İsviçre Seyahati - III


Wintertur-Liechtenstein

Bugün pazartesi Altan işe gidecek. Güvense iş gezisine.  Bu yolculuğa beni de al demiştim Güvene, sağolsun kabul etti. Wintertur İstasyonunda buluşacağız kısmetse.

Sabah uyanınca Altan işe giderken beni Stettbach İstasyonuna bıraktı. İşte ilk defa yalnızım ve iki kelimelik dilimle bakalım neler başarabileceğim?

Önce tren için bilet almalıyım. Bu o kadar kolay değil. Elbet İngilizce bölümü de var ama ben inat ettim Almanca ile bilet alacağım. Bir günlük 12 CHF. Bu pahalı ben kısa mesafe alayım diyorum, bir gidiş bir dönüş diye uğraşıyorum. Sonunda 6,35 CHF’lik buldum bir yerinde otomatik satış noktasının. Panoda trenin gelmesine de 3 dakika var. İki bilet ve bozuklukları kapıp koşuyorum, trene yetişeceğim. Arkamdan bir hanımefendi bana seslenip otomatı gösteriyor. Tabii ya, 50 Frank atmıştım makineye. 13 franka iki bilet ve 7 frank bozukları almıştım, 30 frank öylece duruyor iade bölümünde. Geri dönüp alıyorum, teşekkür ediyorum hanımefendiye ve dinine kurban olduğum ne güzel, şu ahlaka bak diye imreniyorum. Bizde olsa cimrinin paracıklarının başına neler gelirdi, kimbilir.

İniyorum istasyonun alt katına ve Wintertur trenine biniyorum. Panolar gelen treni, uğrayacağı istasyonları yazıyor, o kadar da dakik ki 07.03 de geliyor gâvurun treni. Ne erken ne de geç. Güven daha evden çıkmamış. İstasyon kafeye girip bir kahve alıyorum, yanında bir kurabiye ikram. İşte sigara altı tamam.

Bitirince Güven de gelmiş, Tiguanı ile. Artık yolların fatihi ile keşfi sürdürebiliriz. St Galen yolundan Liechtenstein’a geçip Vaduz’a geliyoruz.  Küçücük bir ülke. İsviçre ile Avusturya arasında. Zengin ve kültürlü. O kadar ki gittiğimiz kafede şeker paketleri üzerinde Emile Zola’dan Roosevelt’ten vecizeler. Burayı bir Türk işletiyor. Sonra Güvenin bir arkadaşı ve meslektaşı İbrahim Beyle buluşuyoruz. İbrahim Bey bana Vaduz’u anlatıyor. Prensliği, meşruti monarşik idaresini, meclis ve resim galerisini. Geçtiğimiz caddenin altında altın ve para kasaları varmış. İbn Arabi’nin “taptığınız ayağımın altında” sözü geliyor aklıma. Gerçekten parasal imanın sıcaklığı ayaklarımı yakıyor. Tepeye hâkim bir noktada prensin şatosu ve huzur veren dinginliği, dağın yamacına kurulu düzenliliği insanı mest ediyor.

 

Bu Avrupa bir garip. Küçücük bir bölgeden oluşan devletcikler. Huzur ve refah içinde yaşıyor. Doğuda büyük devletler bile kalıcı olmak emniyetinden uzak iken.

İbrahim Bey direksiyonda artık Avusturya’ya geçip Feldkirch’e gidiyoruz. Burada 4 katlı dar bir apartmanda saatçi bir aile işletmesine ulaştık. Giriş kat vitrini ile satış mahalli. Diğer bölümler imalat, mesken filan. Kuşaklar boyu bu işi sürdüren bir aile. Ailenin genç oğlu, saatler için yardımcı oluyor, para alabileceği halde kurulması farklı çalıştığı için bozuk zannedilen saati anında çalıştırıp teslim ediyor. Elbette ücret almadan. Diğerleri için makbuz verip emanete ve tamire alıyor. Apartmanın üst katlarında eski saatler koleksiyonu var. 

Dar sokaklar ve geniş bir meydana varan düzenliliği ile Feldkirch de tipik Avrupa şehri. İnsan burada süreklilik duygusu ile kuşatılıyor. Gencin üniversite bitirmesine rağmen aile işletmesinde saatçiliğe devam etmesi gibi bir oturmuşluk.

 

saat

adz

 

Vaduz

İbrahim beyle tekrar Vaduz’a geliyoruz. Burada bir karavanda Türk yemekleri yapan bir işletme. Sahibi Mersinli. Yediğimiz Adana kebabı Adana’da zor bulunur. Yanında ezme ve diğer ikramları ile tam bir ziyafet. Artık ayrılıp Wintertur’a dönebiliriz.

Güven işyerinde bir kahve ikram ediyor ve ben götürürüm demesine rağmen, Zürih’e yalnız dönüyorum.

 

Avusturya Feldkirch Kasabası

Avusturya Feldkirch Kasabası

 

Swiss-Pass

Artık yolları ve araçları öğrenmeliyim. Daha önümde 4-5 gün var ve İsviçre’yi köşe bucak tanıma imkânı. Wintertur İstasyonunda 3 günlük Swiss pass için numara alıp sıra bekliyorum. Yanan 3 nolu bank. Kör-topal İngilizce ile meramımı anlatmaya çalışırken, “hemşerim Türkçe konuş” diyor görevli. Şansıma bir Türk denk geliyor. Demek kamuda çalışan Türkler de varmış. Mübarek insanın talihi de yaver gider derler. Bir ayda herhangi üç gün geçerli olmak üzere 239 CHF bir bilet alıyorum.  Swiss pass ile ülkedeki uçak hariç bütün toplu taşıma araçları artık ücretsiz olacak. Şehir içi ve şehirlerarası otobüsler, hızlı ve yüksek hızlı trenler, göllerde gezinti yapan gemiler, dağlara çıkan teleferik ve diğer ulaşım araçları. Müzeler de cabası.

 

bilet2

 

Sabah aldığım biletler iki saat geçerliymiş. Ben gidiş dönüş diye iki adet almıştım. Birinin saatini güncelliyor güzel yurdumun mükrim insanı. Böylece sabahtan saati dolmasına rağmen yeniden iki saat daha geçerli oluyor bilet.

Wintertur istasyonunda trene binip Stettbach’a geliyorum. Oradan Altan’ın evine otobüsle. Sabah yedek anahtarı almıştım Altan’dan. Evi bulamayacağımı iddia ederek verse de. Çünkü o güne kadar hep otomobille gelmiştik Altanpalas’a.

Altanla Güven arasında telefon haberleşmesi olmuş gıyabımda. Benim hangi noktada olduğumu tespit için. Oysaki ben yarına hazır olabilmek için dinlenmekteyim evde. Artık kendime güven de geldi. Ben bu hızla alt-üst ederim İsviçre’yi. O kadar para verdim Swiss pass’a. Hakkını vermek lazım.