28 Şubat https://fikircografyasi.com/ tr 28 Şubat ile Kırılan Epistemoloji Sarsılan Ontoloji* https://fikircografyasi.com/makale/28-subat-ile-kirilan-epistemoloji-sarsilan-ontoloji <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">28 Şubat ile Kırılan Epistemoloji Sarsılan Ontoloji*</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify">Kişilerin ve kurumların neredeyse her şeyin grileştiği bir çağın göbeğinde yaşamanın sıkıntıları vardır. 1991 Körfez Savaşı için Baudrillard,&nbsp;”pornografik/müstehcen savaş”&nbsp;tanımlaması ve tespiti oldukça anlamlı ve yerinde bir tespittir. 28 Şubat Darbe sürecini ifade etmek için de yerli sosyal bilimciler ve entelektüeller&nbsp;”postmodern”&nbsp;kavramını kullanmakta tabiri caizse “icma” ettiler. Yasa-genelge-tüzüklere militarist bir çehre kazandıran sivil görünümlü ama üniformalı bir darbe olduğu için bu kavramsallaştırma oldukça isabetli bir kavramsallaştırmaydı. Bir dönem “Haso-Memo” olarak muamele gören Anadolu insanlarının bürokratik, siyasal, ekonomik görüşlerini ve yürüyüşlerini hazmedemeyen merkez oligarşinin, yargıya militarist bir fonksiyonellik kazandırdığı bir karakteri barındıran darbeciler medya, yargı ve seçkinler zümresi,&nbsp;militan laik&nbsp;bir tutumla hareket etti. Medya, üniversiteler ve yargı organları irtica tehlikesi konusunda brifinglere tabi tutuldu. Hem toplumun hem de mütedeyyin insanların, kapsamlı bir psikolojik harple yüz yüze kaldığı medyada dindarlar ve ümit besledikleri siyasal partinin (RP) sembolleri, spekülatif ve saldırgan bir stratejiyle yağmaya tutulmaya başlandı. Birkaç aktör ve figüranla insanların hassas noktaları iğdiş edildi ve dinî eğilimleri ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Fadime-Müslüm tiyatrosu dindâr kesim içindeki “var olduğu isnat edilen sapkınlıkları” teşhir etme gayreti ile senaryolaştırılmıştı.</p> <p class="text-align-justify">1980’li yıllarda İran Devrimi ile Özal’ın liberal politikaları farklı bir sentezi/melezleşmeyi meydana getirdi. Kesimin yaşadığı mağlubiyet ve ontolojik güvensizliğin sinyalleri 1990’lı yılların başında veriliyordu. Yine İslamî düşünce ve teorisyenleri, kısmen toplum dindârlığı yaşamak için partiyi hem araçsal hem amaçsal olarak görüp İslam’ı siyasal bir harekete irca etme hatasında bulundular. İslam’ın sosyal ve kültürel yanları tek boyuta yani siyasal boyuta indirgendi. Kültür, Sanat, Estetik, Edebiyat vb. kaygıları olan Müslüman bireyden çok partinin veya içinde bulunduğu cemaatin sözcülüğünü yapmak için şartlanan, bunun için hikmete ihtiyaç duyan&nbsp;aidiyetçi&nbsp;birey yetiştirildi ve özgün bir birikim elde edilemedi.</p> <p class="text-align-justify">Bazı aydınları tenzih edersek, çoğu aydın ve partinin siyasal kurmayları toplumu okuma-anlama, duygu dünyalarının ne olduğunu bilme kaygısı gütmediler. İslamcılar, kendilerini toplumun gerçek temsilcisi ve sağduyu sahibi olduklarını iddia ederek toplumun ne istediğini bildiklerini ayrıca dinlemelerine gerek olmadıklarını ima ederler.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[1]</a> Özal politikalarıyla eğitim, kültür, siyaset, ekonomi, bürokrasi vs. alanlarda görünürlük içerisinde bulunan mütedeyyin insanlar, buradaki handikapların ve zafiyetlerin ne olduğu konusunda ciddi manada terbiye edilmediler. Dinî hayât ile seküler hayâtın kaynaşması 1990’lı yıllarda oldu. Bu bağlamda&nbsp;İsmail Kara’ya&nbsp;göre İslamcıların, modernite ve kurumlarla eklemlenmesinin iki dayanağı vardır. Bunlar; 1. Zaruret fikrinin günahı ortadan kaldırdığı düşüncesi, 2. Batı’da bulunan her şeyin aslında İslam’da da bulunduğu kabulü.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[2]</a> Bu iki oportünist ve apolojist kabul, dindârların seküler hayâtla uzlaşmasını sağlıyordu. Modern hayâtın nimetleri, Müslümanları modern hayâta eklemlenmeye icbar etmiştir. Çünkü Müslümanlar, artırdığı zenginliğini korumak için kapitalist değerlerle uzlaşmayı isteyecektir. Bu&nbsp;marazi&nbsp;durum da kapital değerlerin İslamcıları tüketmesi durumunu ortaya çıkarmıştır. “Muhafazakâr sermaye, liberal hatta laissez-faireci liberal yaklaşımın sağladığı kazanımlarla palazlanırken hızla renginden arınmıştır.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[3]</a></p> <p class="text-align-justify">Dünyada olan mevcut küreselleşme tasavvuru ve yükselen-prim yapan bu değer, İslamî kesim üzerinde de etkili olmuştur. Bu epistemolojik kırılma, İslamî kesimin en önde gelenlerinin zihin dünyasındaki paradigmaları değiştiriyordu. Müslümanlar, mevcut konjonktürel durumla uzlaşma tavrını ve söylemini kabullendikçe “dünya sistemi ile bağlarını kuvvetlendirdikçe dinlerinden sapmayı kabullenecekler.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[4]</a> Aydın zihnindeki&nbsp;epistemolojik sarsıntı,&nbsp;camia içindeki mütedeyyin bireylerin&nbsp;ontolojik duruşunu&nbsp;sallıyordu. Dindârlar, kadın-erkek ilişkisinden felsefe, sosyoloji, psikoloji ve Batılı bilimlere olan yaklaşımlara kadar uzanan genişçe modern değerleri paylaşarak önemli bir değişim yaşadılar.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[5]</a> Evde oturup çeyiz hazırlayan kızları, bunlara zaman harcamak yerine kitap okumaya, sokağa çıkıp adalet ve hak talep etmeye, eylem yapmaya çağıran eril ve kadın Aydınlar ne çeyiz hazırlayabilen ne okuyup “Alime” olabilen ne de haklarını alabilen bir “Müslüman Kadın” inşa ettiler. Kafalarındaki “İdeal Müslüman Kadın” tasavvurunu gerçekleştiremediler. Dücane Cündioğlu, bu durumu kısaca şöyle izah ediyor: “Sokağa çıkarılan bu kızlara bazı Aydınlar “erkek gibi kızlar, helal olsun” deyip alkışladılar. Şimdi ise bu kızlar evlerine döndürülemiyor.” Evinden/hareminden çıkarılan bu kızlar ben-merkezli, sürekli haksızlığa uğradığını düşünen ve hisseden, kimlik çatışması yaşayan, bunun sonucu boşluk yaşayan, evine dönecek kadar safiyetini koruyamayan bu birey evine dönecek karakterde değildir. A. Sennet’in deyimiyle&nbsp;karakter aşınmasıyla&nbsp;yüz yüze kalmışlardır.</p> <p class="text-align-justify">Aydındaki epistemolojik kırılma, İlahiyat camiasında da görüldü. Ontolojik/varolma kaygısı taşıyan hocalar, kendi din anlayışlarını duyurmak ya da kendilerinin meşruiyetlerini ispatlamak için TV programlarına koşuşturdular. Bu sürecin en önemli imajı darbe kırılmasının şokundan en çok etkilenen, en çok yaşayan Zekeriya Beyaz, Yaşar Nuri Öztürk ve kendisini ilahiyatçı-yazar olarak takdim eden İsmail Nacar gibi isimler oldu. Bu tür bazı İlahiyatçı Hocalar, medya tetiklemesiyle oynanan tiyatronun figüranları olup spekülatif içerikli reyting yapan programların oluşumuna katkıda bulundular. Bu programlarda namazların cem edilmesi, deve kuşunun kurban olup olmaması, Türkçe ibadet, kadınların Cuma namazı kılıp kılamayacakları, imam nikahı kıyılmasının caizliği, tarikat ve tasavvufun bidatlığı mevzu edildi.</p> <p class="text-align-justify">28 Şubat’tan sonra İslamcıların bir kısmı İslamcılığı ya da radikalliği -aslında bunun adı “samimi veya ihlaslı Müslümanlık” olabilirdi ya da geçmiş asıl kültürü ve birikimi referans kabul etme durumu- bırakıp sosyal demokrat ya da liberal demokrat oldular. Postmodern darbe sonrası oluşan&nbsp;epistemolojik kırılma,&nbsp;beraberinde ontolojik güvensizliği ve savrulmayı meydana getirmiştir. Ne yazık ki Müslümanlar, Müslüman görünürlüklerini minimum seviyeye indirip renk değiştirmeyi tercih ettiler. Liberal söylemler ve çoğulculuk, uzlaşma, evrensel insan hakları gibi kavramlar kullanılarak yeni bir dil geliştirildi. Bu değişim, her alanda kendini hissettirdi. 1995’li yıllarda okunan İslamî içerikli yayınlar, yerini popüler yayınlara terk etti. İslamî içeriğe sahip olan yayınlar, kitapevlerinin en ücra köşelerine itildi. Bunların yerini vitrinleri süsleyen popüler yayınlar aldı.</p> <p class="text-align-justify">28 Şubat’la beraber söylemlerin ve dilin değişmesi daha önce söylenilenlerin meşruiyetini kaybetmesine yol açmıştır. Bu bir anlamda Müslümanların daha önceki söylemlerini meşruiyet dışı kılmıştır. Bazıları için turnusol kağıdı işlevi gören 28 Şubat; hakikat duvarı olmayıp sadece “duvar” olduğu zannedilen bir gölgedir. Tıpkı Platon’un Mağara duvarında olan gölgeler gibi..&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <div> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <hr size="1" /> <div id="ftn1"> <p class="text-align-justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">*</a> Bu yazı Umran Dergisi’nin 2005-Şubat 126. sayısında yayımlanan yazının kısaltılmış halidir.</p> </div> <div id="ftn2"> <p class="text-align-justify"><sub><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[1]</a> Menderes Çınar, Kemalist Cumhuriyetçilik ve İslamcı Kemalizm, Yasin Aktay (Ed.), İslamcılık, İstanbul: İletişim Yayınları, s. 175.</sub></p> </div> <div id="ftn3"> <p class="text-align-justify"><sub><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[2]</a> İsmail Kara,&nbsp;İslam Düşüncesinde Paradigma Değişimi, İstanbul: İletişim Yayınları, s. 238.</sub></p> </div> <div id="ftn4"> <p class="text-align-justify"><sub><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[3]</a> Alev Erkilet, 1990’larda Türkiye’de Radikal İslamcılık, Yasin Aktay (Ed.), İslamcılık, İstanbul: İletişim Yayınları, s. 238. </sub></p> </div> <div id="ftn5"> <p class="text-align-justify"><sub><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[4]</a> İsmet Özel,&nbsp;Sorulunca Söylenen, İstanbul: Çıdam Yayınları, 1989.</sub></p> </div> <div id="ftn6"> <p class="text-align-justify"><sub><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[5]</a> Ömer Çaha, Ana Temalarıyla 1980 Sonrası İslamî Hareket,&nbsp; Yasin Aktay, (Ed.), İslamcılık, İstanbul: İletişim Yayınları, 2005.</sub></p> </div> </div> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/ahmet-dag" lang="" about="/yazarlar/ahmet-dag" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Ahmet Dağ</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pa, 02/28/2021 - 10:29</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/28-subat" hreflang="tr">28 Şubat</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-1544" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1614528485"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">A. Maskan</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/1544#comment-1544" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">hocam kaleminize sağlık. 28…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>hocam kaleminize sağlık. 28 şubat yıkımından sonra sermaye ile müşerref olan insanımız, kapitalizmin belki de yüzlerce yılda ortaya çıkardığı tahribata bir on yılda ziyadesiyle maruz kaldı. Sermayenin sıcaklığı doğal olarak moderniteyi (!) hayatımızın bir parçası haline getirdi. Her ne kadar hızlı gerçekleşmiş olsa da esasında bunlar hayatın kaçınılmaz bir gerçeğiydi. Lakin beni burada rahatsız eden tek husus, 28 Şubat&#039;ta zirve yapan milli ve manevi duygularımızı koruduğumuzu düşünerek modern (!) hayata uyum sağladığımızı zannetmektir. Böylesi bir ruh hali insanlarda psikolojik travmalar oluşturmanın ötesinde hiç bir işe yaramıyor. Burada insanın zarar görmesinden endişelenmiyorum, değerlerimizin dönüşü olmayan bir şekilde yok olmasından korkuyorum. kapitalist sistemin en önemli psikolojik savaş yöntemlerinden birisi de toplumlara kısa dönemli şok dönüşümler yaşatmasıdır. Bu ani dönüşümler bizi ya kırar ya da güçlendirir. Bekleyelim bakalım Mevlam neylerse güzel eyler.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=1544&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="9vJxTHCzudnaV8o1wbMR3hvOWHTp4-Qd_9QADryb1tQ"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pa, 02/28/2021 - 13:25</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/1544#comment-1544" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1110&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="qBJxz6E782Gf0QSN8v6BLZ4axgaraXr-c6q9O-_i8cs"></drupal-render-placeholder> </section> Sun, 28 Feb 2021 07:29:03 +0000 Ahmet Dağ 1110 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/28-subat-ile-kirilan-epistemoloji-sarsilan-ontoloji#comments 28 Şubat Muhasebesi https://fikircografyasi.com/makale/28-subat-muhasebesi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">28 Şubat Muhasebesi</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify" style="margin-bottom:11px">Bugün 28 Şubat 1997 muhtırasının 24. Yıldönümü. O muhtıranın verildiği günün tarihi 28 Şubat. Ama o günü getiren ve o günden sonra yaşanan hadiseler zinciri uzunca bir döneme yayılmıştı. Neredeyse çeyrek asır önce yaşadığımız o hadiseler, daha sonra yaşanacak bir çok gelişmelerin adeta habercisi hatta bazen de tohumu oldu.</p> <p class="text-align-justify">Ülkemiz doksanlı yılların ortalarında itibaren iyiden iyiye istikrarsızlaşmaya başlamıştı. Ünlü yazarlar, gazeteciler, bilim insanları suikastlara kurban gidiyor, insanlar devlet görevlileri olduğu ima edilen kişilerce kaçırılıyor, büyük yolsuzluk hikayeleri dillerden dillere dolaşıyordu. PKK terörü her gün yeni canlar alırken, bir yandan da artan ekonomik sıkıntılar insanları bunaltıyordu.</p> <p class="text-align-justify">Ülkedeki çürüme ve ona bağlı haksızlıklar, adaletsizlikler karşısında taşralı dindarların yükselttiği haklı itirazlar o günlerin elitlerini, kudretli generallerini, askeri ve sivil bürokrasinin önde gelen figürlerini son derece rahatsız ediyordu. Demokratik seçim süreçleriyle iktidarlarına ortak olmaya cüret eden taşralı dindarlara hadlerini bildirmek için en açık ve en savunmasız gördükleri hedefe, üniversitelerde başörtüleriyle okumaya çalışan dindar kadınlara yöneldiler.</p> <p class="text-align-justify">Müslümanlarla bir problemlerinin olmadığını, ama türbanın siyasal İslam’ın sembolü olduğunu ve o yüzden türban takan kadınlar ve onları destekleyen erkeklerle mücadele edeceklerini söylüyorlardı. Aslında bu argümanın doğru bir tarafı vardı: artık şehirlileşmeye başlayan taşralı Müslümanların kızları ve oğulları üniversitelerde okudukları zaman, elitlerin halen işgal ettikleri ve yarın da kendi çocuklarını yerleştirmeyi planladıkları koltuklara göz dikecekler, iktidarlarından pay isteyeceklerdi. Başörtülü olarak okuma isteği iktidarlarına yönelen bir tehdidin sembolüydü gerçekten.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/958"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-03/28-subat.jpg?itok=C2d7hDBN" width="480" height="240" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p class="text-align-justify">28 Şubat günlerinde Ankara’da ODTÜ’de yüksek lisans yaparken, Gazi Üniversitesinde de araştırma görevlisi olarak işe başlamıştım.</p> <p class="text-align-justify">Çok severek gittiğim fakültemin kapılarına önce kılık kıyafet yönetmeliğine uymayan öğrencilerin içeri giremeyeceğine dair uyarı yazıları asıldı. Ardından hocalara başörtülü öğrencileri sınıflara almamaları yönünde baskılar yapılmaya başlandı.</p> <p class="text-align-justify">Sabahları odama giderken fakülte binasına alınmayan, yağmurda ıslanmamak için ne yapacaklarını bilememenin çaresizliği içinde saçak altlarına sığınan başörtülü kızları görünce, onlara reva görülen zulme karşı bir şey yapamamanın verdiği acıyla kahroluyordum.</p> <p class="text-align-justify">Bir yandan onları karşılaştıkları büyük haksızlık karşısında yalnız bırakıp binalara giren “dindar” erkeklere de fena halde içerliyordum.</p> <p class="text-align-justify">Sanki başörtüsü problemi onların problemi değildi! Elbette canları sıkılıyordu ama kızlarının, kız kardeşlerinin, müstakbel eşlerinin maruz kaldığı canavarlık karşısında süt dökmüş kediye dönüyorlardı.</p> <p class="text-align-justify">Zihnimde “benim bu zulmün bu insanlara reva görüldüğü bu yerde ne işim var” sorgulamaları başlamıştı.</p> <p class="text-align-justify">Bir zulmün karşısında hiçbir şey yapmamak o zulmün ortağı olmaktı.</p> <p class="text-align-justify">Yapılan haksızlıklar, zulümler karşısında çok üzülmekle beraber bunun geçici bir dönem olduğunu içten içe hissediyor, bu dönemi hem maddi hem manevi açıdan mümkün olduğunca az hasarla atlatabilmek için kendime ve dostlarıma telkinler veriyordum.</p> <p class="text-align-justify">Bölümümüzde on başörtülü öğrencimiz vardı. Hassasiyetimi bilen bu öğrencilerimizin bir gün topluca odama geldiklerini hatırlıyorum. Bana “hocam ne yapacağız, başımızı açıp devam mı etmeliyiz, okulu mu bırakmalıyız, yoksa başımız örtülü şekilde okula devam ederek bir mücadeleye mi girmeliyiz?” diye sordular.</p> <p class="text-align-justify">Onlara “Arkadaşlar” dedim, “Hepiniz çok farklı sosyo ekonomik çevrelerden geliyorsunuz. Her birinizin kendine mahsus şartları var. Size toplu halde ne yapacağınızı söylemek benim haddime değil ama şunu söyleyebilirim: Başını açıp okumaya karar verene de mücadele etmek isteyene de elimden geldiğince destek olacağım.”</p> <p class="text-align-justify">Destek dediğim neydi?</p> <p class="text-align-justify">Her şeyden önce onlara acılarını paylaştığımı, yapılan zulmü gördüğümü ve buna razı olmadığımı, temel insan haklarına yöneltilen bu saldırıya onlarla beraber göğüs gereceğimi göstermekti.</p> <p class="text-align-justify">Kadın-erkek, açık-kapalı, hatta sağcı-solcu ayırmadan, hayasızca saldırılar karşısında canı sıkılan, mağdur olan, isyan eden, çaresiz düşen herkesle konuşmak, onların moral ve motivasyonlarına katkı sağlamaktı.</p> <p class="text-align-justify">Ne kadar kariyerinin başında bir “asistan parçası” da olsam, derslerine giren, sınav kağıtlarını okuyan, gözetmenlik yaptığı sınavlarda başörtülü öğrencilerin isimlerini tutanaklara yazmayı reddeden, bu yüzden idareden gelen tehditlere aldırmayan bir hocanın öğrencilerine kayıtsız şartsız desteğinin bir anlamı olur diye ümit ediyordum.</p> <p class="text-align-justify">Bununla da yetinmedim.</p> <p class="text-align-justify">Belki de haddimi aşarak, o zaman bölümümüzü, fakültemizi yöneten hocaların karşısına çıkarak “<strong>Hocam bu zorbaca tutum sürdürülebilir değil! Sizler yurtdışını gördünüz. Üniversite nedir, neden özerktir bilirsiniz. Akademisyenler olarak devletin sizi zorbalıklarının aracı haline getirmesine razı olamazsınız. Direnmelisiniz. Eğer bugün direnirseniz yarının kahramanları olursunuz!</strong>” dediğimi de hatırlıyorum. Çağrılarım ne yazık ki -en delikanlı görünen hocalarda bile- karşılık bulmadı.</p> <p class="text-align-justify">Gözümde akademinin neredeyse tamamı sınıfta kalmıştı. Hayal kırıklığına uğramıştım.</p> <p class="text-align-justify">Aslında sadece akademisyenler değil, bürokratlar, gazeteciler, iş adamları da devletin demir yumruğunu görünce sinmiş, korku ile kabuğuna çekilmişti.</p> <p class="text-align-justify">Gencecik insanların imtihanını aileleri de kolaylaştırmıyordu. Zaten maddi imkansızlıklar içinde okumaya çalışan kızlarına “başını açana kadar harçlık göndermeyeceğiz” diyen aileler oldu. Tek bir simit ile günlerini geçiren öğrenciler gördüm.</p> <p class="text-align-justify">Gençlerin içine düştüğü durumu alçakça istismar etmeye çalışan, dindar görünümlü sefil iş adamlarının mide bulandırıcı tutumlarını işittik. “Okurken fabrikanızda, iş yerinizde çalışalım, harçlığımızı çıkaralım” diye kendilerine başvuran kızları çok düşük ücretlerle çalıştıran, hatta onlara “size verecek işim yok ama isterseniz sizi ikinci eş olarak alırım” diyebilenler oldu.</p> <p class="text-align-justify">Taşralı dindarların ekserisi berbat bir imtihan vermiş, iddialarının arkasında duramamıştı.</p> <p class="text-align-justify">Ben inandıkları ile yaşadıkları çelişirken, hiçbir problem yokmuş gibi hayatını sürdürebilecek insanlardan biri değilim.</p> <p class="text-align-justify">O yüzden, -daha sonraları bir an bile pişman olmayacağım bir kararla- akademik kariyerden vazgeçerek istifamı verdim. O zulüm çarkının bir parçası olmayacaktım.</p> <p class="text-align-justify">Tahmin ettiğim gibi 28 Şubat zulmü -zamanın güçlü generalinin iddia ettiği gibi bin yıl sürmesi şöyle dursun- birkaç sene içinde tedricen ortadan kalktı.</p> <p class="text-align-justify">Köprülerin altından çok sular aktı.</p> <p class="text-align-justify">Öğrencilerden hak mücadelesini seçenler de, delikanlıca onların yanında duranlar da, çıkarlarını gözetip, hiçbir prensibe bağlılık hissetmeyerek onları yalnız bırakanlar da bir şekilde mezun oldu, çalışma hayatına atıldı.</p> <p class="text-align-justify">O gün devletin bir zulüm enstrümanına dönüşmekten haya etmeyen, en ufak bir dik duruş sergileyemeyen -sözüm ona- dindarlar bugün kahramanlık hikayeleri anlatır oldular.</p> <p class="text-align-justify">O günün mağdurları bugünün elit koltuklarını işgal eder hâle geldiler.</p> <p class="text-align-justify">Ama adaletsizlikler, haksızlıklar ortadan kalkmadı. Sadece adresleri değişti.</p> <p class="text-align-justify">Çok az insan o gün durduğu yerde kaldı.</p> <p class="text-align-justify">Çok az insan -tıpkı o günkü gibi- bugün de haksızlıklar karşısında itirazlarını sürdürüyor.</p> <p class="text-align-justify">O bir avuç insana derin bir hayranlık besliyor, onlar gibi olmaya, onlarla beraber ilkini başarıyla vermeyi başardığımı sandığım imtihanların ikincisinden, üçüncüsünden “çakmamaya” gayret ediyorum.</p> <p style="margin-bottom:11px"> </p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/salih-cenap-baydar" lang="" about="/yazarlar/salih-cenap-baydar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Salih Cenap Baydar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pa, 02/28/2021 - 08:03</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/28-subat" hreflang="tr">28 Şubat</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-1584" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1615481990"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Özgül Aytar Bilgin </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/1584#comment-1584" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Hocam merhaba, yıllar sonra…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Hocam merhaba, yıllar sonra....Yazinizi acı bir tebessümle okudum ve anlattiklarinizi birkez daha yeniden yaşadım.George Orwell &#039;in &quot;Hayvan Çiftliği &quot;eserinde betimlediği zulme isyan eden hayvanlardan sonra domuzların iktidarı ele almasıyla nasıl da zalimlesebildikleri ve insanları mumla aratır hale soktuklari gariban hayvanlar geldi aklıma.Tek tesellim ,o günde mazlumdum,bugünde... Zalimlerin safında yer almadan aktif sabırla mücadele ediyor olmak ahirete götüreceğim tek sermayem.Yalniz birseyi kaybettim:Bu ülkeye olan inancımı ve ümidimi.Insanlar her dönemde tapacaklari yeni bir put buluyorlar.Artık gitmek zamanı...istikametinizi umarım kaybetmemìşsınizdir ,zira zemin çok kaygan...saglicakla.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=1584&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="9qzTKQMrjdVlxDTz7tXR03U5oASDfEXN44H7G7l376U"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Çar, 03/10/2021 - 01:33</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/1584#comment-1584" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1113&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="43ktCWZyV1adpzKwwmmPYvH4ULtNdPXmqzmL-dQK_xQ"></drupal-render-placeholder> </section> Sun, 28 Feb 2021 05:03:56 +0000 Salih Cenap Baydar 1113 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/28-subat-muhasebesi#comments