Saraybosna'da İslamofobya Toplantısı


 

Avrupa'nın en ilginç medeniyet simgelerindendir Saraybosna. Bir tür varoluşsal direnişin yaşandığı, bir çok insancıl sendromun açığa çıktığı tüm boyut ve anlamlarıyla "metropolisi" simgeleyen bir şehirdir. Nefretin ve insanlık suçunun hareket geçerek derin trajedilerin sahnelendiği bu kent Avrupa'nın Kudüs'ü ünvanını alan hoşgörünün ve birlikte yaşamın modeli olmuştur aynı zamanda. Buraya her gelişimde duygusal karmaşa yaşamam Saraybosna ve genelde Bosna-Hersek ile ilgili düşüncelerimin objektif olmayacağı hissini doğurur bende. Bu nedenle yapılan bunca tasvirden sonra bir yenisini eklemek istemiyorum Saraybosna tanıtım defterlerine. Nasıl olsa her gelip gören kendi kültürel birikimi, eğitim seviyesi, inanç dünyası ve diğerini tanıma potansiyeline göre kendi Bosnasını inşa ediyor kafasında.

Saraybosna'da Avrupa İslamofobi Zirvesine davet edilenler arasında yer aldım ve bu kadim kenti bu vesileyle iki yıl aradan sonra yeniden görme mutluluğunu yaşadım. Ümraniye Belediyesinin, SETA'nın entelektüel birikimi ve iletişim ağlarını devreye sokarak oluşturduğu katılımcı listesinde bir çok akademisyen, STK temsilcisi ve eski siyasetçi yer aldı. 3 gün süren zirvenin Saraybosna'da organize edilmesinin mutlaka çeşitli sebeplerden dolayı anlamı vardı ve düzenlenen iftar sofralarıyla beraber Ümraniye Belediye Başkanı hayırlı bir işe imza atmış oldu. Sonuçlarıyla ve katılımcılarıyla son derece üst düzey entelektüel birikimlerin bir araya gelmiş olması önemliydi. Açılış oturumunda Bernard Kouchner, Jack Straw ve Jose Luis Zapatero gibi eski siyasetçi ve günün şovmen isimlerinin davet edilmesi tercihi dik durmayı slogan edinmiş bir Türkiye ile kanımca uyumlu olmadı, ancak bu saygı duyulabilecek bir iletişim stratejisiydi.

Dostlarım bilir, olumlu veya olumsuz eleştiride çekincem ve hesabım olmaz, çünkü vicdanın şer'i bir delil olduğuna inanan biri olarak doğru gördüğümü söylemenin zaruri olduğuna inanıyorum. Maalesef Cumhurbaşkanımızın etrafında dolaşan ve aynı ideolojik dünya'ya ait olduğuna inanan insanların ortak ilkelerimize verdikleri zararlar bazen kabul edilir cinsten olmuyor. Sinsi yaklaşımlarla islamofobik algıları pekiştirmiş ve tedavülden kalkmış eski Avrupa siyasetçilerini Avrupa İslamofobi Zirvesi adındaki bir buluşmanın açılışında yer vermek jöntürklere has Batı seviciliğinden başka bir şey değildir. Böyle bir stratejiye gidilmesinde makul bir neden varsa açıklandığında bu görüşümü yeniden değerlendirmeye hazırım. Avrupa İslamofobiyle Mücadele Zirvesi değildi zaten diyen arkadaşları duyar gibiyim, bu nedenle en iyi islamofob örneklerine açılışı yaptırmak da aynı stratejinin parçası olabilir belki.

Böyle bir zirvenin Saraybosna'da yapılmasının sembolik açıdan birçok sebebi vardır elbet, ancak böyle bir karar alındıktan sonra son yüzyılın en belirgin islamofobik soykırımının yapıldığı bu topraklara ait insanları da davet etmek gerekirdi. Bir kaç Boşnak'la geçiştirilecek bir durum değildir bu. Aynı zamanda, madem ki islamofobi zirvesi yapılıyor, tüm insanlığın geleceğini tehdit eden bu ortak sorunun çözümünde rol alacak karar alıcılar da davet edilmeliydi. BM Irkçılıkla mücadele raportörü ve İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Genel Sekreterliği ve ECRİ temsilcileri, Avrupa Komisyonu İslamofobiyle mücadele özel temsilcisi, AGİT dönem başkanlığı İslamofobiyle mücadele özel temsilcisi, Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı ve adını saymadığım ancak olmazsa olmaz daha nice örgüt temsilcileri burada olmak zorundaydı. Bu katılımın sağlanmadığı bir İslamofobi Zirvesi benim için muamma olarak kalacaktır. Gördüğüm kadarıyla arkadaş çevrelerinin, menfaat şebekelerinin dahil olduğu bir operasyon söz konusu idi. SETA gibi ciddi kuruluşlar da olmasa işi içinde, tamamen boşa gidecek bir faaliyet olarak kalacaktı bu etkinlik. Bu zirvenin ikincisi yapılır mı bilemem, ama artık kendimizi kandırmasak iyi olur.

İslamofobi belasıyla alanda mücadele eden STK'ların bu etkinlikte yer alması zirvenin en olumlu yanıydı. Onlar çetin bir kavganın baş aktörleri olarak mücadele cephelerinden en taze gelişmeleri anlattılar. Organizatörlerin onları dinleme nezaketinde bulunmaması konunun hangi amaçla ele alındığını göstermiyor mu ? Ümraniye Belediye Başkanı tüm sevecenliğine rağmen bu operasyonun içine nasıl düştüğünü anlamış mıdır bilmiyorum ancak İslamofobi kavgası bir endüstri sektörüne dönüştürülemeyecek kadar ciddi sonuçları olan bir alandır. Bu tür girişimler "Zeytin Festivali" düzenleyen akıl ile tasarlanmamalıdır. AB Bakanlığının, ve bazı Büyükelçiliklerimizin bu etkinliği takip etmiş olmaları en umut verici gelişmeydi. Başbakanlık Yurtdışı Türkler Başkanlığının böyle bir etkinlikte yer almamış olmasının nedenini bilemiyorum ancak yurtdışındaki vatandaşlarımızın günlük hayatında maruz kaldığı islamofobik nefret suçları varken bu etkinlikte böyle bir kurumun yer almaması anlaşılır gibi değildir.

Müslüman akademiyası maalesef son yıllarda kendi elitlerini oluştururken aslında sınıf atlama gayretinde olan entelektüellerle doldu. Donanımlı insan kolay yetişmiyor ve bunların mutlaka gözetilmesi gerekir, ancak donanım sahibi olmak aynı zamanda komplekslerinden arınmaktır. Kompleksli insan ne kadar donanımlı olursa olsun, insani ve etik açıdan şahsiyet kaybetmeye açıktır. Müslüman aklıyla verilecek entelektüel mücadele kapsamında ahlak en önemli vasıf olmalıdır. Maalesef etraf "Business Class" uçmak isteyen, buna imkan olmadığında kriz çıkaran ve durmaksızın ne kadar önemli olduklarını anlatmaya çalışan bir dizi düzeysiz entelektüel ile doldu. İnsan bir kere rahata alıştı mı proleter sınıflara tahammül edemiyor galiba. Allah düşmanlarıma bile aklının yerine başka yeri tarafından yönetilmeyi nasip etmesin. Zira bu tavırlar en donanımlı insanları bile alçaltıyor. Ben olsam böylelerini bir daha davet etmem.

Saraybosna'ya Türklerin ilgisi fazla, milletimizin bu topraklarla ilişkisi çok özel ve ağırlıkla duygusal bir sahiplenme içeriyor. Bu sahiplenme maalesef bazı boyutlarıyla sömürgeci Türkosentrik yaklaşımlara da neden olmakta. Bu nedenle Başçarşı sokaklarında mahalle kabadayısı edasıyla adımlar atan garip kabadayılara rastlamanız mümkün. Onları yerli halktan ayırmanız da zaten çok kolay. Balkanlarla ilişkilerimizde yerel hassasiyetleri dikkate alacak kapasiteye halen sahip değiliz, bu da Türkiye imajını her geçen yıl biraz daha zedeliyor. Bu topraklar neo-oryantalist fantazilerimizi tasarladığımız oyun sahası olmaktan çıkmalı. Karşımızda duran kardeşlerimizin eğitim ve kültür seviyesinin çok düzeyli olduğu gerçeğini bir tarafa bıraksak dahi, Bilge Adam Alija İzzetbegoviç ile simgeleşen bu toprakların 100 senedir Müslüman kimliğini her türlü düşmanlığa rağmen muhafaza etmiş kahramanlar diyarı olduğunu unutmamamız gerekir.

Saraybosna'da bir gece durağımız Nakşibendî Tekkesi oldu, En-Nakşî el-Bosnavî Şeyh Efendi Halil Brzina Bosna cihadının komutanlarından, o savaş günlerinde İgman dağında yapılmış olan Mescit'de ezkâr ve ardından cihada riyaset etmişti. Zikir faslına denk geldik ve yüreğimize güller serpildi. Zira Cihan Peygamberinin gülleri ve Sarı Saltuk gibi pirlerin müritleri bu Avrupa topraklarında halen bereket saçıyorlar. Dün gece gönüllerimiz Saraybosna'da bir başka huşu ile coştu. Özellkile bu nedenden dolayı İslamofobik dünya için Saraybosna bir hatadır ve imha edilmelidir. Şehrin tüm önemli hatları İslam ile bezenmiştir. Ancak Saraybosna aynı zamanda komplekssiz, çağa meydan okuyan evrenselliğini tekrar yakalamış bir İslam modeli sunuyor. Geleceğin Avrupa Müslümanlığının buradan şekilleneceğine inanan kadim dostlarım var, görüşlerine katılıyorum.

Öyle görünüyor ki Ademoğulları formülünün yalnızca kendilerine ait olan yeni bir insanlık trajedisine imza atmaya çok yakınlar. Mevcut parametrelere göre bu trajedinin ana ekseni İslam karşıtlığı ve Müslüman düşmanlığından oluşabilir. Kaderimizin sahibine güvenmek ve alanda mücadele etmekten başka çıkış yolumuz yok. Avrupa İslamofobi Zirvesinin en önemli öğretisi benim için bu olmuştur.

Şimdiden geçmişler olsun!