosyal statü açısından basamağın daha alt kısmında yer aldıkları bilinmektedir.  Bu da “mesleği, bilerek ve isteyerek değil, mecburiyetten” seçmeye yöneltiyor.

Türkiye’de hem orta öğretim, hem de yükseköğretim düzeyinde, dünya ölçeğinde eğitim veren kurumlarımız var. Bu kurumların donanım, öğretmen/öğretim üyesi ve öğrenci profilleri incelenerek sağlıklı bir model inşa edilebilir. Bu model üzerinden gidilerek, sorun nereden ve kimden kaynaklandığı tespit edilebilir ve buna uygun çözüm aranabilir. Böylece her yıl eğitim-öğretim alanında neden sınıfta kaldığımıza dair gereksiz tartışmalar da son bulmuş olur;  sorun öğrenci mi, sistem mi, donanım mı, öğretmen mi, öncelikli olarak cevap verilmesi gereken sorular bunlardır.

Bugüne değin öğretmen nasıl yetiştirilmeli sorusuna verilen cevapları bir araya toplasak bir ansiklopedi çıkar ortaya. Eğitim Fakültelerimiz bu amaçla kurulmuştur. Bu fakültelerde daha iyi eğitim, öğretim yöntemleri konusunda sempozyumlar yapılmakta, bilimsel makaleler ve kitaplar yazılmaktadır. Bunların yansımalarını da ne yazık ki göremiyoruz.

İyi bir öğretmen yetiştirmenin birinci kuralı, bu mesleği tercih edeceklerin seçilme biçimidir. Örneğin fakülteye kabulde, hangi branş için kaç puanlık bir asgari puanın gerekli olduğu saptanmalıdır. Üniversiteye giriş sınavında ilk 1000’e girenlere şu kadar burs vereceğiz tarzı reklam amaçlı açıklamalarla öğretmen seçimi yapılamaz, yapılmamalıdır. Türkiye’de, Türkiye’nin öğretmen ihtiyacından fazlasını karşılayacak sayıda Eğitim Fakültesi var. Sokakta dolaşan genç sayısı azaltmak için düşürülen puanlar iyi bir öğretmenin yetişmesinin önünü tıkamaktan başka bir işe yaramamaktadır. Alt yapısı ve akademik kadrosu tamamlanmadan yeni fakülteler ve bölümler açılmamalıdır. Öğrenci sayısı ciddi oranlarda düşürülmelidir. Bu sayı 25-35’ten fazla olmamalıdır. Gençlerin illa fakülte mezunu olması isteniyorsa, Açık Öğretim Fakültesi bu işi görmektedir.  

Fakültenin kalabalık olması, ülkeye hizmet edenlerin sayısını ve miktarını artırmamaktadır. Sorumlu ve yetkililerin bunu bilmiyor olmaları düşünülemez. Günübirlik politik kaygıları, daha çok genci öğrenci yapma anlayışı, bugün şikayetçi olduğumuz nitelikli öğrenci sayısını sürekli düşürmektedir.

İkinci konu müfredatın güncelliğidir. Çağın gereklerine uygun dersler ve ders içerikleri sürekli güncellenmelidir. Dört yıllık bir eğitimden sonra yardımcı ders kitabı olmadan derse giremeyen bir öğretmen adayını hangi müfredatla ve hangi öğretim yöntemiyle eğittiğimizi dönüp tekrar tekrar düşünmemiz gerekir.  Bir öğretmeni okul yıllarında tuttuğu notlarla ders işlemek zorunda bırakan nedenleri süratle bulup çözmek zorundayız. Öğrencinin meslek hayatında pek az ya da hiç ihtiyaç duymadığı derslere eğitici yetiştiren bölümlerin müfredatlarında yer verilmemelidir. Teknolojinin sağladığı kolaylıklardan azami ölçüde yararlanmanın yolları aranmalıdır. Aslolan sınıfa akıllı tahta koymak değil, akıllı tahtayı sınıfta kullanmaktır. Her ders için videolar hazırlanmalıdır. Hoca, sınıfta anlattığı dersi, sınıfta ya da sınıf dışında kaydetmeli ve elektronik ortamda paylaşmalıdır. Böylece öğrenciye, anlamadığı dersi istediği kadar tekrar imkânı sunulmalıdır.

Eğitim Fakülteleri, birinci sınıfı hazırlık, iki, üç ve dördüncü sınıfları mesleki dersler ve son sınıfı uygulama olmak üzere beş yıl olmalıdır. Öğrenci son yılda aynı zamanda bir bitirme tezi hazırlamalıdır. Bir diş hekiminin, bir eczacının beş yıl eğitim gördüğü düşünülürse, bu süre,  işi insan yetiştirmek olan bir meslek mensubu için son derece makul hatta gereklidir. Öğrenciler, neyi ya da neleri bilmezse öğretmen olamayacağı konusunda bilgilendirmelidir. Öğrenciye Google bilgileri yüklemek ve bunları istemek zaman israfıdır.  Bunun yerine araştırıcı ve çözümleyici bir yöntem izlenmelidir. Yıllardır benzer şeyler söylendiği halde beklenen düzeyde bir sonuç alınmadığı herkesin malumudur. Öğretim üyeleri bu konuda teşvik edilmeli ve desteklenmelidir. İşe yaramayacağını bile bile salt müfredatta yer alıyor diye öğrenciye ezberle-unut içerikli bilgi yüklememesi konusunda uyarılmalıdır.

Dış paydaşlarla program alış verişi yapılmalıdır. İyi örnekler seçilmeli ve bunlar ülke koşullarına uygun hale getirilmelidir. Eğitimde yitirilen zaman, her alanda ciddi kayıplar anlamına gelmektedir. Bir an önce eyleme geçilmelidir. Kaydedilen ve kaybedilenleri, başarı ve başarısızlıkları denetleyen bir kurul oluşturulmalıdır.

Sonuç olarak

Eğitim Fakültelerinin yapısı güncelleştirilmeli, öğrenci alımları belli koşullara bağlanmalıdır. Öğretmenliği meslek olarak seçeceklere saygınlık kazandıracak düzenlemeler yapılmalıdır. Eğitim süresi yeniden gözden geçirilmelidir. Öğrenci sayıları mutlaka azaltılmalıdır. Mevcut öğretmenlerin bilgileri hizmet içi eğitimle güncellenmelidir. En iyi sistem uygulansa bile, asıl aktörün öğretmen olduğu akılda tutulmalıdır.