Kitlesel Ölümler/İnsanlık/Rasyonel Düşünce


Gerçekten anlamıyorum. Bilen, anlayan varsa, bana da izah etsin lütfen. Hadi diyelim ki İlkçağda doğayla mücadele ediyor, hayatta kalabilmek için öldürüyordu insanoğlu. Ortaçağda, Tanrının rızasını kazanmak fikriydi onu can almaya sevk eden. Ve hadi diyelim ki, bu süreçlerde ilkeldi, cahildi, vahşiydi, günahkardı. Peki ya son üç yüzyıldır, modernizmin inşasından sonra, hümanizm, demokrasi, insan hakları gibi "rasyonel" fikirler de geliştirmişken, hala niçin öldürür insanoğlu? Ne uğruna öldürür? İki Dünya Savaşı, onlarca bölgesel savaş, yüzlerce iç savaş, binlerce iç çatışma ve terör olguları çerçevesinde, Batı toplumları öncelikli olmak üzere, Dünyanın her yerinde kitlesel ölümler, öldürmeler süregelmiştir.

Peki, tekrar soruyorum, bugün hala ne için öldürür insanoğlu?

Hala cahildir, vahşidir, günahkardır da ondan öldürüyor deyip geçebilir miyiz?

Yoksa, bugünün insanı daha aç gözlüdür, doyumsuzdur, dünya nimetlerine düşkündür, eski cehaletinden arınayım, aklı öne çıkarayım derken tüm insani değerlerini kaybetmiş, soysuzlaşmıştır mı demeliyiz? Her şeyi ekonomik bedeli üzerinden hesaplamayı alışkanlık haline getirdiği, örneğin, savaşları silah sanayi için bir kâr; ölümleri sonlandırmak için müdahaleyi ekonomik bir kâr - zarar hesabı  gibi gördüğü için mi? Karşılığında ülkelerin, toplumların, toplulukların çıkarı olduğu ya da olmadığı için midir, savaş ya da barış kararı verilmesi, insan hayatlarının değeri ya ülkesinin siyasi itibarı ya da onları muhafaza etmek için ödenecek bedelle ölçülen bir şey haline mi gelmiştir? Özetle, insanoğlu, sözde geliştikçe, modernleştikçe, çağdaşlaştıkça, demokratikleştikçe, insan hakları dedikçe, çok daha vahşi, çok daha duyarsız, çok daha çıkarcı, çok daha pragmatist karar mekanizmaları oluşturduğu, bu süreçler içinde, "insani değerleri ekonomik değerlere tahvil ettiği, indirgediği ya da tümüyle dışladığı" için midir yoksa bugünün bunca ölümleri? İnsan aklı ancak bu kadarına yetebildiği için mi, terbiye edilmeyen, ıslah edilmeyen aklın, bedenin arzularının kölesi olmasından mı yoksa? Daha soru çok...

Ama maalesef, biliyorum ki saçma-sapan, salt mantıksal geçerlilik taşıyan, teorik açıdan doğru görünen, ancak belirli bir siyasal/ideolojik perspektifi yansıtan, bu açıdan, insanlığın bir kesimini / kısmını / boyutunu / yanını dışlayıcı cevaplar da çok...

Ben yarım yüzyılı aşan ömrümde bu saçmalıkları okumaktan, dinlemekten, analiz etmekten, eleştirmekten yoruldum... Ancak bu fikirlere "sonsuz" itibar, hatta iman edenler, yaklaşık üç yüzyıldır aynı şeyleri yinelemekten usanmadılar...

Benim algım şudur: Her bir ideoloji, bu Dünya'nın herhangi bir yerindeki en az bir grup insanın yok edilmesi ya da yok sayılması varsayımı üzerine temellendirilmiştir: İnsanlık tarihinin yaklaşık son iki yüz yılının pratiği (Nazi örneği, Hiroşima, Bosna, Irak, Afganistan, Libya, Suriye ve yüzlercesi) de işte bu teorik gerekliliğin hayata geçirilmesi çabasından ibarettir.