Tebrik kartı değil kafaya atılan taş..


Brüksel dönüşü Ankara'da bizi kar karşıladı. Gündemin sıcaklığıyla bu değişimi tam idrak edemeden koşturmaya devam ettik. Ancak Avrupanın başkentindeki hareketliliği takip etmeyi de bırakmadık. Enformasyon ve analiz ağımız sosyal ve siyasal yansımalarla ilgili güncel veriler sağlıyor bizlere. Bu nedenle yankılanmaları ve sonuçlarını daha iyi değerlendirebiliyoruz. Son dönemin en ilginç kamu diplomasisi girişimi olarak tanımlayabileceğimiz Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün yılbaşı tebrik kartları dikkatlerden kaçmadı. Bosna-Hersek Cumhurbaşkanından Avrupa Konseyi yetkililerine kadar uzanan bir yelpazede dünyanın bir çok bölgesinde bu kartlar ya dağıtılıyor ya da elden takdim ediliyor.

Bu insiyatif 15 Temmuz darbe girişimi, FETÖ terörü, Demokrasiye karşı milletin direnişi ve anayasal düzenin Türkiye'de nasıl canla başla savunulduğunun sembolü olarak tasarlanmış. Batı ülkelerinde alışılagelmiş bir yöntem olmadığı için ters tepme veya en azından polemiklere neden olma olasılığı açısından risk taşıyabilir diye de düşünebiliriz. Aslında anormal hiç bir şey yok ama doğurduğu polemiklere bakarsanız bu tebrik kartları göründüğünden daha fazla hikmete sahipler.

Fransa medyası gelen kartlarla ilgili mizahi bir yaklaşım sergiledi. Ancak Liberation ve Echo gazetelerindeki yazıların satır aralarına bakarsanız ciddi bir karın ağrısı olduğunu keşfedeceksiniz. Türkiye demokrasisini ciddiye almayan, yaşanan olayları anormal görmeyen, soruşturma sonuçlarını gerçekçi bulmayan bir Batı medyasının kafasına vurulan bu taşın yankıları bu nedenle derin sesler çıkarıyor. Batı medeniyeti Müslüman ülkelerin demokrasiye, İnsan Haklarına ve Hukuk devletine sahip çıkabileceğine inanmıyor. Buna isterseniz oryantalist bakış diyelim, isterseniz Avrupa merkezci sendrom. Dolayısıyla Terörün bir insanlık suçu olduğunu Türkiye gibi her gün terörle karşı karşıya gelen ülkelerden duymak istemiyorlar. Terör ancak kendilerine değince bir dram halini alıyor, Ortadoğu ülkelerinde olunca sanki kültürel bir olaymış gibi geçiştiriliyor.

Fransa'nın ulusal radyosu France Inter'de canlı performans gerçekleştiren mizahçı Frédéric Fromet "A la Reina d'Istanbul" şarkısıyla Türkler'den tepki topladı. Biraz ironiden anlamayan, mizah kültürü eksik olanlar bu şarkıya çok sinirlendiler. Radyo'daki diğer misafirlerin ve sunucunun Reina saldırısı gibi ciddi ve acı olayı gündeme getiren bu şarkıyı dinlerken gülmelerine de içerlediler. Ancak mizahçı Fromet bu çalışmasıyla Avrupa'nın teröre karşı çifte standartını eleştiriyordu. Yani bizler Avrupa'nın yanlı tutumuyla ilgili ne diyorsak aynısını vurguluyordu. Bu tepkiler dil hakimiyetinin aslında ne kadar önemli olduğunu gösterdi, daha da önemlisi tam anlamadan ve iyi kavrayamadan sosyal medya aracılığıyla kamusal tepki göstermemizdeki dengesizliklerimiz oldu.

BYEGM'nin Belçika'daki kart dağıtımları daha da ilginç gelişmelere neden oldu. Türk kökenli bir Federal Milletvekiline verilen kartın medya'ya yansıması sonrası bu kartı bir yılbaşı tebriği değil de FETÖ ile mücadelede performans gösterenleri ödüllendirme sanan bazı siyasetçi, yerel gazeteci, veya STK üyesi asıl bizler FETÖ mücadelesi şampiyonuyuz, bir ödül verilecekse bize verilmeliydi diye toplumun önündeki insanların kalitesini gösterdi. Diyorum ya, bu kartlar ne kadar hikmetli çıktı ki adeta kamuoyu yoklamasına dönüştü. Bir çok haksız itham, devlet yetkililerine karşı rencide eden kampanyayla birlikte en önemli öğreti FETÖ ile mücadele konusunun da bir endüstriye dönüşmüş olduğunu sergiledi. En iyi FETÖ düşmanı benim diyen FETÖ üyeleri dahi mevcut bu pazarda. Kendi siyasi ikbalını kaybetmekte olup FETÖ sayesinde Türkiye'de pazar arayanlar ve onların pohpohçularının Türk toplumunu adeta terörize etmekte olduğuna şahit olduk. Oysa hiç biri onuruyla çıkıp Belçika televizyonunda Ermeni meselesi iftirasına karşı sembole dönüştürülmüş başörtüsüyle dik duran Brüksel milletvekili kadar olamadılar. Hiç biri tartışmanın en alevli zamanında FETÖ'nün basın ayağına karşı Flaman Televizyonunda Avrupa medyasının çifte standardını, ayrıştırıcılığını, damgalayıcılığını ve görmezden gelişini yüzlerine vuran bir Federal Milletvekili kadar olamadı. Hiç biri Belçika basınına artık yeter, Brüksel sokaklarında yürüyen bir terör örgütüdür, insanlarımız bundan rencide oluyor diyerek aforoz edilmeye çalışılan bir Belediye Başkanı kadar da olamadı. Ama sosyal medyada hepsi FETÖ karşıtı şampiyon, hepsi ödüllere layık, hepsi başkumandan, gerçekten risk alarak siyasi kariyerini zora sokanlar ise bazen FETÖ'cü bazen de işe yaramaz. Damgalamak bu kadar kolay olmamalı diyeceğim ama etik yoksunu sosyal medya yaratıklarından beklentim olamaz.

Bizler sormadan, sorgulamadan fikir sahibi olmamalıyız. Bir dönüm noktasındayız, anavatanımız ateş hattında, kariyer için, popülarite için birbirimizi popülist söylemlerle rencide etmemeliyiz. Kaliteyi yakalamalıyız ve bunun için omurgasız insanların toplumsal aktörler olmasını engellemeliyiz. Düzelebilecek olanları uyarıp düzeltmeliyiz, insan kaybetmemeliyiz, insan kaybettirenleri ise engellemeliyiz. BYEGM'nin tebrik kartları girişimini tebrik ediyorum, bu kartların çok önemli bir diplomatik etki sağladığı için değil, kuyuya atılan bir taş olarak delileri ortaya çıkardığı için. Gerçek gazetecilerin Çalışan Gazeteciler gününü de bu vesileyle kutluyorum.