Siyasal İslam’ın Zaferi

Siyasal İslam, şimdilik İslam’dan hayatın her alanını düzenleyecek hükümler çıkarma noktasında başarısız olsa da, esas büyük iddiasının çok daha geniş kesimler tarafından kabulü noktasında başarılı oldu. Yani, siyasal İslam, İslam’ın hayatın her alanı için söyleyecek bir sözü olan bir din olduğunu dosta düşmana kabul ettirdi. Onlarca yıldır süregiden İslam Ekonomisi, İslam ve Demokrasi, İslam ve Çevre, İslam ve Kadın ve benzeri tartışmalar esasında İslam’ın hayatın her alanı ile alakalı olduğu varsayımı üzerine yapıldı, yapılıyor ve yapılacak. Benzer tartışmaların Hristiyanlık, Yahudilik veya başka bir din için yapılmaması, -ki bu siyasal İslamcıların şikayet ettiği bir konudur,- bu dinlerle alakalı benzer bir iddianın/inancın olmaması ile alakalıdır.

Konuşan vicdan: Malcolm X

Yeryüzününün talan edilen zenginliği, artan yoksulluk ve sefalet,  insanların karartılan hayatları, en temel haklardan bile mahrumiyet; bugün bir çağrı olarak duruyor önümüzde. Herkes için adaletin ve özgürlüğün tarafındayım, diyebilecek konuşan vicdanların cevaplayabileceği bir çağrıdır bu. Tıpkı Malcolm X gibi: “Özgürlüğü savunan herkesin yanındayım. Adaleti savunan herkesin yanındayım. Eşitliği savunan herkesin yanındayım. Bana oturup beklememi söyleyenlerin yanında değilim.”

Bir Sosyal Medya Fenomeni: "Filozof Atakan"

Atakan Kayalar 10 yaşında. Kendi ifadesiyle 5 ayda 250 kitap okumuş. Bir kitap mağazasında felsefe ve mantık filozoflarının eserlerini incelerken çekilen videoda söylediği sözler, okuduğu kitaplar ve ileri sürdüğü fikirler ile  sosyal medya fenomeni oldu..  Ben öncelikle olay ve haberlere yaklaşımımız konusunda birkaç hususa değinmek istiyorum.

Hasan Boynukara kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Hasan Boynukara

Kim Neyi Okur

Yönetsel bir aygıtı ideolojik bir enstrümana dönüştürdüğümüzde ateşli taraftarları ve şiddetli karşıtları olacaktır. Kelimelere özel anlamlar yükleyerek, bunları amaç ve bağlamından koparmak, bize huzur ve mutluluk yerine çatışma, öfke ve düşmanlık getirecektir. Sistemin meşruiyeti dayandığı hukuki zemine bağlıdır. Bu başarılmadığı sürece vatandaş kendini sistemin sahibi değil, mağduru hissedecektir ve bu durumda bütün kabahati sisteme yükleyecektir. Bir tarafın alkışladığı diğer tarafın yuhaladığı değil, herkesin yürekten desteklediği bir yönetim biçimi olarak Cumhuriyetimize sahip çıkma dileğimiz ve arzumuzdur.

Ramazan Yelken kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Ramazan Yelken

Prof. Dr. Ramazan Yelken ile Siyasette Kurumsallaşma Üzerine Söyleşi

Prof. Dr. Ramazan Yelken ile söyleşimizden satır başları: 
- Sağ partilerin ömürleri hep liderlerinin ömrü ile sınırlı kaldı. 
- Cumhuriyet Halk Partisi bir çok lider değiştirmesine rağmen kurumsal varlığını ve devamlılığını koruyabildi. 
- Ak Parti Siyaset Akademisi kurumsallaşma adına bir adımdı. 
​- Siyasete katılımı engelleyen en önemli şey insanlara değer verilmemesidir.

Laikliğin Dönüşümü, Kutsalın Dönüşü: Post-seküler Çağ

Türkolog Eric Jan Zürcher Türkiye’nin kesinlikle seküler bir devlet olmadığını savunuyor. Hatta bir adım daha atarak Hakan Yavuz’u da referans göstermek suretiyle Osmanlı Devleti’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne nazaran daha bile seküler sayılabileceğini iddia ediyor. Zürcher’in Türkiye’nin seküler bir devlet ol(a)madığı yönündeki iddiasının en büyük şahidi din üzerindeki devlet kontrolü. Zürcher’e göre Türkiye’de devlet din karşısında tarafsız kalmıyor, bilakis dinin alanına girerek ‘iyi İslam’ – ‘kötü İslam’ ayrımı yaparak birincisini destekliyor, ötekini bastırıyor. Türkiye’nin niçin seküler veya laik olamadığı sorusuna ise (soruyu bir toplantıda ben sormuştum) “çünkü Türkiye’nin geleneğinde kilise yoktu” cevabını veriyor.

Atakan Kayalar ve Eğitim Gerçeği

Atakan, sıra dışı kavrayışı, ifade yeteneği ve tavırlarıyla yaşına ters ve uyumsuz bir büyüklük pozu takınırken; soruna doğru ve olgun yaklaşması gereken toplum, kamu oyundaki hatalı ve şımartıcı tutumlarla tersine çocuksu bir yaklaşım sergiliyor ama aslında yüksek zekâsına rağmen öncelikle bir çocuk olarak görülmeli, eğitimi ve yetişmesi için doğru ve ihtiyaca uygun bir yaklaşım sergilenmeli ve her şeyden önce kendi sınırlarını algılaması sağlanmalı.

Batı, İslam ve Laiklik

Emevi devletinin birçok konuda Bizans'ı örnek aldığı, tevarüs ettiği ve o gelenekleri Abbasilere ve sonrakilere devrettiği bilinmez şeyler değildir.. Bu bir yerde normal de karşılanmalıdır. Zira uzun yüzyıllardır kabileler halinde yaşamış ve küçük şehir devletleri dışında bir devlet tecrübesi olmamış olan Araplar, İslam'ın getirdiği çağ dönüşümüyle imparatorluk olunca kendilerinde olmayan siyaset gelenek, tecrübe ve tekniklerini bir başka yerden alacaklardı. En yakınlarındaki parlak örnek de yüzlerce yıl başkentleri Şam ve Suriye'ye hükmetmiş evrensel imparatorluk Doğu Roma idi. Oradan alınan gelenekler arasında din üzerinde devletin tam bir tahakkümü de vardı.. 

İsmi ile Müsemma Bir Hatunun Öyküsü : Selçuk Hatun

Selçuk Hatun’un inşa ettirdiği yapılardan ve bu yapıların bakımı için vakfettiği mülklerden oldukça yüksek bir gelire sahip olduğunu anlıyoruz. Osmanlı hanedan üyesi olmasından dolayı bunu  olağan gören çok çıkacaktır. Ancak dönemin diğer kültürlerine özellikle de Avrupa’ya baktığımızda hanedan üyesi olan ya da asil aileden gelen kadınların mülk edinmelerinin dahi oldukça sıkıntılı olduğunu hatırlanmalıdır. O zaman sadece Selçuklu ya da Osmanlı değil Timurlu, Safevi, Memlüklü  dahil olmak üzere  tüm Türk-İslam kültürlerindeki  kadın vakıflarının önemi daha iyi anlaşılır. 

Şansölye Merkel’in Partisi CDU’daki Güç Mücadelesini Kim Kazanır ?

Ayrıca göçmenlere bakış açısı olumlu olan Laschet’in ülkede yaşayan Türklerle de çok güzel dialogları var. AFD'ye bakış açısı ise demokrasiye zarar verdikleri ve onlara hiç bir tavizin verilmemesi yönündedir. Özetleyecek olursak CDU içersindeki Genel Başkanlık krizi  gündemi daha çok meşgul edecek gibi. Krizin aşılmasındaki kilitlerden biri Merkel’in Başbakanlığı bırakıp bırakmayacağına bağlı görünüyor. Her halükarda seçilecek olan yeni Genel Başkan  Almanya’nın olduğu gibi Avrupa Birliği’nin kaderini de belirleyici olacak. Tüm olumsuz gelişmeler ve krizin derinleşmesi ise sadece ırkçı parti AFD’nin daha da güçlenmesine katkıda bulunur . Böyle bir sonuç ise Almanya için felaket olabileceği gibi AB için de büyük bir sorun oluşturur.

Sade Yazmak

“Sade” yazmak, “basit” yazmak değildir. Çoğu kimse sade kelimesini basit kelimesiyle aynı anlamda kullanır. Oysa sade, içinde derinlik barındıran bir kavram… Fakat basit, sathidir; yüzeysel, üstünkörü, aceleye getirilmiş yazıdır. Sade yazmak, herkesin “bir şekilde” anlamla ilişki kuracağı, ama üzerinde durdukça, düşündükçe metnin içinde anlam katmanlarının dürüldüğünü fark ettirmek demektir. Derinlikli, nitelikli yazmak... Basit ise, çağrışımları sınırlı yazıdır; hemen anlamı ele verir.

Urfalı Beyzâde: Akif İnan

Maraş Lisesi’ndeki edebiyat ekolü yenilikçiydi ve öztürkçe kelimeleri göze batacak denli çok kullanırdı. Yani genellikle yakın dönem edebiyatçılarını daha çok okuyor ve benimsiyorlardı. Dolayısıyla Akif İnan’ın edebiyat anlayışıyla Maraşlıların edebiyat anlayışı birbiriyle uyuşmuyordu. Her ne kadar edebiyat hocaları Yusuf Ziya Beyzâdoğlu Divan şiirini sevdirerek okutmuşsa da, eski şairler gibi yazmaya hiçbiri de heves etmemişti. Maraş ekolü bir Fuzûlî, bir Nâbî ve bir Şeyh Galip’ten çok, yakın dönem edebiyatçılarını takip ediyor, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İlhan Berk, Cemal Süreya, Ece Ayhan gibi şairleri okuyorlardı. Mehmet Akif İnan ise Urfa’da temelden aldığı Divan edebiyatı zevkini sürdürüyor, aruzla şiir yazma anlayışını 1950’li ve 60’lı yıllarda da kendince devam ettirmek istiyordu. Ne de olsa Maraşlıların toprağında Necip Fazıl’ın, baba tarafından onun toprağında da Nâbî’nin mayası vardı.

Genetük-IV : Yeni Türkiye 2/ Ana(yama)yasa(yamama)

 Anayasalarımız hep, kendisini ihlale yeltenen iç düşmanın defterini dürmek için mermisi namluya sürülmüş bir tüfek gibiydi. Esasen "kamu olarak halkın hukukunu devlet denen aygıta dayatan" bir Anayasa, düşünülmesi bile muhal bir şeydi. Yasama deyince "vatandaşın her işine burnunu sokan devlet"ten bir ferman çıkmasını anlıyorduk. Anayasama deseler, devletin daha doğarken anamıza, yaşımıza, yaşamamıza ferman buyurması filan diye anlardık.

Küreselleşme Perspektifinden Batı Medeniyeti ve İslam Toplumu-Ekonomik Analiz

Medeniyet kodları örselenmiş olan İslam toplumu, zihni bulandırılan ve sahip olduğu medeniyetle ilişkisi pamuk ipliğine bağlı olan geniş halk kitleleri henüz konunun felsefesini bile anlamaktan acizdir. Ama elbette, mesela çeyrek yüzyıl öncesinden daha iyidir. Bu yaşanan bir fetrettir ve daha önce de (Moğol ve Haçlı istilaları senasında) yaşanmıştır. Fransa Hitler tarafından işgal edildiğinde De Gaulle mücadeleyi bıraksaydı, Fransa ve Avrupa savaş sonunda gözünü bir başka dünyaya açabilirdi. Dolayısıyla hali hazırdaki fotoğraf rehaveti değil, çalışma şevkini artırmalıdır.

Şehirdeki Köylüler

Şehir” kozmopolit yapısı gereği farklı kültürlerin, kurallar çerçevesinde bir arada yaşamayı, birbirine saygı göstermeyi öğrenmesi gereken bir yer. Şehirdeki köylüler, “yabancıları” hiçbir yolla kendilerine benzetemeyeceklerini, eninde sonunda karşılıklı tahammüle dayalı bir hayat kurmalarının gerekeceğini, “medeniyetin” ancak sözleşmeler üzerine yükselebileceğini öğrenecekler. 

Lüks Konut ve Konaklama Vergileri, Yahut “Şişman Kedileri Tokatlamak” Çare midir?

Devletin büyümesi devlet harcamalarının da büyümesi demektir. Savaş çok masraflı bir şeydir. Siyasi istikrarsızlığın, ekonomik istikrarsızlığın, önünü görememenin, belirsizliğin ve risklerin bedeli ağırdır. Daha akıllıca bir yol, barış odaklı politikalar uygulamak, diplomasiye ve iyi komşuluk ilişkilerine önem vermek; ülke içi ve bölgesel sorunları savaşarak, tehditle, rejim değişikliği hedefleyerek, gücümüzü aşan risklerin altına girerek değil; müzakerelerle, diyalogla, diplomasiyle, açık kapı politikasıyla, karşılıklı yatırımlar ve ticaretle çözmeyi denemektir. Demokrasi ve hukuk devleti standartlarının yükseltilmesi, keyfiliklerin önüne geçilmesi, hukukun üstünlüğünün ve kanun devletinin tesisi, iç barışın ve siyasi istikrarın sağlanması öngörülebilirliği arttıracak, riskleri azaltacaktır

Modern Dünyanın ‘İlah’ı : Piyasa

Üreticinin, satıcının, tüketicinin rızasına, irade ve inisiyatifine bağlı olmayan ve aksine, bu ekonomik aktörleri kendine kul haline getirmiş olan ‘piyasa’nın hâkimiyetini ve tasallutunu kayıtsız şartsız tesis ettiği ekonomik düzen, fordist üretim tarzı ile teşekkül etmiştir. Son teknoloji makinalarla gerçekleştirilen seri üretim verimliliği zirveye taşımış ve prodüktivite patlaması yaşanmıştır. ‘İlah’laşmış ‘piyasa’ böylece, cennetin bu dünyada deneyimlenmesini takdir etmiştir. Nasıl mı?

İslamofobinin Arkeolojisi

Batı açısından yeni ‘öteki’ tespit edildiğine göre, artık onun antipatik özelliklerini de halka iyi anlatmak gerekiyordu. Buna göre İslam’ın “Batılı değerlerle” uyumsuzluğu, Müslümanların geçimsizliği ve hatta İslam’ın başından beri hep kötülük kaynağı olduğu, yerine ve zamanına göre belli ölçülerde kamuoyuna aktarılmalı ve kitleler ikna edilmeliydi.Buna mukabil, ara sıra Müslümanların içinden de iyi insanlar çıktığı, onların “Batılı değerlere” uyum gösterdiklerini vurgulamak da ihmal edilmemeliydi. Böylece Müslümanlar içerisinde de bahsedilen ‘iyi’ gruba dahil olma ve kendilerinin “Batı”ya zararsız olduğunu ispat etme gayreti gelişecekti. Bu arada Avrupa’da İslam korkusu ve onun yansıması olarak ortaya çıkan nefret suçlarını farklı bir bakış açısıyla ele alarak İslam’dan ve Müslümanlardan neden korkulması gerektiği şeklinde irdelemek daha yararlı olabilirdi.O halde İslamofobi, Batının düşünce kodlarında öteden beri var olagelmiş, yeri ve zamanı geldiğinde dönemin şartlarına göre siyasi ve ekonomik hegemonyayı garanti edecek bir enstrüman olarak kullanılan, sihirli bir kavram olarak her dönemde farklı şekilde karşımıza çıkabilir.