DÜŞÜNCE https://fikircografyasi.com/ tr Osmanlının Bir Kültür Politikası Var mıydı? https://fikircografyasi.com/makale/osmanlinin-bir-kultur-politikasi-var-miydi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Osmanlının Bir Kültür Politikası Var mıydı?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify">Tarih anlayışımız daha çok siyasi tarih merkezli bir çerçeveye oturduğu için Osmanlı Devletinin aslında günümüzde de devam etmekte olan kültür, sanat boyutunu yeni yeni tartışmaya açıyoruz. Açıkçası pandoranın kutusu açıldıkça da ortaya şaşırtıcı ve güzel şeyler dökülüyor. Benim gündeme getireceğim konu da bunlardan biri.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/668"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/resimler/ulkeler/osmanli_1.jpg?itok=LWZfnsZe" width="402" height="480" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p class="text-align-justify">Osmanlı devleti pek çok alanda bağlı bulunduğu İslam uygarlığının takipçisi olmakla birlikte özellikle yaşanılan coğrafyanın ve bu coğrafyada yer alan eski medeniyetlerin etkisi ile yeni oluşumlar meydana getirmiş ve bu yeni katkılarla Türk İslam uygarlığını kendine özgü bir çerçeveye taşımıştır. Aslında genelde İslam uygarlığını da böyle bir çerçevede değerlendirmek mümkündür: Nasıl ki dağ başında tümüyle saf bir özellik arz eden kartopu aşağıya doğru yuvarlanmaya başladığı andan itibaren geçtiği yol üzerindeki farklı cisimleri, bir kısmı olumlu bir kısmı olumsuz, içine alarak ve büyüyerek yoluna devam ediyorsa uygarlıklar da benzer süreçleri yaşayarak doğar, büyür ve gelişirler.  Osmanlı, uygarlık noktasında Selçuklu ile ilişkili ama ondan farklı. Onlar tarihte kalmadan mevcut duruma eklemeler yaptılar. Mimariye bakmak bile aradaki farkı görmeye yeter.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı yönetimi ve toplumu, 8. Yüzyıldan itibaren bir uygarlığa dönüşme istidatı gösteren İslam düşüncesinin ustadan çırağa geçen bir zanaat gibi 12. yüzyıla kadar Arapça, bu evreden 16. yüzyıla kadar Farsça eliyle devam eden, özellikle yazılı kültürün sözü edilen yüzyıldan itibaren Türkçedeki ve Türk-İslam uygarlığındaki en önemli temsilcisidir.</p> <p class="text-align-justify">Kültürel gelişmeler siyasi gelişmeleri belli mesafeden izler. Bunun en karakteristik görünümlerinden birini Osmanlı devlet yapısı içinde gözlemlemek mümkündür. Bu anlamda Osmanlı Devleti kuruluş aşaması olan 14. Yüzyılda, daha çok  kuruluşun getirdiği sancılarla boğuşmuş, yine bu konumun doğal bir yapısı olan kaba inşa faaliyetleri ile meşgul olmuştur. Devlet siyasi sınırlar itibariyle büyüdükçe; komşu Türk Beylikleri olan Germiyanoğulları, Aydınoğulları, Karamanoğulları gibi yönetimleri kendi bünyesine kattıkça, buralarda daha şehirli bir hayat tarzı var olduğu için, o yörelere mensup kültür sanat adamları da Osmanlı Devletinin sınırları içine girmiş ve Osmanlı kültürünün böylece temelleri oluşmaya başlamıştır. Kuşkusuz, bu oluşumda daha önce   kendinden önceki dönemlerde oluşmuş Kahire, Tebriz, Bağdat, Semerkant, Hama ve Basra gibi uygarlık merkezlerinin etkileri olmuştur. İlk dönem Osmanlı aydınları aynı kaynağın ürünü olmakla birlikte biraz farklı üslup özellikleri taşıyan bu merkezlerde eğitim görmüş ve böyle bir birikim ve bakış açısıyla Osmanlı ülkesine dönmüşlerdir. Bu etkileri  edebiyatta, mimaride, hat ve plastik sanatlarda, musikide ve bütün bunların bir anlamda motivasyonu olan  tasavvufi anlayışlarda görmek mümkündür.</p> <p class="text-align-justify">Aslında Osmanlı kültüründe zihniyet olarak birbirine paralel giden iki temel akımı gözlemlemek mümkündür. Bunları, daha çok zahiri ve şer’i bakış açılarını esas alan ilmi anlayışla tasavvufa yaslanan batıni anlayış olarak tanımlamak mümkündür. Her ikisi de birbirini küçümseyerek varlıklarını sürdüren bu akımlar, zaman zaman birbirlerine galebe çaldıkları dönemler olmakla birlikte, bütün Osmanlı Devleti boyunca yan yana yaşamaya devam etmişlerdir.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı Devleti içinde bir kültürel bakış açısının oluşmaya başlaması ve bunun bir farkındalık olarak ortaya çıkışı II. Murat devrinde başlar. Aslında bu dönemi Emevi yönetiminin son devrelerinde ortaya çıkan Şuubiyye hareketine benzetmek mümkündür. Bu hareket nasıl Arapça’ya karşı Farsça’nın bir başkaldırı ve başarısı ise II. Murat devri de Anadolu’da beylikler döneminden itibaren – biraz da yeni beylerin Türkçe’den başka bir dil bilmemesinin etkisiyle- başlayan Türk Dili’ne ve kültürüne gösterilen ilginin bir devlet politikası haline gelmesi ve saraydan teşvik görmesi hadisesidir.</p> <p class="text-align-justify">Bu oluşum zamanla daha nitelikli bir konum kazanmış ve İstanbul’un fethinden sonra artık Osmanlı üslubu diyebileceğimiz bir çerçeveye bürünmeye başlamıştır. Bunun en somut göründüğü alan mimari, en yoğun göründüğü alan ise yazılı edebiyattır (özellikle şiir). Edebiyattaki ilk örnekler Şeyhî, Ahmet Paşa ve Necatî’dir: Bunlardan Ahmet Paşa daha çok mükemmel örneklerini vermiş İran edebiyatının yeni bir dille ifadesi özelliği taşırken, Necatî ise o güne kadar folklorik üslup çerçevesi içinde varlığını sürdüren birikimi bir edebi dil konumuna taşıyarak kendisinden sonra Bakî ile klasik üsluba dönüşecek önemli bir geleneğin başlatıcısı olmuştur. Bu yapı, sadece edebi alanda değil, 16. yüzyılda mimari, diğer güzel sanatlar, hatta tarih yazıcılığında bir imparatorluk kültür ve kimliğine dönüşmeye başlar.</p> <p class="text-align-justify">Bilinçli ya da bilinçsiz oluşturulmak istenen bu ortak kültür ve kimliğin ortaya çıkmasında hamilik çok önemli bir rol üstlenir. Merkezde saray, devlet büyüklerinin mekanları, taşrada şehzade sarayları, paşa ve bey konakları hamilik merkezleri olarak dikkat çeker. Bu yapı 16. yüzyılda kurumsal bir kimlik kazandıktan sonra 19. yüzyıla kadar devam edecektir.</p> <p class="text-align-justify">Bütün bu gayretler sonucunda Osmanlı toplumu dünyada sınırlı sayıda millete nasip olan bir yüksek kültür donanımına ulaşır. Kanuni döneminde başta padişah, Kanuni Sultan Süleyman, vezir, Sokullu Mehmet Paşa, Kaptan-ı Derya, Barbaros, mimar, Sinan, şair, Baki gibi muhteşem tablo bu çabanın ürünüdür.</p> <p class="text-align-justify">Bundan sonra içerik olarak büyük bir değişiklik yaşamaksızın üsluba dayalı arayışlar çerçevesi içinde Sebk-i Hindi, Hikemi tarz ve Mahalli üslup gibi adlarla devam edecek olan edebi gelenek, dünyada hemen hemen hiçbir kültürel etkinliğe nasip olamayacak bir süreç içinde ve hakim bir tarz üzerinde 19. yüzyıla kadar   varlığını devam ettirmiştir. Benzer şekilde mimari, plastik sanatlar ve musiki de üslup değişiklikleri ile varlığını sürdürür.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı kültür siyasasında İstanbul’un fethi sonrasında karar verici en önemli aktör Fatih Sultan Mehmet’tir. Fakat, onun temellerini attığı bu yapılanmayı oğlu II. Bayezid bir sisteme kavuşturmuştur.   Fatih Sultan Mehmed ve Yavuz Sultan Selim gibi çok önemli iki karizmatik liderin arasında kaldığı için silik bir padişah intibaı veren II. Bayezid, aslında tam da bu hareketli dönem içinde elde edilen verilerin bir sisteme dönüştürülmesi noktasında olması gereken bir isim olarak kültür tarihimizin ve kültür politikalarımızın en önemli adlarından birisidir. Şair padişahlar içinde ilk mürettep divanın sahibi, plastik sanatların saray himayesine alınarak bir sisteme dönüştürülmesi, mimariye kazandırdığı yeni isimler ve yeni ivme, edebi alanda oluşturduğu himaye sistemi, elit eğitimine ilgisi, onun kültürel alandaki önemini gösteren örneklerdir. Kendisinden sonra kısa süre padişahlık yapan oğlu Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşı sonrasında Tebriz ve çevresinden getirdiği çok sayıda sanatçı ile Doğu ve Batı kültürleri arasında yeniden bir sentez oluşturmuş ve böylece doğu Türk-İslam kültüründe teşekkül eden birikimle Osmanlı kültürünü son bir kez güçlendirmiştir. Kuşkusuz, Kanuni Sultan Süleyman döneminde siyasi alanda olduğu gibi kültürel alanda da elde edilen parlak başarılar İstanbul’un fethi sonrasından itibaren yatırım yapılmaya başlanan kültürel birikimin muhteşem patlamasıdır. Kuşkusuz, Kanuni Sultan Süleyman atalarından devraldığı birikimi en üst düzeyde teşvik ederek bunun gelişmesine zemin hazırlamış ama başka alanlar gibi asıl daha önceki birikimlerin bir anlamda  değerlendiricisi olmuştur. Böylece artık bir Osmanlı kültüründen söz etmek her bakımdan mümkün hale gelmiştir.</p> <p class="text-align-justify">Tarihte uzun onaltıncı yüzyıl olarak adlandırılan Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim dönemi sonrasında yöneticilerin sanat ve sanat faaliyetleri ile ilgili tavırları, oluşan geleneği büyük ölçüde takip etse de gerek siyasi yapının önceki dönemler gibi olumlu seyretmemesi, gerekse de yöneticilerinin önceki dönemlerle karşılaştırıldığında uzun süre tahtta kalan istikrarlı bir yapı sergileyememeleri sonucu sanat-saltanat ilişkileri farklı bir boyuta  taşınmıştır. III. Murad ve III. Mehmed dönemleri bu bağlamda değerlendirildiğinde bir geçiş dönemi olarak düşünülebilir. Çünkü her iki sultanın yönetimi dönemindeki kültür sanat üretimleri klasik dönemin ürünleri olarak değerlendirilmekle birlikte özellikle dilde aşırılığa kaçış, öbür alanlarda da soyuta yönelme eğilimine karşılık, Devlet bir anlamda sanata müdahale eder ve faaliyetlerin doğal seyre çekilmesini sağlar.   Mesela bu dönemde sultanın meddahlar, kıssahanlar ve mukallitleri   nedim/musahip olarak yakınında görevlendirmesi dikkat çekicidir. Yöneticilerin bu dönemde eserlerin sade yazılması konusunda verdikleri direktifler sadece edebiyat metinlerine değil, diğer sanat dallarına da yansımış ve yerli bir ekol vurgusu ortaya çıkmıştır. Hatta bu talepler metinlerin içeriklerine ve sanat faaliyetlerine yön vermiştir.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/850"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-04/mahmud_pasha.png?itok=vu-w4_pa" width="350" height="480" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p class="text-align-justify">Padişahlar yanında özellikle Fatih Sultan Mehmed’in veziri olan Mahmut Paşa, Osmanlı kültürüne katkıda bulunan çok önemli isimlerden bir diğeridir. Sözü edilen Paşa, aynı zamanda Fatih döneminden itibaren bu kültürün nasıl güçlü bir devşirme kabiliyetine sahip olduğunun da çok önemli bir göstergesidir. Bilindiği gibi bir Hırvat beyinin oğlu olarak dünyaya gelmiş Mahmut Paşa, hayatının erken dönemlerinde Osmanlı akıncıları tarafından devşirilmiş ve bu konumdaki Hristiyan devşirmeler gibi bir ailenin yanına yerleştirilerek Türkçeyi ve İslami adetleri öğrenmesi sağlanmış, ardından acemi oğlanlar kışlasında zekası ve kabiliyetleri ile dikkat çekmesi neticesi Enderun’a alınmış, burada da olumlu vasıflarıyla temayüz etmesi sonucu olarak Fatih Sultan Mehmed’in ders arkadaşı olarak seçilmiştir. Eğitimlerini birlikte sürdüren bu iki deha, daha sonra da birlikte çalışmaya devam etmişler, birisi Osmanlı tahtının padişahı olurken diğeri de Veziriazamlık makamına oturmuştur. Her ikisi de divan sahibi birer şair, Türkçenin dışında birkaç yabancı dil bilen ve Doğu ve Batı dünyasının başta felsefe olmak üzere temel bilgilerine, güzel sanatların değişik şubelerine hakim isimlerdir. Asıl belirtilmesi gereken Mahmut Paşa’nın Türkçeyi sonradan öğrenmiş birisi olarak divan edebiyatı geleneğinde şiir yazabilecek kadar bu dilin inceliklerine vakıf olmasıdır. Bu dönemde artık Osmanlı kültürü kendi içine dahil olan bir yabancıya bu kadar güçlü şekilde etki edebilecek dominant bir karakter kazanmıştır.</p> <p class="text-align-justify">Kuşkusuz Osmanlı kültürü bu gücünü devletin bütün coğrafyasına yayılmış eğitim sisteminden alıyordu. Bu sistem bir taraftan medreseler eliyle ihtiyaç duyulan akli ve dini bilimleri öğretirken öte yandan tekkeler birer halk eğitim merkezi ve Mevlevilik gibi bir kısmı, güzel sanatlar akademisi gibi işin sanatla ilgili eğitimini tamamlamaktaydı. Ama yukarıda ifade edildiği gibi bu durum, 16. yüzyıldan itibaren öylesine hakim bir karakter kazandı ki İmparatorluk coğrafyasının en batı noktası olan Balkan şehirlerindeki yapıyla doğusundaki bir şehirdeki yapı, küçük coğrafi yapı malzemesi ve özellikleri istisna edilecek olursa aynıydı. Bunu en karakteristik olarak bütün Osmanlı coğrafyasına yayılmış Mimar Sinan ve öğrencilerinin mimari eserlerinde görmek mümkündü. Bunun yanında yine Osmanlı coğrafyasının en batısındaki şehirlerinde örneğin Bosna’da yaşayan bir şairin divanı ya da mesnevisi ile Bağdat’ta yaşayan yahut Amasya’da yaşayan Diyarbakır’da veya Üsküp’te yaşayan bir şairin eseri hem şekil hem de içerik bakımından büyük ölçüde aynıydı.</p> <p class="text-align-justify">Bu kendine yeten tablo 18. yüzyıla kadar devam etti. Ama artık  sadece Osmanlı Devleti değil bütün Avrupa merkezli imparatorluklar sıkıntı içindeydi. Çünkü bu yapıyı meydana getiren insan unsuru değişmiş, ulus devlet anlayışı moda olmuş, bu da başta yönetim olmak üzere pek çok şeyi tartışmaya açmıştı. Bu dönemlerde Osmanlı aydınlarının çok sayıda layihalar hazırlayarak bunlarla devleti kurtarmaya çalıştıkları malumdur. Elbette bu çareler bütünüyle Avrupa ve Rusya karşısında yenilmeye başlayan askeriye üzerineydi. Bunun için pek çok değişikliğe gidildi. Bu faaliyetler kaçınılmaz olarak eğitime yansıdı ve sonucunda da yeni bir insan ve yeni bir zihniyet oluşmaya başladı. Bu yeni anlayış kültür ve sanatta da artık geleneksel birikimle yetinemezdi. Özellikle Tanzimatla birlikte tabii önce yönetime yönelik sistem arayışları başladı, ardından da kültürün içerdiği her şey tartışılmaya başlandı. Bu da ister istemez geleneksel müzik yanında batı müziği, eski mimari yanında batı tarzı binalar, hat yanında modern resim, divan edebiyatı yanında Avrupai etkide yeni örnekler, medrese yanında yeni mektebi ortaya çıkmaya başladı.</p> <p class="text-align-justify">Devlet kendince bu ikileme çare üretmeye çalıştıysa da bu mümkün olmadı.<br /> <br /> <strong>Sonuç </strong><br /> <br /> I. Dünya Harbiyle birlikte bir devletin ve bir medeniyetin kaybıyla sonuçlandı. Tabii yeni devlet, yeni bir kültür sanat anlayışı demekti. O da elbette başka bir yazının konusu.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/mustafa-isen" lang="" about="/yazarlar/mustafa-isen" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Mustafa İsen</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Cu, 04/10/2020 - 20:58</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-226" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1586716350"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Neşat Sazoğlu </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/226#comment-226" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Hocam, bir solukta okudum. …</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Hocam, bir solukta okudum. Bilimsel ve tez sayılacak bir makale. Aklına ve bilgine sağlık...</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=226&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="qwugjgJae-GoLIIM0tnNrGAtVCzjAZ2yest9PRZ5Pmg"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Ct, 04/11/2020 - 14:09</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/226#comment-226" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-227" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1586716350"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">FERİDUN YAĞCI</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/227#comment-227" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Osmanlı kültür ve sanatının…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Osmanlı kültür ve sanatının Türk İslam uygarlığı çerçevesinde gelişmesine katkısı olan padişahlar dönemiyle bilgiler içermesi yönünden güzel bir yazı. Selam ve saygılar hocam.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=227&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="JB6VFYA1NWGqkyRoUsY2gv4z_1HBhiCX9iyNLKWV0SM"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Ct, 04/11/2020 - 16:24</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/227#comment-227" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-234" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1586716350"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Ramazan TANRIKULU</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/234#comment-234" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Böyle bir başlık uygun…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Böyle bir başlık uygun düşmemiş burada &quot; Klâsik Dönem Osmanlı Düşünce Dünyası&quot; denilebilir di. Ayrıca insanların sosyo ekonomik dönüşüm başlangıcı olan bilim ve teknoloji alanında özellikle İslam&#039;ı ve Devleti hurafelerle ilişkilendirmek suretiyle bilimde teknoloji de veya medreseler de nasıl geri kaldığımız hiç tartışmasız kabul edilen bir alan .Bunu günümüz dünyasında dijital devrim olurken sessiz sedasız bekleyen Türk Medeniyeti şimdi kendine neden soru sormuyor Neden geri kaldık . Niçin bilim insanlarımızın sayısı az. Dünyaya teknoloji ve bilim alanında katkılarımız az. Türkiye de ekonomik çöküntü nün temel sebebi teknoloji ve bilim alanında geri kalmışlık değil mi? Akademik personel veya akademisyenler sessiz kalmayı neden tercih ediyor? Bunlarla mücadele yöntemlerini nasıl değiştirelim gibi hiç bir düşünce yok ! Türk modernitesi ilgili tartışmalar niçin çok az ? Post-modern toplumları incele sonra buralarda tartışalım ki kültürü ve ahlâk sahibi olanlarla bu topluma katkı sağlamak amacıyla bir işimiz olsun. Maalesef akademisyenler mevkii ve makam için Liyakat ehli yerine cehalet ehli nasıl olur ? Gibi soruları soramıyoruz ? En güzel dileklerimizle Cehaletin örgütlü dinamik yapısından kaynaklanan içinde bulunduğumuz ideolojik kısır tartışmalar ne zaman son bulur?</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=234&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="4yDB1Ncif0yFm4uLOfDiPj0wK6-_Dxzasrr0na0H3_k"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pa, 04/12/2020 - 17:26</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/234#comment-234" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-236" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1587022594"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Hüseyin Bürge </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/236#comment-236" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Muhterem hocam sayın vekilim…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Muhterem hocam sayın vekilim yüreğine sağlık selam dua ile</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=236&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="uLp2MWrUNdCTDgmllqnhLMsy1ZnprVhbnEDbX8jXlPs"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pt, 04/13/2020 - 20:33</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/236#comment-236" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-239" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1587022594"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">mehmet doğan</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/239#comment-239" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">sevgili hocam.. beğeniyle…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>sevgili hocam..<br /> beğeniyle okudum.. bildiklerimiz üzerinden farklı zaviyeler gelişti zihin haritamızda.! bir atlas gibi paramparça türk ve islam coğrafyasının kültür ve sanat üzerinden tekrardan okumalar; analizler yapması kaçınılmaz gözüküyor..<br /> dua ile esenlikler diliyorum, kalem ve kelamınıza sağlık.!</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=239&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="pf2J45omVnvNvamW3DAdIIIGttiAdtiyM2Vdlj94p-c"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Çar, 04/15/2020 - 23:34</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/239#comment-239" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-314" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1588036392"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Nur GÜL</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/314#comment-314" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Ancak bu kadar düzgün ve net…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Ancak bu kadar düzgün ve net anlatılabilirdi. Kaleminize sağlık! Hoşgörü değil ayrıcalık ve muhatabının sınırlarına müdahele isteyenler sizi suçlamaya devam edecektir. Lütfen geri adım atmayın. Destekçiniziz.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=314&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="24wjOs4sldOl108DSfClb8IzTSVAy64sTeXwmNru5Sg"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Sa, 04/28/2020 - 02:21</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/314#comment-314" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-410" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1588351037"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Nazlı Cerhan</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/410#comment-410" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Seslendiremediklerimizi…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Seslendiremediklerimizi MÜTHİŞ GÜZEL aktarmışsınız. Zihninize sağlık. Yorumlarıyla yıkıcılığa devam edenlerin sayısı inanın sizin gibi düşünenlerin sayısından çok çok daha az. Bizler sadece onlar gibi her dakika &quot;kendimizi ifade etme&quot; bencilliğine vakit ayıramıyoruz. Yazdıklarınızın her kelimesine canı gönülden katılıyorum. Benim fark ettiğim 30 yıldır acayip sistemli LGBT Propagandasıyla karşı karşıyayız. Vicdanımızla oynuyorlar. N&#039;olur yazmaya konuşmaya devam edin. İyi ki varsınız. Sizi tanımasam da düşüncelerimizi savunmaya devam edeceğiniz inancıyla yüreğim ferahladı. Minnet ve saygılarımla...</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=410&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="SbblfnsYCPDbSy45C77twinJhF5xzopfl2O29zR-D8s"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Per, 04/30/2020 - 22:26</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/410#comment-410" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=806&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="7_0oaXek4OlPaBRMo8zTGE1E4kC4MT8ol8aRarGIghI"></drupal-render-placeholder> </section> Fri, 10 Apr 2020 17:58:39 +0000 Mustafa İsen 806 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/osmanlinin-bir-kultur-politikasi-var-miydi#comments Osmanlı – Yemen İlişkilerinin Arkeolojisi https://fikircografyasi.com/makale/osmanli-yemen-iliskilerinin-arkeolojisi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Osmanlı – Yemen İlişkilerinin Arkeolojisi</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><h1 class="text-align-justify" style="margin-top:16px">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</h1> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Kitab-ı Mukaddes<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> ve Kur’an-ı Kerim’de<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> hikâyeleri anlatılan Sebe ülkesi bugünkü Yemen topraklarındaydı. Sebe krallığının sınırları bir dönem günümüzdeki Eritre ve Somali’yi içine alacak denli genişlemişti.</p> <p class="text-align-justify">Romalılar Yemen’i “Arabia Felix”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> diye isimlendirdiler. Yemen, gerçekten de Arap Yarımadası’nın yerleşime, tarıma ve hayvancılığa en uygun bölgesiydi. Bu yüzden yarımadadaki ilk yerleşim, ilk krallık, ilk medeniyet Yemen merkezli tezahür etti.</p> <p class="text-align-justify">İbrahim ve İsmail peygamberlerin inşa ettiği Kâbe’nin çevresinde yerleşen Cürhümlüler Yemen’den göç ederek Zemzem suyunun etrafında yurt tutan bir kabileydi. Peygamber’in doğumundan kısa bir süre önce Kâbe’yi yıkarak Arap Yarımadası’na Hristiyanlığı hâkim kılmak isteyen, ancak kendisi ve fillerle desteklediği ordusu “Ebabil” kuşlarının saldırısıyla telef olan Ebrehe, Yemen hâkimiydi.</p> <p class="text-align-justify">Yemen’de uzunca bir süre Hristiyanlık, bir dönem Yahudilik hâkim olmuşsa da İslam’ın yayıldığı yedinci yüzyıla kadar putperestlik de yaşamaya devam etti. Din, özgürlüğüne düşkün kabileleri bir arada tutmanın, ülkeyi tek yönetim altında toplamanın en etkili aracıydı. İslam hâkimiyeti altındaki Yemen’de zaman içinde kırsal kuzeyde Zeydî Şiilik, şehirleşmiş güneyde Sünnilik toplumsal taban buldu.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı devleti ise, yerel taleplere cevap olarak girdiği Yemen’i 400 yıl içinde birkaç kez yeniden fethetmek durumunda kaldı. Yemen, isyanlarla anılmış olsa da isyanlar kırsal kesimle sınırlıydı, ülkenin geneli merkezi idareye bağlı kaldı.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı devleti 1918’de Kuzey Yemen’i İmam Yahya’nın yönetimindeki Zeydilere, Güney Yemen’i ise Mondros Mütarekesi gereği Birleşik Krallığa teslim ederek çekildi. Kuzey Yemen 1962’de ilan edilen cumhuriyete kadar krallıkla idare edilirken Güney Yemen 1967’de bağımsızlığını kazandı. İki devlet 1990’da birleşerek bugünkü Yemen Cumhuriyeti’ni tesis etmişlerse de iç savaş ve karışıklıklar bir süre daha devam etti.</p> <p class="text-align-justify">1978-1990 arasında Kuzey Yemen’in cumhurbaşkanlığını yürüten Ali Abdullah Salih (1942 - ) 1990’dan 27 Şubat 2012’ye kadar birleşik Yemen Cumhuriyeti’nin devlet başkanlığı görevinde kaldı. Protestoların artması üzerine 27 Şubat 2012’de görevini yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi’ye bırakarak tedavi görmek üzere ABD’ye gitti. Böylece Yemen’de iktidarın el değiştirmesi süreci Tunus, Mısır ve Libya’dakinden farklı bir modelde gerçekleşmiş oldu. Suriye’deki iç savaşın sona erdirilerek yeni bir toplumsal mutabakat oluşturulması amacıyla birçok platformda birçok kez Yemen modeli önerisi gündeme getirildi.</p> <h3 class="text-align-justify"><a name="_Toc85222941"></a><a name="_Toc409267842"></a><a name="_Toc407614009">Kadim tarih</a></h3> <p class="text-align-justify">İslam’dan öncese Yemen’in en önemli devleti Me’rib merkezli Sebe hükümdarlığı olsa da komşuları Main, Kataban ve Hadramut krallıklarının daha önce mi, yoksa sonra mı kurulduğu konusu tartışmalıdır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p> <p class="text-align-justify">Main Krallığı’nın merkezi San’a’nın doğusundaki Main şehriydi. Tarihleri milattan önce üçüncü bin yılın ortalarına kadar uzanan Mainlilerin ekonomisi uluslararası ticarete dayanıyordu. Hindistan ve Çin’den Yemen sahillerine ulaşan ticaret mallarını kervanlarla Suriye, Filistin ve Mısır’a ulaştıran Mainliler ticaret yolu üstündeki stratejik konumlarını ekonomik güce ve siyasi istikrara tahvil etmişlerdi.</p> <p class="text-align-justify">MÖ. IX-VII. yüzyıllar arasında Sebe’nin güneyindeki Beycan ve Hureyb vadilerinde Kataban krallığı hüküm sürdü. Sebe ile ittifak kuran Kataban devleti bir süre Evsân işgaline uğrayan Yemen topraklarını kurtardığı gibi MÖ. III. ve II. yüzyıllarda Evsânlıların ülkesini de zapt ederek en geniş sınırlarına ulaştı. MÖ. 100 civarında tahrip edilen Katabanlıların baş şehri Timna’nın harabeleri günümüze ulaşmıştır.</p> <p class="text-align-justify">Mükemmel bir sulama sistemi kuran Katabanlılar tarım ve ekonomi ile ilgili yasalarını, ayrıca önemli tarihi olayları taş kitabeler üzerine nakşetmişlerdi. Kimliği henüz tespit edilemeyen Evsân devletinin adına da Sebe ve Kataban kitabelerinde rastlanmaktadır. Evsân devletinin Helen kültüründen etkilenmiş olduğu ve bir dönem Aden körfezi ve Doğu Afrika sahillerinde hüküm sürdüğü bilinmektedir.</p> <p class="text-align-justify">Kuzeyden inenler tarafından kurulan Sebe devleti ise, Asurlulara vergi ödeyen “mukarribler” (? – 650 MÖ.) ve müstakil “melikler” (650 MÖ. – 115) olmak üzere iki dönemde incelenir. Melikler döneminde Main, Kataban, Hadramut krallıklarını egemenliği altına alan Sebe devleti Evsân devletini de tarihten sildi. Böylece bölgenin tarihindeki en geniş ve kudretli devlet kurulmuş oldu. En güçlü dönemlerinde Sebe’nin hükümranlığı Doğu Afrika sahillerine kadar uzanmıştı.</p> <p class="text-align-justify">Ziraat ve uluslararası ticaret ülke ekonomisinin temelini oluşturuyordu. Ziraat ise barajlar, su kemerleri ve su kanalları gibi ayrıntılı bir teknolojiye dayanıyordu. Kur’an-ı Kerim’de güneşe tapan ve güçlü bir kadın hükümdar tarafından yönetilen<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Sebe ülkesinden söz edilir. Sebe Melikesi Belkıs, Hz. Süleyman’la görüşmüş ve Müslüman olmuştur. Sebe kralları, kalıntıları günümüze dek ulaşan saraylar, köşkler, mabed ve kaleler inşa ettirdiler.</p> <p class="text-align-justify">MÖ. 115’ten itibaren Sebelilerin akrabası Himyeriler ülkeyi ele geçirerek kendi devletlerini kurdu. Bölgenin ziraat ve ticaret avantajlarını iyi kullanan Himyerilerin devleti de istikrarlı ve uzun soluklu oldu.</p> <p class="text-align-justify">İslam’ın zuhûrundan hemen önce Yemen’de aya, güneşe ve yıldızlara tapan pagan kabilelerin yanı sıra Yahudi ve Hristiyanlar da bulunuyordu. Miladın 70. yılında Titus’un Kudüs’ü tahrip etmesi üzerine Hicaz’a ve Yemen’e göç eden Yahudiler buralarda Yahudi kolonisi oluşturmuş, yerli halktan onların dinini benimseyenler de olmuştu.</p> <p class="text-align-justify">Bizans İmparatoru Konstantinos döneminde (337-361) ilk Hristiyan misyonerler Yemen’e ulaşarak Necran’ı Yarımadanın güneyindeki en önemli Hristiyanlık merkezi haline getirdiler.</p> <p class="text-align-justify">Himyeriler’in son kralı Zûnüvâs Yahudiliği benimseyerek Hristiyanları Yahudiliği kabul etmeye zorlamış, kabul etmeyen binlerce Hristiyanı ateş çukurlarına atarak işkenceyle şehit etmişti. Bu döneme Kur’an-ı Kerim de “ashab-ı uhdud” kıssası bağlamında işaret eder.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Habeş Kralı Kaleb Ela-Esbaha, Bizans imparatoruyla da anlaşarak Yemen’e yaptığı askeri müdahale ile Zûnüvâs’ın yönetimine son verdi. Böylece Himyerî devleti tarihe karışmış oldu ve Yemen yaklaşık yarım asır boyunca Habeşistan tarafından atanan valilerce yönetildi.</p> <p class="text-align-justify">İşte Kâbe’yi yıkarak Necran’da inşa ettirdiği kiliseyi Yarımada’nın yegane dini merkezi haline getirmek arzusuyla Mekke’ye gelen Ebrehe de bu valilerden biriydi. Hz. Muhammed’in doğduğu sene vuku bulan bu olayda Ebrehe ve ordusu helak oldu. Orduda bulunan fillerden dolayı olay Arapların hafızasına “fil vak’ası”,&nbsp; Kur’an-ı Kerim’e “ashabu’l-fil” kaydıyla geçti.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p> <p class="text-align-justify">Habeşlilerin kötü yönetimi yerli halkın hoşnutsuzluğunu artırdı. Bu toplumsal zemine dayanan Himyerî hanedanına mensup Seyf b. Zûyezen, İran’ın desteğini de alarak Habeş hâkimiyetine son verdi. Seyf b. Zûyezen, İran Kisrası I. Hüsrev’e vergi ödüyordu. Böylece Yemen’de İslam’ın intişarına kadar devam edecek olan Sâsânî dönemi başlamış oldu. Sâsânî döneminin sonlarında ise yönetim İranlı askerlerin Yemenli kadınlarından olma çocukları demek olan “ebnâ” zümresinin eline geçti.</p> <h3 class="text-align-justify"><a name="_Toc85222942"></a><a name="_Toc409267843"></a><a name="_Toc407614010">İslam hâkimiyeti</a></h3> <p class="text-align-justify">İslam’ın zuhûru sırasında Yemen siyâsi, toplumsal ve dinî olarak bölünmüştü. Bölge Sâsânîlerin denetimine geçmekle birlikte Habeş-Bizans ittifakı da emellerinden vazgeçmiş değildi. Sosyal ve siyâsî istikrarsızlık ekonomiyi de olumsuz etkiliyordu.&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Yahudilik ve Hristiyanlık sınırlı alanda yayılma imkânı bulabilmişti. Kabileler genellikle putperestti. Yemenlilerin Zülhalesa, Zülkeffeyn, Yegûs, Yeuk ve Nesr adlı putları bulunmakla birlikte Kâbe’ye de mukaddes tanır ve hac mevsiminde ziyaret ederlerdi. Esasen o dönemde Kâbe de içindeki yaklaşık 360 tanrı ve tanrıça heykelleriyle bir puthane görünümündeydi. Hicaz’da muhtemelen Yarımadanın diğer bölgelerinde de olduğu gibi Yemen’de de az sayıda Hanif vardı. Hanifler Hz. İbrahim’in tek tanrılı inancından ayrılmayan, putlara tapmayan, putlar adına verilen şölenlere, onlar adına düzenlenen törenlere katılmayı reddeden az sayıda ve genellikle entelektüel sınıfa mensup kimselerdi.</p> <p class="text-align-justify">Henüz Mekke döneminde bile İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in Yemenli gruplarla ve şahıslarla görüşmeleri olmuşsa da Yemen’in İslamlaşması hicretin 7. yılından (628) itibaren hız kazandı. Peygamber’in İslam’a davet mektubu gönderdiği yerel melikler İslam’a girmeyi kabul ettiler. Hz. Peygamber’in İran kisrasına gönderdiği İslam’a davet mektubunun ardından yaşanan bir dizi gelişmenin soncunda San’a’daki Sâsânî valisi Bâzan Müslüman olunca Ebnâ da onu takip etti.</p> <p class="text-align-justify">Hz. Muhammed, Muaz bin Cebel’i Yemen’in kuzeyine elçi, öğretmen, zekât memuru ve kadı olarak görevlendirdi. Güneye de Yemen asıllı sahabi Ebu Musa el-Eş’ari’yi gönderdi. Yemen’de İslam’ın yayılmasında bu iki sahibinin yanı sıra Ebnâ’dan olup Hz. Muhammed’i görerek onun sahabisi olan Vebr b. Yuhannis ile Firuz ed-Deylemî’nin gayretleri etkili oldu.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p> <p class="text-align-justify">Emevi ve Abbasi imparatorlukları Yemen’i valileriyle yönetmeye devam etti.&nbsp; Dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Yemen’de Şiilik güçlendi. Bir Zeydi Şii hanedanı 1893’ten 1962’ye kadar Kuzey Yemen’i nüfuzu altında tuttu.</p> <p class="text-align-justify">Güney Yemen ise bir uydu devlet olarak Mısır’ın etkisinde kaldı. Bölgede önce Fatımiler, sonra Eyyubiler hâkim oldu. Güneyde güçlü bir merkezi yönetim tesis etmeyi başaran Resulîler (1229-1454) bölgeyi nihâî olarak Sünni İslam’a katmış oldular. Böylece aynı zamanda ülkenin güneyde tarımsal Sünni nüfusa ve kuzeyde kabilesel ve kırsal Şii nüfusa kalıcı olarak bölünmesinin temelleri de atılmış oldu.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p> <p class="text-align-justify">Son büyük Resûlî hükümdarı El-Meliku’n-Nâsır Ahmed’in vefatından sonra (1424) şehir devletçiklerine dönüşen hanedan 1454’te Aden’i zapt eden Tahirîler tarafından ortadan kaldırıldı. Resûlîler döneminde inşa edilen birçok cami, medrese ve sivil mimari yapıları günümüze ulaşmıştır.</p> <p class="text-align-justify">Resûlîlerin hizmetinde bulunan Tahirî ailesi bu hanedanın taht kavgaları neticesinde yıkılmakta olduğunu görerek önce bu kavgalarda yer aldıktan sonra, kendi hanedanlarını kurmayı yeğledi. XVI. yüzyılın hemen başında Portekizlilerin bölgeye ilgi duyması ve ticaret yolunun güvenliğini tehdit etmesi üzerine Tahiriler Memlüklerden yardım isteyince Memlükler de Osmanlılara başvurdu.</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <h3 class="text-align-justify"><a name="_Toc85222943"></a><a name="_Toc409267844"></a><a name="_Toc407614011">Osmanlı hâkimiyeti</a></h3> <p class="text-align-justify"><em>“Ah o Yemen’dir, gülü çemendir</em></p> <p class="text-align-justify"><em>Giden gelmiyor, acep nedendir?”</em></p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Osmanlılar için Mekke ve Medine’nin sıyâneti Yemen’den başlıyordu. Kızıldeniz’de Portekiz tehdidinin ortaya çıktığı XVI. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlılar bölgeye ilgi duydu.</p> <p class="text-align-justify">Yemen’in imdadına yetişmek ve bütün Kızıldeniz’i yabancı nüfuzundan arındırmak amacıyla Memlük Sultanı Kansu Gavri Portekizlilere karşı Osmanlılardan yardım talep etti. Bunun üzerine donanma kaptanı sıfatıyla Selman Reis ile Cidde Beyi ve Yemen serdarı unvanıyla Hüseyin Bey bölgeye gönderildi. Selman Reis ilk iş olarak 1514’te Süveyş’te bir donanma inşa ettirdi.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı donanması 1516 başlarında Yemen denizine ulaştı. Denizdeki seyrüseferin denetimi amacıyla Kemeran adasında bir kale yapıldı. Kemeran adasına yerleşen Osmanlı-Memlük birliklerinin gıda ihtiyaçlarının karşılanması için, Portekizlilere karşı Memlük Sultanı’ndan yardım istemiş bulunan Yemen Emîri II. Amir b. Tahir’e başvurulduysa da Amir bu başvuruya olumlu karşılık vermedi. Bu gelişme üzerine Osmanlı-Memlük ordusu ateşli silahların üstünlüğü, Zeydi imamlarının ve kabilelerin desteği sayesinde 20 Haziran 1516’da başkentleri Zebid’i aldı. Tahiriler iş başından uzaklaştırılınca şehrin yönetimi Memlük Sultanı Kansu Gavri’nin beylerinden Baybars’a bırakıldı. Selman Reis ise Yemen’deki misyonunu tamamlayarak Cidde’ye çekildi.</p> <p class="text-align-justify">18 Nisan 1517’de Cidde limanını Portekiz saldırısına karşı başarıyla müdafaa eden Selman Reis, sultana Kızıldeniz ve Yemen konusunda bilgi ve görüşlerine başvurulmak üzere Yavuz Sultan Selim tarafından Kahire’ye çağrıldı. O sırada Yavuz, Kahire’ye girerek Memlük sultanlığına son vermişti. Memlüklerin tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte Yemen’de de Osmanlı Sultanı I. Selim adına hutbe okunmaya başlandı.</p> <p class="text-align-justify">Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1523 yılında Mısır Beylerbeyi Ahmed Paşa sadece görünüşte Osmanlı devletine bağlı Yemen topraklarında devlet otoritesini tesis etmek amacıyla Selman Reis ve Cidde Beyi Hüseyin Bey’i ikinci kez bölgeye sevk etti. Selman Reis, bu arada Portekizlilerce işgal edilmiş bulunan Kemeran adasına asker çıkararak Portekizlilerin çoğunu kılıçtan geçirip kalanlarını esir aldıktan sonra buraya Osmanlı leventlerini yerleştirdi.</p> <p class="text-align-justify">Selman Reis 1525’te Mısır’ı ziyaret eden Sadrazam İbrahim Paşa’ya Yemen ve Uzakdoğu hakkında kapsamlı bir rapor sundu. Selman Reis raporunda Yemen’in Mısır’dan daha bayındır, topraklarının daha verimli ve geniş olduğunu Taiz’in Bursa’yı andırdığını ve Yemen’e hâkim olmanın Hindistan’a hâkim olmak demek olduğunu anlatıyordu. Veziriâzam Yemen’i Osmanlı topraklarına tam anlamıyla katmaya ikna olmuştu. Bu arada Tahiri devletini ihya etmeyi deneyen Amir b. Davud 1521’de Aden’in yönetimini ele geçirmişti.</p> <p class="text-align-justify">Önce Selman Reis’in de donanma kaptanı olarak içinde bulunduğu bir ordu çıkarıldı. Selman Reis’in 1528’de ölümünden sonra da Yemen’in şehir şehir, kale kale fethi devam etti.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlılar bölgede yoğun faaliyet gösteren Portekizliler’e karşı mücadelede stratejik önemi haiz Aden’de Amir b. Davud’a yardım teklif ettiler. Amir Osmanlı yardımını kabul etmeyince Hadım Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 1538’de Aden’i Osmanlı topraklarına, Tahiriler devrini ise tarihin yapraklarına ekledi.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı Yemen’i 1539’dan itibaren bir sancak gibi teşkilatlandırıldı. Gazze Sancak Beyi Mustafa Bey Yemen’e vali olarak tayin edildi. Mustafa Bey Yemen Beylerbeyliği’nin temellerini attı. 1540’ta Neşşar Mustafa Paşa ilk Yemen Beylerbeyi olarak tayin edildi. Yemen, beylerbeylerinin adalet ve dirayetleriyle doğru orantılı olarak istikrar ve isyan dönemleri yaşadı. Mesela Özdemir Paşa’nın beylerbeyliği sırasında (1549-1555) en parlak dönemlerinden birini yaşayan Yemen tamamen Osmanlı denetimi altına alınmıştı.</p> <p class="text-align-justify">XVII. yüzyılın başlarından itibaren Kasımî imam ailesi, ülkenin kötü yönetildiği ve Osmanlı yöneticilerinin birbirleriyle çekiştikleri dönemlerde yönetime talip oldu. Kasımîlerle zaman zaman 10 yıl süreli barış anlaşmaları yapıldı. Zeydi mezhebine mensup Kasımî ailesinin iyice güçlenmesi üzerine Osmanlı devleti 1635’te askerlerini çekti. Geride kalan Osmanlı asker ve bürokratları da Kasımîler adına çalışmaya devam etti. Böylece Yemen’de Kasımîler dönemi başladı.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı devletiyle Yemen’deki Kasımî iktidarı arasında yine de belli bir diplomatik nezaket çerçevesinde bağlılık ilişkisi devam etti. Yemen İmamları muhaliflerine karşı, Osmanlı sultanı adına ülkeyi yönettiklerini yeri geldikçe belirtiyor, bir yandan da yine İstanbul’dan çekindikleri için Haremeyn’e hâkim olma emellerini gerçekleştiremiyorlardı.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p> <p class="text-align-justify">Osmanlılar XIX. yüzyılda ikinci kez fiilen Yemen’e girmek lüzumunu hissettiler. Ahmed Muhtar Paşa 1872’de Yemen’i tekrar fethederek idarî yapıyı düzenledi Çünkü sadece Portekizliler ve daha sonra onların yerini alan İspanyollar değil, İngilizler, Hollandalılar, Fransızlar ve İtalyanlar da bölge ile yakından ilgileniyorlardı.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Avrupalı devletler Osmanlı otoritesinin zayıf olduğu bölgelerde kabilelerle ilişkiler kurarak, Arapça konuşan ve Müslüman kılığındaki casusları vasıtasıyla halkı isyana teşvik ediyordu.</p> <p class="text-align-justify">Yüzyılın başından itibaren bölgede bir askeri üs edinmek için çabalayan İngiltere 1839’da Aden’i işgal ederek bu emeline nail oldu. İngilizlerle rekabete giren Fransızlar 1851’de Kemeran adasını satın alma teşebbüsünde bulundu. İtalyanlar ise 1905’te Kızıldeniz’in batı kıyılarındaki Eritre’ye yerleşme girişiminde bulundu.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı Devleti sömürgecilerin Yemen’e girmesine ve Kızıldeniz’deki faaliyetlerine uzun süre kalkan olmayı başardı. Osmanlılar ülkede hâkim oldukları dönemlerde hastaneler, okullar, kaleler, konaklar inşa ettiler. Hamidiye Sanayi Mektebi bugün askerî müze olarak hizmet vermektedir.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlıların Yemen’le ilgili su kanalları açma, Kızıldeniz sahillerindeki madenleri işletmeye açma, Me’rib’te baraj inşası gibi projeleri Yemen’den çekilmek zorunda kalmaları yüzünden yürürlüğe konamadı.</p> <p class="text-align-justify">Osmanlı devletinin Yemen üzerindeki fiili hâkimiyeti 30 Ekim 1918 tarihli Mondros mütârekesi ile, hukukî egemenliği ise 23 Temmuz 1923 tarihli Lozan antlaşmasıyla sona ermiş oldu. Mütâreke hükümleri gereği Osmanlı asker ve bürokratlarının çoğu İngilizlere teslim oldu. Yemen’in kuzeyi İmam Yahya’nın yönetiminde kaldı. Geride bugün sayısı 20 bine ulaşan Türk azınlık, ülkenin her köşesinde Osmanlı eserleri, uzun ve yıpratıcı savaşların hatırasını canlı tutan acılı türküler kaldı.</p> <p class="text-align-justify">“Tarlalarda biter kamış / uzar gider vermez yemiş</p> <p class="text-align-justify">Şol Yemen’de can verenler / biri Memet, biri Memiş”</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <div> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <hr size="1" /> <div id="ftn1"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Krallar, 10: 1-13; Tarihler, 9: 1-12.</em></p> </div> <div id="ftn2"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> En-Neml, 27/20-44; Sebe, 34/15-21.</em></p> </div> <div id="ftn3"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Bahtiyar Arabistan veya Mesut Arabistan.</em></p> </div> <div id="ftn4"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> Cengiz Tomar, "Yemen," DİA (İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı), vol. 43, 402.</em></p> </div> <div id="ftn5"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> En-Neml, 27/20-44</em></p> </div> <div id="ftn6"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> El-Burûc, 85/4-9.</em></p> </div> <div id="ftn7"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> El-Fîl, 105/1-5.</em></p> </div> <div id="ftn8"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> Cengiz Tomar, ibid.</em></p> </div> <div id="ftn9"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> Ira M. Lapidus, A History of Islamic Societies, 2nd ed. (Cambridge ; New York: Cambridge University Press, 2002) 567.</em></p> </div> <div id="ftn10"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> İdris Bostan, "Yemen: Osmanlı Dönemi," DİA (Istanbul: TDV), vol. 43,&nbsp; vols.</em></p> </div> <div id="ftn11"> <p class="text-align-justify"><em><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> Bostan, ibid.</em></p> </div> </div> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/fatih-okumus" lang="" about="/yazarlar/fatih-okumus" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Fatih Okumuş</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Ct, 10/16/2021 - 10:20</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1220&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="4XOfRb9btEH473uXwANtVHZ40OhoLWyJnrQxktMX8RI"></drupal-render-placeholder> </section> Sat, 16 Oct 2021 07:20:32 +0000 Fatih Okumuş 1220 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/osmanli-yemen-iliskilerinin-arkeolojisi#comments Kuzey Makedonya Nüfus Sayımı ve Türkler Açısından Önemi https://fikircografyasi.com/makale/kuzey-makedonya-nufus-sayimi-ve-turkler-acisindan-onemi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Kuzey Makedonya Nüfus Sayımı ve Türkler Açısından Önemi</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify" style="text-indent: 36pt; margin-bottom: 14px;">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Demokratik ve gelişmiş ülkelerde nüfus sayımı aslında sürekli bir şekilde 10 yıllık ülke politikalarını belirlemek üzere yapılan basit bir istatistik operasyonudur. Ancak Kuzey Makedonya’nın Anayasasını oluşturan en önemli unsurlardan biri Hakça Temsil ilkesinden kaynaklı yapıdan dolayı nüfus sayımının temsiliyet açısından önemi bir kat daha artmıştır.</p> <p class="text-align-justify">Bilindiği üzere Kuzey Makedonya’da 2002’den itibaren nüfus sayımı yapılmamıştır. Her ne kadar son sayım girişimi Nisan 2011’de başlamış olsa da resmi olarak sayımın bitimine iki gün kala teknik nedenlerden dolayı iptal edilmiştir. Ancak Kuzey Makedonya’da son 4 senedir yaşanan siyasi krizler neticesinde Yunanistan’la var olan isim sorunu 2019 yılı itibariyle çözülmüş olup Nisan 2019’dan itibaren Makedonya’nın ismi anayasal olarak Kuzey Makedonya olarak değiştirilmiştir. Dolayısıyla bu krizin aşılmasından sonra Batı ülkeleri özellikle AB tarafından sayımların yapılması için ciddi baskılar mevcuttur. Bu vesileyle Kuzey Makedonya hükümetinin almış olduğu karara binaen Nisan 2021’de nüfus sayımının yapılması öngörülmüştü. Ancak yaşanan siyasi kriz neticesinde nüfus sayımı Eylül 2021’e ertelenmiş oldu ve 5-30 Eylül tarihlerinde Nüfus Sayımı gerçekleşti.</p> <p class="text-align-justify">Sayım, Kuzey Makedonya Türkleri için büyük önem arz etmektedir. Sayımlardan elde edilecek sonuçlar ve bilgiler Türk toplumu için hayati önem taşımaktadır. Dolayısıyla sayım Türk halkının Kuzey Makedonya’daki varlığının en önemli ifadesi ve göstergesi olacaktır.</p> <p class="text-align-justify">Sayım, ayrıca Türk toplumunun kendi içerisinde birlik-beraberliğine ve diğer toplumlarla birlikte ortak gelecek oluşturmasına katkı sağlayacaktır.</p> <p class="text-align-justify">Sayım sonuçları, ülkemizdeki toplumun geleceğini doğrudan etkilemektedir ve makroekonomik planlama, bilimsel ve diğer araştırmalar ile istastistik amaçlar için kullanılmaktadır. Ohri Çerçeve Anlaşması gereğince milletlerin hakça temsil edilmesinde ve pozitif ayrımcılığın kalkınmasında sayımların önemi büyüktür.</p> <p class="text-align-justify">Kuzey Makedonya Türkleri için sayım sonuçları hayati önem taşımaktadır. Ülkede yaklaşık 20 yıldır sayım yapılmadığı için nüfus yapısının net bir şekilde belirlenmesi imkansızdır. Dolayısıyla yapılacak olan sayım Kuzey Makedonya’nın etnik yapısını net olarak ortaya çıkaracaktır. Bu hususta MATÜSİTEB K. Makedonya’daki Türk partilerle sürekli irtbattadır ve bununla ilgili ortak çalışma için Mart 2021’de Sayım Çalıştayı düzenlenmiştir. Bu çalıştay neticesinde Milli Sayım Koordinasyon Kurulu kurulmuştur. Bu kurulda ön planda MATÜSİTEB yetkilileriyle birlikte, siyasi parti temsilcileri, kanaat önderleri, hukukçular, akademisyenler, medya vs. dahil edilmiştir.</p> <p class="text-align-justify">Söz konusu kurulun en önemli vazifesi sayım öncesi ve sayım esnasında, sayım sürecinin takip edilmesi, sayım eğitmenlerinin ve sayım memurlarının belirlenmesinde koordinasyonun sağlanması, sayımla ilgili toplumu bilgilendirme ve şuurlandırma toplantıları, seminerleri, ev ziyaretleri, halkla buluşmalar, konferanslar, medya tanıtım çalışmaları yer almıştır.</p> <p class="text-align-justify">Kuzey Makedonya Türkleri Milli Sayım Koordinasyon Kurulu olarak Nüfus Sayımının ardından süreci kapsayan değerlendirmelerimiz bir Kamuoyu Bildirisi şeklinde yayınlandı. Bildirinin tamamı şu şekildedir:</p> <p class="text-align-justify">Kuzey Makedonya Türkleri Milli Sayım Koordinasyon Kurulu (ülkemizdeki tüm Türk sivil toplum kuruluşların, tüm Türk siyasi partilerin, Türk milletine mensup entelektüel, akademisyen ve kanaat önderlerinin üyesi olduğu) olarak 2021 Nüfus Sayımı sürecini başlangıcından bu yana aktif ve dikkatli bir şekilde takip ederek başarılı bir şekilde uygulanması için büyük çaba sarf ettik.</p> <p class="text-align-justify">Diğer yandan sayımın başlangıcından bu yana, tüm demokratik mekanizmalarımızla sahadaki gelişmeleri anbean takip ettik. Her platformda nüfus sayımını siyaset üstü bir mesele olarak gördüğümüzü net bir şekilde ifade ettik. Ülke olarak geleceğimiz adına hayati önem taşıyan nüfus sayımı sürecinin önemini, değerini ve etkilerini her yerde yineledik.</p> <p class="text-align-justify">Nüfus sayımındaki tüm eksiklikler, garanti altına alınmış anayasal haklar ve sayım kanunu ihlalleri, süreç içerisinde sayım metodolojisi hakkındaki memnuniyetsizliğimizi defalarca ifade etmemize rağmen, Türk eğitmen ve saymanların yetersizliği, elektronik sayım aplikasyonunun günlerce çalışmaması, diaspora kayıt işleminin bloke olması, elektronik sayım aplikasyondaki tercüme ve eksiklikler sorunu, vatandaşların sayım konusunda yeterli bilgilendirilmemiş olması, sahadaki baskı ve manipülasyonlar, birçok soydaşımızın sayıma dahil edilmemiş olması gibi sorunlar değerlendirilmeden Devlet İstatistik Kurumu Müdürü’nün dünkü açıklamasında nüfus sayımı sürecini başarılı olarak nitelendirmesi, kanaatimizce erken yapılmış bir açıklamadır. Birçok sorun, eksiklik ve yasa dışı unsurlar taşıyan olayların sadece birkaçını ifade edelim:</p> <p class="text-align-justify">- Sayımın başlangıcından yani 5 Eylül’den - 21 Eylül’e kadar, elektronik sayım aplikasyonunda Türkçe formu çalışmamaktaydı ve formda sorular Türkçe, cevaplar ise Makedonca dilindeydi. Bu yüzden başka bir seçenek olmadığı için nüfus sayımı zoraki Makedonca / Arnavutça olarak yapıldı. Söz konusu sorunu çözmek için bir süre büyük çaba sarf ettik, ardından sorun, sayımın bitmesine sadece bir hafta kala çözüldü ve Türkçe dil formu 22 Eylül’de çalışmaya başladı.</p> <p class="text-align-justify">- Bilgilendirme ve yoğun girişimlerimize rağmen 29 sayım bölgesinde sayman ve bölgesel eğitmen görevlileri seçilirken nüfusun etnik yapısı gözetilmemiştir. Söz konusu durum şu sayım bölgelerinde olumsuz olaylara yol açmıştır: Struga, Radoviş, İştip, Kırçova, Köprülü, Ustrumca ve diğer bölgelerde bazı sayım görevlileri, kişisel verilerin korunması yasasını dikkate almayarak, vatandaşlardan yasa dışı olarak kimlik numaralarını (EMBG) toplamış ve prosedürün sonunda bilgileri olmadan onları kaydettirmiştir. Vatandaşlarımıza sorular ana dillerinde sorulmamaktaydı. Bilinçli vatandaşlarımız bu tür usulsüzlükleri birçok bölge sayım komisyonuna bildirirken, diğer yandan bu tür usulsüzlükleri bize de bildirdiler. Ancak bunlar bildiğimiz olaylardan sadece birkaçı.</p> <p class="text-align-justify">- Türk halkımızın yüzyıllardır yaşadığı, diğer halklarla bir arada yaşama kültürünü temsil ettiği bazı yerleşim yerlerinde, yabancı vakıfların finanse ettiği yapılar tarafından manipülasyon ve baskı girişimleri olmuştur. Üzücüdür ki, yetkili mercilerin bu olaylar hakkında bilgilendirilmeleri ve uyarılmalarına rağmen, bu yasa dışı faaliyetlerin önlenmesi ve çözümü için hiçbir önlem alınmamıştır. Soydaşlarımız provoke edildi, rahatsız edildi ve etnisite bazlı incitildi. Halkımızın bilinçli duruşu sayesinde bu provokasyonlar aşıldı ve bertaraf edildi. Bu şekilde uzun süredir devam eden barışçıl komşuluk ilişkilerimiz bu tür provokasyon girişimlerine yenik düşmedi.</p> <p class="text-align-justify">- Devlet İstatistik Kurumu yetkilileri sayım süreci boyunca Türklere karşı şeffaf olmayan, zamana riayet etmeyen ve yanlış bir tutum sergilediler.</p> <p class="text-align-justify">- Geçmişten günümüze yıllar boyunca DİK kendi bünyesinde anayasal garanti altında bulunan hakça temsil ilkesini saygılamamıştır. Bahsekonu kurumda Türk milletinden sadece birkaç (sembolik sayıda) çalışan sayısı bulunmaktadır ve bu kayıtsız tavırla DİK faaliyetlerine gölge düşürmekte ve Türk milletinde güvensizlik oluşturmaktadır.</p> <p class="text-align-justify">Yetkili kurumlar tarafından nüfus sayımının başarıyla tamamlandığı bildirilmiş olmasına rağmen, halen bu karmaşık istatistiksel işlemin kapsamına girmeyen vatandaşlarımız var.</p> <p class="text-align-justify">Yukarıdaki sorunlar, eksiklikler ve açıklamalar hakkında ülkemizdeki tüm yetkili kurum, kuruluş ve yabancı misyon temsilciliklerine bilgi verilmiştir.</p> <p class="text-align-justify">Neticede taleplerimizin çoğu göz ardı edilip ihmal edilmekle beraber, yetkili kurumun bu yaklaşımı tüm sürece gölge düşürmektedir.</p> <p class="text-align-justify">En evvela Kuzey Makedonya Anayasası’na ve yasalara dayanan taleplerimiz, başta Devlet İstatistik Kurumu tarafından dikkate alınsaydı, yukarıdaki sorunların ve eksikliklerin çoğu giderilmiş olacaktı. Tüm bu süreçle ilgili medyalar, büyükelçilikler ve Anavatanımız Türkiye’nin Üsküp Büyükelçiliği de bilgilendirilmiştir.</p> <p class="text-align-justify">Ne yazık ki 2021 Nüfus Sayımı birçok cevapsız soru, şikayet, kurumların sorumsuzlukları, eksiklikler, sorunlar ve benzeri olgular ile sona erdi. Bu yasadışılılık ile Türk milletinin hakları ihlal edilmiştir; Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Anayasası’nın 8. maddenin 2. fıkrası (etnik kimliğini ifade etme özgürlüğü), 3. fıkrası (hukukun üstünlüğü) ve 11. fıkrası (vatandaşların eşit ve hakça temsiliyeti), 9. maddenin 1. fıkrası (KMC vatandaşları özgürlük ve haklarda eşittir) ve 2. fıkrası (vatandaşlar Anayasa ve Kanunlar karşısında eşittir), 48. maddenin 1. fıkrası (Topluluklara mensup vatandaşlar kendi topluluklarının kimlik ve değerlerini özgür bir biçimde ifade etme, yaşatma ve geliştirme haklarına sahiptir) ve 2. fıkrası (Cumhuriyet tüm toplulukların etnik, kültürel, dil ve dini kimliklerini korumayı garanti altına almıştır), 50. maddenin 3. fıkrası (vatandaşların insan hak ve özgürlükleri hakkında bilgi edinme hakkı vardır) ve 52. madenin 2. fıkrası (herkes anayasa ve kanunlara uymakla yükümlüdür) ve 16. maddeler ihlal edilmiştir, Devlet İstatistik Kurumu Nüfus Sayımının bu kanun hükümlerine göre hazırlanması, düzenlenmesi ve uygulanmasında hukuka uygunlukla sorumludur ve kişilerin çalışmalarını denetler - Nüfus Sayımı katılımcılarını, madde 30 (6) Sayman ve bölgesel eğitmenlerin seçiminde sayım bölgesindeki toplulukların eşit ve hakça temsil ilkesi prensibi gözetilecektir ve madde 34 (1) Sayımda kullanılacak aplikasyon 7 (yedi) dilde hazırlanacaktır: Makedonca, Arnavutça, Türkçe, Romanca, Ulahça, Sırpça ve Boşnakça. (2) Sayım kayıt işlemi, sayıma tabi tutulan kişi veya bilgileri veren kişinin seçtiği dilde gerçekleşmektedir.</p> <p class="text-align-justify">Üstteki hususlarda de ifade edildiği üzere sayım süreci boyunca sayım aplikasyonunda Türkçe formun çalışmaması ve Türk sayman ve eğitmen yetersizliği ile Türk milletine mensup vatandaşların etnik mensubiyeti ifade etme özgürlüğü ihlal edilmiştir, hukukun üstünlüğü prensibi ve eşit ve hakça temsiliyet ilkesinin ihlaliyle Türk milletine mensup vatandaşlar özgürlükler ve haklar noktasında eşit muamele görmediler, ve Anayasa ile Kanunlar önünde eşit değildiler. Türk milletine mensup vatandaşların kendi kimliklerini ifade etme özgürlüğü ihlal edilmiştir, üzücüdür ki cumhuriyet daha doğrusu DİK etnik ve dil kimliklerini koruma garantisini yerine getirmemiştir, belirtilen eylemlerle kayıtsız kalan DİK, uygulamalarında insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınmasına imkan vermeyerek Anayasayı ve Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Anayasasında güvence altına alınan Kanunları gözetmemiştir.</p> <p class="text-align-justify">Diğer yandan DİK, sayman ve bölgesel eğitmen seçiminde, Nüfus Sayımının kanun hükümlerine göre hazırlanması, düzenlenmesi ve uygulanmasında hukuka uygunlukla sorumludur prensibini ihlal etmiştir. Sayım bölgelerinde Türk milletine mensup vatandaşların eşit ve hakça temsil ilkesi prensibi gözetilmemiştir ve sayımda kullanılan aplikasyon Türkçe dilinde hazırlanmamıştır, bu yüzden sayıma tabi tutulan kişi veya bilgileri veren kişinin seçtiği dilde, daha doğrusu Türkçe, yapılamamıştır.</p> <p class="text-align-justify">Söz konusu yaklaşım, nüfus sayımının ne kadar doğru, şeffaf ve meşru olduğu ve bu karmaşık istatistiksel operasyondan ortaya çıkacak sayılarla ülke olarak tüm vatandaşlarımız için yeni bir gelecek inşa edip edemeyeceğimiz sorusunu gündeme getiriyor.</p> <p class="text-align-justify">Son olarak, bu istatistiksel operasyonun en gerçekçi tablosunu ortaya koyabilmek için sayım sonuçlarının manipüle edilmemesi gerektiğini ve bazı siyasi anlaşmalar ve spekülasyonlar nedeniyle haklarımızın kısıtlanmasına izin vermeyeceğimizi vurgulamak istiyoruz.</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/husrev-emin" lang="" about="/yazarlar/husrev-emin" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Hüsrev Emin</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pt, 10/11/2021 - 20:32</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1218&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="UAm_JknHzAiROCOh-5akzpNHpVJH_Qg86oiN5f4tmm0"></drupal-render-placeholder> </section> Mon, 11 Oct 2021 17:32:56 +0000 Hüsrev Emin 1218 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/kuzey-makedonya-nufus-sayimi-ve-turkler-acisindan-onemi#comments Bir Köle Ticareti Hikâyesi: Ruh Zayıflatma Kuyusu ve Unutkanlık Ağacı https://fikircografyasi.com/makale/bir-kole-ticareti-hikayesi-ruh-zayiflatma-kuyusu-ve-unutkanlik-agaci <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Bir Köle Ticareti Hikâyesi: Ruh Zayıflatma Kuyusu ve Unutkanlık Ağacı</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>Gece yıldızların dansını seyrederek uyumak en büyük zevkiydi. Yalnız bu akşam yıldızların garip bir koşturmacası vardı. Pek anlam veremediyse de bir süre sonra kurduğu hayalleri bile tamamlayamadan derin bir uykuya daldı. <br /> <br /> Sabah çığlık ve bağrışma sesleriyle gözlerini açtı. Kamıştan yapılmış duvarı iki eliyle hafifçe aralayarak dışarıda olup bitenleri anlamaya çalıştı. Dahomeay kabilesinin savaşçıları acımasızca köyün bütün gençlerini meydana topluyor ve karşı gelen anne babaları ise gözlerinin yaşına bakmadan çocuklarının önünde katlediyorlardı. Savaşçıları engellemeye çalışan annesini gören Faremi, korkudan sıtma tutmuş gibi sırılsıklam olmuş ve terleri siyah teni üzerinde bir nehir gibi akmaya başlamıştı. O an farkında olmadan “anneeeee” diye çığlık atınca içeride bir çocuk olduğunun farkına varan acımasız bir yaratık hiç tereddüt etmeden kadının çıplak karnına bıçağını saplayıverdi. Kamış duvarda açılmış küçücük delikten son defa evladının gözlerini yakalayabilmişti. Kısacık bir sürede kendisinin ve evladının başına gelecekler film şeridi gibi gözlerinin önünden akıverdi. </p> <p> </p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1061"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-10/image1.png?itok=ukEmKygd" width="344" height="480" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>İçeri giren iri yarı bir adam Faremi’nin zayıf kolundan tutarak bir çırpıda dışarı çıkarıverdi. Ve çocuğu köyün meydanına doğru fırlattı. Ayakları yerden kesilen Faremi, yere düşüp yuvarlanmaya başlayınca, bedeninde parlayan terler toprakla buluşarak teninin üstünde ince bir çamur tabakası oluşturdu.<br /> <br /> Köle pazarında görücüye çıkan çocuk, ilk sahibi Abass’ın adını alarak yeni bir hayata başladı. Kölenin müstakil bir kimliği olmadığı gibi kendine özgü bir adının olması da mümkün değildi. Sonra Batılı bir tüccar olan Williams çocuk Abass’ı satın alarak Brezilya’ya götürdü. Benim diyen insanların dayanamayacağı bu zulüm kokan yolculuktan sağ salim çıkan Abass Williams (artık yeni bir adı daha olmuştu) efendisinin evinde köle olarak çalışmaya başladı. Kıvrak zekâsıyla kısa sürede herkesin dikkatini çeken Abass Williams delikanlı çağına geldiğinde anadili Yorubaca’nın yanında İngilizce, Felemenkçe, Portekizce ve İspanyolca konuşmayı ve yazmayı öğrenmişti. Bu üstün yetenekleri nedeniyle Efendi Williams onu kendi temsilcisi olarak Nijerya’ya gönderdi. Kaderin cilvesi öyle tecelli etmişti ki altı yaşında köle olarak satıldığı ülkeye köle tüccarı olarak yeniden dönmüştü. </p> <p>İlk sahibi Abass’tan etkilenen Faremi Abass Williams hayatının ilerleyen yıllarında Müslüman oldu. Köle ticaretinin uluslararası alanda yasaklanmasına rağmen Badagry şehrinde bir köle ticaret merkezi kurarak bu işten hatırı sayılır bir gelir ve sosyal statü kazandı. Sömürgeciler 1895 yılında Abass Williams’ı kendi bölgesinin hükümdarı ilan etti.  Diğer taraftan da Müslüman cemaate yaptığı yardımlardan dolayı Müslümanların Seriki (lider, başkan) olarak seçildi. Artık adı Seriki Abass Williams olmuştu. Müslümanlar için Badagry’de cami ve okul yaptırdı. 128 eşi ve 144 çocuğu olan Seriki Abass 1919 yılında Badagry’de öldü. </p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1062"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-10/image4.png?itok=ztcsGNM6" width="480" height="319" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Faremi olarak vaftiz edilen Seriki Abass bir Müslüman olarak hayata gözlerini yumdu. Bir köle olarak başladığı hayatını efendi bir köle tüccarı olarak sürdürdü. Peki, Yoruba’lı genç aslında kimdi? Kendi kimliği ve kişiliği hakkında bir bilgisi var mıydı? Kendisini köleleştiren Hristiyanlara inat Müslüman mı olmuştu? Ya da köle gençliğine inat köle tüccarı mı? Yoruba’lı Faremi Seriki Abass Williams kimdi? Sanıyorum bunun cevabını kendi bile bilmiyordu. Hayatı çelişkilerle dolu olan bir tek kendisi miydi? Ne kendisi ne etrafındakiler aslında hiçbirisi “kendisi” değildi. Peki, ya köle olarak gidenler. Onlar.. onlar için söylenebilecek hiçbir şey yok. Onlar geçmişe dair ve hatta var oluşlarına dair hiçbir bilgiye sahip değillerdi artık. Belki de bu en iyisiydi. Yeni bir hayat ve yeni bir kimlik. İnanmasalar da bu herkesin işine geliyordu. </p> <p>Abass Williams Badagry’de köle toplama merkezi olarak Brezilya Baracoon’u kurdu. İspanyolcada fakir insanlar tarafından kullanılan ev anlamındaki Barraca’dan türetilmiş Barracon, birçok batı dilinde olduğu gibi Türkçede de hemen hemen aynı anlamda kullanılmaktadır. Ama Nijerya’da köle hapishanesi anlamında kullanılmaktaydı. Günümüzün köleleri de hala barakalarda oturmuyor mu? Bu baracoonda Yaklaşık 7,30 metrekarelik kırk oda bulunmaktaydı. Her odada kırk insan istifleniyordu. </p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1063"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-10/image2.png?itok=CAEW6IvT" width="480" height="320" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Köle tüccarları köleleri karaya çok yakın Gberefu adasından teslim alıyorlardı. Buraya ayakları, boyunları ve hatta dudakları zincirlenmiş köleler kısa bir tekne yolculuğu ile geliyor ve adadaki patika yoldan tek sıra halinde yürüyerek yeni bir hayata doğru ilerliyorlardı. </p> <p>Gberefu adası köleler için dönüşü olmayan bir yolculuğun başlangıç noktasıydı. Kısa bir yolculuğun ardından köleler yaklaşık 7 metrelik bir su kuyusunun yanına getirilir ve bu kuyudan zorla su içirilirdi. Kabile şeflerinin ve dini liderlerin gizemli karışımlarla büyülediği bu kuyudan su içenler, geçmişe dair hafızalarını tamamen kaybettiklerine inandırılıyordu. “Ruh zayıflatma kuyusu” olarak bilinen bu kuyudan su içenler gittikleri yerde yeni bir hayata başlamış oluyorlardı. Köle olmakla sadece insanlığına değil, aynı zamanda geçmişine de son veriliyordu.</p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1064"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-10/image3.png?itok=fVekwZ57" width="480" height="320" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Yerli halk yaklaşık 175 yıl önce yapılan bu kuyudan hala su içmiyor. Aslında onlarda bu yaşananların bir mitolojiden ibaret olduğunu biliyorlar ama yine de geçmişin izleri onları bugün dahi etkiliyor. Ancak farkında olmadıkları bir şey var ki sömürgeci bu sudan içsin veya içmesin esasında hemen herkesin hafızasına bir format attı. Köle olarak Amerika kıtasına gidenler de gitmeyenler de aynı acımasız sosyo-psikolojik terörizme maruz kaldılar. </p> <p>Gidenlerin de kalanların da ne ruhları ne bedenleri isyan etti, dudaklarına dahi prangalar bağlanmış insanlar çaresizce kaderlerine boyun büktüler. Ya geçmişlerini unutmuş gibi yaptılar ya da lanet ettiler. Ne kendisi olabildiler ne de ötekisi.  Araf’ta kalmış bir topluluğun çaresizliğini hala bir kambur olarak sırtlarında taşıyorlar. </p> <p>Esasında Batı Afrika benzer hikâyelerin sıkça karşılaşıldığı bir coğrafya. Bugün Benin sınırları içindeki Ouidah şehrinde vaktiyle kölelerin Amerika kıtasına transferinden önce hafızalarını kaybetmeleri için “unutkanlık ağacı”nın etrafında dolaştırıldığı bilinir. Erkekler dokuz kadınlar ise yedi kez bu ağacın etrafında dolanmaları sonucunda hafızalarını kaybederek yeni hayatlarına temiz bir sayfa ile başlarlar. Bugün yerinde olmayan bu ağaç için bir anıt dikilmiştir.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1065"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-10/image5.png?itok=mujk40pH" width="315" height="420" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Kölelik, başından itibaren, insanların mevcut hayatlarını unutup yeni bir hayata sorunsuz bir şekilde başlatacak psikolojik bir savaş sürecidir. Evlerinden koparılıp alınmalarından, küçücük odalarda onlarcasının hayvanlara reva görülmeyecek şekilde barınmalarına, karanlık odalarda günlerce ayakta uyumalarına, prangalarla kilometrelerce yol yürümelerine ve akabinde unutkanlık ağacı ve kuyusu gibi sembolik dini törenlere kadar her şey kültürel bir soykırımdır. Yeni vatanları bu sistematik soykırımın en acımasız örnekleriyle doluydu. Köleler yüzlerce yıl etnik ve kültürel soykırıma maruz kaldılar.</p> <p>Afrika ne yazık ki hala bu kültürel soykırım sürecinden kurtulmuş değil. Bundan sonra geriye dönmek mümkün değil, zira eskiye dair bilgi eksikliği var. Yapılması gereken şey yeni bir kültürün oluşturulmasıdır. Bunun mayası da elbette ki Afrika kıtasının derinliklerinde ve insanların ruhlarında hala yaşıyor olmalı.  Sözlü kültürün mihenk taşlarıyla döşenmiş Afrika coğrafyasında, zor zamanların kurtarıcısı olan “ ataların ruhu” inancı vardır. Sömürgeciler her şeyi katlettiler ama atalar ruhunu sanıyorum tamamen ortadan kaldıramadılar. Bu ruh bugün de Afrikalılara mihmandarlık yapacak güce sahiptir. </p> <p>Bizler bugün Afrika’nın her türlü sömürülme hikâyesini hala üzüntü ve gözyaşları içinde dinliyor ve izliyoruz. Peki, dünyanın geri kalanı bu soykırımdan nasibini almadı mı? Dünya şu an bile muhteşem bir kültür soykırımı ile karşı karşıya olduğunun farkında değil mi? Sadece kovid 19 pandemisi dolayısıyla dünya kültürel değerlerinden neler kaybetti, hesaplayabildik mi acaba? Zoom üzerinden kız istedik, instegram üzerinden göbek attık, IBAN ile bayram harçlığı gönderdik, Whatsapp üzerinden toplu bayramlaşmalar ve el öpmeler yaptık, komşularımızı unuttuk, dostlarımızla uzaktan selamlaştık. Elbette ki bu bir zorunluluktu ve belki de kimsenin yapacak hiç bir şeyi yoktu. Ama hep böyle olmuyor mu? Abass Williams da bir zorunluluk ürünü değil miydi?<br /> <br /> Sömürgecilik bir zihniyet, bir sistem ve bir din. O her zaman köle ister. Sömürgeci kölesiz yaşayamaz. Bazıları köle olduğunun farkındadır, bazıları değil. Hangisi iyi? Farkında olmak mı olmamak mı? Afrikalı için üzülüyoruz peki ya dünyanın geri kalanı? Onlar için de başkaları mı üzülmeli acaba. Belki de Afrikalı onlar için üzülüyordur. Bizler hafıza kaybına yol açan sulardan içmedik mi? Ya da unutkanlık ağacının etrafında turlar atmadık mı? Hatırlamıyorum… <br /> <br /> Unutuyoruz, daha çabuk ve hızlı unutuyoruz, unuttuğumuzu unutuyoruz. Peki ya içimizdeki Abass Williams’lar ne olacak. Kim bilir, Abass Williams belki de en yakın dostumuzun ruhunda yaşıyordur. Sahi, Abass Williams köle satıyordu peki ya günümüz Abass Williams’ları ne satıyor. Yitirdiklerimize bakarsak neyi sattıklarını anlarız. Bulamadıysanız geçmiş olsun artık siz de bir kölesiniz. <br /> <br /> Rabbim ruhunu kölelikten kurtarmak için köle tüccarlığına başlayanlardan korusun.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/ali-maskan" lang="" about="/yazarlar/ali-maskan" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Ali Maskan</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Cu, 10/01/2021 - 21:08</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2217" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1633339378"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">ERHAN</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2217#comment-2217" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">FİZİKSEL KÖLELİKTEN ZİHİNSEL…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>FİZİKSEL KÖLELİKTEN ZİHİNSEL KÖLELİĞE EVRİLENLER<br /> Kölelik denilince aklımıza ilk gelen şey &#039;&#039;Afrika&#039;dan alınarak başta Amerika Kıtası olmak üzere başka kıtalara çocuk yaşta götürülen Siyah tenli insanlar geliyor .<br /> Sözü edilen Nijeryalı Siyahi zeki çocuk;<br /> - Faremi ,Abbass ,Abbass Williams,Faremi Abbass Williams ,Seriki Abbass Williams isim değişiklik evrelerinin yanında<br /> -Kölelikten Efendi Köleliğe statü değişikliği<br /> -Tabi olmaktan , bölge liderliğine<br /> -Yiyecek Ekmek bulma konusunda sıkıntı çekerken, bir çok insana yardım eden bir bölge liderine,<br /> -Çocukken waftiz edilmekten Müslüman olarak defnedilmeye kadar<br /> Bir çok safhadan geçmiş /geçirilmiş.<br /> Bu hikaye siyahilerin yaşadığı hikayelerden sadece bir hikaye .<br /> Ancak günümüzde yaygın olan Zihinsel köleliğin çok farklı şekillerde ve farklı aşamalarda dünyanın hemen hemen her bölgesinde devam etmekte olduğunu görmekteyiz.<br /> Bundan sonrada çok daha farklı şekillerde devam edeceğe benziyor .<br /> Hepimizin Akıllı Cep Telefonu başta olmak üzere Elektronik aletlere tutkunluğumuz ve bu elektronik ekipmanlar vasıtasıyla çok kolay yönlendirilmemiz Köleliğin bizzat kendisidir diye düşünüyorum.<br /> Ali beye teşekkür ederiz .<br /> Bu makalede hafızlarımıza şimdilik ,<br /> Baraka kelimesinin kökeni , Ruh Zayıflatma Kuyusu, Unutkanlık Ağacı , Tekli sayıların (Erkekler 9 kez , kadınlar 7 kez Unutkanlık Ağacının etrafında dönmesi) inanışlardaki önemi<br /> Kısa sürede de olsa unutulmamak üzere yerleşmiş oldu.<br /> &#039;&#039;Fikir , düşünce teatileriniz bereketli olsun inşaAllah &#039;&#039;</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2217&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="TmbYbvA3cvqtd6OEpjNbvHhSn54LqFuzUvau2uKf0UQ"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pa, 10/03/2021 - 12:34</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2217#comment-2217" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1217&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="4R4Yd7JUP8fEN_SHlr7-QLqZKxi-xJ10YmnclZvEFM4"></drupal-render-placeholder> </section> Fri, 01 Oct 2021 18:08:22 +0000 Ali Maskan 1217 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/bir-kole-ticareti-hikayesi-ruh-zayiflatma-kuyusu-ve-unutkanlik-agaci#comments Araçsallaşan Sanat ve Sanatçı Kavramına Dair https://fikircografyasi.com/makale/aracsallasan-sanat-ve-sanatci-kavramina-dair <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Araçsallaşan Sanat ve Sanatçı Kavramına Dair</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify" style="margin-bottom: 11px;">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Devr-i Tanzimat’ta bir paşazade Devlet-i Ali Osman tarafından Fransa’ya tahsil için gönderilir. Paşazade tahsilini tamamlar ve ressam olarak döner. Ve yaşadığı konakta sanat faaliyetini icra eder. Semt sakinleri bir zaman sonra konağa hatun kişilerin gidip gelmeye başladığını görüp rahatsız olurlar. Ve mahallenin ihtiyar heyeti konağın kapısını çalar. Bir de ne görsünler. Yarı çıplak bir kadın paşazadenin karşısında sedire uzanmış. “Bre destur, bu ne hayasız haldir, utanmaz mısın?!” derler. Paşazade de: “Ne münasebet efendiler! Ben Sultanımızın tensibiyle Paris’e gidip resim tahsil ettim, ben ressamım. Bu kadın da benim modelimdir, ben onun resmini çiziyorum, sanat yapıyorum!” der. Heyet düşünür; Devlet-i Ali Osman, Sultan’ın tensibi, ressam, sanat var işin içinde, “peki” deyip konaktan ayrılırlar. Bunu gören mahallenin delikanlıları “O halde biz de sanat yapalım.” derler ve bir evde işret meclisi tertip ederler. Mahalleli bu sefer orayı basar. Bakarlar ki kadınlar dans ediyor, gençler eğleniyor; meclisi derdest edip karakolun yolunu tutarlar. Götürülürken içlerinden bir genç bağırır: “Biz bu memleketin evladı değil miyiz, bizim sanat yapmaya hakkımız yok mudur?”</p> <p class="text-align-justify">Sanat, kavramsal putlarımızdan biri. Modernleşme tarihimize kadar herhangi bir çatışmanın tarafı olmayan “insanın estetik kaygıyla yapıp-etmesine” verdiğimiz isim. Sanat; ünik, biricik, benzersiz bir var ediş ya da bu var edişi taklit etmek iken, bir çeşit ilahi bir eylemken birçok kavram gibi o da modernleşe’me’me tarihimizle birlikte iktidarın araçlarından birine dönüşmüş, çatışmanın tarafı olmuş ve dokunulmazlık zırhına bürünmüş bir kavram. Sanatın ne olduğu üzerinde duracak değilim. Ehline malum, ilgilisinin yeteri kadar malumat sahibi olduğu bir kavram. Ben burada kavramın “putlaşan” kısmına dikkat çekmeye çalışacağım.</p> <p class="text-align-justify">Birçok kavram gibi sanat kavramı da yerli yersiz kullanılışından, halk nezdinde meşruiyet sorunu yaşayan, kabul ve benimsenmesinde sorun olan kavram ve durumlara meşruiyet kazandırmak amacıyla kullanılan kavram. Sanat ile uğraşan insanlar sanatçı oldukları için kendilerine bir kutsiyet atfedilirken sanatçılara ya da onların ürünlerine, faaliyetlerine karşı eleştirel yaklaşanlar da sanat düşmanı, sanat karşıtı olarak konumlandırılırlar. Bu sırada sanatın ne olduğu ya da sanatçının faaliyetinin ya da ürettiği şeyin gerçekte bir sanat değeri taşıyıp taşımadığı önemli değildir. Bir grup insanın (erk-sermaye sahipleri) olup bitene “sanat” demesi kafidir. Pek tabii sanatın tek bir tanımı yoktur. Görece bir kavram olduğu için de herhangi bir şeye “güçlü”nün sanat demesi o şeyin sanat olarak kabul edilmesi için bir zemin oluşturur. Devamında o şeyi dolaşıma sokmak, üzerine çokça konuşmak, tanınıp bilinmesini sağlamak; kalabalık tarafından da o şeyin sanat olarak kabul edilmesine, üreticilerinin de sanatçı olarak kabul edilmesine yol açar.</p> <p class="text-align-justify">Kovboy filmlerinin, Vietnam temalı filmlerin Amerika’nın sömürgecilik tarihini sanat vasıtasıyla tüm dünyaya “insanlık adına mücadele” şeklinde nasıl propaganda ettiği herkesin malumudur. Dolayısıyla bir şeyin sanat olup olmaması kadar “gücün-sermayenin” sanatı bir vasıta olarak kullanması da önemlidir. Sanatçı ve sanat, temelde sanatın değerleriyle çatışmasa bile “güç ve sermaye” ile ilişki kurduğu andan itibaren bir çeşit yönetim-sömürü aracına dönüşür. Eğer siz kalabalığın zihninde sanat ve sanatçı diye bir put yarattıysanız artık güç-sermaye tarafından kalabalığın sevk ve idaresi sanıldığından daha da kolaydır.</p> <p class="text-align-justify">Geldiğimiz noktada tüm dünyada insanlığın algı ve zihin dünyasının inşasında sanat ve sanatçı kavramlarının çok büyük bir rol oynadığı yadsınamaz. Çizgi filmlerden reklamlara, sinema filmlerinden politik nutuklara, tekstilden inşaata kadar tüm alanlarda sanat ve sanatçının dahli vardır. Tabii bu, genelde olumlu biçimde görünmez. Çünkü kapitalizm her değer ve kutsalda olduğu gibi bu kavramı da kendisi için bir çıkar aracına dönüştürmüş durumdadır.</p> <p class="text-align-justify">Üzerinde düşünülmeden, felsefesi oluşturulmadan, ölçüleri belirlenmeden sadece kavramı yaygın biçimde kutsayarak kullandığınızda sanat kavramı bir puta dönüşür ve kalabalık sanat diye kendisine sunulan şeyi “iyi bir şey” olduğundan hareketle kabul eder.</p> <p class="text-align-justify">İkinci sınıf bir pavyonda müşterileri eğlendiren şarkıcı da tüketim-sermaye aracı olarak popüler biçimde kullanılan şarkıcı da bir keman virtüözü de gündelik dilde sanatçı olarak adlandırılır. Picasso da yağlıboya ile alelade tabiat manzaraları yapıp satan ressam da “sanatçı” unvanını kullanır, yapıp ettiklerine “sanat” denir.</p> <p class="text-align-justify">Önce sanat kavramını tanrısal bir edim biçiminde konumlandırır sonra da sanatçı kavramını ona nispetle ulaşılamaz derecede yüksek bir makama oturtursanız ve bunu halkın zihnine “ilerlemenin, gelişmenin, aydınlanmanın, medeniyetin en önemli unsuru” olarak yerleştirirseniz “kutsal-dokunulmaz” bir kavram oluşturmuş olursunuz. Eğer bu kavramı önce sermayeye ve erke karşı koruyacak bir iklim var etmezseniz; sermaye ve erk, sanat- sanatçı kavramını hızlı bir biçimde kendi çıkarları için kullanacaktır ve de kullanmıştır. Amerikan sinemasından Sovyet dönemi Rus edebiyatına kadar konuya dair birçok örnek verebiliriz. Sermaye ve erke karşı sanat ve sanatçı kavramlarını korumak mümkün olmadığı gibi bu güç merkezleri ile bilim ve din gibi kavramların ilişkisi de maalesef olması gerektiği şekilde yürümemektedir. Bilim de din de sermaye ve erk tarafından daima kendi çıkarları için kullanılmıştır. Bu araçsallaşmadan en çok nasibini alan kavramlardan biri de maalesef sanat ve sanatçı kavramıdır.</p> <p class="text-align-justify">Sanatın ve sanatçının gerçekte ne olduğu ve nasıl olması gerektiğinden bağımsız olarak kavramların formel-informel eğitim süreçlerinden eğlence dünyasına, politik jargondan popüler kültüre kadar dilin var olduğu her alanda ölçüsüz biçimde kullanılması tesadüfi değildir. Burada amaç kavramın tanımının ve çağrışımlarının gücünü kullanarak bir inancı, bir davranışı, bir yaşam biçimini ya da bir tüketim sürecini kalabalığa dayatmak, bu propagandayı sorgulanamaz kılmak, “mademki bu bir sanat ve de bu bir sanatçı o halde bize saygı duymak düşer” bilincini kalabalıkta oluşturmaktır. Siyasi partilerin toplantılarına popüler “sanatçıları” çağırması, popüler şarkıcıların şarkılarının seçimlerde partilerce kullanılması, bir ürünün reklamında popüler bir artistin ya da şarkıcının kullanılması sanat ve sanatçının “estetik” kaygılarla değil politik ya da ticari kaygılarla bir araç olarak kullanılmasından başka bir şey değildir.</p> <p class="text-align-justify">Erk ve sermaye herhangi bir kavramı tanrı postuna oturtmak herhangi bir kavramı da şeytanlaştırmak gücüne, imkanına ve araçlarına sahiptir. Dolayısıyla kullandığımız kavramların “kavramsal bir puta” dönüştürülüp dönüştürülmediği, bir sermaye, erk ya da ideolojik grubun amaçlarına hizmet etmek üzere donatılıp donatılmadığı, hakikatle kurulacak bağ açısından son derece önemlidir.</p> <p class="text-align-justify">Sanat-sanatçı kavramlarının putlaşırken üç biçimde kullanıldığını görürüz:</p> <p class="text-align-justify">* &nbsp;Belli bir ideolojik perspektifle şekillendirilmiş yaşam biçiminin propagandasını yapmak, insanlara belli bir zihniyeti aşılamak, bu zihniyete karşı direnç gösterenleri “sanata karşı, sanat düşmanı, ilerlemeye karşı” olarak etiketlemek. Sanatın ve sanatçının “ideolojik” yönü yokmuş gibi kabul edilir, sanat ve sanatçı denilenin “mutlak olarak sanatın kendisi ve gerçek sanatçı” olarak sunulması söz konusudur. Herhangi bir çekince, herhangi bir karşı çıkış ve eleştiri en sert en aşağılayıcı biçimde ötekileştirilip sahnenin dışına itilir. Modernleşe’me’me tarihimizde bunun çokça örneğine rastlamak mümkündür.</p> <p class="text-align-justify">* &nbsp;Sermaye daima erkle uyum içinde olmaya özen göstermiştir. Erkin ideolojik perspektifi ile “sanat” üretmeyi vazife edinmiş “sanatçı” aynı zamanda sermayenin semirmesine uygun tüketici tipi üretmekten geri durmaz. Özellikle renkli ekranda ve sahnede sergilen birçok şey sanat değeri taşısın, taşımasın sanat başlığı altında ele alınır; bunları üreten şarkıcı, yapımcı, senarist, artist, aktiris hülasa meşhur kişilerin tamamı sanatçı başlığı altında ele alınır. Kalabalık evvelce kutsiyet kazanmış “sanat-sanatçı” kavramları ile karşısına çıkan ne varsa onlara saygı göstermeyi bir alışkanlık haline getirir.</p> <p class="text-align-justify">* &nbsp;Evvelce kutsiyet kazanmış bu kavramlar erk ya da sermaye dışında da artık dillere pelesenk olmuştur. Bir atesitin “inşallah, vallaha” demesi gibi bilinçsiz biçimde kullanılır. Artık kavram anlam ve derinliğinden kopmuş hem putlaşmış hem de alelade bir kavrama dönüşmüştür. Kavramın üçüncü biçimde kullanılıyor olması aslında erk ve sermaye bağlamında kullanımlarının neticesinde oluşmuştur.</p> <p class="text-align-justify">Hülasa sanat ve sanatçı; din, bilim kavramlarıyla birlikte insanın Allah’a en yakın olduğu noktadır. Ancak sermaye ve erk her şeyi kendi çıkarlarına ulaşmak için bir vasıta olarak kullanırken sanat ve sanatçıyı da es geçmemiştir.</p> <p class="text-align-justify">“Sanat mimesis midir, sanatçı yaratıcıyı mı taklit eder, hakikate ulaşmanın bir yolu da sanat mıdır, yaptığı Musa heykelinin karşısına geçip “konuş benimle”, “ayağa kalk ve yürü ey Musa” dediği rivayet edilen Michelangelo neyin ıstırabını yaşamaktadır?” soruları etrafında sanat ve sanatçıya dair çok şey söylenegelmiştir. Ancak bu kavramların örgütlü bir dil ile sermaye ve erkin aracına dönüştürülmesi sanata dair derin felsefi tartışmaları, gerçek sanat ve gerçek sanatçının önemini perdeleyecek kadar büyük bir soruna neden olmuştur.</p> <p class="text-align-justify">Hedeflerine en hızlı biçimde ulaşma güç, imkan ve araçlarına sahip olan sermaye ve erk kalabalık tarafından değerli-önemli kabul edilen hemen her kavramı kendi çıkarları için araçsallaştırmaktadır. Zihinlerdeki kavramsal putlardan arınmadan hakikatle sağlıklı bir ilişki kurmak zordur. Bu kavramlarla düşünüp ifade ederek hakikatle bağ kurmaya çalışırken farkında olmadan başka bir amaca hizmet ediliyor olunabilir.</p> <p class="text-align-justify">Mahallenin gençleri haksız mı, onlar bu memleketin evladı değil mi, onların sanat yapmaya hakkı yok mu?</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/abdurrahim-toprak" lang="" about="/yazarlar/abdurrahim-toprak" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Abdurrahim Toprak</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pt, 09/27/2021 - 09:49</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1216&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="o4T5BUkI84cX-P6uciZ-9ngWKeqL46K0GGI0rCWWiRo"></drupal-render-placeholder> </section> Mon, 27 Sep 2021 06:49:18 +0000 Abdurrahim Toprak 1216 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/aracsallasan-sanat-ve-sanatci-kavramina-dair#comments Vehbi Başer'le İslamcılık Üzerine Gıyabi Bir Söyleşi https://fikircografyasi.com/makale/vehbi-baserle-islamcilik-uzerine-giyabi-bir-soylesi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Vehbi Başer&#039;le İslamcılık Üzerine Gıyabi Bir Söyleşi</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">İslamcılık (genellikle siyasal İslam veya İslami köktendincilik olarak da adlandırılır),[1] İslam'ın kişisel hayat dışında sosyal ve politik alanlarda da yol gösterici kılınmasını hedefleyen "politik-ideolojik hareketler" olarak tanımlanmaktadır.</p> <p class="text-align-justify">Modern dönemlerde İslam dini üzerinden hareket edilerek ortaya konulan ideoloji. Siyasal İslam kavramı ile eş anlamlı kullanılsa da bunu aşan ve kültürel yanları da olan bir kavramdır. Panislamizm, İttihad-ı İslam, İslamlaşma kavramlarıyla da eş anlamlı kullanıldığı olmuştur.</p> <p class="text-align-justify">Kökleri itibariyle Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh'a dayandırılmaktadır. Bu anlamda anti-emperyalist bir söylemi benimseyen bir ideoloji olarak belirmiştir. Osmanlı coğrafyası üzerinden yeşeren İslamcılık, temel olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında Namık Kemal, Ali Suavi gibi Genç Osmanlılar'a da dayandırılmaktadır.</p> <p class="text-align-justify">Ancak bugünkü anlamda daha çok II. Meşrutiyet döneminde ortaya çıkmıştır. Sultan II. Abdülhamid'in panislamist siyasetine rağmen, İttihad-ı İslam kavramı daha geniş manada kültür, siyaset ve toplum projesi olarak ortaya çıkmıştır.</p> <p class="text-align-justify">Esas itibarıyla İslamcılık, batılı güçlerin İslam dünyasına, özellikle askeri ve ekonomik alanlardaki meydan okuyuşunun hız kazandığı 19. ve 20. yüzyıl başlarından Müslüman aydınların aradığı kurtuluş çarelerinden biri olarak ortaya çıkmıştır.</p> <p class="text-align-justify">Kavramı Türkiye'de ilk kullanan Babanzade Ahmed Naim'dir. O da olumsuz anlamda kullanmıştır.</p> <p class="text-align-justify">Kavram üzerinden mutabakat bulunmamaktadır. Vehhabi İslamcılığı, Selefi İslamcılığı, İrancı İslamcılık, Sufi İslamcılık gibi farklı eğilimleri de kapsamakla birlikte, bu bakış genel bir bakıştır.</p> <p class="text-align-justify">İslamcılar Kur'an ayetleri üzerinde tek bir yoruma sahip homojen bir grup değildir.</p> <p class="text-align-justify">İslam merkezli bir siyaset ve kültürün uygulanması temel hedefi çerçevesinde, İslam dünyasının bağımsız hareket etmesi, Batı sömürgesinden kurtulması, askeri ve idari anlamda Batı etkisinden uzaklaşılması gibi temel argümanlara sahiptir.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Hocam bu arka planı göz önünde bulundurarak siz İslamcılığı nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Günümüz dünyasında kendisini İslamcı olarak nitelendiren farklı tipte, farklı yöntemleri benimsemiş çok sayıda grup bulunmaktadır.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Mesela?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Mesela Sudan'da Eş-Şebab, diğer bölgelerde El-Kaide gibi silahlı örgütlerin yanında Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi örgütler de bu çerçevede bir söylem kullanmaktadır.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Yani modern dünya söyleminden farklı bir bakış açısını mi savunuyorlar?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Hayır, genel olarak İslamcılığın entelektüel bir çerçeveden hareket ettiği, modern dünya ve demokratik tavra karşı bir uyum sergilemektedirler</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Türkiye de buna dahil mi?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Türkiye'de Millî Görüş, Tunus'ta Gannuşi gibi daha çok siyasi, kültürel, iktisadi temelli toplum hareketleri İslamcı olarak görülmektedir.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Türkiyedeki bu hareketlerin ortak bir özelliğinden bahsedilebilir mi?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Üzerinde hala mutabık olunmayan bir akım. Ancak bunların bunlarin silahlı örgütlerle bağının kurulamayacağı net olarak söylenebilir.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Kaba İslamcılıktan anladığınız nedir?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. İslâmcılık, sonradan “Siyasal İslam” olarak nitelenen, köken olarak NFK tarzı Abdülhamid Han ululamacı bir Saltanatçılık ile Erbakan tarzı bir “Ağır Sanayici” Kalkınmacılık bulamacından beslenen bir akım</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Milli Görüş hareketi İslamcı bir hareket mi yani?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Millî Görüş “sistem içinde siyaset” uzlaşmacılığına daha yakın. Radikal veya tavizsiz İslamcı-Müslüman grubun başlangıçta küçümseyerek dışında kaldığı bu hareketin İslamcı bir hareket olup olmadığı konusunda kuşkularım var.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Neden?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Siyasî tasnifte sağcı bir zihne sahiptir. Dindarlık noktasında da Osmanlı ilmihal görenekçiliği ile medrese ahir-zamancılığına yaslanır.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H. B. Müslüman&nbsp;&nbsp;Dünya ile diyaloğuna ne diyeceğiz?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Bu daha ziyade Suudî-Râbıta/Körfez Emirlikleri’nin Selefî anlayışına dayanan bir tutum.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Yani?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Yanisi şu; Siyaseten dışlanmışlıkla, kendi kendini siyasetten dışlamışlık arasında salınan bir pozisyonu vardır; Mutaassıp, dini bütün, mütedeyyin eşraf, tüccar, esnaf zümreleri ile avam kitleleri siyaseten mobilize ederek “sistem içinde siyaset”e göre hareket etmiştir.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H. B. İslamcı değil mi yani?</strong></p> <p class="text-align-justify">V. B. Hayır, çünkü baştan itibaren İslamcılık olarak nitelenebilecek her şeye mesafeli olmuştur. Neye tekabül ettiği pek de açık olmayan bir “şeriatçı-hilafetçi-saltanatçı jargon”u olmakla birlikte bu sadece “derin Müslümanlık hasreti ve alâmeti” olarak kullanılmıştır. Dahası İslâmî fikriyâta bilinçli bir cephe almıştır.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H. B. Buna birileri itiraz edecek sanırım. Hareket noktası ne o zaman?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Hareket noktası esasen İslam olmaktan çok Müslümanlar ve sözümona “İslam Devletleri / İslam Ortak Pazarı / İslam Dünyası” olarak adlandırılmış, Müslüman haysiyetini mükafatlandıracak bir Megalo İdea kapsamında, tuhaf bir “alem-şümûl Müslümancı Milliyetçilik”tir.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Bunun teorik bir arka planı, felsefesi yok mu diyorsunuz?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Hayır. İdeolojik-felsefi-siyasî olarak elle tutulur ve hesabı verilebilir bir sistem soz konusu değildir. Sadece pragmatik değil aslında oportünist ve Makyavelist bir siyasî çizgidir.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. İslamcılık ve makyavelizm? Tuhaf bir kombin değil mi? Sonuçta bu hareketin uzantıları var..</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Hareketin “Yenilikçiler” rozetiyle AK Parti kılığı altında geçirdiği bir dönüşüm var. Bu oportünizm ve Makyavelizm değil de nedir?</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Biraz daha açsak mı?</strong></p> <p class="text-align-justify">V. B. AK Parti hükümetinin AB açılımı, kadın açılımı, Kürd açılımı, Alevi açılımlarından vazgeçip bugünkü MHP guvernörlüğündeki Tek Parti/Devletini düşünün. Bu siyasi taklalar, bu kolay anlaşılmayacak dönüşümler de hep aynı siyasî oportünizm ve Makyavelizm’den neş’et eden cambazlıklar değil midir?</p> <p class="text-align-justify"><strong>H. B. Bu hareketin hiç mi bir başarısı yok?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Milli Görüş’ün Türk siyasetindeki çürümeyle denk düşen “yıldız parlaması” ve AK Parti etrafında hâlelenen devlet kuşunun parlak kanatları altında bu hareketin en dikkate değer başarılarından biri, sanıldığının aksine Mücahitlerden müteahhitler çıkarmak değil, çeşit türlü İslâmî-İslamcı grupların üyelerinden ve entelektüelimsi yazarımsı tiplerden iktidar ulufelerine eyvallah eden bir yanaşmalar zümresi devşirerek onları devletle alışıklaşmış, yanaşıklaşmış suskunlara çevirmiş olma başarısıdır.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. buna göre faydadan çok zarar getirmiş.</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. En kapsamlı ve yaygın başarı Alevî ve Kürd ayrışık kimliklerine ilaveten memleketin “sistem karşısında” pasif bir direniş sergileyen geniş Sünnî dindar kitleleri merkeze çekmek, sistemin sembolleri ile barıştırmak, rejimin meşruiyet dayanağı haline getirmiş olmasıdır.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Epeyce sıra dışı iddialar var. Gelecek eleştirilere hazır mısınız?</strong></p> <p class="text-align-justify">V.B. Her zaman.</p> <p class="text-align-justify"><strong>H.B. Teşekkürler efenim.</strong></p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/hasan-boynukara" lang="" about="/yazarlar/hasan-boynukara" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Hasan Boynukara</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pt, 09/20/2021 - 11:31</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1215&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="LA62SoKGS5fzIoAeVAo10W0TqkbK_K22BgSnucvisZw"></drupal-render-placeholder> </section> Mon, 20 Sep 2021 08:31:11 +0000 Hasan Boynukara 1215 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/vehbi-baserle-islamcilik-uzerine-giyabi-bir-soylesi#comments Olguyu Bırakıp Yorumlarımızla Kavga Etmek https://fikircografyasi.com/makale/olguyu-birakip-yorumlarimizla-kavga-etmek <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Olguyu Bırakıp Yorumlarımızla Kavga Etmek</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify" style="margin-bottom: 20px;">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Yaşadığımız bir gerçek hayat bir de ona yüklediğimiz yorum yani anlamlandırmamız var. Doğum, ölüm, evlenme, selam, kelam vs. hayatımızda bir gerçek olarak var. Bunlar hayatımızın olgularıdır. Bu olguları ideolojik ya da kültürel bakış açısıyla isimlendiririz. İsimlendirme olgunun kendisi değildir, zihinsel olarak oluşturduğumuz bir bakış açısıdır.</p> <p class="text-align-justify">Doğmak ve ölmek her insan için kaçınılmaz iki durumdur. Örneğin ölüm her insanın gerçeğidir ve bir olgudur. Ama ölüme yüklediğimiz anlamlar kişiden kişiye değişen bir yorumdur. Yorum bir gerçeklik ya da olgu değildir. Bir zihin ürünüdür.</p> <p class="text-align-justify">Ölüm ilanlarına baktığımızda yorumsal ifadelere rastlarız. “Hakkın rahmetine kavuştu” “Hakka yürüdü” “Aramızdan ayrıldı” “Mekân değiştirdi” “Ebediyete intikal etti” “Ebedi istirahatgâhına uğurlandı” “Sonsuzluğa uğurlandı” “Yıldızlara uğurlandı” “Kaybettik” gibi ifadeler kullanılır. Başsağlığı için de “Allah rahmet eylesin” “Nur içinde yatsın” “Işıklar içinde uyusun” “Huzur içinde uyusun” “Toprağı bol olsun” “Mekânı cennet olsun” vs. Bu ifadelerin bir kısmı dinden, bir kısmı mitolojiden bir kısmı da günümüz seküler anlayıştan kaynaklanır. Kullandığımız ifadeler bir olgu değil kültürel bir anlamlandırmadır. Ölüm olgusu herkes için aynıdır ama anlamlandırma herkes için farklıdır. Hangi anlamlandırma doğru derseniz bunun herkes için geçerli bir cevabı yoktur. Herkes kendi kültürüne göre ölüme bir anlam vermektedir. Burada esas olan ölene karşı iyi dileğimizdir. İyi dileğimiz duygusal bir olgudur.&nbsp; İfadeler ise değişebilir. Mitolojiden kaynaklanıyorsa “Toprağı bol olsun” deriz. Dinden (İslam’dan) kaynaklanıyorsa “Allah rahmet eylesin” deriz. Seküler bir anlayışa sahipsek, “ışıklar içinde uyusun” deriz.&nbsp; Duygusal olgu aynı ama ifadelerimiz kültüre göre değişmektedir.</p> <p class="text-align-justify">Son zamanlar selamlaşma konusunda toplumda yine gereksiz bir tartışma başladı. Yine olgular üzerinden değil, yorumlar üzerinden kavga yapıyoruz. Oysa yorumlar gerçek değildir. Karşılaştığınız kişiye duyduğunuz iyi niyet ve iletişim arzusu duygusal bir olgudur. Bunu ifade biçimi ise kültürel bir zihin ürünüdür. İster selamünaleyküm deyin ister günaydın ister hayırlı sabahlar ister iyi günler, iyi akşamlar vs. Olgu aynı ama ifadeler değişiktir. Eğer biz olguyu anlayabilsek yorumlara takılıp bunu bir kavga konusu haline getirmeyeceğiz.&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Toplum olarak her konuyu siyasal bir kutuplaşmaya dönüştürüp tartışmamız doğruların saptırılmasına yol açıyor. İçine nefret ve düşmanlık katılmış her söz gerçeğin dışına çıkıyor. İnsanlar doğruları sadece taraf olduğu gruptan bakarak görmeye çalışıyor. Bu durum ise aklıselimi ortadan kaldırıyor. Tarafgirlik aklın gözlerini kör ediyor. Akıllı bir söz etmeye kalksan iki tarafında düşmanlığını kazanıyorsun. Çünkü bizden olmayan bize karşı mantığıyla bakılıyor.</p> <p class="text-align-justify">Kamplaşma ve husumet içinde söylenen sözlerin gerçeği yansıtmayacağı konusunda Fransız yazar Montesquieu ile ilgili şu anekdot ibret vericidir.</p> <p class="text-align-justify">Fransız yazar Montesquieu dostlarından biriyle bozuşmuş ve tanıdıklarına şöyle demiş: “Bundan sonra ne onun benim hakkımda ne de benim onun hakkında söylediğimiz sözlere kesinlikle aldırmayın! Çünkü artık düşmanız.”</p> <p class="text-align-justify">Kavga ve husumet kültürel seviyesi düşük toplumların karakteristiğidir. Gelin hep birlikte kavga ve husumet yerine olgular üzerinden birbirimizi sevmeyi ve anlamayı deneyelim. O zaman huzura kavuşuruz.</p> <p style="margin-bottom:20px; text-align:justify">&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/durdu-gunes" lang="" about="/yazarlar/durdu-gunes" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Durdu Güneş</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pt, 09/20/2021 - 09:23</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1214&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="F6nlGkvZyoWxLJR82EFBaeD7dPN2tFXDTkQelJKWJtg"></drupal-render-placeholder> </section> Mon, 20 Sep 2021 06:23:51 +0000 Durdu Güneş 1214 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/olguyu-birakip-yorumlarimizla-kavga-etmek#comments Laiklik, Laikçilik, Din Devleti: Hangisini Tercih Ederdiniz? https://fikircografyasi.com/makale/laiklik-laikcilik-din-devleti-hangisini-tercih-ederdiniz <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Laiklik, Laikçilik, Din Devleti: Hangisini Tercih Ederdiniz?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify" style="margin-bottom: 11px;">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Yeni anayasa tartışmaları yeniden gündeme gelmişken, Türkiye'nin öteden beri tartışmalı meselelerinden biri olan laiklik de son günlerde yeniden tartışılmaya başlandı. Yeni anayasada laiklik maddesi aynen kalsın mı, kaldırılsın mı, “devletin dini İslam’dır” gibi bir madde anayasada yer almalı mı, almamalı mı gibi sorular etrafında dönen bu tartışma, ülkenin geleceğini yakından ilgilendiren bir tartışmadır. Bu çerçevede din-devlet ilişkileri bağlamında başlıca üç farklı çizgiyi temsil eden laiklik, laikçilik ve din devleti şeklinde özetlenebilecek anlayışlar bu yazıda kısaca değerlendirilmiştir.</p> <p class="text-align-justify">Laiklik, en yalın şekliyle “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olarak tanımlanır. Buna göre bir devletin yasaları kaynağını dinden almaz, devletin icraatlarının meşrulaştırılması için dine müracaat edilmez. Dinin egemenlik alanı ile devletin egemenlik alanı büyük ölçüde birbirinden ayrıştırılmış olup, her bir kurum kendi egemenlik alanında faaliyette bulunur.</p> <p class="text-align-justify">Laikçilik, daha radikal bir yaklaşım olup, dinin bütün tezahürlerinin kamusal alandan kovulması anlayışıdır. Laikliğin “din düşmanı” kisvesine bürünmüş şekli olarak kabul edilebilir. Buna göre toplumsal çürümenin kaynağı din ve dinden kaynaklı hurafeler olup, toplumsal ilerleme için dinin baskı altına alınması ve dini kisveler, ritüeller vb. dinin dışavurum şekillerinin kamusal alandan kovulması gerekir.</p> <p class="text-align-justify">Din devleti ise devletin resmi bir din ve/veya mezhebinin olmasıdır. Din devletinde dokunulmazlığı olan bir ruhban sınıfı (papazlar, mollalar, ulema) vardır. Devletin icraatlarının ve yasaların dine uygun olup olmadığını dini bir otorite denetler. Laik devletlerde anayasa mahkemesinin gördüğü işleve benzer bir işlev gören dini otorite devlet için hemen her konuda fetva makamıdır.</p> <p class="text-align-justify">Uygulamaya bakıldığında, her ülkenin uygulamasının bazı kendine özgü tarafları olmakla birlikte, başlıca iki laiklik anlayışından söz edilebilir: kıta Avrupası, Anglo-Sakson. Kıta Avrupa’sının laiklik anlayışı önemli ölçüde Fransız Devrimi’nden esinlenmiş olup, daha katı, yer yer laikçilik sınırlarında gezinen, daha din karşıtı ve hoşgörüsüz bir anlayışı temsil etmektedir. Özellikle cumhuriyetin kurucu önderlerinin örnek aldığı Fransız uygulaması dine ve dini yapılara karşı en sert tutumuyla bilinen uygulamadır. Buna karşılık Anglo-Sakson gelenek daha dinle barışık, daha hoşgörülü, dini yapılar ve toplulukların daha serbestçe hareket edebildiği bir laiklik geleneğidir. Nitekim İngiltere’de sembolik de olsa bir resmi kilise vardır; ABD’de ise devletin doğrudan irtibatlı olduğu resmi bir kilise bulunmamakta, çoğunluğu Protestan çok sayıda kilise, din ve mezhebe mensup dini cemaatler varlığını sürdürmektedir.</p> <p class="text-align-justify">Tarihsel olarak bakıldığında, laiklik ve laikçilik anlayışlarının doğmasının tesadüfi olmadığı, büyük ölçüde Ortaçağ Avrupa’sında Katolik Kilisesi’nin dogmatik, baskıcı, İncil’i yorumlama tekelini kendi uhdesinde tutan, papalığın uygun görmediği her türlü arayışı dinden sapma olarak gören ve bu tür farklı yorum ve yenilik arayışlarını aforoz (dindışı sayma, toplumdan dışlama) ve engizisyon (sapkınların kellesini alma) yoluyla ağır biçimde cezalandıran yaklaşımının büyük rolü vardır. Martin Luther’in Katolik Kilisesi’ne karşı bayrak açmasıyla başlayan dinde reform hareketinin tetiklediği Aydınlanma Çağı sonrası Batı medeniyetinin rasyonalizm, bireycilik ve laiklik olmak üzere üçlü bir sacayağı üzerinde yükseldiği söylenebilir.</p> <p class="text-align-justify">İslam dünyasında laiklik uygulamalarının çoğunlukla “laikçilik” olarak algılandığını, din düşmanı bir laiklik anlayışının hayata geçirildiğini söylemek mümkündür. Baas rejimlerinin egemen olduğu Ortadoğu ve kuzey Afrika ülkelerinde sert, baskıcı, din düşmanı bir laiklik anlayışı egemen olmuştur. Tek Parti dönemi Türkiye’sinde tekke ve zaviyelerin kapatılması, tarikatların yasadışı ilan edilmesi, dini kanaat önderi ve tarikat şeyhlerinin takibata uğraması, bir kısmının idam edilmesi, bazılarının hayatlarını hapis ve sürgünlerde geçirmesi da aynı laikçi anlayış ve uygulamanın uzantısıdır. Bu tür aşırılıkların çok önemli iki sonucu olmuştur.</p> <p class="text-align-justify">Birincisi, dindar damarı kuvvetli, geleneksel-muhafazakâr Anadolu insanı uzun zaman devlete küsmüş, kendisini üvey evlat gibi hissetmiş, içine kapanmış, kamusal alana talip olmamış, hatta “gavur olur, dinini diyanetini unutur” endişesiyle –bırakın kız çocuklarını- bir dönem erkek çocuklarını bile okula göndermeye çekinmiştir. Ancak çok partili demokrasiye geçildikten sonra devletle barışmaya başlayan muhafazakâr kitle önce erkek çocuklarını, 1980’lerden itibaren de kız çocuklarını okutmaya başlamıştır. Daha yakın zamanlara kadar, laikliğin gereği olarak lanse edilen, ama laikçiliğin en uç örneklerini sergileyen din düşmanı uygulamalar, özellikle kız öğrencilerin üniversite kapılarında çektiği çile, gördükleri cüzzamlı muamelesi hafızalarda tazeliğini korumaktadır.</p> <p class="text-align-justify">İkincisi, tekke ve zaviye kültürünün bir parçası olarak Anadolu coğrafyasında sosyolojik bir temeli olan cemaat ve tarikat yapıları ortadan kaybolmamış, ama devletin baskılarından ve kovuşturmasından korunabilmek amacıyla büyük oranda yeraltına inmiştir. Süleymancılık, çeşitli kollarıyla Nurculuk, Menzil Cemaati, İsmailağa Cemaati, Sami Efendi, Esat Efendi,.. gibi çok sayıda dini yapı uzun süre yeraltında kaldıktan sonra, ancak 1980’li yıllarda Özal ile başlayan serbestleşme, laikliğin kısmen dinle barışık hale getirilmesi, dışa açılma, özgürlüklerin genişletilmesi ve yeniden yapılanma sürecinde görünür hale gelmişlerdir. Konumuz bu olmadığı için fazla detaya girmeden, şu kadarını söylemekle yetinelim: FETÖ tipi, gizli gündemi ve birden fazla yüzü olan, kamusal alanda farklı özel alanda farklı kisvelere bürünen ve günü gelince devletin başına bela olan karanlık yapıların ortaya çıkmasının en önemli tarihsel-siyasal sebeplerinden biri de, din düşmanı laikçi bir yaklaşımla dini yapıların devlet eliyle yeraltına inmeye zorlanmış olmasıdır.</p> <p class="text-align-justify">Bugün dindar-muhafazakâr bir yönetim altında Türkiye'de görülen manzara ise Diyanet’in toplumsal-siyasal tartışma konularına sık sık müdahil olduğu, Sünni İslam anlayışının öne çıkarıldığı, tarikat ve cemaatlerin serbestçe faaliyette bulunduğu, geleneksel laik kesimleri endişelendiren bir manzaradır. Böyle bir ortamda bir de “laikliği kaldıralım, devletin dini İslam’dır diyelim” önerilerinin gündeme gelmesi geleneksel laik-laikçi kesimleri daha da endişelendirmektedir.</p> <p class="text-align-justify">Gerek Ortaçağ Avrupa’sının Kilise dogmatizmi, gerek modern zamanlarda İsrail, S. Arabistan ve İran’da uç örneklerini gördüğümüz din devleti uygulamaları, Afganistan’da hâlihazırda görmekte olduğumuz manzara, bazı kuzey Afrika ülkeleri ve Sudan’da yaşanan tecrübe, Wahhabilik, Taliban, Bokoharam ve Işid/Deaş tecrübesi ile nihayet Türkiye'nin Cumhuriyet dönemi Tek Parti, askeri vesayet ve darbeler dönemi laiklik-laikçilik uygulamaları ve son yirmi yıldır hüküm süren dindar-muhafazakâr iktidar deneyimlerinden sonra, bu satırlarının yazarında oluşan kanaat şudur:</p> <p class="text-align-justify">Din devleti de, laikçilik de biri diğerine tercih etmeye değmeyecek, kötü alternatiflerdir. Din devleti belirli bir din ve mezhep anlayışını resmi din, mezhep veya ideoloji olarak dayatmakta, bireylere tercih imkânı vermemekte; resmi din veya mezhebin, aslında fiilen iktidar sahiplerinin din ve mezhep anlayışlarının kalıpları dışında kalanlar için hayat cehenneme çevrilmektedir. Laikçilik uygulamasında ise tersinden, Türkiye'de örneğini uzun süre gördüğümüz üzere dindar-muhafazakâr kitleler kamusal alandan dışlanmakta, kamusal imkânlardan mahrum bırakılmakta, inancı ve kılık-kıyafetinden dolayı baskılara ve hukuksuz muamelelere maruz kalmaktadır. Oysa bir toplum kesiminin diğerini, bir iktidar cenahının kendisi gibi olmayanları kendi kalıbına zorla sokmaya çalışmasının felsefi temeli de, ahlâki temeli de, dini temeli de yoktur; bu tür baskıcı, jakoben, dayatmacı uygulamalar tamamen siyasi, hegemonya temelli uygulamalardır. Siyasi bağlamda çoğulcu demokrasi açısından bakıldığında hiçbir toplum kesimi başkasına hayat tarzı dayatamaz, farklı yaşam tarzı pratikleri bir arada var olabilir. İslami açıdan bakıldığında, ayetlerle sabit olduğu üzere “dinde zorlama yoktur,” “sizin dininiz size, benim dinim bana”dır. Bunu kabul etmeyip polis zoruyla, asker zoruyla, devlet eliyle toplumun farklı kesimlerine aynı doğruları ve hayat tarzını dayatmak, onları tek potada eritmeye ve tek kalıba sokmaya çalışmak, bu satırların yazarına göre, “yeryüzünde Tanrıcılık oynamaktır.”</p> <p class="text-align-justify">Bu durumda eldeki en tercihe değer alternatif, din ile barışık, ama dindar olmayanlara, dinsizlere ve ateistlere de hayat hakkı tanıyan; kimseye din, mezhep, inanç, ibadet, kıyafet, ritüel veya hayat tarzı dayatmayan; devletin alternatif dinler, mezhepler ve hayat tarzları arasında tarafsız hakem olduğu bir demokrat laiklik anlayışıdır. Demokrat laiklik anlayışında dindarlar kendi inançlarını serbestçe yaşar, istedikleri kıyafeti giyer, ibadetlerini serbestçe yaparken, dinsizler veya inanmayanlar da inanmama veya herhangi bir din veya mezhebe mensup olmama hakkını kullanacak, kimse kimsenin hayat tarzına müdahil olmayacaktır. Devlet temel hak ve özgürlükleri garanti altına alacak, yasaları uygulayacak, adalet dağıtacak, güvenliği sağlayacaktır. Bu şekilde güvenliği ve adaleti sağlayıp temel hak ve özgürlükleri garanti altına alan, çeşitlilik ve farklılıklara saygılı bir devletin şemsiyesi altında yaşayan bireyler de kendi potansiyellerini daha iyi gerçekleştirecektir. Özgürlük, adalet, çoğulculuk ve demokrat laiklik gibi değerlerin hayata geçirilmesi topluma ve devlete verimlilik, yenilik, yaratıcılık ve yüksek refah düzeyi olarak geri dönecektir.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/mustafa-acar" lang="" about="/yazarlar/mustafa-acar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Mustafa Acar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Cu, 09/17/2021 - 19:29</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2171" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1631984601"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Hasan Boynukara </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2171#comment-2171" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Makul olan da budur…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Makul olan da budur<br /> Teşekkürler</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2171&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="Z7Vb0sdOCh2-Jc7_NmHuVAGFqOHHaOS-SvVoi7yiwBM"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Cu, 09/17/2021 - 20:08</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2171#comment-2171" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2175" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1632119392"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Ahmet</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2175#comment-2175" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Muhterem hocam, muhalfarz,…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Muhterem hocam, muhalfarz, Hz. Peygamber&#039;le karşılaşsanız, O&#039;nun yüzüne &quot;en tercihe değer alternatif, din ile barışık, ama dindar olmayanlara, dinsizlere ve ateistlere de hayat hakkı tanıyan; (...) laiklik anlayışıdır. &quot;dinsizler veya inanmayanlar da inanmama veya herhangi bir din veya mezhebe mensup olmama hakkını kullanacak, kimse kimsenin hayat tarzına müdahil olmayacaktır.&quot; diyebilir misiniz? Bu bakış açısının âyet ve hadislerle uyumunu tedkik ettiniz mi?</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2175&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="88mIZQnfKgGm_N_BJrZImKUBgiZgkGLmW-yDR9RIvEA"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pa, 09/19/2021 - 00:42</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2175#comment-2175" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1213&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="QphpE3obZiTRlwEt11Pbs1l3WWtawijN_3MkDh-Y1R0"></drupal-render-placeholder> </section> Fri, 17 Sep 2021 16:29:45 +0000 Mustafa Acar 1213 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/laiklik-laikcilik-din-devleti-hangisini-tercih-ederdiniz#comments Tarihin Tekerrüründen Tekerrürün Tarihine https://fikircografyasi.com/makale/tarihin-tekerrurunden-tekerrurun-tarihine <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Tarihin Tekerrüründen Tekerrürün Tarihine</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify" style="margin-bottom: 11px;">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Hayal meyal hatırladığımız bir sahneyi yaşadığımızda, ya levh-i mahfûzdan ilahi bir mesaj bahşedildiğini düşünür kendimizi kutsarız ya da “deja vu” der tebessüm eder geçeriz. Hafıza, halet-i ruhiyemizde bir şeyleri hatırlar ve belki de gelecekle geçmiş arasındaki kökenlerini arar. Peki, bugünden geçmişi hatırlamak nedir? Tarih mi?</p> <p class="text-align-justify">Platon, “sahip olduğumuz bilgileri unutmasaydık hep onları bilerek doğmakla kalmaz yaşadığımız sürece de onları biliyor olurduk, çünkü bilmek bir konu hakkında kazanılmış bilgileri muhafaza edip yitirmemektir” der. Nietzsche de en küçüğünden en büyüğüne insanı mutlu kılan şeyin unutmak olduğunu söyler. Öyleyse insanlık tarihinin bilgi birikimlerinden kaynaklanan “toplumsal hafızası” sonraki nesillere genetik olarak aktarılsa da bunun bir kısmının unutulduğu gerçeğini kabul etmek gerekiyor. Bu şekliyle bireysel olarak unutmak insan için bir lütuf olsa da toplumsal açıdan bir zül şeklinde yorumlanabilir. Tarih geçmişi anlama sanatı mı? Yoksa unuttuklarımızı hatırlama mı?</p> <p class="text-align-justify">İnsanlık bir ardıllar silsilesidir. İlk insandan bu yana her insan, topluluk veya halk, bir önceki nesilden aldıkları miras ile kendine bir yaşam oluşturur. İnsanlığın sahip olduğu bilgi, gerek başlangıcı itibariyle gerekse de dönemsel kırılmalar sürecinde genel olarak dinsel temellere dayanır. İster putperest ve pagan, ister gök tanrı ve felsefi yaklaşımlar, isterse de Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün ilahi dinler olsun, insanoğlu bilgiyi hep kendisi için kutsal bir Yaradan’dan aldı. Bu durumda bilgiyi iki kaynağa dayandırabiliriz. Birincisi Yaradan tarafından insanlara bahşedilen “üretilmiş” ilahi bilgi, diğeri ise bunun üzerine inşa edilen “türetilmiş” insani bilgi.</p> <p class="text-align-justify">Tarih ile bilgi arasındaki bağlantı nedir? İlahi bilgi bahşedildiği sürece tarihte bir değişim olur ve tarih spiral bir yay gibi döngüsel şekilde hareket eder. &nbsp;Tarihin kendi sınırları içindeki bu hareketi, üretilmiş ilahi bilginin varlığı ile eş zamanlı veya doğru orantılıdır.</p> <p class="text-align-justify">Puta, doğaüstü güçlere veya felsefi akımlara inananlar, dinsel bilginin sürekliliğine inanabilirler. Netice itibariyle ilahi bir sonlanma olmadığı sürece bundan daha doğalı olamaz. Lakin Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’e (sav) inananlar açısından baktığımızda ilahi bilgi akışı her bir peygamberin ölümüyle sonlanmıştır. Dolayısıyla bu ilahi dinlerin müntesipleri, erdemli ve inançlı bir insan olma yolunda kendilerine bahşedilen kitapla yetinmek zorundadır. Zaten öyle de olmuştur. Bu durumda her insan topluluğu kendi inancının bilgi üretme sistemine bağlı olarak tarihsel bakış açılarını yapılandırmıştır. Bu şekliyle tarih örtülü bir din olarak süregelmiştir.&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Tarih, insan deneyimlerini sistematik şekilde kaydeder ve istenildiği anda onları biçimlendirir. O zaman tarih, geçmişini içinde barındıran insandır. İnsan da duygularıyla vardır. O halde tarihe olgular üzerinden değil duygular üzerinden bakılmalıdır. Büyük İskender sefere çıkarken askerlerine Roksana’yı aramaya gittiğini veya Cengiz Han Gök Tanrı’dan aldığı yetkiyle yoldan çıkmışlara yeryüzünde cehennemi yaşattığını söyleseydi tarihte kim bilir neler değişirdi? &nbsp;Justinianus duygularının esiri olmayıp fahişe Theodora ile evlenmeseydi tarihe geçebilir miydi?</p> <p class="text-align-justify">Tarihi yapanlar anlatıldığı üzere büyük bir imparatorluk kurmak, müreffeh bir toplum oluşturmak veya binlerce yıl anılmak için mi çalıştı acaba? Yoksa en basitinden insani veya ilahi bir sevgiye nail olmak için mi? Sezar keşke Kleopatra’nın bir sonuç değil sebep olduğunu söyleyebilseydi. Keşke herkes Züleyha kadar cesur yürekli olsaydı.</p> <p class="text-align-justify">Öyleyse tarih duygular üzerine yapılmış lakin sonuçlar üzerine yazılmıştır. Peygamberlere gönderilen bilgi ve kitaplar da inanıp inanmamakla ilgili bir duygu değil midir? İlk ve son peygamber arasındaki üretilmiş bilgi bu kabul ve redde dair değil midir? Hz Nuh’un, Yaradan’ı kabul edenlerle bindiği gemi bu bilgiyle üretilmedi mi? Hz. Süleyman’ın akıl almaz bilgisi insanlara hayatı yaşanılır kılan gelişmelere vesile olsa da asıl amaç Allah’ı (cc) bilmek değil miydi?</p> <p class="text-align-justify">Bilgiyi göndereni bulmayı merkez kılan bu sürecin maddi uygarlığımıza katkı sağladığı muhakkaktır.&nbsp; &nbsp;Bugün dahi bizim için gizemlerle dolu kimi yapılar bu ilahi bilginin bir sonucudur. En basitinden Hz. Nuh’un gemisinin bir benzeri kim bilir kaç yüz yıl sonra yeniden inşa edilebildi? Yerleşik hayata geçmemiş, tarımı bilmeyen her türlü ilkelliği yüklediğimiz insanlar Göbeklitepe’de kendilerine nasıl muhteşem bir sosyal ve dini merkez inşa edebildi?</p> <p class="text-align-justify">Tarih öznel duyguların yaşanmışlığıdır, tarihçi ne kadar nesnel olursa olsun sonuçlar üzerine bir bilim inşa eder. Kaldı ki onun da sübjektif olabileceğini düşünürsek o zaman tarihin bizi nereye götürdüğü hususunda hiçbir fikrimiz olamaz. Bu yüzden tarihçi bir senaristtir veya bir tasarımcı, belki de mimar ya da bir ressam. Bu nedenle tarihçinin en çok ihtiyaç duyduğu şey kendini ve insanı bilmektir.</p> <p class="text-align-justify">İlahi olsun ya da olmasın bütün inançların amacı kendi yaratıcılarını veya koruyucularını keşfedip anlamaktır. Bu amaçla bilmek ve bulmak adına üretilen her türlü bilginin amacı da erdemli insanı ortaya çıkarmaktır. İnsanın ruhsal tekamüle ermesi için gerekli olan bilgi birikimi sürecinde yaşananlar, benzer olaylarda nüans derecesinde yenilenmelerle devam edegeldi. Ancak döngüyü yukarı doğru yönelten bir ivmenin varlığı bize tarih bilimini meşru bir zemine oturtma imkânı verdi. Ve böylece tarihçiler, ilahi bilgideki gelişmelere dayanan tekrarlanmış tecrübeleri yazabildiler. Bizler nüans ile güncellenen benzer olayların, zaman ve mekân değişmiş olmasına rağmen tekrar edilmiş olmasından rahatsızlık duymayız ve tarihçinin bunu bıkmadan bir sebep sonuç ilişkisi içinde anlatmasını da makul karşılarız. Zira insanda değişim olduğu sürece tarihin yenilenmesinden daha doğal bir şey yoktur.</p> <p class="text-align-justify">Tarihçilerin anlamlandırılabilir bu tekerrürleri yazdığı tarihin ilk dönemini “tarihin tekerrürü” olarak adlandırabiliriz.</p> <p class="text-align-justify">Tarih, erdemli insan olma yolundaki üretilmiş bilginin sonlandırıldığı gün bir bilim veya sanat olarak zirvedeki yerinde endişeyle tarihçileri izliyordu. Her kutsal kitabın sonlandığı gün, insanoğlunun ya elindeki bilgilerin sürdürülebilirliğini sağlayacağı ya da inkâr edeceği karar günüydü aslında. Ancak, tarih açısından bir gerçek vardı ki artık hayata dair hiçbir “yeni” yoktu. Tarihin kaynağı “insan”dır, maddi uygarlığın gelişimi değildir. Şayet öyle olsaydı biz tarihten değil kronolojiden bahsederdik.</p> <p class="text-align-justify">İnsanoğluna dair ilahi “yeni”nin bittiği andan itibaren hayatta artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı. İnsanoğlu kendisine bahşedilen belki de on binlerce yıllık bilgi birikimi ile artık yapayalnız kalmıştı. Bu bilgiyi ya erdemli insan olmakta kullanacak ya da maddi uygarlığın hizmetine sunacaktı. Birincisinde insan kendi nefsi ile baş başadır, lakin ikincisinde hatırı sayılır bir gelişme yaşandığını hepimiz görmekteyiz. Vakti zamanında maddi uygarlığımızda binlerce yılda meydana gelen gelişmelerin bugün yıllar hatta aylar ve haftalar içinde gerçekleştiğini görüyoruz. Tarih eskiden insan ile yürürdü, şimdi ise teknoloji ile tahayyül edilemez bir hıza kavuştu. Tarih insanı bıraktı. Zaten ihtiyacı da yoktu. Zira “insana dair yeni”nin bittiği yerde tarih de yenilenmeye devam eden maddi uygarlık ile hareket etmeye başladı. Çünkü tarih bir devinim ister. İnsan ise olduğu yerde dönmeye başladı ve kötü olan bu dönüşün kendi ekseni üzerinde gerçekleşiyor olmasıydı.</p> <p class="text-align-justify">İnsanlığın bu kısır döngüsü içinde yaşanan her şey esasında tekrardan başka bir şey değildi. “Bugün aslında dündü” filmini seyrederken sanıyorum bunu tebessümle fark edebildik. Teknolojinin ve hayatın hızına ayak uydurup kendimizi kaybettiğimiz bir dönemde aslında hiçbir şey yapmadığımızın farkında mıyız? Sadece hayatın değil bilginin de elimizden çıktığı bu günlerde yapay zekâ ile yarışmaya başladık. Bu sürecin nereye gideceği hususu ayrı bir gündem. Lakin bizi ilgilendiren yönü, kendi ekseninde dönen insanın varlığıdır. Aslında hiç dönmesek de kaybedecek bir şeyimizin olmadığının farkında mıyız? Şu an belki de sadece maddi uygarlığın gelişimine katkı sağlamak için yaşıyoruz. &nbsp;</p> <p class="text-align-justify">Bugün tarih, yenilenmeyen insanın hareketlerini değişmez tekerrürler olarak kaydediyor. Dolayısıyla bizler tarihin ikinci dönemini yani, “tekerrürün tarihini" yaşıyor ve kaydediyoruz. Şayet bugün, “tarihin tekerrürü” dönemindeki tekerrürler bütününü, ihtiyacımız olduğu kadarıyla bile açıklayacak bilgi ve öğretiye sahip olabilirsek, “tekerrürün tarihi”nde geleceğe zihinsel olarak hâkim olabiliriz. Sokrates bir erdeme sahip olduğunu zannedip de sahip olmamayı, deliliğe yakın bir dert olarak görüyordu. İnsanoğlu ancak tarihin birinci dönemindeki üretilmiş bilginin erdemini taşımak suretiyle tarihin ikinci dönemi yaşanılır kılabilir.</p> <p class="text-align-justify">İlahi bilgi kaynaklı ahlak ve adalet kavramları her toplumda farklı boyutlarda tesirler ortaya çıkardı. Kimi kültürleri ve devlet yönetimlerini yerle bir etti, kimilerinde ise gözle görülür değişimlere neden oldu. Ancak dinin yozlaşarak kıymetini kaybettiği dönemlerde insanların ürettiği bilgiler hayatı daha yaşanılır hale getirdiği düşüncesiyle toplumda bir karşılık buldu. İnsanın ürettiği bilginin merkeze doğru yaklaşması aydınlanma çağını, akabinde de Rönesans ve reformu beraberinde getirdi. Tarihin birinci aşamasının kırılma noktası tam da bu aydınlanma çağına tekabül eder. Böylece yeni bir yaşam tarzı, yönetim şekli ve kültür meydana geldi. Akıl her ne kadar insan yaşamının merkezine yerleşmiş olsa da din her zaman hayatın bir gerçeği olarak varlığını korumaya devam etti.</p> <p class="text-align-justify">J.O.Y Gasset “Persler, Asurlular… bilgi peşinde koşmamışlardır, çünkü gerçeğin tanrı olduğuna inanmışlardır” der. Tarih bu ilahi gerçekliğin bilimidir. İstesek de istemesek de, kabul etsek de etmesek de tarih hala örtülü bir din olmaya devam ediyor. Bu yüzden tarihi, “tarihin tekerrürü” ve “tekerrürün tarihi” diye iki bölüme ayırdık. Birincisinde ilahi bilginin devamı nedeniyle tekerrürlerle de olsa gelişim içindeki bir tarihsel süreç, ikincisinde ise yenilenmeyen ilahi bilgiler nedeniyle kendi ekseninde dönen bir tarihsel süreçten bahsettik. Bir ardıllar silsilesi olan insanlık, birinci dönemde kendi tekâmülünün zirvesine varacak bilgiye sahip oldu. İkinci dönemde ise bunu devam ettirip ettirmeyeceği hususunda kendi başına bırakıldı. Lakin ne yazık ki insanoğlu sahip olduğu bilgiyi kendini tüketme yolunda müsrifçe harcamayı tercih ediyor. Ve ne üzücüdür ki sahip olunan bilginin mirasçıları da her geçen gün azalıyor. Mirasçısı olmayan yaşanmışlıklar tarihin ikinci aşamasının gözü yaşlı bilgeleridir.</p> <p class="text-align-justify">Vesselam, hayatta hiçbir söz yok ki söylenmemiş, hiçbir olay yok ki yaşanmamış olsun.</p> <p style="text-align:justify; margin-bottom:11px">&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/ali-maskan" lang="" about="/yazarlar/ali-maskan" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Ali Maskan</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Çar, 09/15/2021 - 17:54</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2172" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1631984601"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">ERHAN</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2172#comment-2172" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">TEKERRÜRÜN TARİHİ EVRESİNİ…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>TEKERRÜRÜN TARİHİ EVRESİNİ YAŞAMAK<br /> Ali beye teşekkür ederiz.<br /> Kendisi makalesinde Dil Bilgisi ,Din Bilgisi, Sosyoloji , Tarih ve Felsefe İlimlerini kullanarak İnsanoğlunun içinde bulunduğu durumu anlatmaya çalıştığını anlıyorum.<br /> Yazı bir çok bilgi içerdiği doğrusu tam olarak değerlendirmek , eleştirmek hatta katkı sağlamak mümkün olmadı.<br /> Makalede Kullanılan terimler , Arapça hatta Fransızca (deja vu) kökenli olduğu için belki de ELİT yani eğitim seviyesinin yanında kültür seviyesi de yüksek okuyucu kesimler hedeflendi.<br /> DEJA VU &#039;yuyumu yaşıyoruz acaba ?<br /> Biz insanoğlu gün geçtikçe FITRAT &#039;tan daha fazla uzaklaşmak çaba sarf edecek gibiyiz .<br /> En son yapılan &#039;&#039;Yaşlanmayı durduracak &#039;&#039; çalışmalar yapıyoruz açıklamaları gibi<br /> sırlar önce insanların çok daha uzun (yüzlerce yıl ) yaşadıkları anlatılır.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2172&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="meMS75asDCvlI-Rh-n8IzNw7_JhhBT7ldhY81Z4W2DE"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Ct, 09/18/2021 - 19:22</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2172#comment-2172" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1212&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="DJOUi2Kqp1viY5Km_Hwu8lPaDysr0W9KJ_W4yIhMEA4"></drupal-render-placeholder> </section> Wed, 15 Sep 2021 14:54:57 +0000 Ali Maskan 1212 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/tarihin-tekerrurunden-tekerrurun-tarihine#comments Ilgaz Gaziler Köyü Derviş Deresi Kanyonu (Kısar) https://fikircografyasi.com/makale/ilgaz-gaziler-koyu-dervis-deresi-kanyonu-kisar <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Ilgaz Gaziler Köyü Derviş Deresi Kanyonu (Kısar)</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1049"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-09.jpg?itok=ffPZQU0i" width="360" height="480" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Bu yazıyı 62. yaşımı tamamlayıp 63’e doğru yol almaya başladığım doğum günümde kaleme alıyorum. Yaşımı fazla takmayıp köyümdeki yürüyüş ve tırmanışlarıma devam ediyorum. Dün, doğum günümü köyümdeki bir başka kanyonda karşılamaya karar verdim. Benimle yürüyecek ve en zorlu kulvarlara büyük bir arzu ile teklifsiz girecek ve üstelik buraları avucunun içi gibi bildiği için bana rehberlik, dağdaşlık edecek Lütfi gibi bir arkadaşı bulmuşken bunu sonuna kadar değerlendiriyorum.</p> <p>Geçen hafta yani 31 Ağustos Salı günü köyümüzün arkasındaki sıra dağların arasındaki vadilerinden en sağdaki Mumlar Deresi Kanyonuna girmiş 10 saatlik bir tırmanış ve yürüyüşten sonra soldaki Ayı Deresinden çıkmıştık. Bugün yani 6 Eylül Pazartesi 2021 günü saat 09:30’da başladığımız yürüyüşümüzde Ayı Deresinin girişinden sola sırta çıkarak sırtı aştık ve bir sonraki Derviş Deresi’ne geçtik. Köyün arkasındaki bu vadilerden binlerce yıldır gelen sel ve sular araziyi yararak derin kanyonlar/kısarlar oluşturarak aşağıya ulaşıyor köyün önünden geçen Devrez Çayı’na dökülüyordu. Köy bu sağlı sollu vadilerin arasına korunaklı bir şekilde kurulmuştu. Elbette şimdi bu kanyonlarda yağışlı günler dışında çok su bulmak mümkün değil. Gün geçtikçe azalan ve daha derinlere inen mevcut kaynak suları ise borularla köy pınarlarına ve köy su deposuna taşınıyor. Bu yüzden köyün içinde ve çevresindeki bir çok pınarın ya suyu kurumuş yada eskisi gibi poyralarından gürül gürül akan sular yerini ip gibi akan sulara bırakmış, hayvanların su içtiği olukları ise bomboş duruyor.</p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1041"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-01.jpg?itok=X1vCHa_r" width="480" height="360" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Bu nedenle küresel olarak yaşanan su sıkıntısı ve gelecek olan kuraklığın izleri Anadolu’nun her yanında olduğu gibi burada da görünüyor. Aslına bakarsanız bunlar iyi günlerimiz, şimdilik sularımız diğer ülkelere göre bol. Bilindiği gibi bütün dünyada iklim değişmesi ve küresel ısınma gibi büyük felaketler nedeniyle hayati bir su krizi yaşanmakta. İnsanlığın büyük bir kısmı temiz içme suyuna ulaşamamakta. Bütün bunlara karşılık ülkemiz su kaynakları açısından kendine yeterli nadir ülkeler arasında. Ancak ülkemizde yanlış su kullanımı nedeniyle bu kıymetli hazine bilinçsizce harcanmakta. Ülkemiz temiz içme suyunu klasik vahşi sulama yöntemiyle yapılan verimsiz tarımda kullanan nadir ülkelerden birisi. Dünyada ve kısmen ülkemizde susuz tarım yada minimum gri/atık suyla yada yağmur sularının biriktirilmesi ile damlama/nemlendirme yöntemiyle yapılan daha verimli tarım tekniklerine geçildi. Bunun yanında yüzey suları yetersiz kalınca teknoloji kullanılarak sürekli kuyular açılmakta metrelerce derinlerden sular çekiliyor. Bu nedenle yer altı suları da gittikçe daha derinlere iniyor. Yeraltı suları aslında bizim değil gelecek nesillerin hakkı olduğu için bu temiz içme suyu kaynaklarının verimsiz ilkel tarımda kullanılması da yanlış. Bu yanlış kullanımın sonuçlarını Konya’da kuruyan göller ve oluşan obruklarla bütün çıplaklığıyla görmekteyiz.</p> <p>Bu günkü hedefimiz geçenki gezi yazımda bahsettiğim kayalardaki oyulmuş yada doğal olan Gavur Evi denilen mağaralara çıkmaktı. Bu nedenle Derviş dersine yukarıya doğru sırttan yürümek zorundaydık. Çünkü Gavur Evi mağaraları yukarıda idi. Mumlar Deresi Kanyonuna nispeten kısa ve küçük olsa da ben bu vahşi kanyonu da dibinden yürümek ve keşfetmek istiyordum. Fakat Lütfi, Gavur Evine bu şekilde dipten çıkmanın mümkün olmadığını söylediği için sırttan yürümek zorunda kaldık. Yukarıdan bakınca aşağıdaki sık bitki örtüsünün altında kaybolmuş olan kanyon çok müthiş görünüyordu. Sırttan ilerlememize rağmen Gavur Evine ulaşmamız yine de o kadar kolay olmadı.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1042"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-02.jpg?itok=pUFD55-Q" width="480" height="360" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Kızılyarın Başı denilen yere geldiğimizde Lütfi yine aşağıyı gösterek “kısarın ağzına” geldik dedi. Gavur evine gideceğimizi söylediğimizde köyden bir çok kişi artık orası çok tehlikeli ve girmeniz mümkün değil demişti. Aslında dedikleri kadar vardı. Vahşi bitki örtüsü eskiden dar bir patika olan çıkış yolunu kapamış patika yok olmuştu. Fakat ikimizde kararlı idik. Bu tehlikeli yolu Lütfi elinde baltasıyla açarak tırmanarak Gavur Evinin girişine nihayet ulaştık. Vadiye bakan dik ve yüksek sırtın kayalık yüzünde bulunan bu mağaralar iki büyük ve iki de küçük oyuktan oluşuyordu. Doğal bir oluşum mu yoksa insanlar tarafından oyulmuş bir yapımı olup olmadığı ancak bir uzman tarafından inceleme sonucu anlaşılabilir. Sağdaki büyük mağara iki odadan oluşuyor ve bu iki odayı bölen, büyük bir kısmı yıkılmış olan duvara ve odanın içindeki oturacak yatacak yer gibi görünen sedir biçimindeki yere bakılırsa insan müdahalesi görünüyordu. Duvarlarda herhangi bir işaret aradım fakat yıllar her şeyin izini silmişti. Gavur Evi denmesinin mutlaka bir nedeni vardı. Köyde Manastır denilen ve kalıntılar olan bir yerin olması da Türklerden önce burada yerleşimin olduğuna işaretti. Çocukluğumda hatırladığım kadarıyla köyümüzün maceracı ve kendi efsanelerini oluşturan hazine arayıcıları sık sık köyün sağını solunu jandarma görmesin diye geceler boyunca kazarlardı. Bunu anlamak için arkeolog dostum Eyyüp Ay’ı burada misafir etmeye ikna etmem gerekiyor.</p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1045"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-05.jpg?itok=L7yDZgvC" width="480" height="360" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Mağaranın girişinde en dikkat çekici şey kocaman bir kartal yuvasının olmasıydı. Biraz ötesinde ise son yediği tavuğun tüyleri ve telekleri duruyordu. Uzun süredir buralara kimseler gelmediği için kartal buraya yuva yaparak evi haline getirmişti. Lütfi eskiden buradaki maceralarını anlatıyor zaman zaman davarların buraya çıkarak sığındığını anlatıyordu. İki büyük mağaranın biraz ilerisinde girişi küçük fakat ileriye doğru derin olanın ise tilki yuvası olduğunu söyledi. Girişte ise hayvan dışkıları vardı. Gavur evinde epey oyalandıktan fotoğraflar çektikten sonra devam etmeye karar verdik. Daha yolumuz uzundu ve öğle yaklaşıyordu. Aşağıya dik ve derin kanyona inmemiz mümkün olmadığı veya geldiğimiz yolu geri gitmek istemediğimiz için ve ileriye gitmek için yukarı doğru tırmanmak zorunda idik. Lütfi bunu daha öncede yaptığı için gözüne kestirmişti fakat benden emin değildi. Durumu izah ettikten sonra bana kuşkulu gözlerle bakarak ve yukarıyı göstererek “hoca buraya tırmanabilir misin?” diye sordu. Ben “sen bir tırman bakalım ben de denerim” dedim. Aslında Aladağlarda ve Kaçkarlarda çok daha tehlikeli ve zor parkurları tırmanmıştım fakat yanımda hep tecrübeli dağcılar ve ip emniyet kemeri gibi güvenlik ekipmanlarımız vardı. Burada çıplak ellerimizden başka hiç bir şeyimiz yoktu ve aşağı uçurumdu. Riski göze almaya karar verdik. Lütfi kayalardan ve yamaçlardaki dallardan tutunarak yukarıya tırmandı ve nispeten güvenli bir noktaya ulaştı. Sonra beni yukarıdan uyararak ve yönlendirerek tırmanmamı izledi. İkimizde en tehlikeli yeri geçmiştik. Bu durum birbirimize güvenimizi daha da artırdı. Sırttan sık meşelerin ve çalıların arasından Lütfi’nin baltasıyla yol açmasıyla ilerleyerek devam ettik. Aşağıda kanyon bitmiş, vadi genişlemeye başlamıştı.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1046"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-06.jpg?itok=3CfAFQRB" width="480" height="360" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Artık inişe geçmiştik ve nihayet vadinin sonunda Yayla Deresi Pınarı’na ulaştık. Daha önceki yürüyüşümüzde Pınarı uzaktan tepeden görmüş pınardan su içen domuzun yukarıya doğru tırmanışını izlemiştik. Pınardan buz gibi su akıyordu ve oluğu doluydu. Lütfi çamurlu su birikintilerinin üstündeki domuzların eşelendikleri yerleri gösterdi. Çantalarımızı indirdik, öğle yemeği molası verdik. Ayakkabılarımızı çıkardık, ayaklarımızı, yüzümüzü yıkadık. Büyük yüz yıllık söğüt ve kavak ağaçlarının altına oturduk, soğan, domates, salatalık, yumurta, kaşar ve helvadan oluşan nefis yemeğimizi yedik. Lütfi durmadan anılarını anlatıyordu. Buraya sürüyü indirdiği 40 yıl önceki günleri adeta yeniden yaşıyordu. Ben ise merakla dinliyor yer isimlerini aklımda tutmaya çalıyordum. Bazen sık sık tekrar ettiriyor yanımdaki kağıt ve kalemle notlar alıyor, fotolar çekiyordum. Amacım mümkün olduğunca bu yaşanmışlıkların ve yer isimlerinin kayda geçmesi ve unutulmamasıydı.</p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1047"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-07.jpg?itok=Snopd24X" width="480" height="360" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Mola sonrası sularımızı doldurup tekrar yola koyularak, Dibeğin Düz’ün yan yoldan tırmanarak Gaziler köyümüzün yıllar önce hayvanlarının otladığı yaylası olan geçen gezimizde de anlattığım “Yazı” düzlüğünün bir başka yerine geldik. Burada Kocakayalardan Kayalığın Güneye geçtik. Sık meşelik ve çalılık içinde ilerlerken gittikçe yerini çamlar ve ardıçlarla kaplı bir ormana bırakıyordu. Yerde gördüğü hayvan dışkılarından ceylan, tavşan, domuz vb hayvan türlerini tanıyordu. Nihayet Lütfi’nin gelmek istediği yer olan Yığılı Çakıl’a geldik. Burası 10-15 metre çapında bir tepe üstüne büyük kayaların, taşların yığılarak yapıldığı ormanın ortasında bir gözetleme noktası gibi idi. Lütfi çakılın eskiden daha yüksek ve kule gibi olduğunu şimdi ise yıkılarak yatay olarak genişlediğini söyledi. Üstelik ortasında kuyu gibi bir çukur vardı. Ben hayalperest hazineciler tarafından kazıldığına hükmettim. Yığılı Çakılda mola verdik artan yiyecekleri yedik ve etrafı seyre başladık. Aşağıda uzakta olsa da Ilgaz kasabası, Tosya yolu, bir çok köy, - Lütfi hepsini tek tek sayıyordu- Kastamonu yolu, Samsun, Ankara, İstanbul yolu ve ufukta Ilgaz Dağlarının zirveleri görünüyordu.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1051"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-11.jpg?itok=RK28DmKl" width="480" height="360" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Mola sonrası yine önce çam ormanı sonra aşağı indikçe sık meşelik ve çalılardan oluşan ormana daldık ve Küçük Kayalı Güneye indik. Ben o sırada telefondaki altimetreyi açarak rakıma baktım 1242 metreyi gösteriyordu. Aslında Yığılı Çakılda unuttuğum için rakıma bakmamıştım. Tahmini olarak yaklaşık 1500 metre olabilir. Sivrikaya Aralığın içinden Porsuğun Dere’nin başına geldik. Kirazlığın Duvar denilen mevkide Lütfi nihayet aradığı şeyleri buldu. Bunlar üzerinde doğal olarak oyulmuş ve içinde yağmur sularının biriktiği “kaklık” denilen kayalardı. Lütfi “Koca Kaklığa” geldik dedi. Aslında etrafın görülmediği bu sık meşeliğin, çalılığın içinde bunları bulması adeta mucize idi. Kurdun, kuşunda su içtiği bunlardan çok su içtiğini zaman zaman çok kurtarıcı olduğunu anlattı. Biraz ilerde bir başka kaklığa daha geldik. Lütfi’nin adeta dostuna kavuşmuş gibi kayalara sarılası vardı. Bol bol fotolarını çektim. Lütfi devamlı hikayeler, anılar anlatıyor, hemde zorlu meşelik ve çalılık arasında ilerliyorduk.</p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1052"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-12.jpg?itok=Q-CFOYnz" width="480" height="360" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Aslına bakarsanız Lütfi’de çocukluğunun ilk yıllarından itibaren ömrünün 25 yılını çobanlık yaparak, geceleri bu vahşi doğada koca sürülerle, köpekleriyle çeşitli barınaklarda geceleri de yatarak geçirdiği bu yerleri ve yolda sürekli anlattığı yüzlerce ilginç, yaşanmışlıkları tekrar hatırlıyor ve yaşıyordu adeta. Yürürken bazen dalıyor, düşünüyor, sanki o günlere gidiyor, bazen eski günlerdeki gibi hayvanlara, köpeklere sesleniyor çoban naraları atıyordu. Zaman zaman bende ona eşlik ediyor bağırıyordum. Seslerimiz dağlarda kayalarda yankılanıyordu. Kurtlarla yaşadığı onlarca ayrı hikaye başlı başına kitap olurdu. Sürüden kurtlara koyun kaptırmadan o günü, geceyi tamamlamak en önemli başarı idi. O zamanlar buralar bu kadar orman ve bitki örtüsü ile kaplı değilmiş fakat otlakları bol olduğu için buralarda sürüyü dolaştırırlarmış. Şimdi ise bütün dağlar dereler, vadiler, kanyonlar çok sık vahşi çalılık, meşeler, alıç, ahlat ve çeşitli ağaçlarla kaplı. Tepeler ve sırtlar ise çok sık meşe, çam ardıç ve çalılarla kaplı. Orman adeta kendi kendini çoğaltıyor ve bakım olmadığı, çok sık olduğu ve güneşi yeterince alamadıkları, düzenli seyreltme/gençleştirme çalışması yapılmadığı için boyları yeterince büyüyemiyor. Bazı yerlerin bakımlı olduğu hemen çamların büyük ve muntazam olmasından anlaşılıyor. Çok şükür buralarda nispeten yeşil bitki örtüsü olduğu, belki de ağırlıklı sırf kızıl çam olmadığı için orman yangını pek olmuyor.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1055"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-15.jpg?itok=jrtLRJ1-" width="480" height="360" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Lütfi daha önce nispeten çıplak olduğu için bu sık ve vahşi meşelik çalılık ormanın içine girdiğimizde aradığı nokta mevkileri bazen bulmakta zorlansa da, sonunda mutlaka hakim tepelerden bakarak yönü tayin ediyor ve rotamızı bozmadan güvenle ilerliyoruz. Aksi takdirde buraları bilmeyen birisinin kaybolması kesin bir sonuç olur. Bundan öte bu bitki örtüsünün içinde bazen tırmanarak, bazen inerek çoğu zaman her yanımızı çalıların çizmesi ile ilerlemek gerçekten çok zor. Lütfi’nin baltası bu bakımdan çok önemli ve önde itina ile en zorlu yolları açıyor. Sık sık "ne işimiz var buralarda, bu akıllı adam işi değil" demekten kendimizi alamıyor fakat mutlu bir şekilde iyi ki geldik diyerek yolumuza devam ediyoruz. Her köşede her yerde, her kayada Lütfi için bir anı bir yaşanmışlık var. Lütfi anıları ile yeniden buluşmak, belki çocukluğunu, gençliğini bulmak, ben ise sağlığımı ayakta tutmak, yeni yerler keşfetmek ve dağcılık/spor olsun diye yola çıkmış olarak amaçlarımız farklı olsa da yüreklerimiz bir olmuştu. Yıllar geçmiş olmasına rağmen Lütfi sanki o gençliğindeki performansla yürüyor, tırmanıyor, beni sürekli teşvik ediyor kollamaya çalışıyordu. Ben şaşkınlık içinde onun bu performansını izliyordum. Aynı yaşta idik ve bana göre o antremanlı olmadığı için 8-10 saat durmaksızın vahşi doğada devam eden bu performansı göstermesi mümkün değil diye düşünüyordum. Sanırım oda benim hakkımda “bu hoca şehirde masa başında herkes gibi çökmüştür buraları yürüyemez” diye düşünüyordu ve sürekli beni kolluyor, destek oluyordu. Sonunda ikimizde birbirimize çok iyi olduğumuzu söyledik ve rahatladık ve birlikte en zorlu yerlere girebileceğimizi ifade ettik.</p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1056"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-09/dervis-deresi-16.jpg?itok=I4-I_COn" width="480" height="360" alt="" loading="lazy" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /> </div> </div> </div> <p>Artık inişe geçmiştik. Güre Deresi’nin başına geldik ve kayaların üstüne oturarak seyir yaptık. Sonra Saçlık mevkiine inerek oradan Pınarcığa geçtik. Pınarcık’ta benim de çocukluğumdan anılarım vardı. Buradaki pınar da akıyor oluğu dolu idi. Sırtta çok güzel dağ erikleri vardı. Yolda önümüze çok güzel karamuk çalıları çıkıyor bu nadir meyveyi toplamaktan kendimi alamıyordum. Aslında toplansa ve marmelatı, reçeli ve şurubu yapılsa tam bir iş kapısı olabilir. Artık köy görünüyordu. Bektaş Korusu, Çayharmanı ve Akyer denilen tarlaların olduğu yeri geçtik. Akyer’de bir tarlada köylülerimizden birisi damlama ile sulanan çok güzel muntazam bir cevizlik yapmıştı. Yine bir başka köyümüzün girişimcisi modern bir salatalık domates serasında bir kaç yıldır üretim yapıyor. Artık eski usul tarımın yerini daha modern ve verimli tekniklerin alıyor olması sevindirici idi. Artık akmayan fakat eskiden buz gibi suyu ile ünlü Arzu Pınarı’nı geçerek akşam 5:30 da 8 saatlik bir yüyüşün sonunda köye girdik. Sabah 9:30’da başlayan yürüyüşümüz toplam 8 saatlik bir performanstan sonra akşam 5:30’da bitmişti. </p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/ramazan-yelken" lang="" about="/yazarlar/ramazan-yelken" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Ramazan Yelken</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Çar, 09/15/2021 - 09:52</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/seyahat" hreflang="tr">SEYAHAT</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1211&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="hQtXDQO5ht0winvFIxvHphNnlfprbeDe8eq4Az4OPek"></drupal-render-placeholder> </section> Wed, 15 Sep 2021 06:52:56 +0000 Ramazan Yelken 1211 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/ilgaz-gaziler-koyu-dervis-deresi-kanyonu-kisar#comments