LGBT Aktivizmi Yasaklanmalıdır

27 Nisan 2020

 

 

Hukuk nosyonu açısından Türkiye bir sömürge ülkesidir. Bizler orijinal hukuk aklına sahip olmadıkça da gönüllü sömürge olarak kalacaktır. Bir ülkenin egemenlik sınırlarının olması, meclisinin ve kurumlarının olması onu bağımsız kılmaz. Bir ülkeyi asıl bağımsız kılan kuvvet, kendi memleket koşullarını kendi gözüyle okuyabilen düşünürleridir.

Türk hukuku ve hukukçusu öyle derin bir öğrenilmiş çaresizlik içindedir ki tarife sığmaz. Ülkemizde LGBT aktivizminin toplumun mazbut çoğunluğunu baskılayacak düzeye çıkması bu aktivizmin hukuk kılıfında pazarlanabilmesinden ötürüdür. Ve maalesef hormonlu hukuk ithal etmeye alışmış Türk hukuk camiası bu saçmalığa ses çıkartamamaktadır. Tam tersine, batının devşirmeleri meydanda boy göstermektedir.

Bu yazıda LGBT aktivizminin yasaklanmasının hukuki altyapısını kurmak için ilk adımı atıyoruz. “LGBT Aktivistlerine Cevap” başlıklı yazımızda LGBT aktivistlerinin hastalıklı ruh halini tasvir etmiştik. O yazıyı arka plan olarak okumanızı öneriyorum. Tekrara düşmemek için hızlı geçtiğim noktalar muğlak kalmamış olur.

LGBT Birey – LGBT Aktivisti Farkı

L: Kadın kadına, G: Erkek erkeğe, B: Bir cins her iki cinsle; cinsel ilişki kurar anlamına geliyor. T: Bir cinsin diğer cinsiyete geçmesi.

Bu davranışların hepsi toplumumuzun geneli tarafından kınanır. Halkımızın çoğunun mensup olduğu İslam dinine göre haramdır, lanetli fiillerdir. İslam referanslı bakmayan insanımız da bu tercihleri çirkin görür. Çünkü atalarımızdan kalan bir fıtrat bilincine ve o bilinç etrafında oluşmuş tabii insan algısına sahibizdir.

Beğenmesek bile LGBT fiillerinin hukukun koruması altında olduğunu bilmeliyiz. Halkın bir kısmı hoş görmüyor diye alkol yasaklanamaz. Halkın bir kısmı hoş görmüyor diye sigara, şans oyunları vs. yasaklanamaz. Hatta bize göre uyuşturucu kullanma bile -etkileri bireysel boyutta kalmak şartıyla- serbest olabilir. Devletin işi halkı zorla terbiye etmek değildir. Hukukta esas olan serbestidir. Dinde de esas olan serbestidir çünkü Allah insana irade vermiştir ve dünyayı imtihan sahası kılmıştır.

Dolayısıyla hukuken asıl sorunlu olan şey, özel yaşama ait olan LGBT fiilleri değildir. Sorun, LGBT yaşam tarzının arsız ve umarsızca propagandasının yapılmasıdır. Tartışmasız bir konuymuş gibi dayatılmasıdır. Toplumun kodlarının heklenmesi ve makul çoğunluğun nezih değerlerini inkara zorlanmasıdır.

LGBT birey – LGBT aktivisti farkını biraz daha netleştirelim:

LGBT birey yukarıdaki fiilleri işleyen demektir. LGBT kişiler öteden beri -her toplumda olduğu gibi- Türk toplumunda da vardır. İnsanların bu tür cinsel yönelimlerinde genetik ve çevresel faktörler beraber rol oynamıştır. Fakat çevresel faktörlerin otokontrol altında tutulması sayesinde LGBT eğilimi olan çok az insan o yola girmiştir. Sayının az olması ve LGBT bireylerin de asgari toplumsal bilinç ve saygı taşıması sayesinde LGBT yaşam sürenler toplumun geneli tarafından bilinmez, bilinse de göz ardı edilirdi. Öfkesiz, şiddetsiz bir denge tutturulmuştu.

Fakat son yıllarda tüm dünyayla birlikte Türkiye’de de yeni bir olgu olarak LGBT aktivizmi baş gösterdi. LGBT aktivizmi; LGBT fiillerin mahrem alanda işlenmesiyle yetinmeyip, herkesi LGBT ya da sempatizanı yapma girişimidir.

LGBT aktivizminin mecrası şudur: LGBT bireyleri çoğaltarak ve sahaya sürerek toplumsal dengeyi ve değerleri alt-üst etmek, ülkeleri kültürel işgale maruz bırakmak. Evet, LGBT aktivizmi hak ve özgürlük arayışı ambalajında gerçekleştirilen bir işgal hareketidir.

Hareketin önemli unsurları şunlardır:

- İnsanın tanımını bedene ve cinsel kimliğe indirgemek, ruhaniyeti bitirmek.

- Kendisiyle aşırı meşgul edilen, aşırı bireyselleştirilmiş insanları toplumdan, tarihten ve kolektif hafızadan koparmak.

- İnsanlığın en mahrem ve muhterem alanı olanı cinselliği sınırsızlaştırarak kutsal algısını bozmak. Kutsalsız, sabitesiz, kolay güdülebilir güruhlar yaratmak.

- Kadın-Erkek ayrımını ortadan kaldırmak suretiyle insan zihninin ayırt etme melekesini bozmak. Böylece bütün ahlaki ölçütleri zayıflatmak, zamanla yok etmek.

LGBT aktivistleri bu hedefleri sağlamak için propaganda yollarının tamamını ustaca kullanırlar. Mesela hak mücadelelerinde en önde onlar bayrak sallarlar. Toplumdaki yerleşik değerlere eklemlenerek meşruiyet kazanmaya çalışırlar. Gençlerin özgürlük ve heyecan arzularını kamçılayarak onlara renkli bir yaşam vaat ederler. Marjinal gruplara has bir dayanışma ile üyelerinin sosyal kabul ihtiyaçlarını tatmin ederler. Medyada ve sosyal medyada ince-kaba bilinçaltı müdahaleleri yaparlar. Kendileriyle aynı görüşte olmayanları şeytanlaştırmaya çalışırlar. Ve saire…

Propagandaya kapılanların çoğu arka plandaki kirli eli, küresel şeytanlığın “nötr insan” vizyonunu sezmez bile. Samimidir. Sınırları kaldırdığını, sevgisini genişlettiğini, tabuları yıkarak daha özgür bir insan olduğunu düşünür. Toplumu da özgürleştirmeyi umar. Gerçekte ise endoktrine edilmiş bir sürüye katılmıştır. LGBT’nin içyüzüne uyanamaz, uyansa bile yeterince alet olmuştur, iğfal olmuştur.

Özetlemek gerekirse; çıkış noktası itibariyle LGBT aktivizmi bir psikolojik harp silahıdır. Daha büyük bir projenin, yeni dünya düzenine uygun yeni insan tipolojisini yaratma projesinin bir ayağıdır.

Yirmi birinci yüzyılda tarihteki siyaset kalıplarının tamamen değiştiğini gözlemliyoruz. Eskisi gibi bir cihan devleti mefkuresi yok. Devlet kalıplarına sığmayan küresel ağ ideali var. Bu ağın kurulması ve yırtılmaması için toplumların bütünlüğünü sağlayan algı ve değerlerin eritilmesi gerekiyor.

Bu sebepledir ki tarihin hiçbir döneminde görülmeyen LGBT propagandacılığı bugün bütün ülkelerde gündem belirleyebiliyor. Aşama aşama mevzi kazanıyor. Kitleler LGBT’yi duya duya kanıksıyor, ister istemez normalleştiriyor. Propagandalar çağdaşlık ve medeniyet ambalajları içinde sunulduğu için insanların üzerinde psikolojik baskı oluşturuluyor. LGBT’ye hoş bakmayan milyonlar çağdışı ve medeniyetsiz addedilmemek için sükuta gömülüyor. Sesini çıkartanlar organize bir cazgırlıkla bastırılıyor.

Bu tablo karşısında bizim temel görüşümüz şudur: Herkesin mahremiyeti kutsaldır. Kimsenin evinde, otel odasında, özel alanında ne yaptığı araştırılamaz. Hukuken de dinen de özel hayat casusluğu yasaktır. Dolayısıyla özel alanda kalan her tercih hukukun koruması altındadır.

Özel yaşama ait birtakım tercihlerin göze sokularak normalleştirilmesini hedefleyen LGBT aktivizmi ise toplumsal dokuya saldırıdır. Her boyutta, her platformda yasaklanmalıdır.

Eyleme Özgürlüğü – Yayma Özgürlüğü Farkı

Bir eylemin kendisinin serbest olması yayılmasının serbest olmasını gerektirmez. Örneğin, alkol almak serbesttir. Alkol reklamları yasaktır. Sigara içmek serbesttir. Fakat sigara reklamı yasaktır.

Avrupa’da camilerde namaz kılmak serbesttir. Fakat namaz çağrısı olan ezan yasaktır. Makul olan da budur. Çünkü hukukun temeli toplumsal meşruiyettir. Toplumun kendi gerçekleri belirleyici olmalıdır. Yabancı bir toplumun idealleri değil... Avrupa’da ezan ancak sınırlı bölgelerde serbest bırakılabilir. Aksi halde toplumun çoğunluğuyla kavgalı bir özgürlük algısı benimsenmiş olur. Türkiye’de de LGBT aktivizminin serbest olması toplumla kavgalı bir hukuk politikası anlamına gelmektedir.

Evrensel Hukuk – Kültürel Hukuk Farkı

Hukukta adalet, düzen, norm, yaptırım gibi evrensel kavramlar vardır. Fakat evrensel hukuk adı altında dünyaya pazarlanan formüller, Türkiye gibi ülkelere yutturulan zokadan öte bir şey değildir.

Gerçekte hukuk daima şu ya da bu kültür içinde üretilir. Ezik toplumlar da başkalarının kültürü içinde üretilen hukuku standart bilerek alır. Almazsa kendisini geri kalmış hisseder. Onun için “Türkiye sömürge gibidir” tespitiyle başladık.

Verilen lobi ve finans desteklerinin sonucunda bir toplumda LGBT artık normal görülüyorsa orada LGBT dışavurumları serbest bırakılabilir. Kendilerinin bileceği iştir. Bize “Geçmiş olsun” demek düşer. Fakat bir toplumda LGBT yaygın olarak normal görülmüyorsa LGBT dışavurumlarının serbest olması “Buyurun bizim toplumumuzu istediğiniz biçime sokun. Tek kurşun atmadan iç dünyamızı ele geçirin” iznini vermektir.

Peki Ya Eşitlik?

Dünyanın hemen tamamında olduğu gibi Türkiye’de de kamusal alanda cinsel dışavurumlar hoş karşılanmaz. Heteroseksüel de olsa hoş karşılanmaz. Herkes kıyafetiyle (sosyal rolüyle) sosyalleşir. LGBT aktivistleri ise çıplak sosyalleşmek istiyor. Onlara “Üstünüzü giyinin” demek eşitliğe aykırı değildir. LGBT aktivistlerinin amacı eşit olmak değil, imtiyazlı olmaktır. Onlara imtiyaz verilmemelidir. Nasıl erotik, pornografik yayınlar kısıtlanıyorsa pornografik bir çığlık suretinde toplumsal hayatı yırtmaya çalışan LGBT aktivizmine de müsaade edilmemelidir.

Peki Ya İfade Özgürlüğü?

LGBT aktivistleri ifade özgürlüğü ile yetinmezler. İfade özgürlüğünü yok etme gayesini taşırlar. Kendilerini kabul ettirdikleri bütün ülkelerde “LGBT’yi yanlış buluyorum” deme özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırdılar. Bugün Avrupa ülkelerinde kiliselerde ve camilerde homoseksüelliği eleştiren ifadeler tabudur. Dindarlar sürekli tazyik altındadır. LGBT’nin içeriği şöyle dursun, aktivizmiyle ilgili bile yorum yaptığınızda “homofobik” damgasını vururlar. Sizi işinizden ederler, hatta cezalandırırlar.

LGBT’ye ifade özgürlüğü tanınırsa zamanla LGBT’yi nahoş görme özgürlüğü yok olacaktır. Çünkü LGBT aktivizminin hedefi bireysel özgürlük değil, kitlesel istiladır. LGBT aktivizmine yol vermeden önce LGBT’nin gelecek projeksiyonunu bilmek gerekir.

LGBT Aktivistlerinin Ufkunda Ne Var?

Bu iş önce LGB harfleriyle başladı. Yani sadece eşcinsel olanlar. Sonra T geldi. Şimdi bazıları buna interseksin İ harfini ekliyor. Halbuki interseks (eski dilde hünsa) tamamen doğuştan ve fiziksel bir özellik olup, diğerleri gibi psikolojik kökenli değil. Amaç kitleyi genişletmek… Sonra bir de Q harfi eklendi. Anlamı “cinsel kimliğini arayan” (Questioning). Bir de üstüne A geldi. Anlamı aseksüel. Nihayet en sona + koyma modası oldu. Anlamı “varlığını bizim gibi seks üzerinden tanımlayan herkes”.

Demek ki LGBT dünya görüşü şu: İnsanın kendisini seksle tanımlaması. İnançla, vatandaşlıkla, milliyetle, toprakla, kainatla değil… Bedensel arayış ve hazlarla, bireysel komplekslerle… Hedonistlerin mottosu olan “İnsan her şeyin ölçütüdür” felsefesinin yeniden dirilişi söz konusu…

Peki insan her şeyin ölçütü ise ve hiçbir değer sabitesi yoksa… Şimdi biraz düşünelim, başka neler meşrulaştırılabilir? Mesela ensest yani aile içi cinsel ilişki? Elbette. İnsanın annesine, kardeşine aşık olup, onu arzulamasından daha tabii ve güzel ne olabilir? Ben demiyorum bunu. LGBT aktivistlerinin başarıya ulaştığı Avrupa ülkelerinde gündem bu gibi konular artık.

Başka? Pedofili? Elbette. Çocukların sevgi dolu kollarda cinselliği tatmasından daha yüce ne olabilir? Evet, bunu savunanlar, hatta yaşayanlar var Avrupa’da…

Kısacası LGBT aktivizmi aşama aşama ilerlemektedir. Bir aşamada başarılı olursa sonraki aşamalara geçilecektir. Hayvanları, bitkileri, hatta objeleri seks nesnesi olarak gören, kafayı seksle bozmuş nesiller istiyorsanız LGBT aktivizmi serbest olmalı. Bu sözlerimiz abartı değildir. Olgulara atıftır.

LGBT İstilacılığına Bir Örnek

Şahsi tecrübelerimden bir örnek vermek isterim. Doktoramı yaptığım, Londra Üniversitesi bünyesindeki SOAS bir insanın kendisini keşfedip gerçekleştirmesi için dünya yüzündeki en özel mekanlardan biridir. Biz mescide giderdik, pencereyi açınca içeri marihuana kokusu dolardı. Mescidin yanı kantindi ve kantinde alkol de uyuşturucu da ama resmen ama fiilen serbestti. Her öğle arası Hindu tanrısı Krişna adına bedava yemek dağıtılırdı. Bir yanda İsrail protestoları yapılır, diğer yanda Kuzey Iraklı gençler peşmerge kıyafetiyle halay çekerdi. CHP Londra teşkilatının bir toplantısını da SOAS’ta yaptığını hatırlıyorum çünkü ben de katılmıştım. Hippilerle diplomatların iç içe dolaştığı, sıra dışı, sahiden demokratik ve liberal bir ortam vardı.

Ve tabii LGBT aktivistleri… Bunlar herkesten farklı davranıyor; kendileri olmakla yetinmeyip, her şeyi biçimlendirmeye çalışıyorlardı. Tuvaletleri değiştirerek işe başladılar. Kadın-Erkek şeklinde tuvaletlerin olması cinsiyetçiymiş, ayrımcılıkmış… Neyse ki tuvaletleri kapatamadılar ama sonunda cinsiyetsiz tuvaletler açtırdılar. Hocaların ve öğrencilerin olağan cümlelerinden cinsiyetçi anlamlar çıkartarak demokratik iletişimin içini boşalttılar. Herkes kendi halinde kendi özgürlüğünün tadını çıkartırken insanları taciz ede ede en sonunda SOAS’ın tepesine kendi bayraklarını diktiler. Mecazi anlamda söylemiyorum: SOAS’ın ana binasının tepesinde devasa LGBT bayrağı sallandırmaya başladılar. Hiç kimseye itiraz etme, tartışma yürütme şansı da tanımadılar. İtiraz edecek gibi olanların ne ilkelliğini ne homofobikliğini bırakıyorlar. Dinlemiyorlar bile. Kendilerinden farklı düşünen hiç kimsenin duygu ve düşüncelerine saygı duymuyorlar.  Toplumsal atmosferi umursamak şöyle dursun, yıkılması gereken bir kale olarak görüyorlar. Herkese psikolojik şiddet uyguluyorlar. Evet, tarihin en ajite edici sivil-despotik örgütüyle karşı karşıyayız.

Bu örgütün mensupları asla kendi hayatını yaşamakla kalmaz. Evlenmek ister çünkü ailenin tanımını bozmak ister. Evlat edinmek ister çünkü insan algısını bozmak ister. Zaten bu gibi kampanyaları sayesindedir ki LGBT aktivizminin gizli destekli postmodern bir işgal hareketi olduğunu görebiliyoruz.

Avrupa Birliği Hayalimiz Ne Olacak? AİHM İçtihatları Ne Olacak?

Çokları LGBT’nin Avrupa Birliğinin organik hayat tarzı olduğunu zannediyor. Halbuki LGBT Avrupa’ya enjekte edilmiş bir dünya görüşüdür. Batı Avrupa’da toplum bireyci ve apolitik insanlardan oluştuğu için kitlelerin beynini yıkamak daha kolaydır. Avrupa LGBT gibi kültürel dönüşüm projeleri için daima kolay lokma olmuştur. İnsanlar uyumlu olmak üzerine iyi eğitim aldıkları için genelde yumuşak başlıdır. Kendilerine yapılan telkinleri uslu uslu kabul ederler. Avrupa’da LGBT’nin hızla kabul görmesinin sebebi budur. Zaten dini, milli ve manevi altyapısı boşalmış bir toplum vardır. Üstüne ne dökülürse o rengi almaya hazırdır. Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nun etrafındaki yaya geçitleri dahi LGBT’nin istismar ederek kirlettiği gökkuşağı renklerine boyanmıştır. LGBT bu şekilde her yere imzasını atabilir. Çünkü LGBT örgütleri asabiyete sahiptir. Diğer insanlar gibi dağınık değildir. İbn-i Haldun’u hatırlayalım: Asabiyeti olan küçük topluluklar asabiyeti olmayan büyük topluluklara söz geçirir.

Türkiye sosyolojik ve politik olarak Avrupa’dan farklıdır; LGBT aktivizmini yasaklamak suretiyle LGBT işgalinden yakasını kurtarabilir. Eğer LGBT konusunda robotlaştırılmış Avrupa siyasileri Türkiye’nin özgün pozisyonunu kabul etmezlerse bizi kendileri gibi küresel lobilere diz çökmeye zorluyorlar demektir. Böyle bir zorlamayı kabullenecek ölçüde Avrupa Birliği düşkünlüğümüzün olduğunu zannetmiyorum.

Avrupa Konseyine ve AİHM’e gelince… Türkiye’de siyasi irade pervasız LGBT aktivizmine çözüm üretmeye niyet etsin, AİHM’in çelişkili kararlarından malzeme bularak hukuki düzenlemelerin altyapısını oluşturmak bizim işimiz.

Kadın Hakları ve Diğer Konular

Ülkemizin kültürel saldırı altında olduğu cephelerden bir diğeri de kadın hakları… Feminist aktivistlerin de hedefi, kadın-erkek çatışmalarını köpürterek cinsiyet farklılıklarını ortadan kaldırmak. Onun için feminizm ve LGBT faaliyetlerini kol kola görüyoruz. Maalesef kadın hakları konusunda karnemiz gerçekten zayıf olduğu için LGBT etkinliği çoğu zaman sinsice kadın hakları kapısından içeri sokulmaktadır. Gündem kadınla başlatılıp, LGBT ile bitirilmektedir. Bunun tipik örneği İstanbul Sözleşmesi denilen tuzaklı metindir.

Biz ülkece geleneksel roller ile modern hayat arasında bocalıyoruz. Bu bocalamamızdan istifade eden dış güdümlü aktivistler araya bizimle hiç alakası olmayan ölçütler, çözümler sıkıştırıyor. Ve sorunlarımız daha da büyüyor.

Türkiye’de kadın-erkek ilişkilerini rahatlatmamız lazım. Bu illa ki gayrimeşruluğa yol vermek demek değildir. Vakıa biz meşru olanı çok dar algılıyoruz. Kadim toplumu kafamızda idealleştiriyoruz. Realitelere yeterince gözümüzü açmıyoruz. Mesela Türkiye’de eşcinselliğin artmasında evliliklerin gecikmesinin ve kadın-erkek ilişkilerinin zorlaşmasının hiç mi rolü yok? Ben olduğunu düşünüyorum.

Bunlar elbette çalakalem tartışılacak konular değil. Demek istediğim şu: Bizim, kendi aklımızla toplumsal olgularımızı okuyup, yine kendi aklımızla realist çözümler üretmemiz gerekiyor. Yoksa çözülmeye yüz tutan Avrupa’nın dadılığı altında daha uzun süre deneme-yanılma tahtası olarak kalırız.

Sözü Bağlarken…

Herkes gibi LGBT bireylerin de özel alanları hukukun koruması altındadır. Fakat hukuk, her eylemin açıktan işlenmesini, yaygınlaştırılmasını korumaz. Evrensel hukuk masalından uyanıp, toplumsal meşruiyet gözlüğüyle hukuku okumak gerekir.

Türkiye’de LGBT aktivizminin meşruiyeti yoktur. Tıpkı bazı ülkelerde ezanın, peçenin meşruiyeti olmadığı gibi… Bunda bozulacak bir durum göremiyorum. Herkes kendi şartlarına göre hukuk yapar, yapmalıdır. Ülkemizde LGBT aktivizminin legal statüde kalması milletin aklına ve maneviyatına hakarettir.

LGBT aktivizmi özünde bir hak ve özgürlük hareketi değildir; ahlaki mutasyon çabasıdır. Yerleşik kültürü geliştirmez. Yok eder. İnsanın fıtratını, tanımını, ayarlarını bozar. Bütün kutsalları, değerleri etkisiz kılarak insanı zavallılaştırır.

LGBT aktivizmi spontane ve masum bir akım da değildir. Halkların zihinleri üzerinden işgal edilerek yeni dünya düzenine yem edilmesine yönelik bir projedir.

LGBT aktivizminin yasaklanmasında hepimize görev düşmektedir.

 

Yazarın twitter hesabı: https:/twitter.com/emirkayason

Bilge

Yazıyı baştan sona okudum, çok dolu bir yazı olmuş. Nihayet bu konu ile alakalı kapsamlı güzel bir yazı görebildik. Şahsi görüşüm, meseleyi sadece yazılarla ifade etmekle yetinmemeli, geniş kitlelere duyurmak için tüm imkanlar değerlendirilmeli... emeğinize kaleminize sağlık👏🏻👏🏻👏🏻

Pt, 04/27/2020 - 23:37 Kalıcı bağlantı
Mehmet Temel

Kaleminize saglık , tesekkur ederiz. Bir yeri anlayamadim ama . Ifade ozgurlugu verilmemesi gayr-i insani olmaz mi ? Nasıl ki bireysel hukuk sağlanmak mecburiyetinde ifade ozgurlugude saglanmasi da mecburi degil mi ?

Sa, 04/28/2020 - 10:26 Kalıcı bağlantı
Şule

İki yaxıyo da okudum.. Çok teşekkür ediyorum yoplumumuz adıa. Hem sosyslajik, toplumumuzun yapısı ile alakalı hem de hukuki boyutta gerekenler çok güzel açıklanmış.. Aydınlatıcı bir yazı..

Sa, 04/28/2020 - 11:43 Kalıcı bağlantı
Şahin nursaçan

Toplum maslahatı açısından Hakkın ,hukukun ,adaletin yanında yer almamak veya ses çıkarma cesareti gösterememek hem birey hem de toplumun bertaraf olması anlamına gelir ki bu nokta ise artık geri dönülemez noktadır. Kıymetli yazarın bu anlamda ele aldığı konu ve ele alış tarzı ve ortaya koyduğu düşünce ülkemiz ve milletimizin geleceği açısından belki de otobandan önce son çıkış niteliği taşımaktadır. Tabi bu konu sadece Emir Beyin derdi olmamalı. Müslüman olsun veya olmasın insanca hayat yaşamak isteyen herkesin derdi ve davası olmalı insan onurunu korumak ve kollamak.

Sa, 04/28/2020 - 13:45 Kalıcı bağlantı
Şahin nursaçan

Toplum maslahatı açısından Hakkın ,hukukun ,adaletin yanında yer almamak veya ses çıkarma cesareti gösterememek hem birey hem de toplumun bertaraf olması anlamına gelir ki bu nokta ise artık geri dönülemez noktadır. Kıymetli yazarın bu anlamda ele aldığı konu ve ele alış tarzı ve ortaya koyduğu düşünce ülkemiz ve milletimizin geleceği açısından belki de otobandan önce son çıkış niteliği taşımaktadır. Tabi bu konu sadece Emir Beyin derdi olmamalı. Müslüman olsun veya olmasın insanca hayat yaşamak isteyen herkesin derdi ve davası olmalı insan onurunu korumak ve kollamak.

Sa, 04/28/2020 - 13:45 Kalıcı bağlantı
Mustafa Öz

Bu bir kötülük mü değil mi? Önce bunu netleştirelim. Kötülük ise yasaklanır ve yapanlar cezalandırılır! Kimse klızını oğlunu böyle kişiler evlendirmez peki neden? Doğruysa haktır, değilse batıldır ve kaldırılması gerekir. Ayrıca Avrupadaki ezanla mukayesenize katılmıyorum çünkü ezanın durumu ve bu ahlaksızlıığın durumu aynı değil. OSMANLIDAKİ MİLLET SİSTEMİNİ GÖZ ÖMÜNE ALIRSAK DİN İLE AHLAKSIZLIĞI MUKAYESE ETMENİN YANLIŞLIĞINI DA GÖRMÜŞ OLURUZ. ÖLÜM TECRÜBE EDİLMEZ. EDİLİRSE ÖLMÜŞÜZDÜR

Sa, 04/28/2020 - 15:51 Kalıcı bağlantı
Sevde Ozturk

Merhabalar,
Konuya ilişkin gerçekçi, çok yönlü ve bilimsel bir yazı görmek mutluluk verici oldu. Ben de konunun seminer veya konferanslar ile daha geniş kitlelerce duyulmasını çok arzu ederim. Kaleminize ve emeğinize sağlık. İyi çalışmalar diliyorum.

Sa, 04/28/2020 - 18:13 Kalıcı bağlantı
Ahmet C

Bir önceki yazınızda olduğu gibi bu yazınızda da oldukça güzel ve isabetli tespitleriniz var bana göre. Kanaatimce, disiplinler arası bir kurulun bu işi en uygun şekilde çözüme kavuşturulması için göreve gelmesi gerekiyor. Normatif değerleri savunanların görüşlerinin yanı sıra insan merkezli görüşlerin de ele alınarak ilgili alanda hukuki, psikolojik, sosyolojik her türlü temelin sağlam şekilde atılması çok mühim bir konu olarak bekliyor. Bu konuda belirli birtakım algılara kurban gidilmemeli. Öyle görünüyor ki toplumsal salahiyetin tesisi için bu bir fırsat... Selamlar

Sa, 04/28/2020 - 21:35 Kalıcı bağlantı
Necip Gazel

Çözüm odaklı bir çalışma gördüm. Fikir üretmeniz, sloganik olmayışınız takdire şayan. Tebrik ediyorum. Allah gayretinizi arttırsın. Bu konuda çalışanlarla bir platform olup güçlü eylemler yapılmasını öneriyorum.

Sa, 04/28/2020 - 23:42 Kalıcı bağlantı
Mücahid Keskinoğlu

Hocam, elinize sağlık.
LGBT meselesinin özellikle ensest, pedofili ve evlât edinme başlıkları çok önemli.
Kendilerinin doğuştan böyle hissettiklerini, bu şekilde davranmanın içgüdülerinden geldiğini söylüyorlar.
Onların ağzıyla konuşacak olursak; bir sapık çıkıp 'ben de çocuklara ilgi duyuyorum, içimden böyle geliyor' derse ve yürüyüşlerde gördüğümüz 9-10 yaşlarındaki 'drag queen' denilen çocuklarla veya ne yaptığının farkında bile olmayan bir çocukla cinsel ilişki yaşarsa kimsenin bir şey demeye hakkı olmaz. Pedofili veya ensest meselelerindeki tehlike budur.
Evlât edinme meselesi de yasal anlamda en çok zorladıkları konuların başında geliyor.
Fıtrata aykırı davrandıkları için çocuk yapamıyorlar ve evlât edinmek istiyorlar. Bebekliğinden itibaren LGBT'li ebeveynleri olan çocuklar nasıl bir gelecek vaat ediyor dersiniz?
Buna ilâveten Twitter-Facebook-Instagram gibi mecralarda LGBT aleyhinde yayın yapmak formatıyla kurulmuş hesaplara henüz denk gelmedim, gerçi açılsa bile 'kullanım koşullarını ihlal'den direkt kapatılacaktır. Fakat yine de mücadeleyi sosyal medyaya taşımalıyız.
Mücadelemizi partiler üstü olacak şekilde sosyo-kültürel bir paydada sürdürmeliyiz.

Çar, 04/29/2020 - 01:45 Kalıcı bağlantı
Konuk

Tebrik ederim, her şeyden önce konuya çok geniş açıdan ve tutarlı yaklaşmışsınız. Bu bir medeni cesaret.Teşekkür ederim. İstanbul sözleşmesinin ne kadar hain emeller taşıdığı daha bi anlaşılmış oldu.

Çar, 04/29/2020 - 05:57 Kalıcı bağlantı
Vaner Alkaç

Kapsamlı,doyurucu, politik hedefleri sağlam bir makale olmuş.
İki şey eksil kanımca. Bu eğilim binlerce yıldır var. Sosyal sorunlar kaynaklık ettiği gibi genetik faktörler de var.
Yanı SOROS örgütlenmelerini konu üzerinden sorun üzerinden örgütlendiği için bu alanda inanılmaz malzeme buluyor.
Yasaklama ile karşı saldırı yapabilirsiniz. Ama bu toplumsal gerçeği değiştirmez. Uzun vade de çözüm önerisi gelmemiş.
İkincisi dini çevrelerin gay ve lezbiyen eğilimleri geliştirdiği de bir gerçek.
Neredeyse tüm dinler erkek dinidir. Bu bağlamda erkek erkeğe çok fazla zaman geçirme erkekler arası ilişkiyi geliştirmektedir. Bu arada kapalı toplumlarda sanıldığının aksine kırsal kesimlerde kadın kadına ilişkinin zemini son derece güçlüdür.
Politik hedeflere ve mantığa kesinlikle katılıyorum. Ama uzun vade de çözüm asıl hedef olmazsa çalışma illegal yönden de geliştirilebilir. Ve sosyal medya saldırısı için de önlem almaya çalıştığınızda "diktatör" tespiti tescillenmiş olur.
Sevgiyle

Çar, 04/29/2020 - 10:47 Kalıcı bağlantı
Habibe Keleş

Tam da aradığımız cevap budur dediğimiz bir yaklaşımla yazmışsınız.Teşekkürler
Bize gereken hukuk çerçevesinde bir cevap.duygusallıktan öte sessiz çoğunluk olarak ne diyeceğimizi bilemiyor olmak can yakıcı . Bizlere tercüman oldunuz .

Per, 04/30/2020 - 00:12 Kalıcı bağlantı
mücahit b.

bu meselelerle ilgili çoktan birçok fire verildiği malum (istanbul?! sözleşmesi), ancak geri dönülemez bir noktada değiliz. bununla birlikte kamusal kültürün oluştuğu mekanlardan olan yeni medyalar bu açıdan oldukça tehlikeli yerler. içi boşaltılmış ve tekeli küreselci? odakların elinde sayılabilecek bu alanlarda 7/24 geç modern bağlamsızlığın ve buna mukabil lgbt, inançsızlık, vatansızlık yani küreselciliğin propagandası yapılıyor. bu yüzden devlet aklının ve kamusal aklın önceliğini bu alana yöneltmesi gerekiyor, çünkü bu odakların en büyük hedefi gelecek nesiller olacak olan gençler. türkiye'de de 2000 sonrası avrupai tarzda bağlamsız bir eğitim ve kibar? nesiller büyümeye ve kamusal alanda etkili olmaya başladı. apolitik sayılabilecek bu nesle ne yüklersek gider mantığıyla yeni medyalarda her türlü ahlaksızlık meşru hale gelmiş durumda. ayrıca önceki nesillerin büyüdüğü televizyon, gazete ve radyo gibi geleneksel medyaların yerine içeriği tercih edilebilen bir alan olması nedeniyle internet her türlü ahlaksızlığın kol gezdiği bir alan. mücadele edilmesi gereken alanın bu kadar mahrem ve şahsi oluşu da mücadeleyi oldukça zorlaştıracaktır. o yüzden yıkılmaya çalışılan aile, vatan, din gibi kurumlara sarılmak günümüz insanının tek çaresi, çünkü kötülüğün yürüdüğü alan en şahsi ve mahrem yerlere zerk olmuş durumda.
Allah hepimize kolaylıklar versin.

Per, 04/30/2020 - 02:47 Kalıcı bağlantı
Hüseyin

Merhabalar sizin gibi derdi olan hassasiyetleri olan ve bugünkü konjonktürde hakikatin söylenmesinin caiz olmadığı hakikati söyleyenlerin başta akademik ve bilimsel ortamalardan dışlandığı bir dönemde derdi ve hassasiyetleri adına büyük riskler alarak ötekileştirilme pahasına yazdığınız ve duygularımıza tercüman olan yazınızdan dolayı öncelikle teşekkür etmek isterim. Her iki yazınızı da okudum elinize yüreğinize sağlık. Tüm söylediklerinize ilaveten kendi kültürel kodlarımız çerçevesinde kendi şartlarımıza kendi değerlerimize uygun bir hukuk yapmakla birlikte toplumsal ve bireysel bir bilinç hareketide başlatmak gerektiğini düşünüyorum. Görülen o ki ülkemizde LGBT ve diğer sapkın hareketlerin tesirli olmasında; insanımızın gün geçtikçe özünden uzaklaşması fıtratına, yaratılış gayesine yabancılaşması sormayan, sorgulamayan kendisine dayatılan paket programlara göre şekillenmeyi kolaylık olarak benimseyen düşünüp akletmek yerine hazırı tüketen ve tükettiği şeyin kendisine ne kattığını kendisinden ne götürdüğünü umursamayan maddeye manaya ve insana dair ne varsa tüketildiği bir anlayışa yaşam tarzına sahip hale gelmesi/getirilmesidir. Bu sebeple kültürümüze ve şartlarımıza uygun bir hukuk yapmakla birlikte bu hukuk sistemini içselleştirmek kalıcı kılmak adına bireysel ve toplumsal bir bilinç hareketi başlatmak gerekmektedir diye düşünüyorum. Bunun için çok sık tekrar edilen ancak herhangi bir girişimde bulunulmayan eğitim sistemimizdeki aksaklıklardan işe başlamak gerekiyor kendi şartlarımıza uygun bir hukuk yapacağımız gibi kendi şartlarımıza uygun bir eğitim sistemi modeli üzerine de kafa yormak gerekiyor. Basitçe ilk aklıma geldiği kadarıyla ezberci bir anlayıştan muhakeme yapabilen sorgulayan nasıl sorusunu soran ve cevap arayan doğru soruyu sorabilen eleştiriel düşünceye sahip kınamayan kınanmaktan korkmayan yerinde bir özgüvene sahip özgürlükçü ama özgürlüğün sınırını da bilen ilmi kendini bilmek haliyle tahsil etmek erdem fazilet gibi değerlerin, şahsiyetin olmadığı yerde biliminde ilminde silaha dönüşeceği ve insanın kendisine yöneleceğinin bilindiği bir eğitim ve öğretim sistemi yapmak. Eğitimci olmadığım ama eğitim sistemimizin mağduru olarak söyledim bunları. İşin ehli -ki bu çok önemli bir eksikliğimiz-kişiler tarafından kültürel kodlarımıza şartlarımıza uygun bir hukuk ve eğitim sistemi geliştirilmeli ki nihayetinde semerelerini toplayalım. Toplumumuzu ve toplumları özetle insanlığı özünden uzaklaştıran şeytani aklın amacına hizmet eden sapkın hareket ve anlayışlara geçit vermeyelim.

Per, 04/30/2020 - 03:46 Kalıcı bağlantı
Ahmet Karababa

Ezanla kıyaslamaya katılmıyorum
Yazarın ezanın Avrupa’da açıktan okunmayışını normal karşılayıp İslam ülkelerinde kilise çanlarının açıktan çalınmasına değinmemesi yazının içeriğiyle örtüşmemiş ayrıca
Aslında ezan da çan da açıktan verilmeli bana göre.Dünyanın neresinde olursa olsun
Yazar böyle deseydi yazının bütünlüğüyle daha uyumlu olurdu

Cu, 05/01/2020 - 00:54 Kalıcı bağlantı
Naci Cebecioğlu

Hocam bu konuda gerçekten çok duyarlı olmanız harika. Hukuk konusunda uzman oduğunuz belli. Sizden daha uzman olanda vardır belki ama bu konuya duyarlı değilse hiçbir anlam ifade etmez. Ağzınıza yüreğinize sağlık çok güzel bir çalışma olmuş. Söylediklerinizin tamamına yakınına katılıyorum. Yalnız avrupadaki ezana katılmıyorum nedeni bizim ülkemizde bütün kiliselerin çanları açıktan çalıyorsa bizim ezanımızda açıktan okunmalı. Gelelim LGBT konusuna siz problemi çok güzel dile getirmişsiniz ama bu problemin çıkış noktasının adresini ve çözüm şeklini vermemişsiniz .Bence adres belli bu konu avrupayada enjekte edildiğine göre kültür emeryalizminin başı Amerikadan çıkmış olmuyormu? .Abd ye hakim güçler kimler yahudiler yani siyonizm dünyaya hakim olmak için yahudi olmayan bütün insanları kendilerine köle yapmak kendilerde dünyanın efendisi olacak diger insanlar onlara hizmetçi olacak.ABD deki Trilyon dolarlık servetleriyle yahudi Rockfeller Rochiltler gibi ailelerin başının altından çıkmıyormu sizce. Dünyayı ekonomik alanda hem sömürüp hem yön vermiyorlarmı. Dolayısıyla adres belli değilmi. Korona virüsü belkide onlar çıkarmış olabilir. Ülkemizde emperyalist güçlerin ileri karakolları durumunda faaliyet gösteren mason locaları, lions klüpleri, rotary klüpleri, Cia, mossat, kgb ve akp döneminde açılan merdiven altı binlerce kliseler ne iş yaparlar? Kültür emperyalizminin bir parcası değillermi? Şimdi dünyadaki çatışmaların temelinde inançların çârpışması yatıyor. İnançlar tekelcidir dünyaya hakim olmak ister. İslam inancımız da öyle değilmi ? Müslümanın görevi tüm dünyadaki insanlar müslüman olana dek çalışacaksın boş durmak yok değilmi. Ama müslümanlar gereği gibi bence çalışmıyor. Çalışsak zaten bu problemle karşılaşmayız. Kaldıki ülkede şu kadar ilahiyatlı var, bu kadar imamhatipli var, şukadar diyanetli var, hani duyarlılık hani cihat hani mücadele nerede? toplumun okumuş kültürlü aydın bu kesimi uyuyormu? Cihat yalnız silahla yapılmaz biliyorsunuz iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmektir. Yani emri bin maruftur. Milyonlarca müslümanım diyen insanlarımız duyarlılık gösteripte derdimizi bizim seçtiğimiz ( milletvekillerine, bakanlara ve cumhurbaşkanımıza anlatamıyoruz. Bu kadar acizmiyiz. LGBT liler kadar çalışmıyoruz. Lüt kavminin başına gelenlerin bizim başımıza gelmesinimi bekliyoruz. Kanun yapabilme kudreti olan bir yönetimimiz var. Neyi nerede arıyoruz. Bu problemi bu arenada hukuki yollarla çözüme götürmek gerekmezmi. Hocam, Çözüm için sizin gibi bu konunun uzmanı olan duyarlı insanların öncülüğünde bu konuyu gerekli mercilere taşıyarak Türk milletinin varlık ve beka davası yolunda bir adım atılmış olacaktır. Millet Partisi Genel Başkanı Sayın Aykut Edibalinin bir cümlesini hatırladım.Bir millet ızdırap içinde inlerken onun evlatları rahat edemez! Siz ve bizim gibi milyonlar rahatsızız bu gibi konulardan. Avrupa birliği kriterlerine uyum yasası adı altında Akp döneminde çıkartılan ve ailenin temeline konan bir dinamit niteliğindeki İstanbul sözlesmesi iptal edilsin yine Zinayı suç saymaktan çıkaran kanun iptal edilsin. %99 u müslüman olan ülkemizde Türk ve islami gelenek ve göreneklere sahip çıkarak Aileye saygı göterecek kanunlar çıkartılmalı.Aile yapısı sağlamlaştırılmalı ve koruma altına alınmalıdır. Milletimiz var olacak düşmanları kahrolacaktır. Yaşasın millet kahrolsun millet düşmanları.Selam olsun bu aziz milletin evlatlarına.

Ct, 05/02/2020 - 16:14 Kalıcı bağlantı
Emrah Çevik

Yazar bazı kavramları mutlakmış gibi düşünerek ülkenin sömürge olması ile başlamış ve lgbt aktivizminin yasaklanması gerektiğini söyleyerek bitirmiştir. Araya İstanbul Sözleşmesini de sıkıştırmayı ihmal etmemiştir. Yasakçı zihniyet tam olarak budur. Yazar bu topraklarda 1900 yılında yaşasa kadınlar ile erkeklerin aynı sınıfta eğitim görmesini, 1600 yılında yaşasa heretik hareketlerin dinin içini boşalttığından idamla cezalandırılmasını, 1960 yılında yaşasa Kürtçe kitap yazmanın ve şarkı söylemenin bölücülük olduğunu kabul ederek yasaklanması gerektiğini savunacaktı muhtemelen. Yazar, 1970, 1980, 1990 yıllarında serbest olan içki reklamlarının bugün yasak olmasındaki ideolojik tutumu ise görmeyecek kadar kördür. Tarihin özgürlüğe doğru bir akışı vardır. Özgürlük ve neyin özgürlük olduğunu devlet mi belirleyecektir? Tabandan gelen bir talep var ve er ya da geç her zaman taban kazanır.

Çar, 05/20/2020 - 08:19 Kalıcı bağlantı
M. M.

Merhabalar, öncelikle yazının kaliteli, olduğunu ve iddiasını makul argümanlarla savunduğunu belirtmek isterim. Nitekim LGBT aktivisminin birçok noktada faşizan bir tavır sergilediği açık ve rahatsız edicidir. Ayrıca hareketin ilerleyen süreçte pedofili vs gibi şu an sapkın gördüğümüz olayları meşrulaştırmaya ya da çocuk edinme vs noktalarında ciddi değişimlere yol açması da ciddi bir olasılıktır. Ancak bütün bunların karşısına "aktivismin yasaklanması" gibi bir çözüm getirmek 21. Yüzyılda ne kadar gerçekçi olacaktır? Bu durumun aksine bu akımlara ciddi bir meşruiyet getireceği yadsınamaz. Hele ki dünyada özgürlükler, hukuk, demokrasi gibi konularda bu ciddi şekilde eleştirildiğimiz bu dönemde böyle bir yasak bu kişilere ciddi bir meşruiyet ve görünürlük sağlayacaktır. Üstelik internet çağında yasaklar özellikle bu konularda çok da uygulanabilir değildir. Bunun da ötesinde olayın ekonomik boyutunu göz ardı ediyorsunuz. Bugün bu konu ne kadar faşizan olsa da çevrecilik gibi bir hal almıştır ve olası bir yasağın uluslararası ticaretten turizme kadar bir çok alanda ciddi etkileri olabilir. En basitinden THY'yi düşünün..
Siyaseten AB vs bağlamında bulunduğumuz nokta zaten dip olduğu için daha geriye gitme imkanımız ya da bunu umursayacak bir toplum yapımız yok şu an, ancak mevzu ekonomi olduğunda aynısını söyle yemeyiz. Velhasıl kelâm tespitler doğru olmakla birlikte yasaklamanın çözüm olmayacağını düşünüyorum.

Pt, 06/01/2020 - 00:49 Kalıcı bağlantı

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.