Lobicilik Anlayışımız


 

 

Brüksel'de görev yapan diplomatlarımızdan biri lobicilik konusunda görüşlerini sosyal medya üzerinden paylaşmış ve takipçileri de bu görüşlerine katıldıklarını bildirmişler. Doğrusu ben de takdir ettim ama aynı zamanda meseleye biraz daha eğilme gereğini duydum.

 

Yıllardır takip ediyorum, Yeni Türkiye'nin dışardaki en önemli değişimi diplomasimizdeki hizmet anlayışının ve bürokrat profilinin yenilenmesiyle vuku bulmuştur. Artık neredeyse her misyonda çalıştıkları konulara vakıf ve aynı zamanda taraf olarak gayret eden diplomatlarımız var. Hatta diğer ülkelere nazaran, özellikle hükümetlerarası kuruluşlar nezdinde daha az kadrolarla çok iyi iş çıkaran temsilcilikler biliyorum.

 

Fakat lobi yalnızca devlet kanalıyla yapılmaz. Lobicilik, Kamu Diplomasisi ve "Soft Power" yani yumuşak güç stratejileri STK'ların da dahil oldukları sivil insiyatifler aracılığıyla yürütülür. Tam anlamıyla zihniyet değişimi ve kamu reformu yapılmamış bu alanda halen toy olduğumuzu üzülerek gözlemliyorum.

 

Lobicilik, karar alıcılar tarafından belirlenen veya belirlenecek politikaları etkileme faaliyetleridir. Bu çalışmalar politikacıları, kanun koyucuları, bürokratları ve her türlü iktidar ve güç merkezlerini etkilemeye yönelik her çeşit faaliyeti kapsar. Faaliyetler organize gruplar, STK'lar veya özel şirketler tarafından ya da kanun koyucular ve memurlar arasındaki gruplar tarafından yürütülebilir. Devlet çalışmalarını ve yasaları özel bir çıkar ya da bir lobi faydasına etkilemeye çalışan kişi veya kuruluşlara lobici denir. Hükümetler çoğunlukla organize grup lobiciliğini tanımlar ve regüle ederler. Lobicilik ilk kez 1946'da Amerika'da "Federal Regulation of Lobbying Act" ile yasal bir çerçeve içine alınmış, federal hükümetler lobicilik faaliyetlerini modern devlet sisteminin ve hükümet anlayışının önemli vazgeçilmez bir unsuru olduğunu kabul etmişlerdir. Ancak bu durum Avrupa Parlamentosunda meşru olsa da Avrupa Konseyinde halen tabudur. Orada da STK'lar aynı formülleri uygularlar ve işin mutfağında yer alarak çıkacak kararlara etki yaparlar. Avrupa Konseyi Uluslararası STK'lar Konferansının üyelerine bakıp Türk veya Müslüman kuruluşu sayısını görünce durumumuzu daha iyi idrak edebilirsiniz.

 

Brüksel bugün başta Ekonomi ve Ticaret sektörü olmak üzere birçok lobi kuruluşuna ev sahipliği yapmakta. Özellikle AB yasalarını etkilemekle meşgul lobiler müktesebatı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmekteler. Son aylarda, Türkiye açısından en önemli dosyalar AB üyelik süreci ve açılan ya da açılması gereken fasıllar, vize konusu, Suriyeli göçmenler meselesi ve terörle mücadele. Bu alanda lobicilikten ziyade siyasi ilişkilerle süreçler yürütülüyor. Ancak Türkiye karşıtlığına baktığımızda lobicilik esaslı çalışmalara rastlıyoruz. Oportünist bir şekilde birden hükümet karşıtı olmuş Paralel yapının faaliyetleri başlı başına bir ders konusu. Ermeni meselesinden tutun, PKK ve DAİŞ ile mücadele ve Basın özgürlüğünün sözde ihlallerine kadar Hükümet düşmanlığına fayda sağlayabilecek her konu bu örgüt için mübah hale gelmiştir. Bir tür lobicilik yapan ve bu doğrultuda her türlü işbirliğine açık olan bu hareket gayri ahlaki ilişkilerden de maalesef kaçınmıyor. Buna karşın diğer ulusal medyamızın temsilcilerinden beklentimiz daha fazla topa girerek Türkiye aleyhtarlığındaki açıkları göz önüne çıkarmak olmalıdır.

 

Diğer taraftan Türk toplumuyla bu konuları konuştuğumuzda sürekli lobimizin olmadığından yakındığını gözlemliyoruz. Özellikle Ermeni iddialarının baskısı, PKK terörüyle mücadelede Avrupa ülkelerinin samimiyetsizlikleri ve islamofobik eylemlerin artmasına karşı etkin lobimizin olmadığından yakınan bir toplumumuz var. Devletimiz, Türkiye karşıtı lobilerle mücadele ederken bir takım yabancı lobi kuruluşlarına ciddi miktarlarda para transferleri yaparak nokta vuruşları öngörmüştür bugüne kadar. ABD'de gerçekleştirilen Türk Günü benzeri etkinlikler elbette faydalıdır, ancak yerli lobi güçleri kadar etkin değillerdir.

 

Yerli lobi güçlerinin nitelikleri her şeyden önce olaylara bir dava penceresinden yaklaşmalarıyla belirlenir. Bunun yanı sıra kullandıkları dil ve argümanların evrensel olması ayrı bir önem taşımaktadır. Ayrıca böyle bir lobi kuruluşunun dosya takibi mükemmel olmalıdır. Diplomatımızın dediği gibi "Lobi gücümüzün yetersizliğini Avrupa'daki toplum profilimizin duyarsızlığına, az sayıda yetişmiş insan gerçeğine ve toplumun önceliklerinin farklı olduğuna bağlarız hep, oysa lobi az insanla, sürekli ve sürdürülebilir baskı metodlarıyla yapılır. Toplumumuza sınıf atlatacak ve maalesef uykuda olan nice hücreler mevcut. Biraz kimlik yüklemi ve cesaretlendirmeyle bu toplumdan harikalar icra edecek nice potansiyellerimiz çıkar." En önemli vurgu süreklilik ve az sayıda profesyonel bir donanıma sahip insanın yetiştirilmesi. Lobinin doğrudan toplumla ilgisi yoktur ama o toplumun adına bir girişim olması sebebiyle toplumun da desteğini görme gerekliliği vardır. Bu yaklaşımın en önemli eksiği kanımca lobinin can damarı olan ekonomik gücüyle ilgilidir. Az sayıda donanımlı insan lobi yapacak birikime sahip olacaktır ancak sürdürülebilir kaynak olmaz ise başarıları yakalamak hayli zor olacaktır. Bu nedenle lobilerin sermaye ile ortak çıkarlar, hedefler ve dava odaklı çetrefilli ve çok özel destek ilişkileri olur. Türkiye bunu henüz oluşturabilmiş değildir.

 

Son olarak uluslararası lobicilikte ün yapmış ülkeleri incelediğimizde bazı ortak değerlerde ve milli hedeflerde toplumsal bütünlüğün oluşturulduğunu görürüz. Bu özellikle aidiyet hissi ve kimlik inşasına yoğunlaşan eğitim politikalarıyla meydana geliyor. Bunun aksine, Türk toplumu artarak devam eden siyasal iç bölünmüşlüğü engelleyemez ise, lobi yapacak nitelikleri de maalesef yakalayamaz. Türk siyasetinin bu konuda farklı bir yön alması şarttır.

 

O halde ne yapılabilir ? Lobiciliğin bir parçası olan ve acil olana odaklanan hak savunuculuğu alanında aktif STK'larla bir nebze alınan yaraların ve haksız uygulamaların önüne geçilebilir. Bunun için de toplum kendi içinden kendi toplumuna duyarlı nitelikli kimlikler üretmelidir. Gazetecileri olan, Hak savunucularını yetiştirmiş, çoğunluk toplumunun da beğenisi kazanmış akademisyenine, sporcusuna, sanatçısına, girişimcisine ve siyasetçisine sahip olan bir toplum diasporik niteliği yakalamak üzere olacaktır. Böyle bir toplumun lobi gücü de doğal olarak kendiliğinden oluşacaktır.