Korku İmparatorluğu Senaristleri


1960 ihtilali olduğunda henüz beş yaşındaydım. Erken okumayı öğrendiğimden, ihtilal haberlerini esnafa okumak görevini üstlenmiştim. Anlamlarını bilmediğim kelimeleri okurken çevremdeki esnaf amcaların tepkileri önemli bir iş yaptığımı gösteriyordu. Yani hayata ve okumaya gözlerimi ihtilal haberleri  okuyarak başladım.

12 Mart muhtırası verildiğinde Malatya’da lisede yatılı öğrenciydim. Ankara ve İstanbul’dan uzakta bir kentte ve o yaşta ne kadar hissedilirse, bu muhtırayı  o yıllarda o kadar hissettik.

12 Mart muhtırasının etkilerini esas 1972’de, yani muhtıradan bir yıl sonra yüksek öğrenimimi yapmak üzere gittiğim Ankara’da duyacaktım.

Ankara, taşralı bir genç için yeterinden fazla büyük ve ürkütücüydü. Bu ürkütücülük, ekonomik imkansızlıklarla birleştiğinde yaşamak daha zor hale geliyordu. Dostlar ve akrabalar sağolsun, onlar sayesinde orada bir başıma hayata tutunmaya çalıştım.

70’li yıllar ideolojik ayrışmaların en keskin olduğu yıllardı. Taşradan gelmiş gençler ordan oraya savruluyor, herkes yaşamak için bir tutamak bulmaya çalışıyordu. Ben de bu savruluşları yaşadım. Bediüzzaman, 9 Işık, Marks, Gazali, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Sezai Karakoç ve daha niceleri bu savruluşda başvurduğum okumalar arasında yer aldı.

Dolmuş ve otobüs param olmadığı için Ankara soğuğunda kilometrelerce yürüyerek geldiğim okulda boykotçuların ateşlerinde biraz olsun ısınmak, hayatımın ilk traji-komik gerçekleriydi.

Bazan sabah kahvaltısı ve öğle yemeği için 2 simit alacak param olurdu. Bu nedenle öğleden sonra ayakta kalabilmek için iki simit hakkımı öğle yemeğine saklayabilmek için sabah kahvaltısını unutmam gerekiyordu.

Yokluklar içerisinde hayatını kazanacak diplomaya sahip olmak için geldiğim bu şehir  bir mayınlı tarla gibiydi…

Olaylar ve boykotlar, sık sık öğrenimimize ara vermekle sonuçlanıyor, okulu bitirememe endişesi biz taşralı çaresiz gençler için bir kabusa dönüşüyordu…

Sonunda okulu bitirdik. Hayata atıldık. Atıldık ama olaylar, terör arttıkça artıyordu…Hayata atılmamızdan 5 yıl sonra 12 Eylül darbesini yaşadık. Artık 2 çocuğum vardı. Darbenin olduğu yıl İstanbul’da askerlik yaptığım kurumda, darbenin adım adım geldiğine şahit olmak durumunda kaldım. 11 Eylül günü, darbeyi o kurumda ilk öğrenenlerden biri  de bendim. Hatta o kuruma darbeyi haber veren zarfı , görevim gereği ben götürmüştüm…zarf açılıp ta yazılanlar okununca farkına vardım.

Türkiye için olaylı terörlü felaket yıllarının ardından, baskıcı ve nefes alınmaz yıllara girmiştik…

70’li yıllarda yaşadıklarımız ve yaptığımız okumalar bize şunu öğretti :  ülkede fikrini şiddetle dayatmaya kalkanlar da bu şidddeti,  şiddet ve baskıyla savuşturmaya çalışanlar da bir oyunun figüranları olduklarının farkına varamıyorlardı… Ya da işlerine öyle geliyordu.

Ben, bu ülkede yapılacak mücadele ve değişimin fikir yoluyla olacağına inananlar arasında yer almıştım. Bu yaşa geldim bu kanaatım değişmedi…

28 Şubat 1997 postmodern darbesi, durumdan vazife çıkaranların yeni bir girişimiydi. Türkiye’de belirli kesimler için yine zor yıllar başlamıştı. Bu süreçte ben de bir soruşturma geçirdim….Ne alakası varsa…

27 Nisan 2007’de bir e-muhtırayla uyandık…

Oysa 2000’li yıllar, Türkiye için önemli adımların atıldığı yıllardı. “Bana yar olmayanı düşmana Gülizar etmem” mantığı yine hortlamıştı.

15 Temmuz gecesi  tam bir kabusdu. Başka söze ne hacet, Milletin Meclisi bombalanıyordu…

Bizim kuşağın hayatı hep kabuslarla geçti. Bir korku imparatorluğu kurmak isteyenlere karşı ayakta kalma çabasıyla…

Elbette bu darbe girişiminde bulunanlar gerekli cezayı görmeli…Bunu söylemeye bile gerek yok.

Ama provokasyon ve ihbarlarla toplumsal barışı tehlikeye atmak, tam da bu darbe girişimcilerinin istediği şey olmalı.

En üst düzey yöneticilerin en yakındakilerini tesbit etmekte çaresiz kaldıkları bir dönemde, toplumu provokasyon ve ihbar mantığıyla suçlamak insafsızlık olur.

Adaleti sağlamanın zor olduğu zamanlardan geçiyoruz. Ama her zaman söylüyorum : Sağduyulu insanların görevi zor olana talip olmak. Yöneticilerin  istikrar ve güvenliği sağlarken adaletten sapmamak görevleri en zor olanı.