Vehbi Başer kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Vehbi Başer

Sosyologlar Sosyal Meselelere El Atabilir mi? (*)

"Sosyal meselelere el atmak" denince Sosyoloji akademyasında bir afallama ile karşılaşırsınız. Hiçbir bölümde "bu bölümün kerameti nedir" sorgulaması ile karşılaşmayan akademinin kalın duvarları ardında, "o bizim işimiz değil ki" der, meselelere el mel atmayacağınızı kasıla kasıla deklare edersiniz. Burası Türkiye'dir ve akademisyenler sadece kendi aristokratik payelerinin gerektirdiği şeylerle ilgilenme ve kendi ömürleri kadar, kendilerine sağlanan sosyal imkanları da bu uğurda sarfetme ayrıcalığını, akademik özerklik sanmaktadırlar. 

Latin Amerika’da Popülizm Krizi

Bugünlerde Latin Amerika kaynayan bir kazan. Bir “boom” olayı var ama bu edebi -1970’lerde olduğu gibi- değil politik. Kaynayan kazanı neresinden tutalım ki politik bir analiz girişimi için doğru bir ağırlık noktası olsun..? Doğrusu bu oldukça zordur, Latin Amerika araştırmalarının az ve sığ olduğu Türkiye’de ise zorun da zoru. 

Gazetecilik Krizimiz

Bizim gibi düşünmeyen hemen herkesi kolayca "ihanetle" itham edip sustururken hiçbir muhalif sese tahammül edemeyen totaliter bir rejim resmi veriyoruz. Halbuki basın dediğiniz denetleme görevi gördüğü için eleştirel bir pozisyon almak zorunda. Bunu yapamayan basının "pravda" gibi, parti propaganda bülteni gibi görüneceğini görmek istemiyoruz.

Celaleddin Çelik kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Celaleddin Çelik

Huzursuzluğun Toplumsal Görünümleri Ve Nihilist Öykünmeler

Bu yazıda giderek bizde de popülerleşen kişisel gelişimci terapik dalganın sosyo-psikolojik sebeplerine dikkat çekmek ve özellikle umut teması üzerinde durmak istiyorum. Sözkonusu eğilim ilk aşamada genç ve orta yaş kuşakları içerse de aslında giderek geniş kültürü etkileyen bir tesellî ve sükûn, huzur ve güvenlik arayışıyla öne çıkıyor.

Mahir Nakip kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Mahir Nakip

Irak Nereye Gidiyor ?

2003 yılından bu yana Irak böyle bir sarsıntı geçirmemiştir. Bu isyanın neleri yerinden oynatacağı, ne gibi değişikliğe sebep olacağı, fayda mı zarar mı getireceği belirsizdir. Gösterilerin akıbeti de belli değil, bitebildiği gibi yeniden de başlayabilir. İran bu olaylardan önemli bir ders almıştır. Çünkü İran da bu isyandan nasibini almıştır. Ama bu ders İran’a geri bir adım mı attırır yoksa daha da mı saldırganlaştırır? Kısacası Kürtler endişeli, Sünni Araplar beklenti içinde, Şiiler nefis muhasebesi içinde Türkmenler ise şaşkın ve plansız. 

Kutsal'a Karşı Aşk

Tıpkı Kutsal gibi Aşk da Aklın sirayet etmediği bir alandır. Ancak Akıl yasaklı olduğundan Aşk’ın ülkesine giremiyor değildir. Her şey gibi Akıl da Aşk’a davet edilmiştir; ama onun ülkesine giremez; o ülkeyi fethedemez, gücü yetmez. Aklın karanlıkları aydınlatan feneri aşkın yakıcı ateşine girince kör olur. Kutsal “anti -rasyonel” ise, Aşk “meta -rasyonel” (akıl üstü)dir. Aşk, gerek geçmiş yüzyıllarda, gerekse modern çağlarda hiçbir kurum ya da siyasal iktidar tarafından korunmamış, bunların korumasına gerek kalmadan uçarı bir kelebek gibi varolmaya devam edebilmiştir. Zaten Aşk’ı “kurumsal koruma” altına almak onu altın kafese hapsetmektir, Aşk burada, özgür olmak için kendini kafesin duvarlarına çarpa çarpa ölür.

1
2
3
4
5
6

Beynin Oyunları Karşısında Uyanık mıyız?

Beynimizin ilk veri, bilgi ve fikre doğruluk payesi vererek sonraki veri, bilgi ve fikirlerin ona göre değerlendirmesine karşı uyanık olmamız gerek. Aksi takdirde yanlış kararlar veririz. Seneca der ki, "Her iki tarafı da dinlemeden karar veren, kararı doğru olsa dahi, doğru hareket etmiş olmaz."

Sosyoloji ve Sosyologlar (*)

Sekülarizasyon modernite ve demokrasiye gidişte çok önemli bir yol ama sekülerleşme de post-seküler bir temelde sorunsallaştırılmalı. Modernleşme teorileri dinin yerini ve rolünü iyi okuyamadığı için   1990’lardaki din hareketlerini okumakta başarısız oldular. Demokrasilerde ve kamusal alandaki dinin yerini fundamentalist ve modernite karşıtı eylemler olarak etiketlemek gibi hatalı tavırlar sergilendi. Tüm bu sorunlar sosyolojinin sosyologlar kanalıyla kitlelere, insanlara, toplumlara sunacağı diyalog mekanizmalarıyla aşılmaya çalışılmalıdır. 

Dünya Karışmış Haberiniz Var mı?

Şu an bütün dünya kaynıyor, diyor. Dün Bolivya’da darbe olmuş. Halk darbecilere karşı sokaklara dökülmüş. İran karışmış. Protestolarda çok sayıda ölü olduğu haberleri geliyormuş. Irak’ta isyan varmış. İsrail de karışmış. Dün bir milyon Yahudi sokaklara dökülüp Siyonist İsraili protesto etmiş. Zaytung haber gibi. 9 Nisandan beri İsrail’de hükümet kurulamayınca halk ayaklanmış. Önceki gün Kudüste toplanan bir milyondan  fazla Yahudi. “Orduya değil devlete ihtiyacımız var. Kahrolsun Siyonizm.Siyonist İsrail Yahudileri temsil etmiyor” demişler. Başımıza taş yağacak.

Bugünkü Müzikbilimcilerin Evliyâ Çelebi’den Öğrenecekleri Çok Şey Var

Evliyâ Çelebi, bu eseriyle hiç şüphe yok ki kendi devrinin en önemli mûsikîşinaslarını, sazlarını, sâzendegân ve hânendegânını, bestekârlarını… mûsikî formlarını tanıtarak mûsikî tarihimize büyük bir katkı sağlamış ve hizmette bulunmuş, bunun yanında daha onyedinci yüzyılda gezerek elde ettiği bu bilgi, birikim ve çalışma yöntemi ile bir müzikbilimciye yol göstermiştir. Daha da önemlisi, hem Osmanlı ve İstanbul mûsikî birikimini seyahat ettiği ülke ve şehirlerin müzisyenlerine aktararak, hem de bu ülke ve şehirlerin sazından, bestekârından icrâcısına bütün müzik birikimlerini İstanbul’a taşıyarak karşılıklı bir müzik bilgisi aktarımı sağlamış, İstanbul müzik kültürünün de zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. Unutmamak gerekir ki Evliyâ Çelebi’nin yaşadığı 17. yüzyıl, Hâfız Post’un, Itrî’nin, Hatib Zâkirî Hasan Efendi’nin, Ali Ufkî’nin yaşadığı ve Türk Mûsikîsi Tarihi açısından önemli bir dönemdir.

Evine dönen yazar: Cemil Meriç

1960’lı yılların sonunda Kadıköy PEN Kulüp’e davet edilmiş bir Fransız romancı Jacques Bellefroid, bir etkinlikte konuşmasını yaptıktan sonra sorulan soruları cevaplandırır ve çevresindekilere “Ülkenizde çok sayıda sanatçınız, düşünürünüz vardır herhalde, onlardan biriyle beni tanıştırabilir misiniz?” diye sorar. Sonra da Fransız dili ve kültürüne en az bir Fransız aydını kadar vâkıf olan Cemil Meriç’in evine getirirler. Fransız yazar, dört tarafı kitaplarla çevrili salonu görünce hızla rafları gözden geçirir, sonra da savaş kazanmış mağrur bir eda ile yazarımızın yüzüne karşı şu cümleyi kurar: “Mösyö Merik bu kütüphane mükemmel bir Fransız entelektüelinin kitaplığı. Ama siz Türk’sünüz. Sizin kütüphaneniz nerede?”

Evrensel Bilinç Katları-Sahiplenme ve Mutluluk İlişkisi

Evrensel bilinç katları ile sahiplenme duygusu arasında yakın bir ilişki vardır. İnsan sahiplenme duygusu ile kaybetme ve zarar görme duygusunu aynı anda yaşar. Sahiplenme aynı zamanda kaybetmenin ilk adımıdır. Sahiplenme başlangıç itibariyle mutlu ederken, kaybetme mutsuzluğu ortaya çıkaran neden olmaktadır. Bu itibarla kaybetme sahiplenmenin somut sonucu olması sebebiyle mutsuzluğun ilk ateşleyicisidir.

Eğitimde Köklü Islahat

Kendi dilini genç nesillere öğretmede Türk eğitimi kadar başarısız bir örnek bulmak kolay olmasa gerektir. Afrika’nın tarihi sınırlı küçük devletleri kadar bile kendi dilini öğretemeyen bir eğitimin bu alanda başarısından söz edilemez. Bugün üniversite mezunlarının dahi arka arkaya iki sağlam cümle kurmakta zorlandıkları görülmektedir. Bugün Refik Halit Karay, Yahya Kemal gibi altmış yıl önce yaşamış ediblerin eserlerinin anlaşılamaması ve sadeleştirilmek zorunda kalınması bu facianın bir göstergesidir. Oxford Üniversitesi’nin tanınmış Türk dili profesörü müteveffa Geoffrey Lewis’in İngilizceden sonra Türkçenin dünyanın en zengin ifade kabiliyetine sahip dili olduğunu, ama Türklerin bu dili mahvettiklerini yazması, üzerinde düşünülmesi gereken bir tesbittir.

Retrospektif Düşünceler ya da Revizyonist Oryantalistler

Burada Revizyonist Oryantalistlerin materyalist-pozitivist, evrimci ve Judeo-Christian kültürel ortak değerlere sahip olduklarına işaret etmekle yetinelim. Bunun yanında bütün bu çalışmalar göstermektedir ki, Revizyonist Oryantalistler, fıkıh, tefsir, hadis gibi İslami ilimlerin başlangıcını hicri üçüncü asra çekerek hem bu ilimleri Hz. Peygamber döneminden uzaklaştırmaktalar, hem de sonraki dönemlerden başlayarak geriye doğru yapılandırıldığını iddia etmek suretiyle ilk üç asrı belirsiz, güvenilmez ve hatta hayali-mitolojik bir dönem haline getirmektedirler

 

Küreselleşme Perspektifinden Batı Medeniyeti

Batı medeniyeti askeri güç kullanarak hâkimiyet sağladığı yerlerdeki kaynakları süreç içerisinde ana ülkelerine aktarmakla kalmamış, yerel kültürleri itibarsızlaştırma politikası ile sömürgeleştirdikleri bölgelerdeki insanların geçmişle bağını da koparmıştır. Bugün bunun meyvelerini de toplamaktadır. Zira çağdaşlaşma, modernizm ya da küreselleşme adı altında bu ülke değerleri adına mücadele eden pek çok kişi, kurum, hatta devletler vardır. Elbette batı medeniyetinin temsilcisi ABD, istese de bunu silah zoruyla yapamazdı. Irak’ta olduğu gibi ara-sıra te’dip için kuvvet kullansa da bunun devrinin geçtiğini çok geçmeden anlıyor. Neyse ki, yüzlerce yıl devam eden çalışmalar bugün altın çağının son evrelerini yaşamaktadır.

Bir Tutam Wittgenstein

Batı felsefe geleneği bir zincir olarak düşünülmelidir. Rastgele bir halkadan yola çıkılırsa ya eksik ya da yanlış anlaşılabilir. Felsefeciler bunu bizden çok daha iyi bilirler ama biz vasat okuyucular da gözlem ve deneyimlerimizle bunun böyle olduğunu biliriz. Eski Yunan Felsefesini bilmeden Hümanizmayı, Hümanizmayı bilmeden Rönesansı anlamakta güçlükler yaşarız; tıpkı Rönesans’ın üçayağından biri olan Reformasyonu, tek başına ele alıp anlamaya çalışırken "deformasyona" uğrattığımız gibi.

Selçuklu Söyle Bana, Sen Ne Ara Kabile Oldun?

David Tournier’in güzel bir ifadesi vardır: “Dil kültürdür, kültür de dildir... Biri diğerinden ayrı yaşayamaz”. Bizim kültürümüzde “boy”, “kabile” ve “aşiret” kelimeleri eş anlamlı kelimeler gibi görünse de kavramsal karşılıkları  farklıdır. Kültürümüzün bir özelliği olarak her üç kelimenin zihinlerimizde uyandırdığı gerçeklik farklıdır.  Çünkü bu kavramlara atfettiğimiz anlam birbirinden farklılıdır.

Nuri Pakdil: Bir Yalnız Ardıç’ın gölgesinde devinim

Nasılsa en iyi devrimci gömleğini değiştirmiş olandır! Yine de okurlarının, özellikle gençlerin gönlünü genişletmeye devam edecek Pakdil’in geride bıraktığı yapıtları. Biz evrene tanık olmak için gelmiş canlarız. Ben Pakdil’i gördüm. Nuri Pakdil’in yargıçlığa, savcılığa, avukatlığa soyunmayıp sadece ve sadece tanık makamında durduğuna şehadet ederim.