SİYASET https://fikircografyasi.com/ tr Siyasette Voltran'ı Oluşturmak Nereye Kadar? https://fikircografyasi.com/makale/siyasette-voltrani-olusturmak-nereye-kadar <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Siyasette Voltran&#039;ı Oluşturmak Nereye Kadar?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p style="margin-bottom:11px">Vefat eden bir yakınının Cuma namazından sonra kılınacak cenaze namazı için köyüne giden bir arkadaşım köy imamının hutbede şunları söylediğini aktardı:</p> <blockquote> <p><em>“Yemler, gübre zamlanıyor diye şikâyet ediyorsunuz. Ama önce şunu sorun bakalım kendinize. Biz hangi günahları işledik de, Allah bizi böyle cezalandırarak yola getiriyor? Allah’ı az zikrettiğimiz için bunlar başımıza geliyor. Pahalılığın sorumlusu, işlediğimiz günahlardır.”</em></p> </blockquote> <p>Köy imamın -bu benzerlerine sık sık rastladığımız- düşünce tarzını nasıl anlamalı, nasıl analiz etmeli diye düşünürken aklıma “<strong>Voltran</strong>” geldi!</p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1105"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-02/Voltran1.jpg?itok=CQx2Z0pT" width="480" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>1980'li yıllarda yapılmış ve ülkemizde de gösterildiğinde çocuklarca çok sevilmiş bir Japon çizgi filmi (anime) idi "<strong>Voltran</strong>".</p> <p>Japonca ismi "<strong>Hyakujū ō Go raion</strong>" yani "<strong>Yüz hayvanın kralı beş aslan</strong>" anlamına geliyordu.</p> <p>Beş arslan robot bir araya geldiklerinde çok güçlü ve yenilmez, dev bir robota dönüşüyorlardı.</p> <p>Voltran'ın Türkiye siyasetini ve bir kısım muhafazakâr seçmenin sosyal psikolojisini anlamakta işe yarayabileceğine düşünüyorum!</p> <p>Türkiye'de uzunca bir süre horlanmış, itilip kakılmış, fakir ve cahil kalmış, ezilmiş, alaya alınmış ve küçümsenmiş taşralı muhafazakârlar "<strong>güçlerini birleştirerek"</strong> ortaya çok güçlü bir <strong>lider </strong>çıkarttılar.</p> <p>O güç verdikleri liderin eliyle kendilerini baskı altında tutan mekanizmaları teker teker bertaraf ederken daha önce erişemedikleri maddi imkânlara, üst düzey kamu görevlerine giden yollardaki tıkanıklıkları da açmış oldular.</p> <p>Fakat bir noktadan sonra işler sarpa sarmaya başladı.</p> <p>Güç birliği yaparak rakipleri ekarte edip iktidarı elde etmek ve muhafaza edebilmek harikaydı ama savaşırken harikalar yaratan <strong>Voltran</strong>, hükümdar koltuğunda iyi bir yöneticilik performansı gösteremiyordu.</p> <p>Her derde deva gibi görünen "<strong>Voltran'ı oluşturma</strong>" stratejisi, konu <strong>bilgi, birikim, tecrübe, uzmanlık</strong> olunca işe yaramıyordu!</p> <p>Somutlaştıralım...</p> <p>Bugün ülkemizde hatırı sayılır bir kitle (nüfusun yaklaşık yüzde otuzu) birleşerek Voltran'ı oluşturduğunu, bu birleşmenin sonucunda ortaya çıkan -neredeyse ilahi güçlere sahip- yenilmez savaşçının (parti, hükümet ya da devlette değil de) doğrudan <strong>liderde </strong>teşahhus ettiğini düşünüyor.</p> <figure role="group" class="caption caption-drupal-media align-left"><div data-quickedit-entity-id="media/1106"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-02/14.louis_.jpg?itok=GJBT3IHx" width="461" height="307" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <figcaption>Fransa Kralı 14. Louis</figcaption></figure><p>Dolayısıyla Fransa kralı 14. Louis'nin söylediği "<strong>l'etat c'est moi</strong>" (devlet benim) sözü, bugün Türkiye’nin başkanında adeta yeniden karşılık buluyor.</p> <p>Mesele sadece liderin kendisini devletle/milletle özdeşleştirmesinden ibaret değil.</p> <p>Onun seçmenleri de <strong>kendisinde "fena bulmuş" varlıklarıyla liderlerine ve dolayısıyla devlete vücut verdiklerini </strong>düşünüyorlar.</p> <p>Liderle kendisini birebir özdeşleştiren seçmenler, onun başarısını kendi başarıları, başarısızlığını kendi başarısızlıkları sayıyorlar.</p> <p>Lidere yönelik her eleştiriyi kendilerine yapılmış saydıkları gibi ona yönelen her övgüden de kendilerine bir gurur hissesi çıkartıyorlar.</p> <p>Liderlerinin iktidardan düşmesini, toplumun demokratik zeminde siyasi alternatiflerden birinin yerine diğerini tercih etmesi olarak değil, kendilerinin sonu olarak görüyorlar.</p> <p>O yüzden liderin kötü yönetiminden açıkça zarar görseler de bunu hem saklıyor hem göz ardı ediyorlar.</p> <p>Düz yolda dikkatsizliğinden ötürü takılıp düşen bir adam nasıl kendini suçlamazsa, korkunç ağrılar içinde olsa bile dikkatsizliğini, hatasını belli etmemek için bir an önce üstünü başını silkeleyerek "<strong>bir şeyim yok</strong>" diye ayağa kalkmaya çalışırsa öyle davranıyorlar.</p> <p>Hemen sağda solda kendisine çelme takmakla suçlayacakları birilerini arıyorlar.</p> <p>Çünkü konu güç yarışı ve kavga olunca <strong>Voltran </strong>acı kuvvetiyle harika iş görüyor!</p> <p>Liderin idarecilikteki başarısızlığını kabul etmenin kendi başarısızlıklarını kabul etmek anlamına geleceğini düşünen insanlar, hayret verici bir inat ve istikrarla "<strong>hakikati inkâr</strong>" ediyorlar.</p> <p>Fukaralıktan karda kışta halk ekmek kuyruğunda beklemeye mecbur kalan ihtiyar adam uzatılan mikrofona "<em>aslında spor yapmak için orada olduğunu</em>" söylerken, üstü başı yoksulluktan dökülen teyze "<em>parasızlıktan değil halk ekmeğin tadını sevdiği için</em>" orada olduğunu söylüyor.</p> <p>Yaşanan ekonomik çöküşü bir yandan inkâr edip <strong>her şey normalmiş gibi </strong>davranırken bir yandan da yaşanan olumsuzlukların sebebini dış mihraklarda, "<strong>bizim</strong>" iyi olmamamız için her türlü şeytanlığı yapmaya hazır Amerikalılarda, İngilizlerde, Almanlarda, siyonistlerde, içimizdeki hain "fetöcülerde" olmadı pandemide aramak, yani meseleyi Voltran olarak büyüleyici hünerlerini sergileyecekleri kavgaya çekmek bu insanların şu an için kendilerine buldukları çıkış noktası.</p> <p>Eğer meseleyi bir çatışmaya çeviremiyorlarsa "<strong>aşırı normalleştirmeye</strong>" yöneliyorlar:</p> <p>- Ekonomik kriz mi? Pandeminin yol açtığı global bir ekonomik kriz bu! Bizim ne suçumuz var?</p> <p>- Kuyruklar mı? Ne var canım! Her zaman olur böyle şeyler! Bazen uzar bazen kısalır...</p> <p>- Enflasyon mu? Enflasyon dediğin çıkar da iner de! Gelişmiş ülkelerde enflasyon kaç kat büyüdü haberiniz var mı?</p> <p>- Pahalılık mı? Geçicidir. Hele bir turizm sezonu açılısın!</p> <p>- Enerji krizi mi? Bizimle ne alakası var? Bütün dünyada arz krizi var. Ama zaten doğalgaz bulduk... Az sabredelim her şey çözülecek!...</p> <p>- Adalet sisteminin çökmesi mi? Hainlere iyi mi davranalım yani? Amerika'da, Avrupa'da neler neler yapıyorlar. Sadece saklamasını iyi biliyorlar!</p> <p>- Beyin göçü mü? Gidenler zaten hain fetöcülerle, reisin kıymetini takdir edemeyen kibirli solculardır. Gitsinler. Böyle biz bize daha iyiyiz. Keşke hepsi gitse de kurtulsak!</p> <p>- Liyakatsiz tiplerin kamu görevlerine atanması mı? Ne var? Sanki başkası gelse liyakat mi arayacak?</p> <p>- Suç örgütleriyle ilişkileri ifşa olan siyasetçiler, bürokratlar mı? Bu yeni bir şey değil ki! Zaten hep böyleydi...</p> <p>Bir de bu insanlarımız artık sonunda "problemi" kabul etmek, başarısızlıkla yüzleşmek zorunda kalırlarsa bunun liderlerinin değil herkesin başarısızlığı olduğunu ileri sürüyorlar.</p> <p>Şu sokak röportajında (7:52-9:58 arasında) bunun güzel bir örneği gözlemlenebilir:</p> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/1109"> <div class="field field--name-field-media-oembed-video field--type-string field--label-hidden field__item"><iframe src="/media/oembed?url=https%3A//youtu.be/MHV1x_t7Bb8%3Ft%3D464&amp;max_width=0&amp;max_height=0&amp;hash=jWRS-AuVaJE5wlARSqe3qVTngbxf3VGMD_BsR-i6Ub8" frameborder="0" allowtransparency="" width="200" height="113" class="media-oembed-content" title="AKP’nin Kalelerinden Biri Olan Pendik’te %1’e İndirilen KDV’yi Sorduk | Vatandaşlar Kızgın"></iframe> </div> </div> <p>Yaşanan sıkıntılar sadece tek lidere fatura edilemez çünkü "<strong>Voltran" </strong>bir adamdan ibaret değil aslında, koskoca bir kitle!..</p> <p>Ve bir başarısızlığın sorumlusu bir kişi değil de milyonlarsa, kimseden hesap sormak mümkün olmuyor!</p> <p>Bu <strong>her felaketi normalleştirerek katlanılabilir hale getirme</strong> psikolojisini daha iyi anlamak için şu BBC belgeselini tavsiye ediyorum:</p> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/1107"> <div class="field field--name-field-media-oembed-video field--type-string field--label-hidden field__item"><iframe src="/media/oembed?url=https%3A//youtu.be/yS_c2qqA-6Y&amp;max_width=0&amp;max_height=0&amp;hash=aAwBcJ_KCTSQ3Kj5hTTSJM2uWR0WG7x3sJE-ya6IWq0" frameborder="0" allowtransparency="" width="200" height="113" class="media-oembed-content" title="HyperNormalisation by Adam Curtis HD Full [2016] [Subs]"></iframe> </div> </div> <p>Arkadaşın bahsettiği cami imamı, kendilerini Voltran'ın bir parçası gibi görmeyip mızmızlanmaya, çatlak sesler çıkarmaya başlayan cemaati uyarmak için inisiyatif almışa benziyor.</p> <p>İmam “<strong>hypernormalisation</strong>” yaparak şunu demiş:</p> <blockquote> <p>"Bu yaşadıklarımız "çok normal"! Çünkü siz günah işlediniz! Ne olmasını bekliyordunuz?"</p> </blockquote> <p>Adam Curtis’in yukarıda linkini verdiğim belgeselinde “<strong>aşırı normalleştirmenin</strong>” ne kadar güçlü bir araç olabileceği anlatılıyor.</p> <p>Sovyetler Birliği bir anda pat diye yıkılana kadar Sovyet vatandaşları ebediyen sürecek, dönüşmez, değişmez bir döngüye hapsolduklarına inandırmışlar kendilerini.</p> <p>Yolunda gitmeyen (ama asla yanlış gittiği kabul edilmeyen) şeylerin düzeltilebileceğine dair tüm ümitlerini kaybetmişler.</p> <p>Ancak araç ne kadar güçlü olursa olsun kurgu, hakikat karşısında ancak belli bir süre direnebiliyor.</p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1108"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-02/Voltran2.jpg?itok=KJFs9q5o" width="341" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Voltran’ı oluşturan “<strong>aslanların</strong>” feri kesildikçe Voltran da güçten düşüyor.</p> <p>Voltran yavaş yavaş parçalarına ayrılacak.</p> <p>Tutunacak gücü kalmayan bileşenler teker teker düşecekler.</p> <p>"<em>Liderimizde fena bulduk, varlığımızı varlığına kattık, onunla bütünleştik, onun vücudunun ayrılmaz parçaları olduk</em>" sananlar hakikatin pek de öyle olmadığını fark edecekler.</p> <p><strong>Siyasi Voltran efsanesinin çöküşü</strong>, kısa vadede travmalar yaratsa da orta-uzun vadede toplum adına hayırlı bir gelişme olacak diye düşünüyorum.</p> <p>Acı verse de böyle bir süreci yaşamak, kurtuluş için süper kahramanlar, yarı-tanrı liderler, ulu önderler beklemekten vaz geçmeyi öğrenmemize yardımcı olacaktır.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/salih-cenap-baydar" lang="" about="/yazarlar/salih-cenap-baydar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Salih Cenap Baydar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Per, 02/17/2022 - 16:41</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> <li><a href="/kategori/siyasetbilim" hreflang="tr">SİYASETBİLİM</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2455" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1645164952"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Yasemin </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2455#comment-2455" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Sorunu tespitiniz muhteşem,…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Sorunu tespitiniz muhteşem, elinize, aklınıza, fikrinize sağlık diliyorum.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2455&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="kNTPoMDOrdpAQQ0JZKd2MEtEZWtcXeOVudOAaY4K-Uk"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Cu, 02/18/2022 - 00:56</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2455#comment-2455" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1260&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="ZOk0XRgQd66yOoWgVpcLQHzUMJRrcf3GGltNMtGgpS0"></drupal-render-placeholder> </section> <div data-ratio="16/9" data-width="100%" data-maxwidth="100%" data-minwidth="100%" data-height="100%" data-maxheight="600" data-allowfullscreen="true" data-loop="true" data-shuffle="true" data-keyboard="true" data-click="true" data-swipe="true" data-trackpad="true" data-stopautoplayontouch="true" data-clicktransition="crossfade" class="fotorama"> <a href="https://fikircografyasi.com/sites/fcd8/files/galeriler/%5Bnid%5D/Voltran3.jpg"></a> <a href="https://fikircografyasi.com/sites/fcd8/files/galeriler/%5Bnid%5D/Voltran4.jpg"></a> <a href="https://fikircografyasi.com/sites/fcd8/files/galeriler/%5Bnid%5D/Voltran5.jpg"></a> <a href="https://fikircografyasi.com/sites/fcd8/files/galeriler/%5Bnid%5D/Voltran6.jpg"></a> <a href="https://fikircografyasi.com/sites/fcd8/files/galeriler/%5Bnid%5D/Voltran7.jpg"></a> <a href="https://fikircografyasi.com/sites/fcd8/files/galeriler/%5Bnid%5D/Voltran8.jpg"></a> </div> Thu, 17 Feb 2022 13:41:43 +0000 Salih Cenap Baydar 1260 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/siyasette-voltrani-olusturmak-nereye-kadar#comments Güz yaprağı, ot filizi veya döngüyü kırabilmek https://fikircografyasi.com/makale/guz-yapragi-ot-filizi-veya-donguyu-kirabilmek <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Güz yaprağı, ot filizi veya döngüyü kırabilmek</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><blockquote> <p><em>Bir ot filizi bir güz yaprağına “Düşerken çok gürültü yapıyorsun,” dedi, “tüm kış uykularımı kaçırıyorsun!”<br /><br /> Yaprak öfkeyle şöyle dedi: “Soysuz ve alçak rezil! Hırçın şey, ötmeyi de bilmiyorsun! Yukarıda yaşamadığın için şarkının ahenginden haberin yok.”<br />  <br /> Güz yaprağı düştü ve uykuya daldı. İlkbahar geldiğinde, uyandı -ve bir ot filizi olmuştu. Güz gelip de, kış uykusu yaprağı ele geçirdiğinde -yaprağın çevresine başka yapraklar düşüyordu- homurdanmaya başladı: “Ah şu güz yaprakları! Çok gürültü yapıyorlar! Bütün kış uykularımı kaçırıyorlar!”</em></p> </blockquote> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1005"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-06/halil-cibran-meczup-kitap-kapagi.png?itok=8gMerB9e" width="287" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Bir Ot Filizinin Dedikleri* adlı bu mesel, Halil Cibran’a ait. Ot filizi ve güz yaprağı arasındaki benmerkezci sert ilişki, bana sosyal-siyasal hayatımızın niteliğini çağrıştırıyor. Bizde de belirli bir dil, mantık ve kurgu üzerinden parçalanmış durumda olan siyasal hayat döngüsel bir şekilde devam ediyor. Siyasal konum neyse ona göre belirlenmiş bir analiz çerçevesi, bir kavramlar seti ve sınırları az çok tahmin edilen bir söylem mevcut. Muhalefetin analiz çerçevesi ve kavramlar seti içinde bulunduğu konumla ilintili olduğu için dile gelen politik söylemi de çoğunlukla ahlaki ve ilkesel bir duyarlılıktan ziyade pratik, pragmatik bir imdat çağrısı oluyor. O yüzden hem adalet, özgürlük, liyakat vs. gibi ahlaki ve ilkesel göndermeler hem de içinde bulunduğumuz yapının ve ilişki ağının açıklarına-açmazlarına işaret eden bu dil, iktidar-muhalefet devri daiminde işleyen yıpratıcı döngüyü kıramıyor. Bu konumsal söylem, pozisyon değişimine odaklı olduğu için yapıyı dönüştürmekle ilintili değil. Pozisyonun değişimini, aktörün değişimini hedeflediği için refere ettiği ilke ve değerleri aşındıran tahripkâr bir sürece, sonuca yol açıyor. Referans mekaniğiniz bir tür araçsallıkla malul ise içinde yer aldığınız ve konumunuz, pozisyonunuz icabı şikâyetçisi olduğunuz yapının örtük savunucusu, sürdürücüsü olduğunuzu da fark etmiyorsunuz doğal olarak. </p> <p>Denilebilir ki, adalet, özgürlük talebi olanın, talebiyle uyumlu bir sorumluluk göstermesi niye gereksin? Herkesin adalete, özgürlüğe, liyakate vs. özen gösterdiği ve ona göre davrandığı bir ortamda doğal olarak farklı konumlardan, değiştirilmesi gereken iş ve işlemlerden bahsetmenin bir anlamı olmaz. Bu durum zaten bir anlamda ‘İdeal Devlet’in (El Medinetü'l Fazıla) hayat bulması anlamına gelirdi. Şüphesiz öyle! Susuz kalanın su istemesi, öncelikle su istemesi olağandır, meşrudur. Adalet isteyene, belirli hak ve özgürlükleri ileri sürerek önünün açılmasını isteyene “neden bunu istiyorsun?” denilemez. Mazlum olanın, mağdur olanın, adalet ve özgürlük talep edenin ontolojisine dönük şüphe oluşturmak, onu şaibeli kılmak çoğunlukla bir iktidar stratejisidir ve tam da altını çizmek istediğim bu döngüdeki konum, pozisyon müdafaasıdır. Dolayısıyla mevcudu en azından alan parselasyonundaki konumu itibariyle baskılamaya çalışan ‘ot filizleri’nin bir tür ‘yukarıda yaşamadığın için şarkının ahenginden haberin yok’ ithamıyla güz yaprakları tarafından susturulması anlaşılmayan bir şey değil. Ancak bu sosyal-siyasal ilişki mekaniğindeki konumların döngüselliği dikkate alındığında yani ‘güz yaprakları’nın kaçınılmaz şekilde yakalanacakları kış uykusunun ardından ‘ot filizi’ olarak uyanacakları göz önüne alındığında hem iktidarda olanları hem de muhalefette olanları, mevcut konumları ne olursa olsun, bir tür varlık-yokluk tedirginliğine sürükleyen, birbirine karşı bileyen bir zeminin, bir ilişkinin yukarıda da değinildiği üzere hem ahlaki ve ilkesel açıdan hem de pratik, pragmatik açıdan savunulacak ve sürdürülecek bir tarafının olmadığı açıktır.</p> <p>Aşağıdakilerin, muhalefettekilerin, ot filizlerinin bu konumlarından çıkmak için ne tür araçsallaştırıcı hamlelere, düzeneğin bileşeni olan hangi belirlenmiş taktiklere başvurduklarına kısaca değindim. Aynı şekilde iktidarın veya güz yapraklarının da kendi durumlarına ilişkin itiraz ve eleştirileri ‘yukarıda yaşamamak’ gibi tayin edici bir eksiklikle ilintilendirip meşruiyetsiz kılma çabasını da konumlarından bağımsız düşünemeyiz. Elbette bu diskur bir alan savunusudur, pozisyonunu koruma mücadelesidir. Bunun için iç ve dış gelişmeleri belirli bir projeksiyona yönlendiren, onları pozisyonun korunmasına dolgu olacak işlevsel gerekçeye dönüştüren bir düzeneğin mevcudiyeti malum. Bütün bu döngüyü, bu sistematiğin genetiğini deşifre etmeye dönük literatürü yeniden serdetmek bir tür enerji yitimi olacak. Çünkü, 80’lerden bile başlatsak, bu literatür üzerinden tedrisattan geçen en az üç-dört kuşak var. Ancak Türkiye olarak yaşanmışlığımızdan tecrübe damıtmak yerine yaşadıklarımıza esir düşmek şeklinde yol aldığımız için bir tür hafızasız yaşam sürdürmek gibi bir garabetin içindeyiz. Konumlarını, pozisyonlarını değiştirenler yeni konuma, pozisyona iliştirilen analiz çerçevesi, kavramlar seti ve bunlar üzerinden şekillenmiş söylemi kullanmakta, içselleştirmekte hiç tereddüt göstermiyorlar. Öyle ki bu döngüsel işleyişte en dikkat çekici şey pozisyon, konum değiştirenlerin yeni söylemle uyum kabiliyetleri oluyor. Bir noktadan sonra aktör anlamsızlaşıyor, ideolojik-politik kimliğin farkı kalmıyor. Zira düzenek içinde sabitlenmiş konumlar, pozisyonlar gelen kim olursa olsun varlıklarını belirlenmiş şekilde sürdürmekte bir güçlük yaşamıyor. </p> <p>Güz yaprakları ile ot filizlerinin birbirini bütünlediği bu kısır döngüden çıkış için dikkat edilmesi gereken ve işin trajik yanı çoğumuzun da bildiği bir kaç husus var. Öncelikle analiz çerçevesi ve kavram setiyle tahkim edilmiş bu söylemin bizi taşıyan, geleceğimizi teminat altına alan rafine bir söylem olmaktan ziyade netameli koşulların kısırlığında dile gelen ve o kısıtlıklarla ve koşulların sınırlılıklarıyla malul olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Çünkü bu dil genetiği itibariyle imtiyazlı konumu hedeflemekte, mücadeleyi pozisyon kapmaya hasretmektedir. Tarihsel hikâyemiz bunun özetidir adeta. İkincisi mevcut düzeni ve işleyişi sürdürmeye matuf bu döngüden ve dilden ancak ötekini gözeten, hesaba katan, ona duyarlılık gösteren bir dil ve ahlak ile çıkabileceğimiz gerçeğidir. Hiç bir değişim geçirmeden, işleyişimizi ve alışkanlıklarımızı, zihniyetimizi ve anlayışımızı sürdürerek sıra dışı şeylerin yaşanacağını hayal edemeyiz. Dolayısıyla bırakın anlamlı bir siyaseti toplum olmayı engelleyen bu dil yerine gerilimi, mücadeleyi, belirli düzeyde çatışmayı barındıran, insanların hak ve özgürlüklerini önceleyen yeni bir yaşam alanı, yeni bir söylem inşa etmemiz gerekiyor. Ortak iyiyi bulmadan bu döngüselliğin anaforundan çıkamayız. Birlik beraberlik retoriği ortak iyinin varlığına değil tersine çoğu zaman bu gereksinimin zaruretini gölgelemeye dönük işlev gördüğünü görmek durumundayız. Sınırları daraltılmış ve resmi bir hakikat düzeninin baskınlığıyla şekillenmiş bir kamusal alandan, suskun ve çorak akademik ve entellektüel hayattan, özgünlüğü, özerkliği olmayan sivil toplumdan ve güdümlü bir medyadan güçlü, adil ve özgür bir Türkiye çıkmaz, çıkamaz. Ot filizleri ile güz yaprakları arasındaki döngüde mesele kimin hangi konumda, pozisyonda olduğu değil. Mesele bu yapıda, bu düzenekte, bu ilişkide, bu varoluş tarzında.</p> <p>*    Halil Cibran, Meczup, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları<br />  </p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/abdulbaki-deger" lang="" about="/yazarlar/abdulbaki-deger" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Abdulbaki Değer</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Çar, 06/30/2021 - 21:19</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1188&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="8ruGEnicOXeCY0Dn10XOs657Bax3AHQp9PCIs7TsQhA"></drupal-render-placeholder> </section> Wed, 30 Jun 2021 18:19:50 +0000 Abdulbaki Değer 1188 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/guz-yapragi-ot-filizi-veya-donguyu-kirabilmek#comments Taksim’e Cami: İstanbul’un Temsili Yeniden Fethi https://fikircografyasi.com/makale/taksime-cami-istanbulun-temsili-yeniden-fethi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Taksim’e Cami: İstanbul’un Temsili Yeniden Fethi</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>70’li, 80’li, 90’lı yıllarda İslamcı siyasetçiler ve aktivistler tarafından seslendirilen -ve laik elitlerin tüylerini diken diken eden- Taksim'e ve Çankaya'ya dev birer cami yapılması, Ayasofya'nın ibadete açılması, memurların mesai saatlerinde namaz kılması için kanuni düzenleme yapılması gibi projeler birbiri ardına gerçekleşiyor.</p> <p>İstanbul'un fethinin 568. yıl dönümünden bir gün önce Cuma namazıyla ibadete açılan Taksim Camii bu projeler zincirinin halkalarından biriydi.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/995"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-05/taksimcamii-1.jpg?itok=PF2zoBVx" width="480" height="240" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Taksim’e cami inşaatının görünen gerekçesi vatandaşın “ihtiyacı”. Ancak herkes, aslında haftada bir kez ortaya çıkan ve güzel bir yer altı mescidi projesiyle giderilebilecek “ihtiyacın” esas muharrik olmadığını, Taksim’e görkemli bir cami kondurma projesinin bir meydan okuma, bir gövde gösterisi, bir hakimiyet ilanı olduğunu biliyor.</p> <p>Sibel Eraslan, 30 Ağustos 2021 tarihli ve “<b>150 yıl aradan sonra verilen cevap: Taksim Camii...</b>” başlıklı yazısında, 1878'de imzalanan Ayastefanos Antlaşmasıyla, Ruslar’ın, Osmanlı Devletindeki Slavların ve Ortodoksların hamisi pozisyonuna geldiklerini, ismini Hristiyanlık inancındaki 'Baba-Oğul-Kutsal Ruh' üçlemesinden alan ve <b>“Taksim'in en görkemli mabedi”</b> olan <b>Aya Triada Kilisesinin</b> 1880 yılında Rusya'nın da destek ve tazyikiyle tamamlandığını anlattıktan sonra şöyle söylüyor:</p> <p style="margin-left:47px; margin-bottom:11px"><i>Fernand Braudel, ''uygarlıkların grameri' adı altındaki ders notlarında, bir medeniyeti kuran iki büyük tavırdan bahseder; meydan okuma ve karşı koyuş şeklinde özetleyebileceğimiz bu tavırlar olmasa, insanlık birikimi kurulamazdı der... Üç kıtada hükümranlık süren Osmanlı Devleti'nin başkentinde böylesine görkemli bir Kilise'yi, üstelik de bir savaş hezimeti olarak inşa ettirmek, Rusya İmparatorluğu ve Hristiyan Uygarlıklar adına kuşkusuz büyük bir meydan okumaydı...</i></p> <p style="margin-left:47px; margin-bottom:11px"><i>İşte 150 yıl aradan sonra, Tayyip Erdoğan siyasetine dair mekân poetikasının en görkemli eserlerinden birisi olarak Taksim Camii-i Şerif'i de; Türkiye açısından milli, İslam uygarlığı açısındansa dini bir karşı meydan okuma, güçlü bir savunma, değerli bir cevaptır...</i></p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/996"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-05/taksimcamii-2.jpg?itok=ou1BGEoR" width="480" height="265" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Sibel Eraslan’ın iktidar çevrelerince ve onlara destek veren kitlelerce kuvvetle benimsendiği açık olan bu yaklaşımını hiç de “<b>medeni</b>” bulmadığımı belirtmek istiyorum.</p> <p>Evet “<b>medeniyet</b>” gerçekten bir yönüyle “<strong>meydan okumadır</strong>” ama Eraslan'ın sandığı gibi, bir kürekçi kavgasında, bir kabile çatışmasında gözlemlenebilecek türden bir meydan okuma değildir.</p> <p>Şehrin en merkezi yerine en görkemli sembolik yapıyı kim dikecek, kim rakiplerinin kolunu büküp şehre kendi mührünü vuracak yarışması değildir.</p> <p>Medeniyet, farklı inançlara sahip, farklı etnik kökenlerden gelen, farklı gelenekleri, hedefleri, hassasiyetleri olan kimselerin bir arada yaşadığı, emniyet ve hürriyetlerinin rasyonel sözleşmelerle teminat altına alındığı şehri kurma iddiasıdır.</p> <p>İstanbul bir dünya başkenti olarak son derece kozmopolit bir yapıya sahip.</p> <p>Her dinden her milletten insan, bir arada yaşıyor bu güzel şehirde.</p> <p>Bu gruplardan herhangi birinin diğerlerinin üzerinde tahakküm kurması, ortak kullanım alanlarını tek başına zapt etmesi, kendinin hareket alanını mütemadiyen genişletirken diğerlerininkini daraltması medeniyet kurma iddiasıyla doğrudan çelişir.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/998"> <div class="field field--name-field-media-oembed-video field--type-string field--label-hidden field__item"><iframe src="/media/oembed?url=https%3A//www.youtube.com/watch%3Fv%3DaVSWzVQCiNQ&amp;max_width=0&amp;max_height=0&amp;hash=1XtVPG6MnsuoZYm2b7tn_HKee0X6oCMNoNc9niVp8LA" frameborder="0" allowtransparency="" width="200" height="150" class="media-oembed-content" title="Necmettin Erbakan - Taksim Camii"></iframe> </div> </div> <p>Necmettin Erbakan doksanlı yıllarda meclis kürsüsünde yaptığı bir konuşmada şöyle demişti:</p> <p style="margin-left:47px; margin-bottom:11px"><i>Sivas'ın bir köyüne gidelim, diyelim ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Taksim'de bir cami yapacakmış. Ne diyecek bu köydeki adam? "Allah razı olsun yahu! Ne güzel!" diyecek. Peki bre fosil kafa! Halk böyle söylerken sana ne oluyor? Sen niye Taksim'e cami yapılacak diye kuduruyorsun? Histerik nöbetler geçiriyorsun?</i></p> <p>Erbakan’ın bu konuşmasında "ne diyecek köydeki adam" diye sorması aslında bize meselenin özüyle ilgili bir ipucu verir.</p> <p>Köydeki adam elbette bir şey demeyecek, memnun olacaktır, zira kırsal hayatın içinde, küçük homojen çevrelerde yetişmiş olmanın getirdiği kusurları taşıyan zihin yapısı için güç sahibi olmak, "ötekilere" galebe çalmak, “düşmanları” sindirmek çok önemlidir.</p> <p>Belki bunu İbn Haldun'un bedevi-hadari ikilemiyle izah etsek daha iyi anlaşılır: Bedeviler, medeni hayatı kurabilmek için gereken tavizleri, anlaşmaları, sözleşmeleri, mağlubiyet gibi acziyet gibi görür anlayamazlar.<br /><br /> Sıkıntının büyük ölçüde köylü-şehirli (bedevi-hadari) geriliminden kaynaklandığını tespit etmemiz gerekiyor.</p> <p>Medeniyet "<strong>medine</strong>" kelimesinden gelir. Medine şehir demektir. Medeniyet özü itibarıyla şehirliliktir. </p> <p>Medeniliğin tersi ise bedeviliktir.</p> <p>Şehir, farklı inançlardan, ırklardan, görüşlerden, farklı diller konuşan, farklı hayat tarzları benimseyen insanların, yani yabancıların bir arada yaşadığı yerken “köy” sosyolojik anlamda homojendir, hepsi birbirine benzeyen insanların yaşadığı ve farklılıklardan nefret eden hatta korkan, standardı bozan her şeyi/ herkesi derhal yok etmeyi kendilerine görev bilen, herkesi zorla kendilerine benzetmeden, benzetemediklerini yok etmeden rahat edemeyen kimselerin bir arada yaşadığı yerdir.</p> <p>Bir misal verelim:</p> <p>Peygamberimiz Medine'ye geldiğinde Müslümanların nüfustaki oranı yüzde on beşti. Nüfusun çoğunluğunu müşrik Arap ve Yahudi kabileleri oluşturuyordu.</p> <p>Medine o zamanlar henüz "Yesrib"di. Hoş olmayan yerdi. "Medine" yani şehir olmamıştı.</p> <p>İlkel kabileler birbirleriyle savaşıp duruyorlardı. Her türlü kabalık, zulüm, hoyratlık hayatın ayrılmaz parçasıydı. Herkes diğer kabileleri sindirip tek hâkim güç olma derdindeydi.</p> <p>Peygamberimiz, "Medine Sözleşmesi" ile Yesrib'i şehir yani "Medine" yaptığında bir azınlık lideriydi.</p> <p>Farklı inançlardan insanların birbirleriyle nasıl ticaret yapacaklarını, nasıl iş birliği yapacaklarını, aralarındaki anlaşmazlıkları nasıl çözümleyeceklerini, birbirlerinin hukukuna nasıl saygı göstereceklerini belirleyen bir kanun metniydi Medine sözleşmesi. İslam'ın ilk anayasasıydı.</p> <p>Kabileler ilk defa, vahşi hayvanlar gibi birbirlerini öldürmedikleri bir hayatın mümkün olduğunu gördüler.</p> <p>Ne yazık ki bu müthiş tecrübeye, Hz. peygamberin bize öğrettiği derse rağmen, on dört asır sonra bedevi zihniyetini bertaraf edilebilmiş değiliz.</p> <p>Hayatı sadece güçlü olanların diğerlerine eziyet ettiği bir çatışma olarak algılayan, hukuk, sözleşme, başkasının hayatına saygı nedir bilmeyen bedeviler, zayıfken "köylü kurnazlığı" ile bir takım ilkelere inanıyor gibi görünüyor ama güçlendikleri anda zorbalaşıyorlar.</p> <p>Biliyoruz ki Çamlıca'ya, Ulus'a, Taksim'e dikilen camiler sadece namaz kılacak yer ihtiyacı olduğu için dikilmediler.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/997"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2021-05/taksimcamii.jpg?itok=m1oYHpC2" width="480" height="319" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Taksim'e, Ulus'a, yani "şehrin göbeğine" cami yapmak, mesai saatlerini namaz vakitlerine göre düzenlemek vs. bugünkü bedevice bir gövde gösterisi aslında. </p> <p>İlkel bir üstünlük kurma, gövde gösterme çabasıyla şehirlilere "işte sizi yendik, bayrağımızı da kalenize diktik" deme niyeti gayreti açıkça görünüyor.<br /><br /> Ama bir Pirus zaferi bu...</p> <p>Karşı tarafta da bedeviler var. Onlar da buna ifrit oluyor. Kılıçlarını bileyip, zulmetme sırasının kendilerine gelmesini bekliyorlar.</p> <p>İki tarafın da en kompleksli, en ezik, en korkak tipleri karşıdakilerin kin ve nefretini çevresindekilere anlatarak kendi tarafında safları sıklaştırmaya çalışıyor.</p> <p>Bu kompleksli zihinler için "ötekiler" ile eşit şartlarda bir arada yaşamak diye bir şey söz konusu değil.  Onlara göre ötekiler ya tamamen temizlenmeli ya da zulümle, acı kuvvetle boyun eğdirilmeli ve sürekli boyunduruk altında tutulmalılar. Aksi halde aynısı onlar yaparlar!</p> <p>Fakat Türkiye'nin demografisi geri dönmemek üzere değişti. Artık köylerde yaşayan nüfus yüzde onun altına indi. Yani asabiyet hissini besleyecek nehir artık kurumuş durumda. "Şehir" katılaşmış, kırsal-geleneksel değerlerin yeni nesillere olduğu gibi aktarılmasına, bedevi kavrayışın yaşamasına uygun bir yer değil! Kozmopolit metropollere göç eden taşralılar İbn-i Haldun'un asabiyet dediği hissi uzun süre yaşatamazlar. Sadece bir nesil bile yeter o hissin yitirilmesine. Zaten şimdiden şahit olduğumuz, İslamcı ana babaların Sümeyye, Rumeysa, Kübra, Muhammed Enes, Ebubekir Sıddık gibi isimler koydukları çocuklarının geleneksel dini anlayışlarla hiç örtüşmeyen hayat tarzları bu gelişmeyi haber veriyor.</p> <p>Şehirlileşmeyi beceremeyen, “medeniyet kurmak” deyince akıllarına fetih, kılıç, zorbalık, tahakkümden başka bir şey gelmeyen kimseler kısa bir dönem daha çatışmayı sürdürebilirler ama o yolun sonuna geldik artık.</p> <p>Bu topraklarda yaşayan tüm renklerle birlikte şehrimizi yeniden kurarak, bir arada insanca ve güvenle yaşamanın bir yolunu bulacağız inşallah.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/salih-cenap-baydar" lang="" about="/yazarlar/salih-cenap-baydar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Salih Cenap Baydar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pa, 05/30/2021 - 09:24</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> <li><a href="/kategori/siyasetbilim" hreflang="tr">SİYASETBİLİM</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1178&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="gHdWC7bv8i69Onq24Z2Z4bPiToS5K944jmJZne_xjhc"></drupal-render-placeholder> </section> Sun, 30 May 2021 06:24:39 +0000 Salih Cenap Baydar 1178 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/taksime-cami-istanbulun-temsili-yeniden-fethi#comments Akıl ve Hislerin Çarpışmasından Ne Çıkacak? https://fikircografyasi.com/makale/akil-ve-hislerin-carpismasindan-ne-cikacak <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Akıl ve Hislerin Çarpışmasından Ne Çıkacak?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p><strong>Amerikan seçimlerinde</strong> ortaya çıkan sonuçlar üzerine hayli derinlikli analizler yapıldı. Biden kazandı ama <b>Demokratlar</b> beklendiği gibi <strong>Trump </strong>ve temsil ettiği zihin yapısına karşı “ezici” bir üstünlük sağlayamadılar. Ellerindeki sayısız iletişim kanalından durmadan “cahil, aptal, kaba, kibirli, narsist, dengesiz, çıkarcı, empati yoksunu, ırkçı, din istismarcısı, kural tanımaz, usûl bilmez” olduğunu vurguladıkları <strong>Trump</strong>’ın neredeyse kendileri kadar oy almasını hiç beklemiyorlardı.</p> <p>Sosyal bilimcilerin <strong>Trump</strong>’ın bu başarısını, ona oy verenlerin nasıl düşündüğünü, ne ile motive olduğunu ve karşı propagandadan nasıl olup da bu kadar az etkilendiklerini kesinlikle analiz etmesi gerekiyor.</p> <p>Bu konuda çok değerli çabalara şahitlik ediyoruz.</p> <p> </p> <p><b>Liberal Demokrasi Toplumsal Tutkal Olan “Ortak Ahlakı” Üretemiyor</b></p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/938"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-12/etyen-mahcupyan.jpg?itok=8Epr6xvA" width="480" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Etyen Mahçupyan, serbestiyet.com’da yayımlanan “<a href="https://serbestiyet.com/featured/mahcupyan-trumpa-gosterilen-teveccuh-bir-ozelestiri-firsati-olmali-44482/" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">Trump’a gösterilen teveccüh bir özeleştiri fırsatı olmalı</a>” başlıklı değerlendirmesinde, uzun zamandır bir modernlik kültürünün etkisinde yaşayan Batılılarının çoğunun benimsediği, bireysellik, özgürlük, çoğunlukçuluk, hukukun üstünlüğü, kişisel tercihlerin rasyonelliği ve meşruluğu gibi unsurlarla örülen sistemin <b>kamusal alanda ortak bir ahlâk üretme</b> yeteneğinin hayli zayıf olduğuna dikkat çekti.</p> <p>Mahçupyan’a göre bireyselliklerin önünü tamamen açan modern liberal demokrasi, ancak kişilerin aynı kültür zemininden gelerek birbirine benzemesiyle teşekkül edebilecek “<b>ortak ahlakın”</b> gelişeceği zemini sunmakta zorlanıyor. Trump ise bu eksikliğin doğurduğu, daha otoriter yönetim arayışlarına ve popülizan savrulmaya cevap veriyor. “Ötekilere” duyulan öfkeyi ve acilen çözüm bekleyen ruh halini kendisinde adeta cisimleştirerek başarı gösteriyor.</p> <p> </p> <p><b>Ukalaların Rasyonel Doğrularındansa Kendi Yanlışlarına Sahip Çıkan Kitleler</b></p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/939"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-12/mucahit-bilici.jpg?itok=fPh92aCI" width="400" height="400" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Sosyolog Mücahit Bilici’nin ilk değerlendirmeleri de oldukça çarpıcıydı: Bilici, gazeteduvar.com’da yayımlanan <a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/trumpin-basarisi-ne-anlama-geliyor-makale-1503555" style="color:#0563c1; text-decoration:underline">değerlendirmesinde</a>, liberal, küreselleşmeden memnun ve yarar sağlayan şehirli ve eğitimli kesimlerin, bilginin tahakkümüne doğal bir hak muamelesi yaptıkları için bilgiçlik kibrine kapıldıklarına ama demokraside bunun bir hata olduğuna dikkat çekiyordu.</p> <p>Bilici’nin şu tespitleri çok önemliydi:</p> <blockquote> <p> </p> <p>Demokrasi bilen ile bilmeyene eşit muamelesi yapan bir ifade rejimidir. Bilmenin ifade üzerindeki tahakkümüne karşı duyguların patladığı bir isyan düşünün. Bu isyanın akla itibar etmeme hakkını kullanacağını öngörebilirsiniz. Bu isyancıların, matematiği bildiği için hâkim konumda olanların iki kere iki dört eder iddialarını reddedeceğini de tahmin edebilirsiniz. İki kere iki dört etmemeye başlar. Bilgi ve matematik neyin söylendiğine bakmamızı isterken ifade ve demokrasi bunu kimin söylediğine ve kimin adına söylendiğine bakmamızı ister. Onun için iki kere ikinin dört etme zorunluluğunun diktatörlüğüne karşı bir rahatsızlık hisseden avamın amme vicdanı teslim olmayı reddeder. Ve bilgiye dayalı eğitimli elitlerin hakimiyetine isyan başlar.</p> </blockquote> <p>Bilici, bu isyanın “demokrasinin bir uzun erimli iç krizi” olduğunu, bunu mümkün kılan altyapı faktörünün “ortak kamusallığın çöküşü” olduğunu söylüyor ve onu da “sosyal medya” devrimine bağlıyordu:</p> <blockquote> <p> </p> <p>Sosyal medyanın zuhuru ile birlikte gayrimemnun olan veya kendini dışlanmış hisseden kesimlerin ortak kamudan istifa edip özerkliklerini ilan etmesi mümkün hale geldi. Alternatif hakikatler, alternatif kamusal alanlar, paralel evrenler ortak hakikatin bağlayıcılığını çöpe attı.</p> </blockquote> <p>Sırf diploma sahibi oldukları için kendilerini haklı gören kibirli elitlere karşı geliştirdikleri zekâ ve incelikten mahrum argümanlarla dalga geçilen, duyguları dikkate alınmayan <b>“sıradan” insanların isyanlarının sözcüsü</b> olmaya oynayan Trump’ın taktiği başarılı olmuş görünüyor. Kendilerine tepeden bakan liberallere ve solculara tepki gösteren kitleler işlerini, kimliklerini, aidiyetlerini tehdit altında görerek Trump’ın ardında saf tutuyorlar.</p> <p>Bilici, “duygunun hükmettiğini” söylediği bu kitlenin hareket tarzını çok güzel ifade etmişti:</p> <blockquote> <p> </p> <p>[Bu kitle] kendisine <b>yabancı kalan doğrular yerine kendine ait yanlışlara sahip çıkmayı</b> tercih ediyor. Hakikat acıttığında onu kenara koymak veya onu üzerinden çıkarıp atmak insanoğlunun kadim geleneğidir. Onlar da bunu yapıyor.</p> </blockquote> <p>Biz de bu değerlendirmelere naçizane bir katkı sağlamaya çalışalım…</p> <p> </p> <p><b>Hikâyeler, seyirciler, aktörler</b></p> <p>Aslında akıl ile hislerin bir savaşına şahitlik ediyoruz.</p> <p>İnsanlar/insan toplulukları duyguları ile motive ediliyor hatta daha kaba ifadesiyle "güdülüyorlar". Toplumu peşlerine takıp sürükleyebilen liderler<b>, yeni bir hikâye yazıp, kitleleri bu hikâyeye inandırarak</b> var oluyorlar.</p> <p>İyi hikayeler, insanları “sarıp sarmalayıp” içine alan hikayeler. Bir “sanal cemaatin” has mensubu olduğunu hissetmeleri, insanların o cemaatin hikâyesine duygusal olarak daha çok yatırım yapmalarının yolunu açıyor. Liderler insanları, anlattıkları hikâyenin pasif dinleyicileri pozisyonundan sahnedeki aktörleri pozisyonuna terfi ettirerek hikâyelerinin daha da içine çekmeye çalışıyorlar.</p> <p> </p> <p><b>İnsanları hikâyenizin “aktörü” konumuna nasıl getirirsiniz? </b></p> <p>Aktör, hikâyeye aktif katkı sağlayan kişidir.</p> <p>Bu pozisyonda olmayı arzulayan kişinin ortak hikâyeye katacak bir şeyleri olması gerekir.</p> <p>Kimi yöneticilik becerileriyle, kimi aklıyla zekâsıyla, kimi emeğiyle, kimi de bilgileriyle katkı sağlar.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/937"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-12/emile-durkheim.jpg?itok=SZYQ7AVq" width="277" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Durkheim, bir asır evvel, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte iş bölümü ve toplumsal dayanışma modellerindeki değişimin belirleyiciliğine dikkat çekmişti.</p> <p>Bugün yine aynı alanda sarsıcı değişimler yaşanıyor.</p> <p>İnanılmaz teknolojik gelişmeler yeni meslekler doğururken, bazı kadim meslekler de yok oluyor.</p> <p>Yeni meslekler çoğu kez nitelikli bir eğitimden geçmiş olmayı, spesifik alanlarda derin bilgi sahibi olmayı, keskin bir zekâ ile yahut çalışkanlıkla temayüz etmeyi gerektiriyor ve ne yazık ki geniş halk kitlelerini teşkil eden birçok insan bu tür niteliklere sahip değil!</p> <p>Fakat istisnasız herkesin eşit seviyelerde sahip olduğu bir şey var: <b>duygular</b>.</p> <p>Okuma yazması olmayan kişi de profesör de sinirleniyor, üzülüyor, mutlu oluyor.</p> <p>Bilgisayar mühendisi de çoban da bir şeylerden şiddetle nefret edebiliyor yahut birilerine delice âşık olabiliyor.</p> <p>İşte Trump gibi liderler, hikâyeye aktif şekilde katılarak aktörlük konumuna yükselmek isteyen ama ellerinde duygularından başka bir şey olmayan kimselere “Üzülmeyin. Siz de çok kıymetlisiniz. Çok bilgili ya da becerikli değilseniz ne olmuş! Sizin elinizde de son derece saygıdeğer hisleriniz var. Mesela muarızlarımıza yönelen öfke ve nefretiniz, onlardan yana duyduğunuz korkularınız ve endişeleriniz, davamıza adanmışlığınız ve sadakatiniz çok ama çok kıymetli” diyorlar.</p> <p>Aklı, bilgiyi, bilimi, eğitimliliği, yüksek becerileri, liyakati ön plana alanların, bu tür kabiliyetlerden mahrum kitleleri hikayelerinin içine çekecek kuvvetli bir argümanları yok. Hatta onlara karşı saklamakta güçlük çektikleri aşağılayıcı, küçümseyici, alaycı, hafife alıcı bakışları ile bu kimseleri kendilerinden öteye itip uzaklaştırıyorlar.</p> <p>Toplumun akılcılar ve duygucular olarak iki safa ayrıldığını söylemiyorum. Çünkü biliyoruz ki söz konusu olan siyaset olunca neredeyse kimsecikler tarafını aklıyla, mantığıyla seçmiyor! Yani kendilerini akıl cephesinde görenler de aslında duygularıyla yönlendiriliyorlar…</p> <p>İki cephe arasında farklılaşan, sadece hikâyenin türü oluyor.</p> <p> </p> <p><b>Havf ve Reca – Sopa ve Havuç</b></p> <p>Akılcı liderlerin anlattığı hikayeler daha çok "ümit" kolundan akıyor, daha "iyi", daha "konforlu", daha "adaletli", daha "müreffeh" bir ideal için hissedilen "beklentiler" üzerine kuruluyor.</p> <p>Çünkü kendilerinden, akıllarından, kabiliyetlerinden son derece eminler ve geleceği daha parlak kılacak adımları atabileceklerine inanıyorlar.</p> <p>Rasyonalitenin pek de itibar görmediği diğer cephede hikâyeler hamasete dayalı bir heyecanla başlasalar da zaman içinde daha ziyade "korkular" üzerinden döner hale geliyorlar. Havucun yerini sopa alıyor. İnsanları makbul, arzu edilen, henüz keşfedilmemiş yeni ufuklara götürebilecek donanımlara sahip olmadıklarının farkında olan liderler genellikle, zaten şüpheyle baktıkları bir istikbali hedeflemek yerine “şanlı” maziyi yeniden canlandırmayı vaat ediyorlar ve nihayet seçmenlerini "ben olmazsam neler olur biliyor musunuz" diye o meçhul gelecekle korkutarak koltuklarını korumaya çalışıyorlar.</p> <p>Yeterince etkin bir mücadele yapılamadığı için Amerika’da iki yüz otuz binden fazla insanın Covid-19’a yakalanarak can vermesi, sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin yetersizliğinin ortaya çıkması, salgının sendelettiği ekonomi, artan işsizlik gibi unsurlar Trump’a dört sene önce zafer kazandıran o pozitif “make America great again” argümanının içini boşaltmıştı.</p> <p>Diğer bir tarafta, tüm dünyada olduğu gibi Amerika’da da pek yüksek vasıflar gerektirmeyen işlerde çalışan insanlar, hızla gelişen teknolojilerin işlerini tehdit ettiğini görüyorlardı. Taksi ve kamyon şoförlerini işsiz bırakacak otonom araçlar, kargoculara, postacılara ihtiyacı ortadan kaldıracak insansız hava araçları, çöpçüleri, garsonları, fabrika işçilerini işlerinden edecek robotlar, çok sayıda insanı korkutuyordu.</p> <p>Sürekli kişisel verileri toplayan global ileri teknoloji firmalarının, gen haritalarımızı çıkartıp soframıza ulaşan tarım ürünlerine, gıdalarımıza akıl sır ermez müdahalelerde bulunan ilaç şirketlerinin, yine kimselerin anlamadığı algoritmalar geliştirerek zenginliklerine zenginlik katan bankaların (fintech) her şeyi belirlediği bir istikbal çok insanı tedirgin ediyordu.</p> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/940"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-12/carrot-stick-havuc-sopa.jpg?itok=VMR_WY2J" width="480" height="287" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p> </p> <p>Bunları gören Trump ister istemez “havucu” bırakıp “sopaya” sarıldı.</p> <p>İnsanların işlerini tehdit eden ileri teknoloji şirketlerini -kendi ülkesinde faaliyet gösteren, ekonomiye ciddi katkılar sağlayan şirketler oldukları halde- "big pharma", "big tech" vs. diye şeytanlaştırmaya kalktı.</p> <p>Yıldızının bir türlü barışmadığı haber kanallarının etkisini kırmak için, “fake news” diye bir kavram üretti.  Muarızlarını kendisi ve destekçileri hakkında sürekli yalan haberler üreten karanlık odaklar olarak yaftaladı.</p> <p>Rakibi olan demokratları Amerika’ya komünizm getirmeye çalışan radikal anarşistler olarak göstermeye çalıştı.</p> <p>Bir siyahi vatandaşın, gündüz gözü, kameraların önünde beyaz polislerce göstere göstere katledilmesiyle başlayan “black lives matter” protestolarını devlete karşı bir kalkışma gibi yansıtmayı denedi.</p> <p>Beyazların üstünlüğünü savunan, ırkçı ve paramiliter “proud boys” hareketine karşı gayet “hoşgörülü” bir tutum benimsedi. Hatta başkanlık tartışması sırasında bunları kınaması istenince bunu yapmayıp proud boys’a seslenerek “stand by” (hazırda bekleyin) diyebildi.</p> <p>AB’yi, Çin'i hatta Kuzey Kore'yi, Türkiye'yi korkulacak çok güçlü düşmanlar gibi gösterip bunlarla ancak kendisinin mücadele edebileceğini ileri sürdü.</p> <p>Bütün bu kitlelerin korku ve endişelerini istismar etmeye yönelik taktikler epeyce yaramakla birlikte ona seçimi kazanacak kadar oy getirmedi.</p> <p>Aşk filmlerinin” (love story) neredeyse her zaman korku filmlerinden (horror story) daha iyi gişe yaptığı bir kez daha ispatlanmış oldu olmasına ama bu durum demokratlar için alarm zillerinin çalmaya başladığı gerçeğini değiştirmiyor.</p> <p>Eğer dört sene sonrasında yapılacak seçimlere kadar Demokratlarca yukarda bahsettiğim halk kitlelerine yönelik anlamlı, tutarlı, onların derin endişelerini izale edebilecek argümanlar geliştirilemezse ikinci -ve bu sefer daha da kuvvetli- bir Trump hükumetinin gelmesi kaçınılmaz. Demokratlar arasında ve çeşitli entelektüel çevrelerde başlayan tartışmalar bunun gayet iyi anlaşıldığını gösteriyor.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/salih-cenap-baydar" lang="" about="/yazarlar/salih-cenap-baydar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Salih Cenap Baydar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Çar, 12/16/2020 - 15:26</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> <li><a href="/kategori/siyasetbilim" hreflang="tr">SİYASETBİLİM</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1058&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="j8hq4K78x_84eK5-JIo5JOFk454YeS-1CoPdb5DbBrQ"></drupal-render-placeholder> </section> Wed, 16 Dec 2020 12:26:25 +0000 Salih Cenap Baydar 1058 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/akil-ve-hislerin-carpismasindan-ne-cikacak#comments 10 Derste Fikri İktidar Olmanın Yolları https://fikircografyasi.com/makale/10-derste-fikri-iktidar-olmanin-yollari <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">10 Derste Fikri İktidar Olmanın Yolları</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify">​19 Ekim günü haber kanalları akşam bültenlerinde İbn-i Haldun Üniversitesi Külliyesi açılış törenine dair haberler geçmeye başladılar. Açılış törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve bir kısım yabancı protokol ve akademisyenler katılmıştı. Ekranlara gelen törende pandemi önlemlerine göre hazırlanan tören alanı dahil olmak üzere her şey normal gözüküyordu. Ancak açılışı farklı kılan ve ülke gündemine düşen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleriydi. Sonrası günlerde bu sözler haber kanallarında tartışılmaya başlanmıştı bile. Peki ülke gündemini hareketlendiren sözler nelerdi? İlk başta bir öz eleştiri olarak kabul edilen bu açıklamalarda Cumhurbaşkanı Erdoğan 18 yıllık siyasal iktidarlarına rağmen fikri bir iktidar üretemediklerini ifade ediyordu. Aslında bu ifadeler ilk değildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan buna benzer bazı açıklamaları geçmişte yapmıştı. Ancak bu seferki açıklaması çok daha açıktı. Peki, ne demişti Cumhurbaşkanı Erdoğan:</p> <blockquote> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><em>“Yaşadığımız her hadise geçmişi anlamadan, geleceği kavramanın mümkün olmadığını bize tekrar tekrar hatırlatıyor. Meselenin siyasi ve ekonomik taraflarını bir tarafa bırakarak sadece ilmi yönünden bakacak olursak, Batı mesela tüm ilhamını bizim köklerimizden almıştır. Biz ise köklerimizi dışlayarak 2 asırdır kendimize yol ve yön bulmaya çalışıyoruz. Fikri bir buhranın içinde bulunuyoruz.” </em> </p> </blockquote> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı fikri bir buhran içinde bulunduğuna ikna eden neydi? Neden 18 yıllık bir iktidarın sonucunda bu kanaate varmıştı? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın takip eden cümleleri sanırız açıklayıcı olacaktır:</p> <blockquote> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><em>“Hükümet olmakla muktedir olmak, muktedir olmakla iktidar olmak arasındaki farkı buradakiler gayet iyi biliyor. Gerçek iktidarın fikri iktidar olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Fikri iktidar yolu zor ve zahmetli bir süreçtir. Bu konuda kendimi biraz mahzun hissediyorum. 18 yılda her alanda tarihi hizmetlere imza attığımızı ama eğitim, kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum. Genç bir nüfusa sahibiz ama medeniyet tasavvurumuzu hayata geçiremiyoruz. Medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi, nefesimizi yansıtmıyor. En haklı olduğumuz konularda bile dünyaya kendimizi anlatamıyoruz. Fikri iktidarımızı hâlâ tesis edemediğimiz kanaatindeyim. Hiç kimsenin bu arayıştan rahatsız olmaması gerekir. Bu arayışa herkesin katkı sağlamasını özellikle bekliyoruz. Fikri iktidarı siyasi kadrolar değil, bilim, sanat ve hikmet insanları inşa eder.”  </em></p> </blockquote> <p class="text-align-justify">Cumhurbaşkanı Erdoğan tesis edilemeyen fikri iktidarın birincil sebebini batıyı taklit etmek olarak görürken Batı medeniyetinin peşinden giderek belirli bir seviyeye ulaşılamayacağını da beyan ediyordu:</p> <blockquote> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><em>“Elbette dünyanın sanatta, bilimde geldiği yeri görmezden gelecek kadar gerçekten kopuk değiliz. Günlük hayatımızda otomobili bırakıp atı ulaşım vasıtası haline getirmek gibi bir düşüncemiz tabii ki yok. Bizim derdimiz başkadır. Dünyadaki hakim fikri anlayışın ve fiili düzenin sadece ardından giderek kendimize çok daha iyi bir medeniyet inşa edemeyeceğimize inanıyoruz.”  </em></p> </blockquote> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify">3 Kasım 2002 yılında genel seçim sonuçları açıklandığında 365 milletvekili alan AKP, Türkiye’nin siyasal ve sosyal tarihi için yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu ilan ediyordu. O günden bugüne uzanan 18 yıllık süreç, içerisinde darbe girişimleri dahil olmak üzere pek çok   sosyolojik ve siyasal kırılmanın yaşandığı bir dönemin başlangıcı oldu. İktidar olmakla muktedir olmak arasında bir sarkacın salınımı ile gidip gelen AKP hükümetleri, 10 Temmuz 2018’de uygulamaya geçilen Cumhurbaşkanlığı Başkanlık sistemiyle bir bakıma muktedir olduğunu da ilan etmiş oldu. Muktedir olmanın ilanı ile devletin tüm kurumlarının tek yetkili ve karar verici olarak Cumhurbaşkanlığına bağlanmasının üzerinden henüz 2 yıl geçmesine rağmen “muktedir-iktidar” tartışmasının Erdoğan tarafından kamuoyunun önünde açılması bu makalenin ana konusunu oluşturmaktadır. Ancak bu konuyu içerik okumasıyla detaylandırarak, 18 yıllık iktidarında hiç seçim kaybetmemiş ve Cumhurbaşkanlığı sistemiyle mutlak başarısının altını çizen Erdoğan’ın “fikri iktidar olamadık” beyanıyla toplumun öncü ve sorumlu kanaat önderlerinin, yazar-çizer, bilim- fikir insanlarının, sanatçılarının vs. aynı başarıyı elde edemediğini, medyanın “bizim sesimizi, nefesimizi yansıtmıyor” satır aralarıyla siyasal başarının topluma yayılamadığını ve fikri iktidarın hâlâ tesis edilemediği kanaati üzerine odaklanacağız.  </p> <p class="text-align-center"> </p> <p class="text-align-center"><strong>-I- </strong></p> <div style="background-color:#0000000A; color:#222; padding:30px; margin:30px 0; text-align:center; font-size:1.4em; border:1px solid #00000010"> <p class="text-align-justify">“Kasıt ve kusursuz cinayet çağında yaşıyoruz. Canilerimiz aşk özrüne sığınan o umarsız çocuklar değil artık. Tam tersine olgunluk çağındalar.”</p> <p class="text-align-justify">Alber Camus (Başkaldıran İnsan)</p> </div> <p class="text-align-justify"><strong>Çağın Tanıklığı   </strong></p> <p class="text-align-justify">Albert Camus, tanıklığını yaptığı çağın henüz daha başlarında nasıl bir çağa tanıklık etmeye başladığımızı, belki açık yüreklilik, belki de cesaretle anlamaya ve olgunluğun nasıl bir kurguyla dönüştüğüne dikkatimizi çekmeye çalışıyordu. Toplumlarda sosyal hareketlilikleri tespit edebilmek ve tanımlayabilmek oldukça zor olduğu gibi bir başlangıç merkezi tayin edebilme gerekliliği ise vazgeçilmezdir. Belki de bu yazıyı <strong>Kadızadeler</strong>, <strong>Kadızadeliler</strong>, ya da <strong>Fakılar</strong>, diye bilinen yerden başlatmak gerekirdi. Osmanlı Devleti'nde 17. yüzyılda etkili olan bu siyasi-dini hareket, politik ve ideolojik farklılıklar oluşturarak ayaklanmalar çıkarıp, devletin geri kalışının sorumlusu olarak tasavvuf ve tarikat mensuplarını görerek düşman olmuşlardır. Ancak biz konuyu sınırlandırmak açısından çağımıza daha yakın bir tarihten örneklendirmeye başlayacağız.   </p> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/920"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/seyhler.jpg?itok=RS0rXiWW" width="480" height="267" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p class="text-align-justify"><strong>Devlet Aklının Kökleri: Neden 60 yıl?   </strong></p> <p class="text-align-justify">Mayıs 1826’da Sultan II. Mahmud'un, Yeniçeri Ocağı’nın ileri gelenlerinin hazır bulunduğu bir meşveret meclisinde “harp sanatını bilir” bir askeri sınıfın yetiştirilmesi gereğinden hareket ederek, herkesin kabul ettiği karar ile (bu makalenin direk konusu olmaması sebebiyle detaylara girilmeyecek) orduda başlattığı yenileşme girişimleri, Yeniçeri Ocağını isyana sürükledi ve bu isyan “vak’a-yı Hayriye” olarak tarihin sayfalarında yer aldı. Yeniçeri Ocağı’nın aynı zamanda Bektaşi ocağı olması düşüncesiyle merkezi hükümetin ve özellikle Sultan II. Mahmut’un talimatlarıyla, isyana katılarak Yeniçerilere cesaret verenlerin kimler olduğu ile ilgili takibat başlatıldı. Dolayısıyla bu takibat Bektaşi tekkelerinin ve Bektaşiliğin ortadan kaldırılmasına yönelik ilk adım oldu.  </p> <p class="text-align-justify">Fahri Maden, Türk Tarih Kurumu (TTK) yayınlarından çıkan “Bektaşi Tekkelerinin Kapatılması (1826)” adlı eserinde; “Yeniçeri isyanına destek verenlerin ve diğer Bektaşilerin görüşülmesi için emredilen toplantı, 8 Temmuz 1826 cumartesi sabahı Topkapı Sarayı’ndaki babüssaade Camii’nde yapıldı. Padişahın kafes arkasından izlediği toplantıya sadrazam, şeyhülislam, eski şeyhülislam, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri ve ilmiye mensuplarının yanı sıra Mevlevi, Nakşi, Halveti, Celveti, Sa’di, Kadiri, Şazeli tarikatlarının şeyhleri katıldı.” diyerek bu toplantının detaylarına arşiv belgelerini referans gösteriyor. Adı geçen eserden özetle kısa bilgiler vererek devam edeceğim. Bu toplantı daha önce Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması kararı alınan meşveret meclisine benzemekteydi ve bu meclis bu sefer Bektaşi Tekkeleri ve Bektaşilik ile ilgili karar vermek üzere oluşturulmuştu. Bu meşveret Bektaşilik hakkında olumsuz kanaatlere sahip diğer tarikatların görüşlerinin alındığı bir toplantıya dönüştürülmüş olarak meşveret meclisine on üç şeyh katıldı. Şeyhlerin çoğunluğu olumsuz görüş beyan etmekten kaçınmışlarsa da toplantıya katılan ilmiye mensuplarının daha açık fikirli ve kararlı oldukları beyanlarından anlaşılıyordu.  </p> <p class="text-align-justify">Fahri Maden’in eserinden devamla bahse konu meclis; “Bektaşilerin dine aykırı davrandıkları ve Yeniçerilerin de bunlardan etkilendikleri fikrinin oluşmasıyla Üsküdar, Eyüp   ve sair yerlerde bulunan Bektaşi tekkelerinin eski olanlarının bırakılıp, yeni yapılmış olanlarının yıktırılması kararı alındı. Ancak bu defa da eski ve yeni tekkelerin hangileri olduğu, kaç yıl önce yaptırılan tekkelerin eski ve yeni kabul edileceği tartışması yapıldı. Neticede 60 seneden önce (1766 yılı) yapılan tekkelerin “kadim” kabul edilerek bırakılması, bu tarihten sonra yapılan tekkelerin ise ….yıktırılması kararlaştırıldı. <strong>Ancak neden 60 yıl sınırı getirildiği tam olarak anlaşılamamaktadır.</strong>” Bu kararlar alındığı gibi “Hacı Bektaşi Veli tekkesine bağlı diğer tekke ve zaviyelerin isimleri değiştirilerek kendilerine mal ettikleri, vakıfların gelirlerine el koydukları, tekkeler kurup açık ve gizli olarak pek çok kötülüğü yaydıkları vurgulanmış. Bu gerekçe ile Bektaşilere ait vakıfların da ellerinden alınması kararlaştırıldı.”  </p> <p class="text-align-justify">Alınan kararlar sonucunda birçok Bektaşi ve Bektaşi şeyhi idam edildi, sürgüne yollandı. Ayrıca Bektaşi olmakla suçlananlar da yakalandı, idam edildi veya sürüldü. Bazı Bektaşi şeyhlerinin yakınları da kontrol altında tutuldu. Son olarak yıktırılmamasına karar verilen bazı Bektaşi tekkelerine “sünni” tarikat şeyhleri atandı ve Bektaşi Tekkelerinde kendileri Bektaşi olsalar da tekkelerini terk etmek istemeyenler diğer tarikat şeyhlerinin tasarrufu altına girdiler.      </p> <p class="text-align-justify"><br /><br /><strong>Muktedir Olmanın Dini Referansları</strong></p> <p class="text-align-justify">Merkeze almaya çalıştığımız Bektaşilik ve Bektaşi Tekkelerinin kapatılma ve kontrol altına alınma sürecinde, Saltanat ve idarecileri, muktedir olmanın gerekliliklerini göz ardı etmediler. Toplumun hassasiyetleri açısından önemli karşılıkları bulunan Bektaşi Tekkelerinin kaldırılmasıyla oluşan boşluk; daha kenarda kalan diğer tarikatlar (özellikle bahse konu olan tarihe kadar İstanbul’da ciddi anlamda varlığı olmayan Nakşibendilik) merkeze çekilerek doldurulmaya çalışıldı.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/922"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/2.mahmud.jpg?itok=tpyL69-E" width="192" height="262" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p class="text-align-justify">Anlaşılıyor ki devlet aklı muktedir (!) olabilme yada muktedir alanını kurma-derinleştirme adına dönemin paradigmaları neyi-nasıl öngörüyor ve gerektiriyorsa toplumun fikri, dini kodlarını tanımlama, yeniden tanımlama, örtme, yerine bir başka şeyi geçirme yada ortadan kaldırma seçeneklerini kullanmaktan geri kalmadı. Osmanlı devleti modernleşme hareketlerini, merkeze aldığımız bahse konu olan (1826) tarihiyle başlatırsak dini kurumlara etkileri açısından sakin bir süreç geçtiği söylenebilir. Devletin parçalanma sürecine girdiği, dolayısıyla saltanatın yetki alanlarının sorgulanmaya başlandığı ve muktedir alanının daraldığı I. Meşrutiyet sonrasında, dini referans alan hareketlenmelerin yeniden başladığını 31 Mart vakıasında ortaya çıkan gerginlik ve çatışmanın sonuçlarıyla gözlemleyebiliyoruz.</p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/921"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/2.abdulhamit.jpg?itok=2fskzRqn" width="204" height="247" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p class="text-align-justify">II. Abdülhamid ile dedesi II. Mahmut’un kabirlerinin aynı türbede olmasının manidar birlikteliğinden hareketle merkeze almaya çalıştığımız; “muktedir olmanın dini referansları” vurgusu; doğrudan II. Abdülhamid dönemine geçiş yapıyor olmamızı zorunlu kılıyor. Nitekim II. Abdülhamid’in aldığı karar ve uygulamaların dönemin yükselen sesleri açısından sert ve otoriter bulunmasıyla, kendisine yönelik oluşan güçlü muhalif duruşa karşı, dedesi II. Mahmut kadar sert ve acımasız olamadığından dertlendiği söylenir. Ancak II. Abdülhamid dönemi; saltanatın alacağı kararlarda gücün merkezde (sultanda) toplanmasının verdiği kararlılıkla hareket etme kolaylığından ziyade siyaset ve akıl ile muktedir olma mecburiyetini dayatıyordu.  </p> <p class="text-align-justify">II. Mahmut’un aldığı sert ve zorlu kararlar kadar olmasa da II. Abdülhamid’in desteklediği fikirler ve uygulamalarının etkilerine bakıldığında; dini referansları kullanma ve dini kurumları yönlendirme, destekleme marifetiyle Müslüman toplulukların desteğini alarak muktedir olduğu alanı besleyici bir siyaset takip edebildiği görülecektir. Dönemi açısından tartışılmaz önemli açılımlar sağlayarak günümüze kadar gündemden düşmeyen İslamcılık akımının –popüler söylemle siyasal İslamın- da aynı zamanda başlatıcısı olduğunu ve bizzat sultanın kendisinin siyasal irade olarak bu akımın üreticisi olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Tarihi detaylara girmeden yakın tarihimiz ve günümüzde yer alan İslamcılık ve akımlarının, dini referanslar ve kurumlarla olan paralelliği ve etkileşimi üzerinde durabilir ve 2000’li yıllara bir perspektif oluşturabiliriz.</p> <p class="text-align-justify"> </p> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/923"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/ataturk-ve-seyh.jpg?itok=9d0Q9SAy" width="256" height="197" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p class="text-align-justify"><strong>Kim Muktedir?</strong></p> <p class="text-align-justify">İslâmcılık hareketi, son iki yüz yıldır hayatın her alanında mağlubiyeti kabul etmiş olan Osmanlı Ulemasının bir kısmında “modern Avrupa medeniyetinin İslâm dünyası aleyhinde oluşturduğu tehditlere etkili bir karşı koymanın ancak modernleşmenin gereklerine uygun bir zihniyet dünyası inşa etmekle ve dinin kılavuzluğunda gerçekleşecek bir modernleşme ile mümkün olacağı fikrine dayanır; bu modernizm anlayışı ...İslâm medeniyetinin dünya üzerindeki son büyük gücü olan Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü zaaftan kurtarılması ve bekasının temini için “İslâmî bir rönesans”ın gerçekleşmesini sağlama düşüncesi aynı yaklaşımın sonucudur.” (TDV, İslam Ansiklopedisi, İslamcılık maddesi)</p> <p class="text-align-justify">II. Abdülhamid iktidarının sona ermesiyle birlikte iktidara oturan İttihat Terakki kadrolarının devleti dağılma ve çökme sürecine sokan kararları, İslamcı (denilebilecek olan) hareketin öncülerini etkisiz hale getirmiş ve uzun sürecek bir  etkisizleşme sürecini başlatmış oldu. Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla birlikte anayurt olarak kabul edilen “Misak-ı Milli” sınırları içerisinde kurulan yeni devlet; Monarşi-Meşrutiyet-Cumhuriyet ile dönüşüm, yenileşme ve modernleşme sürecini Türkiye Cumhuriyeti olarak tamamladı. Kurulan devletin rejimi Cumhuriyet olarak kabul edilmekle birlikte modernleşme hareketinin devam edebilmesi adına demokrasiye geçilemediği ön kabulü ve dayatmasıyla çok partili döneme geçilebilmesi için 1. Dünya harbinden 2. Dünya harbine kadar beklenilmesi gerekecekti. Rejimin tanımı Cumhuriyet olmakla birlikte demokrasinin yerini tek partinin doldurduğu ara dönemde modernleşmenin önderliğini kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk ve partisi CHP kadroları üstlenecekti.</p> <p class="text-align-justify">1924 Martında çıkarılan üç kanun (Hilâfetin İlgası, Tevhîd-i Tedrîsat Kanunu, Şer‘iye ve Evkaf Vekâleti’ni lağvederek Diyanet İşleri Riyâseti düzenlemesini getiren kanun) İslâmcılık hareketinin büyük ölçüde ortadan çekilmesine yol açtı. (TDV, İslam Ansiklopedisi, İslamcılık maddesi) Ancak bu makalenin konusu olarak ele almaya çalıştığımız “<strong>fikri iktidar</strong>”ın, dönemin muktedirleri tarafından kurulabilmesi açısından “<strong>muktedir olmanın dini referansları</strong>”na bakacak olursak “II. Meşrutiyet devri İslâmcılık hareketi içerisinde yer alan kişilerin 1924 sonrası dönemde ortaya koydukları tavırlarda ve savundukları fikirlerde bir bütünlük yoktur. 1925-1926’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine gelen Kur’an meâli, Kur’an tefsiri ve bir hadis külliyatı hazırlatma teşebbüsleri yine bu kişilere havale edilmiş” olduğu görülecektir.</p> <p class="text-align-justify">“Cumhuriyet döneminde, yönetici elitlerin din politikası konusundaki tercihleri, tarikatları yasaklı konuma düşürmüştür. Olgusal temeli bulunmayan bu düzenlemeler tarikatları ortadan kaldırmamış, tarikatlar çeşitli yollarla varlıklarını sürdürmüşlerdir. Türkiye'nin çok partili hayata geçmesi kısmi bir özgürlük ortamı oluşturmuş, bu dönemde tarikatlar sosyal hayatta daha da belirginleşmiştir. Bu bağlamda tarikatların sosyal, siyasal ve ekonomik hayattaki etki ve görünürlükleri artmış, tarikatlar toplumsal hareketlere kaynaklık etmiştir.” (<em>Abdullah İnce, Nakşilik-Siyaset İlişkisi Bağlamında Türkiye’de dini gruplar ve Milli Görüş)</em> Abdullah İnce modern Türkiye Cumhuriyet’nin yönetici elitlerinin din politikası konusundaki tercihlerinin tarikatları yasaklı konuma düşürerek, olgusal temeli olmayan olarak ifade ettiği; yürürlüğe sokulan düzenlemeler (unutma biçimleri üzerinden düşünülürse) bu makalenin konusunu daha da önemli yapıyor (hatırlatıyor). İnsan kaynağına ve belli formlarda bu insanları idare yeteneğine sahip olan tarikatlar, çeşitli yollarla varlıklarını sürdürebilme becerisine yüzyıllardır sahiptiler ve yeni rejimin kendilerini yasaklı konumuna düşürmesi yüzyıllardan beri karşılaştıkları bir ilk değildi. Diğer yandan yeni dönem herkesi yeni ve farklı sosyal gerçekleri de kabul etmeye zorladı. İslamcılık hareketi ve tarikatların yanında yeni bir sosyal gerçeklik olarak- bugün normal olarak görülen- “cemaatler” olgusu üst çatı olan Müslümanların hayatlarında, yeni ancak vazgeçilmez ve bugüne kadar süren gerçek bir hareketlenmeyle sonuçlandı.</p> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><strong>Muktedir Alanda Gerilim </strong></p> <p class="text-align-justify">1950 yılında çok partili hayata geçilmesiyle birlikte, yasaklı konuma düşürülmüş ve haliyle görünmez olma mecburiyeti yaşayan, dini hassasiyeti yüksek ve kendi referansları açısından bu konuda endişe taşıyan çevrelerin (İslamcı denilebilen düşünürler-tarikatlar ve yeni oluşan cemaatler özellikle nurculuk hareketi) beklenti ve talepleri; demokratik siyasal alanda karşılık bulmaya başladı ve böylelikle siyasal alana taşınmış oldu. Bu hareketlenmeyle birlikte neredeyse 2020 yılına kadar siyasetin ürettiği ve projelendirdiği her yerde dini referanslar bir şekilde yer bulmaya başladı.</p> <p class="text-align-justify">Atatürk’ün 1923-1950 arası “fikri iktidar” kurma proje ve uygulamaları 1938 yılı ölümünden sonra CHP kadrolarınca sürdürülmeye çalışıldı ve II. Mahmut modernleşmenin öncüsü kabul edilirken II. Abdülhamid’i ise kabul görmedi. İslami merkezli modernleşme yeni rejimin din anlayışı tercihinde kabul görülmediği için “<strong>muktedir olmanın dini referansları</strong>” açısından yine de din göz ardı edilemedi. Yeni rejim Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaşi Veli referanslı din tanımını kendi fikri iktidarını kurabilmenin araçları arasında olarak kabul etti.</p> <p class="text-align-justify">1970’li yıllarda başlayan, modernist olarak tanınan düşünürlerin eserleri yoğun biçimde Türkçe’ye çeviri faaliyetleri başlamış ve bu eserler “İslâmcı olarak tanımlanan aydınların fikrî eğilimlerini farklı şekillerde de olsa etkilemiş, ayrıca İslâmcılığın siyasallaşması sürecini hazırlamıştır.” (TDV, İslam Ansiklopedisi, İslamcılık maddesi) İslamcılığın siyasallaşma sürecinde 1970’li yıllarda MNP/MSP ile siyaset alanında kendine yer açan Erbakan, soğuk savaşın ABD lehine ivme kazanmaya başladığı yıllarda ve özellikle 80’ler sonrasında kapitalist etkileşimin artmasıyla bir siyasal program ortaya koyarak “ne Amerika (kapitalizm) ne Rusya (sosyalizm), tek yol İslam” demekteydi.</p> <p class="text-align-justify">RP ile toplumda karşılık bulan “<strong>muktedir olmanın dini referansları</strong>” gerçeğinin, siyasal denklem içinde kendine yeniden yer bulmaya başladığı 90’lı yıllar, aynı zamanda yeni durum ve sorunlarla da yüzleşmeye başlanıldığı yılların başlangıcıydı. Bu yeni yüzleşme “60’larda inşa olmuş o İslamcılık paradigması da bizi bir yere kadar getirdi ama artık yavaş yavaş ölmekte, ifsad olmaktayız. Piyasa kapitalizmi tarafından bizim İslamcılığımız satın alınmakta. Bizim önümüze birtakım inciler serpiliyor" (Ümit Aktaş: <em><a href="https://www.timeturk.com/tr/2012/08/08/islamcilikta-yeni-paradigmaya-dogru.html">https://www.timeturk.com/tr/2012/08/08/islamcilikta-yeni-paradigmaya-do…</a></em>) şeklindeki tesbitler  muktedir-iktidar ilişkisinin “<strong>fikri iktidar</strong>” üretme sorununun nasıl bir piyasa sorununa dönüştüğünü ortaya koymaktadır.</p> <div style="text-align:center; margin-right:20px; float:left; min-width:20%; max-width:50%;"> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/924"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/seyh-ve-diyanet-isleri-baskani.jpg?itok=rXBhDuLM" width="327" height="154" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> </div> <p class="text-align-justify">Tasnif yapmak gerekirse II. Mahmut, II. Abdülhamid ve Atatürk son 200 yılın muktedir- iktidar alanın inşaa edilmesi adına, “fikri iktidar” çalışmalarıyla toplumda oldukça önemli etkiler oluşturabilmiş -öne çıkan- üç önemli modernist ve reformist önderler olarak kabul edilebilir. Ancak 90’lar sonrası Türkiye, değişen ve dönüşen dünya paradigmaları açısından yeni bir reforma ve modernleşmede “doğru ve kabul edilebilir” adımları atabilecek lider arayışına girdi. Ne de olsa hem siyaset, hem cemaatler hem tarikatlar artık Türkiye toplumunun göz ardı edilemez, özgül ağırlıklarını oluşturmuş, kıvrak manevra-pazarlık- kabiliyetleri kazanmış ve dünyayı piyasa şartlarıyla okuyabilecek yetkinliğine ulaşabilmişlerdi. Bunun öncüsü (Gülen-Hizmet-Hareket vs). çeşitli adlarla değişen, dönüşen, sonradan FETÖ olarak adlandırılacak olan hareketle onu takip eden diğer cemaat ve tarikatler, Türkiye’nin 2000’ler sonrasının “muktedir olmanın dini referansları”na dair ipuçlarını verecekti.</p> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><strong>Öncelikler Siyasetinde Tükeniş: Fikri İktidar </strong></p> <div style="text-align:center; margin-left:20px; float:right; min-width:20%; max-width:50%;"> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/925"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/abdulhamit-erdogan.jpg?itok=3Df_I9h_" width="279" height="181" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> </div> <p class="text-align-justify">“İslamcılık AK Parti iktidarı ile birlikte sona erdi” iddiasını havada bırakacak şekilde İslamcılığın esas itibarıyla 1924’te sona ermiş olduğu "(İbrahim Kiras, Star) düşünülse de aslında sona erenin “İslamcılık” olmadığı ortadaydı. Adına ne denilirse denilsin, hangi ideolojiye dayanırsa dayansın  “fikri iktidar” kurulamadan muktedir olunamayacağı gerçeği yeni dönemin siyasal lideri Erdoğan ve partisi AKP özelinde yeniden tartışmaya açılıyordu.</p> <p class="text-align-justify">2000’ler sonrası sorular teorik alandan çıkmaya, gerçek ilişkilere yönelik olmaya başladı ve “giderek daha şehirli, varlıklı ve imkanlı hale gelen Türkiye dindarlarının önüne yeni ve dev bir alan açılıyor: Modern dünyanın idrakine konuşabilecek bir Müslüman kültür inşa etmek. Demokratik siyasete katılma biçiminden sanata, romandan sinemaya, felsefeden ahlaka kadar.”(Mustafa Akyol, <a href="https://www.timeturk.com/tr/makale/mustafa-akyol/islamci-ideolojiden-musluman-kulture.html">https://www.timeturk.com/tr/makale/mustafa-akyol/islamci-ideolojiden-mu…</a>) Yeni dönemin iktidarı AKP ve Başbakan Erdoğan 2004 yılında Financial Times muhabirine mülakat verirken “Müslüman Demokrat” yerine “Muhafazakar Demokrat” tanımlanmayı tercih ettiklerini vurgulayıp dini siyasete karıştırmayı doğru bulmadığını ifade ediyordu. Bu beyanlar dönem açısından Türkiye toplumunun dünyaya açacağının işaretlerini verirken, Türkiye’nin modernleşme ve yenileşme çizgisi tercihini devam ettireceğinin en üst yerden teminatı anlamını taşıyordu.</p> <p class="text-align-justify">Burhaneddin Duran medyada birçok defa tartıştığı üzere hangi Erdoğan sorularına cevabını şu şekilde ifade ediyor: “Batı medyasının AK Parti’ye sıcak baktığı günlerde, 2002- 2013 arası, AK Parti ve Erdoğan “Ilımlı İslamcı” idi. Batı ile entegre olma arzusunda ve İslam ile demokrasiyi birleştiren reformcu bir aktördü. Gezi olayları sonrası Batı medyasındaki Erdoğan’a ilişkin yaygın niteleme önce “İslamcı otoriter” oldu, daha sonra “İslamcı faşist, diktatöre” dönüştü. Taraftarları nezdinde ise AK Parti İslam dünyasının dertleri ile ilgilenen, ümmetin maslahatını gözeten bir aktör olarak İslamcıydı.” dedikten sonra kendi anlayışına göre bir sentez yapıyor: ”Erdoğan’ın siyaseti, muktedir olmayı bilen ve önemseyen bir pragmatizm ile peşinde koştuğu makro siyasi ideallerin bir sentezidir. Ne ideolojinin dar kalıplarını pratik sonuçlara tercih etmektir. Ne de şartların meydan okuması uğruna kimliği ve değerleri bir kenara bırakmaktır.”(Burhaneddin Duran Sabah, 29 Nisan 2017, SETA) </p> <p class="text-align-justify">Tarihler 15 Temmuz 2015’i gösterdiğinde Türkiye toplumu yeni bir Vak’a-yı Hayriye ile karşılaşacaktı. (Yeniçeri ayaklanması benzerliğiyle) kalkışma olarak tanımlanan sürecin başlangıç tarihi 17-25 Aralık 2013 olarak kabul edilerek bu tarihten önce ve sonra olmak üzere her şey yeniden gözden geçirilecekti. Dönüm noktası olarak kabul edilen bu tarihin seçiminin, devlet aklının öncesi ve sonrası olarak dönemleri kurgulama zorunluluğundan kaynaklandığı düşünülebilir. Her dönemin lider ve kadroları; kendi “fikri iktidar”ını kurabilmek adına <strong>“60 yıl”, “17-25 Aralık”</strong> gibi sabiteler kabul ederek muktedir olmanın-olabilmenin dönüm noktalarını belirlemek istiyordu. Biz de bunu dikkate alarak yazımız boyunca II. Mahmut’tan II. Abdülhamid’e, Atatürk'ten Erdoğan’a uzanan “<strong>fikri iktidar</strong>” kurma tartışmalarının muktedir-iktidar ilişkisinde; Türkiye toplumunun üç önemli liderinin reform ve modernleşme uygulamalarının dönüm noktalarındaki karşılıklarını aradık. Göstermeye çalıştığımız karşılıkların “<strong>dini referanslar</strong>”ıyla bir anlamda Erdoğan’ın <strong>“fikri iktidar”</strong> kuramadık ifadesindeki <strong>“muktedir olmanın dini referansları”</strong>na dikkat çekmeye çalıştık.</p> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-center"><strong>-II- </strong></p> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><strong>Türk Modernleşmesi ve Üç Büyük İddia </strong></p> <p class="text-align-justify">Bilimde, sanatta ve fikirde iktidar olmak aynı zamanda bir medeniyet iddiası anlamına gelebilecek bir durumdur. Türk modernleşmesinin 200 yıllık tarihi süreçleri incelendiğinde özellikle Osmanlı modernleşme sürecinde bu konu için kullanılmış bazı araçların devreye sokulduğunu görüyoruz. Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Harbiye ve Mekteb-i Tıbbiye. Bu üç müessese bu iktidarın temel unsuru olacak olan insan kaynağını yetiştirmek üzere kuruluyor.. Türk modernleşmesinin bir anlamda devamı sayılabilecek olan Cumhuriyetin kuruluş sürecinde ise Osmanlı’dan devralınan bu üç müessesenin kuruluş amaçları da devralınıyor. Böylelikle modernleşmenin temel işlevini üç müesseseye destek olunması ve Cumhuriyetin bakış açısıyla yetişecek insan kaynağının sahaya yayılması için Halkevleri ve Köy Enstitülerinin de devreye sokulduğunu görüyoruz. Hatta dönemin Yetiştirilmek istenen insan tipini Prof. Dr. Yahya Akyüz, <em>Türk Eğitim Tarihi</em> adlı çalışmasında şöyle tanımlıyor: “insan/birey anlayışı padişahlıktan sonra yeni yönetim sistemi olan Cumhuriyet ve demokrasinin ihtiyaç duyduğu insan ve “vatandaş” tipini yetiştirme üzerine kurulmuştur” (Akyüz, 1999, s.295).</p> <p class="text-align-justify">Denilebilir ki 1926 yılında yayınlanan “İlkokul Programı”nda Cumhuriyet’ten önceki dönemde yöneticilerin isteklerine boyun eğen bir tebaa eğitimi değil, çevresine etkin uyum sağlayacak ve yararlı olacak yurttaşlar yetiştirilmesinin hedeflendiği ifade edilmiştir. Eğitim ile amaçlanan hedeflere ulaşılması ve Türk yönetim sisteminin hedeflediği vatandaş tipinin oluşturulması için cumhuriyetin ilk yıllarında büyük bir eğitim seferberliğine girişilmiştir. Hatta bu eğitim ağının, ulus-millet okulları ve halkevleri yapılanmasıyla okul kurumunun dışına taşarak ülkenin en ücra köşesine bile ulaşılması hedeflenmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Millî Eğitim yapılanmasının en merkezi yeri olan Bakanlık ile eğitimin temel uygulayıcıları olan öğretmenler arasında doğrudan iletişim kurulduğunu, dönemin eğitim bakanlarınca öğretmenlerin şahıslarına yazılan mektuplar, destek ve teşvik yazıları, seminer ve nutuklarla (radyo konuşmaları ve her eğitim-öğretim yılı başında okullara ve öğretmenlere tebliğ edilen, ilk derslerde okunan ve okulda görünen bir yere asılarak ilân edilen, vatandaşlık, ülkeye hizmet ve milletin yararına çalışma esaslarını öne çıkaran hitaplarla) eğitimin sosyal işlevlerinin desteklenip güçlendirilme amacı taşındığı görülmektedir.</p> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><strong>Cumhuriyeti Koruyacak Muhafızlar</strong></p> <p class="text-align-justify">Bu insan tipinin yetiştirilmesinde rol alacak öğretmenler için özellikle Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, eğitim politikacıları ve uygulayıcıları tarafından öğretmenlere yönelik politik düzenlemeler ve destekler artırılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, eğitim uygulamalarının temel taşları olan öğretmenlere, “Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr muallim ve mürebbiyeleri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Muallimler sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır. Yeni Türkiye’nin birkaç seneye sığdırdığı askerî, siyasî, idarî inkılabat sizin, içtimaî ve fikrî inkılaptaki muvaffakiyetinizle teyit olunacaktır.” sözleriyle yüklenen işlevi ifade etmektedir (<em>Kafadar, 1997, Türk Eğitim Düşüncesinde Batılılaşma s.147).</em> Burada kullanılan muhafız kelimesi hiç kuşkusuz tesadüfen seçilmiş bir kelime değildir. Cumhuriyeti koruyacak yeni muhafızların ülkenin her yerine sirayet etmesi ve her hakim ideolojinin yapacağı gibi bu yaygınlığı sahaya uygulayacak yeni müesseselerin kurulması gerekiyordu. Tam sözü gelmişken Köy Enstitülerinin bu bağlamda kurulmuş bir müessese olduğunu ifade etmek gerekir.</p> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/926"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/hasanogan-koy-enstitusu.jpg?itok=wazND4Cy" width="480" height="254" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p class="text-align-justify">1940 yılında köy öğretmeni ve köyde yaşayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un çalışmalarıyla 3803 sayılı yasaya göre Köy Enstitüleri açılmıştır. Cumhuriyetin temel ilkelerini yurdun en ıssız köşesine ve büyük çoğunlukta bulunan köylere götürmek üzere yapılan girişimlerin en önemlilerinden biri olan Köy Enstitüleri hem programları hem uygulamaları itibariyle dönemin devrim niteliğinde eğitim kurumları olmuşlardır. Sonrasında Demokrat Parti döneminde Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri tarafından maksadından ve verimlilikten uzaklaştıkları gerekçeleriyle kapatılmışlardır.</p> <p class="text-align-justify">Cumhuriyetin kurucu kadroları tarafından Osmanlıdan devralınan modernleşme mirası salt bir insan yetiştirme gayretine dayanmıyordu. Yetiştirilecek olan insan tipinin ideolojisinin de belirlenmesi gerekiyordu. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi tüzüğünde belirtilen ve Atatürk’ün belirlediği 6 ilke ki bunlar; Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Milliyetçilik, Laiklik, İnkılapçılık oldukça etkili olmuştur. Öğretmenin Sesi dergisinde Cumhurbaşkanı İnönü, nutkunun sonunda Türk çocuklarına seslenerek “Sınır toprağı ve Türk bayrağı gibi aziz olasınız. Vatan sizden yurdun müdafaasını, yurdun mamurluğunu istiyor. Cemiyetimiz ve aileleriniz, faydalı olmanızı bekliyor” diyerek Türk çocuklarından beklenenleri ortaya koymaktadır (<em>Öğretmen Sesi, 1944, No: 37-125, s.1-3</em>).</p> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><strong>Kadro Dergisi ve Eğitimde Üst Akıl</strong></p> <div style="text-align:center; margin-left:20px; float:right; min-width:20%; max-width:50%;"> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/927"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/ziya-gokalp-ve-arkadaslari.jpg?itok=e3IlnfNs" width="290" height="174" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> </div> <p class="text-align-justify">Bu altı ilkenin etkin olduğu aşikâr olmakla beraber dönemin devletçi ve otoriter politikalarının şekillenmesinde etkin olan <em>Kadro Dergisi</em>nden de bahsetmek gerekiyor. 1929 buhranı sonrasında dünyada devletçiliğin yükselişe geçtiği 1930’lu yıllarda, Yakup Kadri Karaosmanoğlu dışında Marksist bir geçmişe sahip olan bir grup aydının çıkardığı bir dergi olan <em>Kadro</em>, çoğunlukla yeni kurulan rejimi entelektüel açıdan destekleyici bir çizgi izlemiştir. Bu nedenle <em>Kadro </em>hareketi, devletin başta ekonomi olmak üzere hemen her şeye müdahalesini savunan görüşleri dile getirmiş ve otoriter bir devlet sistemini benimsemiştir. Derginin yazarlarına baktığımızda <em>Kadro</em>’nun ideologu Şevket Süreyya Aydemir, imtiyaz sahibi Yakup Kadri Karaosmanoğlu, yayın müdürü Vedat Nedim Tör’dür. İsmail Hüsrev Tökin ve Burhan Asaf Belge’de kurucu yazarlar arasındadır. Derginin başyazarı olan Şevket Süreyya Aydemir ve Vedat Nedim Tör’ün, “1927 Tevkifatı”na kadar Türkiye Komünist Partisi üyesi olduklarını da belirtmek lazım. Dönemin fikri alt yapısını belirleyen bir diğer faktör ise Ziya Gökalp’tir hiç kuşkusuz. İttihat ve Terakki ekolünden gelen Ziya Gökalp’in genç cumhuriyetin Türkçülük damarında etkin olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.</p> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><strong>7 Güzel Adama Ne Oldu</strong></p> <p class="text-align-justify">Cumhuriyetin ilk yıllarındaki insan kaynağı yetiştirme çabalarını özetlemeye çalışmamızın nedeni fikri iktidar olma yolunda gerekli olan araçlarla birlikte süreç yönetimini ve bu süreci yöneten fikir babalarını tanımlamaktı. Denilebilir ki ülkemizin son 20 yılında gerçekleşen iktisadi ve sosyal gayretlere baktığımızda cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleşen fikri iktidar ataklarının benzerini dahi bulamamaktayız. Açılan birkaç İmam Hatip Lisesi ve birkaç vakıf üniversitesi dışında fikri iktidara güç verecek genişlikte ve derinlikte bir gayrete şahit olamadık. Öte yandan bu fikri iktidar üretebilecek fikir babalarının ya da bir dünya okuması geliştirebilecek ideolojik düzeyde bir yaklaşım sergileyecek müşahhas simalara da şahit değiliz. Bir dönem TRT’de işlenmeye çalışılan <em>7 Güzel Adam</em> fikri ile Türkiye’de İslamcı anlayışta bir çıkış yapacak ya da bir medeniyet alternatifi geliştirebilecek yaklaşımları göremedik.</p> <p class="text-align-justify">Burada belirtmek gerekir ki siyasal İslam’ın çıkış döneminde geliştirdiği alternatif dil son 18 yılın söylemi ve uygulama süreçlerinde yeterince hırpalanmış durumdadır. Son yıllarda yaşanan 15 Temmuz kalkışmasının etkileri de dahil olmak üzere yapılan sistem değişiklikleri kaldırılan uygulamalara alternatif olamamış gözüküyor. En azından şimdilik uygulamalar üzerinden gözüken manzara budur.</p> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify"><strong>Çaresizliğin İktidarı</strong></p> <p class="text-align-justify">Çaresizliğin Fikri iktidarı olarak 15 Temmuz süreci sonrasında Fetöcü olarak adlandırılan kadroların tasfiyesini müteakip boşalan alanlara farklı cemaatlerden insan kaynağı yerleştirilmesi, fikri iktidar olarak mevzu bahis ettiğimiz yapının çaresizliğiyle doğru orantılıdır. Diğer bir söyleyişle 18 yıllık iktidar sürecinde AKP hükümetleri Siyasal İslam bağlamında alternatif bir kadro yetiştirememiştir. Bu sürenin yeterli olmayacağını düşünenler olabilir. Cumhuriyetin 1920’li yılların ortalarından başlayan ve 1940’lı yılların ortalarına kadar insan yetiştirme sürecini çözdüğünü ve bunun hemen hemen 20 yıl sürdüğü düşünülürse bu yaklaşımın gerçekçi olamayacağı açıktır. Bugün gelinen nokta itibariyle Anadolu İrfan geleneğine yaslanan çeşitli cemaat ve tarikatlardan devşirilen devlet kadroları maalesef farklı tartışmalara yol açmasının yanı sıra, mevcut irfani gelenekten gelen cemaat ve tarikatları da yıpratmakta ve bu yapıların iktidar ve iktidar nimetleriyle temaslarının tefessüh etmesine yol açmaktadır.</p> <p class="text-align-justify">Bu nokta itibariyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fikri İktidar olamadık tespiti bir durum tespitinden ziyade bir kabullenmedir. İktisadi alanda yapılan; alt yapı yatırımları ya da inşaat temelli kalkınma modelinin kültürel anlamda bir müteahhitliğe sebep ulaşmadığı aşikardır. 18 yıllık iktidar sürecinde bilimde, sanatta elle tutulur, gözle görülür başarıların ya da çıkışların olmaması bu durumun ispatıdır. Maalesef kamuoyu gündemine gelen bazı çıkışların ise ya Aziz Sancar örneğinde olduğu gibi yabancı ülke kaynaklı olduğu  ya da Nuri Bilge Ceylan gibi siyasal İslamdan beslenmeyen kesimlerden olduğu da dikkate alınmalıdır.</p> <p class="text-align-justify">Politik ayrışma-ayrıştırmanın her zamanın olağan-olası hemen her türlü fay hatlarını hareketlendirdiğine bir kez daha şahit olmakla birlikte; imajlar üzerinden açığa çıkan hareketlilik belli ki insanların mutabakat sağlayabileceği ya da en azından yan yana gelebileceği zeminleri de ortadan kaldırıyor. İmajlar üzerinden üretilebilecek dil en basit tanımla “<strong>jargon</strong>” olabilir ki; olan da-olabilen de toplumun genel kabulü ve temas edebildiği “şey”ler imajlara bindirilmiş jargonlardır.</p> <p class="text-align-justify">Fikri iktidarın imajlara bindirilmiş bir söylem üzerinden kurulamayacağının ve böylelikle siyasal iktidar başarısı  sağlanabilse de muktedir alan imkanı oluşturamayacağının anlaşılması gerekiyor. Siyasal irade ilkelere dair sorumluluk almadığı sürece anlaşılıyor ki (tenet) ilkeleri değil tarihin sayılarını anlamaya ve yazmaya devam edeceğiz. İnsanı tarihsel varlık alanından (antroploji’ye göre insan aynı zamanda tarihsel bir varlıktır) sayısal alana indirgemekten başka bir seçenek kalmayacak. ​</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/yilmaz-ve-avsar" lang="" about="/yazarlar/yilmaz-ve-avsar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Yılmaz ve Avşar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Sa, 10/27/2020 - 20:51</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> <li><a href="/kultur-sanat" hreflang="tr">KÜLTÜR-SANAT</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-1139" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1603887635"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Dagistan</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/1139#comment-1139" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Genel olarak guzel tespitler…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Genel olarak guzel tespitler iceriyor. Bazi noktalarda biraz derinlemesine analizler olabilirdi. Ayrica İslamcilik ve hukumetin islamci oldugu yonundeki tespitlerinize itirazim var</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=1139&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="tmiaFzxIxh2gvRVoGHXz8JxQe09lNE2tA9DWPVX9Yz0"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Çar, 10/28/2020 - 00:06</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/1139#comment-1139" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-1153" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1604246730"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Nurten Canbasoglu</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/1153#comment-1153" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Hem dindar hem isin ehli…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Hem dindar hem isin ehli yonetim erki olusturulamaz mi, liyakat basta olmak uzere dunya ile guncellesen esnek, surekli yenilesme kabiliyeti olan yonetim anlayisi sart.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=1153&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="WPX0BU3lg4Abl80isYnGb3qU745gpM5HR0IfJYdtxfU"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Ct, 10/31/2020 - 22:14</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/1153#comment-1153" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1031&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="x35UjUqouwiuMWXxfZFJ0nPwMv17TaqCay08nyeVkP8"></drupal-render-placeholder> </section> Tue, 27 Oct 2020 17:51:50 +0000 Yılmaz ve Avşar 1031 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/10-derste-fikri-iktidar-olmanin-yollari#comments Başkanlık Tartışması Yahut Çamur Güreşi https://fikircografyasi.com/makale/baskanlik-tartismasi-yahut-camur-guresi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Başkanlık Tartışması Yahut Çamur Güreşi</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify">Amerika’da seçimlerden önce başkan adaylarının televizyonlarda kozlarını paylaştıkları başkanlık münazaraları adeta gelenekselleşmiş durumda.</p> <div style="text-align:center; margin-right:20px; float:left; min-width:20%; max-width:30%;"> <figure role="group" class="caption caption-drupal-media"><div data-quickedit-entity-id="media/910"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/abraham_lincoln.jpg?itok=SeuJ6ZpR" width="384" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <figcaption>Abraham Lincoln</figcaption></figure></div> <p class="text-align-justify">Münazaraların tarihi ta 1858'e kadar gidiyor. İlk münazaralar Abraham Lincoln ve Senatör Stephen A. Douglas arasında gerçekleşmiş. Bu tartışmalarda moderatör yokmuş. Adaylar seyirciler önünde her münazarayı bir saatlik bir konuşmayla açmışlar, sonra rakiplerine onların tezlerini çürütmek için bir buçuk saatlik süreler verilmiş.</p> <p class="text-align-justify">20. yüzyılda başkanlık tartışması ilk kez 1940’ta tekrar gündeme gelmiş. Wendell Willkie, Başkan Franklin D. Roosevelt'e meydan okumuş ama Rossewelt reddetmiş. 1948'de, Cumhuriyetçi partinin başkanlık adayı için yapılacak ön seçimler için Thomas E. Dewey ve Harold Stassen arasında Oregon'da bir radyo tartışması yapılmış. Demokratlar da 1956'da Adlai Stevenson ile Estes Kefauver ve 1960'ta John F. Kennedy ve Hubert Humphrey arasında yapılan başkanlık ön seçimi yarışında radyodan yayınlanan münazaralar düzenleyerek aynı şeyi yapmışlar.</p> <p class="text-align-justify">Televizyonda yayımlanan ilk başkanlık münazarası Richard Nixon ve John F. Kennedy arasında 1960 seçimi sırasında yapılmış. 1964'te genel seçim tartışmaları yapılmamış. Richard Nixon 1968 ve 1972'de herhangi bir tartışmaya katılmayı reddettiği için bu yıllarda da münazara olmamış. 1976 seçimlerinden başlayarak, “<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/League_of_Women_Voters">Kadın Seçmenler Birliği</a>” isimli bir sivil toplum örgütü, televizyonda yayınlanan münazaralara sponsorluk etmiş. 1976’da Gerald Ford-Jimmy Carter, 1980’de için John B. Anderson-Ronald Reagan ve Reagan-Carter tartışmaları,  1984'te Reagan ve Walter Mondale tartışmalarını gerçekleştirmişler.</p> <p class="text-align-justify">Bu tartışmalarda kürsülerden rakiplerini bombardımana tutan, rakiplerine ağır suçlamalar yönelten adayların yüzleşmesi sağlanıyor. Bu tartışmalarda hazır metinler, prompter’lar, asistan sufleleri yok. Sorular adaylara önceden verilmiyor. Her şey spontane gelişiyor. Hatta münazaranın sonunda moderatör aradan çıkıyor, tartışmacılar birbirleriyle doğrudan tartışıyorlar. O yüzden adaylar sıkı bir hazırlıkla rakiplerinin karşısına çıkıyorlar.</p> <p class="text-align-justify">30 Eylül Çarşamba sabahı, Türkiye saati ile dörtte, bu meşhur "presidenditial debate"lerin yani Amerika başkanlığı koltuğu için mücadele eden Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin adaylarının televizyonlardan da yayımlanan münazaralarının ilki gerçekleşti. Sonraki münazaralar 15 ve 22 Ekim günlerinde yapılacak.</p> <p class="text-align-justify">Bu seçimlerde dört başkanlık münazarası planlanmış. Bunların üçü Cumhuriyetçi partinin adayı ve mevcut başkan Donald Trump ile Demokrat partinin adayı Joe Biden arasında, diğeri başkan yardımcılığı koltuğu için yarışan Cumhuriyetçi aday (ve şu anki başkan yardımcısı) Mike Pence ve Demokrat partinin adayı Kamala Harris arasında gerçekleşecek.</p> <p class="text-align-justify">Amerikan halkının televizyonlarının karşısına kilitleyen bu münazaraların organizasyonunu “<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Commission_on_Presidential_Debates">Başkanlık Münazaraları Komisyonu</a>” yapıyor. Bu komisyon 1987’de Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin ortak sponsorluğunda kurulmuş, kâr amacı gütmeyen bir organizasyon.</p> <div style="text-align:center; margin-right:20px; float:left; min-width:20%; max-width:30%;"> <figure role="group" class="caption caption-drupal-media align-center"><div data-quickedit-entity-id="media/915"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/chris-wallace.jpg?itok=DdNz8ljB" width="300" height="398" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <figcaption>Chris Wallace</figcaption></figure></div> <p class="text-align-justify">İlk tartışmayı Cumhuriyetçilere yakınlığı ile bilinen Fox Tv’den gazeteci <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Chris_Wallace">Chris Wallace</a> tarafından oldukça adil bir şekilde yönetildi ve Fox TV’de yayınlandı.</p> <p class="text-align-justify">Yaklaşık iki saat süren tartışmanın bir kısmını seyrettim.</p> <p class="text-align-justify">Tartışma altı bölüme ayrılmıştı: "Trump ve Biden'ın resmi vergi kayıtları, yüksek mahkeme seçimi, coronavirus salgını, şehirlerde yaşanan şiddet olayları, seçim güvenliği ve ekonomi". Her bir bölüme yaklaşık 15 dakika verildi. Moderatör Wallace her konuyu izah ettikten sonra adaylara konuşmaları için ikişer dakika verdi. Ayrılan süre genellikle adaylara yetmedi. Trump, Biden soruları cevaplarken sık sık araya girdiği için moderatör Wallace tarafından birkaç kez ikaz edildi. Bir ara Biden, Trump'a "Çeneni kapayacak mısın dostum?" dedi. Ayrıca Trump'ı sağlık planlarıyla ilgili tartışmalar sırasında "palyaço", vergi kaçırma ile ilgili tartışmalar sırasında “yalancı” olarak nitelendirdi.</p> <p class="text-align-justify">Tartışma ajitasyon, çarpıtma ve yalanlarla doluydu denilebilir. Tartışma sırasında Trump, <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Proud_Boys">Proud Boys</a>'a atıfta bulunarak beyazların üstün ırk olduğunu savunanları ve beyaz milis gruplarını kategorik olarak kınamayı reddetti ve aşırılık yanlısı şiddetin "sağcı bir sorun olmadığını" söyledi.</p> <p class="text-align-justify">“Proud Boys”, sadece beyaz erkeklerin alındığı, politik şiddeti savunan ve şiddet eylemlerine girmekten kaçınmayan aşırı sağcı, ırkçı, neo-faşist bir grup. Merkezi Amerika olmakla beraber, Avustralya, Kanada ve İngiltere’de de varlık gösteriyor.</p> <div style="text-align:center; margin-left:20px; float:right; min-width:20%; max-width:50%;"> <figure role="group" class="caption caption-drupal-media align-center"><div data-quickedit-entity-id="media/913"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/proud-boys.jpg?itok=gLTnTx0T" width="480" height="270" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <figcaption>Proud Boys</figcaption></figure></div> <p class="text-align-justify">Tartışmada Biden ve Wallace, Trump'ın beyazların üstünlüğünü savunan ırkçı grupları kınaması için baskı yaptığında Trump " Kimi kınayayım?  Bana bir isim verin...", diye sordu. Biden buna "Proud Boys" deyince Trump kınamak yerine "Proud Boys, geri çekilin ve beklemede durun" dedi! Bunu ilgili örgütlerin “silahlanma çağrısı olarak algılayacağı” yorumları yapılıyor. Trump taraftarları bu ifadenin sadece başkanın yanlış bir kelime seçimi olduğunu iddia ediyorlar.</p> <p class="text-align-justify">Trump kavgacı bir çocuk gibi sürekli rakibinin lafını keserek, bağırarak, hakaret ederek üste çıkmaya çalıştı. Biden ise Trump’ın incelikten yoksun politikaları neticesinde ülkeyi batırdığı tezini işlemeye çalıştı.</p> <p class="text-align-justify">Trump, belli bir gelir seviyesinin altına bedava sosyal güvenlik sigortası yapmayı vaat eden Biden'i komünistlikle, Amerika'yı sosyalist bir ülke yapmaya çalışmakla suçladı.</p> <p class="text-align-justify">Biden Trump'ı covid konusunda sağlam bir strateji kuramayarak 200.000 Amerikalının ölümüne sebep olmakla itham etti.</p> <p class="text-align-justify">Trump sosyal demokratları orduya gereken önemi vermeyerek ve Amerika'yı gereksiz savaşlara sokarak çok daha fazla Amerikalı askerin ölümüne sebep olmakla itham etti.</p> <p class="text-align-justify">Programın sunucusu, soruları hazırlayan gazeteci Chris Wallace Trump'a "bir felaket" olarak nitelediği "Obama care" olarak bilinen, sosyal demokratların sosyal güvenlik sistemini kaldıracağını söylediği halde iktidara geldiğinden beri neden bir alternatif üretemediğini sordu. Trump ürettik dedi ama bugüne kadar ortaya koyulmuş bir alternatif yasa teklifi bulunmuyor.</p> <div style="text-align:center; margin-right:20px; float:left; min-width:20%; max-width:50%;"> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/914"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2020-10/biden-trump.jpg?itok=wvugozkF" width="480" height="320" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> </div> <p class="text-align-justify">Trump'a 2016 ve 2017'de sadece 750 dolar gelir vergisi ödediği iddiaları soruldu. Trump açıkça yalanladı ve milyonlarca dolar vergi ödediğini söyledi. Fakat resmi olarak ödediği vergi rakamını açıklamamakta direniyor. Eğer demokratlar ödediği verginin kesin rakamlarını elde ederlerse Trump'ın herkese yalan söylediği ortaya çıkar böyle bir "ifşa" seçimin sonucunu belirleyebilir. Yani Trump bir koz vermiş oldu. Bu durumu engelleyebilmesinin tek yolu dediği gibi milyonlarca dolar vergi verdiğini gösteren belgeleri kamuoyu ile paylaşması olabilir ancak.</p> <p class="text-align-justify">Ne kadar vergi ödediğini açıklamayı reddeden Trump şimdi “arkadaşlar çalışıyor, açıklayacağım” diyor. Biden’ın tartışma esnasında alaylı şekilde “ne zaman inşallah” diye sorması da geceye damgasını vurdu. Biden’ın “inşallah” kelimesini İslam aleminde yaygın olarak kullanıldığı bağlamda kullanması Müslümanlar için hem ilginç hem üzücüydü.</p> <p class="text-align-justify">Tartışma sonrası CNN/SSRS tarafından yapılan bir ankette, tartışma izleyicilerinin %60'ının Biden'ın kazandığını düşündüğü, %28'inin ise Trump'ın kazandığını düşündüğü ve altı puanlık bir hata payı olduğu ortaya <a href="https://www.cnn.com/2020/09/29/politics/donald-trump-joe-biden-debate-poll/index.html">kondu</a>. Tartışmanın ardından CBS News tarafından yapılan bir ankete göre, halkın %48'i Biden'ın kazandığını düşünürken, %41'i Trump'ın kazandığını düşünüyor, %10'a göre ise maç berabere <a href="https://www.mediaite.com/election-2020/breaking-biden-beats-trump-48-41-in-cbs-news-instant-post-debate-poll/">bitti</a>.</p> <p class="text-align-justify">Tartışmanın usulü, tarafların üslubu büyük eleştiri aldı. Bazı yorumcular bunun bir başkanlık münazarasından çok “çamur güreşine” benzediğini söylediler.</p> <p class="text-align-justify">Eleştirilere cevaben, organizasyonu yapan Başkanlık Tartışmaları Komisyonu web sitesinden yayınladığı bir açıklamayla gelecekteki tartışmaların daha medeni olacağına söz vererek şunları <a href="https://www.debates.org/2020/09/30/cpd-statement-4/">söyledi</a>:</p> <blockquote> <p class="text-align-justify"> </p> <p class="text-align-justify">Dün geceki tartışma, konuların daha düzenli bir şekilde tartışılması için geri kalan tartışmaların formatına ek bir yapı eklenmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.  Komisyon, yapılacak değişiklikleri dikkatle değerlendirecek ve bu tedbirleri kısa süre içinde açıklayacaktır.  Komisyon Chris Wallace'a dün geceki tartışmaya getirdiği profesyonellik ve beceri için müteşekkirdir ve geri kalan tartışmalar için düzeni sağlamak için ek araçların hazır olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.</p> </blockquote> <p class="text-align-justify"> </p> <hr /><p>Yararlanılan kaynaklar:<br />  </p> <ul><li><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/United_States_presidential_debates">https://en.wikipedia.org/wiki/United_States_presidential_debates</a></li> <li><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/2020_United_States_presidential_debates">https://en.wikipedia.org/wiki/2020_United_States_presidential_debates</a></li> <li><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Commission_on_Presidential_Debates">https://en.wikipedia.org/wiki/Commission_on_Presidential_Debates</a></li> <li><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/League_of_Women_Voters">https://en.wikipedia.org/wiki/League_of_Women_Voters</a></li> <li><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Proud_Boys">https://en.wikipedia.org/wiki/Proud_Boys</a></li> <li><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Chris_Wallace">https://en.wikipedia.org/wiki/Chris_Wallace</a></li> <li><a href="https://www.cnn.com/2020/09/29/politics/donald-trump-joe-biden-debate-poll/index.html">https://www.cnn.com/2020/09/29/politics/donald-trump-joe-biden-debate-p…</a></li> <li><a href="https://www.mediaite.com/election-2020/breaking-biden-beats-trump-48-41-in-cbs-news-instant-post-debate-poll/">https://www.mediaite.com/election-2020/breaking-biden-beats-trump-48-41…</a></li> <li><a href="https://www.debates.org/2020/09/30/cpd-statement-4/">https://www.debates.org/2020/09/30/cpd-statement-4/</a></li> </ul></div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/salih-cenap-baydar" lang="" about="/yazarlar/salih-cenap-baydar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Salih Cenap Baydar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Per, 10/01/2020 - 10:20</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1008&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="yxTGEPOppJxd5CE-5Zm69NVYVncUF3AcWLa14ComVG0"></drupal-render-placeholder> </section> Thu, 01 Oct 2020 07:20:50 +0000 Salih Cenap Baydar 1008 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/baskanlik-tartismasi-yahut-camur-guresi#comments Seçim Barajı Kaldırılarak da İstikrar Sağlanabilir https://fikircografyasi.com/makale/secim-baraji-kaldirilarak-da-istikrar-saglanabilir <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Seçim Barajı Kaldırılarak da İstikrar Sağlanabilir</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="MsoNormal text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Seçim barajının bugünkü gibi % 10 seviyesinde tutulması âdil, demokratik ve gerçekçi değildir. Hiçbir Avrupa ülkesinde böyle yüksek bir baraj yoktur. Türkiye de bu barajı düşürmek zorunda kalacaktır. Daha fazla suçlanmaya maruz kalmadan bunun yapılması gerekiyor. Seçim kanununun gündeme geldiği bugünlerde konunun ele alınmasında fayda vardır.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Seçimlerde % 10 baraj uygulanmasının istikrarlı hükûmetlerin kurulmasına yardımcı olduğu, bunun da Türkiye’ye çok şey kazandırdığı açıktır. Türkiye’nin başarısız ve bir kısmı şaibeli koalisyonlarla çok vakit kaybettiği de bilinmektedir. Başkanlık sisteminde hükûmet için meclis çoğunluğuna ihtiyaç olmadığı açıktır. Ancak hükûmetin icraatını dayandıracağı kanunların yapılmasında yine çoğunluk gereklidir. Bu da başka türlü koalisyonlara ihtiyaç duyulmasına sebep olmaktadır. Bu durumda Anayasamızda yazıldığı gibi temsilde adalet ve yönetimde istikrarı aynı anda sağlayacak yeni bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Avrupa ülkeleri bu iki unsurun temini için çeşitli usuller kullanmaktadırlar. Meselâ İtalya’da milletvekillerinin bir kısmı dar bölge sistemi ile, bir kısmı da nisbî temsil esasına göre seçilerek bu denge sağlanmaktadır.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><strong>Peki Çözüm ne ?</strong></p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Yukarıdaki unsurları hesaba katarak ülkemiz için şöyle bir çözüm bulunabilir:</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Baraj tamamen kaldırılarak temsilde adaleti sağlayacak bir sistem kurulabilir. Böylelikle yüzde bir oranında oy alan bir siyasî partinin de Meclis’te temsili mümkün olabilecektir. Bu şekilde halkın her kesiminin mecliste temsili, demokrasinin ruhuna uygun düşecektir ve kendi fikirlerinin mecliste temsilinin sağlandığını gören kesimlerin devlete küsmesi veya başka yollar aramasının önüne geçilebilecektir. Bu düzenleme toplumda huzurun sağlanmasına katkıda bulunacaktır. Diğer taraftan bu sistem değişikliğinin yönetimde istikrara darbe vurmasını önleyici bir düzenlemeye de ihtiyaç vardır. Bu da bir seçim çevresinde geçerli oyların en az % 50’sini alan bir siyasî partiye fazladan bir milletvekilliği verilerek sağlanabilir. Böylece Türkiye hiç baraj uygulamayan bir ülke olarak itibarını da artırabilir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu sistem geçmiş seçimlerde uygulanmış olsaydı mevcut partilerin çıkaracağı milletvekili sayılarının ne olacağı hesaplanabilir. Bu hesaplama sonunda o seçimlerde birinci parti olarak çıkan Adalet ve Kalkınma Partisinin muhtemelen beş-on milletvekili fazla çıkararak anayasayı değiştirebilecek sayıya ulaşmış olabileceği görülecektir. Yani iktidar partisi baraj gibi zorlamalara ve demokratikliği tartışma konusu uygulamalara başvurmadan Meclis’te daha büyük bir güce sahip olabilecekti.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Barajın şimdiye kadar yüksek tutulmasının esas sebebinin HDP veya benzeri bir partiyi Meclis dışında tutmak olduğu açıktır. Şimdiki Meclis tablosu, uygulanan % 10 barajın bunu engellemediğini göstermiştir. Bahsettiğimiz sistemle yapılacak bir seçimde Adalet ve Kalkınma Partisi şimdiki sistemde çıkaracağından daha fazla milletvekili çıkaracaktır. Halkların Demokrasi Partisi ise muhtemelen şimdiki kadar milletvekili çıkaracaktır. Diğer büyük ve orta büyüklükteki partilerin milletvekili sayılarında düşme olacaktır. Diğer taraftan küçük partiler de ittifak arayışlarına girmeden ikişer-üçer milletvekili ile Meclis’te temsil edilebileceklerdir. Böylelikle halkımızın bütün kesimlerinin Meclis’te temsili mümkün olacaktır. Halkın bütün kesimlerinin desteğini alan bir Meclisin daha kuvvetli olacağı açıktır. Ayrıca bu düzenlemenin vicdanları rahatlatması bakımından da faydası görülecektir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu sistem bazılarınca düşünülen dar bölge seçim sisteminden çok daha âdildir. Çünkü o sistemde teorik olarak bir parti oyların % 30’unu alarak ülke çapında milletvekillerinin tamamını çıkarabilir. Çünkü bir bölgede oylar % 30, 25, 20, 15, 10 olarak dağılırsa bir hafta sonra ilk iki aday arasında seçim tekrarlanmakta ve % 30 alan aday veya diğeri oyunu % 51’e çıkarırsa milletvekili olmaktadır. Çok zor olmakla birlikte her seçim çevresinde aynı tablonun çıkması bahsettiğimiz sonucu doğuracaktır. Teklif ettiğimiz sistemde böyle bir tehlike yoktur.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Teklif ettiğimiz seçim sistemi ile Türkiye birçok Avrupa ülkesinden daha âdil ve demokratik bir uygulama ile dış itibarını da yükseltecektir.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/ayhan-pala" lang="" about="/yazarlar/ayhan-pala" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Ayhan Pala</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pa, 06/21/2020 - 10:15</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=934&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="NqB2SQd8SyIDyv55ZNMAIUJRGcMDR-r8C6-nbM7dHOk"></drupal-render-placeholder> </section> Sun, 21 Jun 2020 07:15:40 +0000 Ayhan Pala 934 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/secim-baraji-kaldirilarak-da-istikrar-saglanabilir#comments Erken Seçim ve Yeni Bir Anayasa Üzerine Öngörüler https://fikircografyasi.com/makale/erken-secim-ve-yeni-bir-anayasa-uzerine-ongoruler <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Erken Seçim ve Yeni Bir Anayasa Üzerine Öngörüler</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="MsoNormal text-align-justify"><br /> <br /> Erken seçim tartışmaları, erken seçim olmayacağına dair iktidar açıklamalarına rağmen sürüp gidiyor.. Öte yandan anketlerde iktidar bloğunun hükümet kurmak için gerekli %51`i (yani %50+1'i) çıkaramayacağı, %35-40'lar arasında (anketine göre!) bir yerlerde durduğu tesbitleri yer alıyor. Oranlardaki bu düşüş 2 yıldır sürüyor ve geçen sene iktidarın birçok büyük belediyeyi muhalefete bırakmasıyla sonuçlandı. Geleceğe dair ekonomi, eğitim, bilim, toplum ve diğer alanlarda iktidara oy olarak yarayacak bir yükseliş ümidi de görünmediğine göre bundan önce iktidarın hep yaptığı gibi, bir erken seçimle güven tazeleyerek&nbsp; yeni bir iktidar döneminde eksik ve hatalarını düzeltecek bir imkan arama yoluna gideceğine inanmak için elde güçlü tarihi sebepler var. O halde bu konuyu genişçe bir masaya yatırıp incelemenin de zamanı.<br /> <br /> Tesbit ettiğimiz gibi, başkanlık sistemi, ( devlette yol açtığı tartışılan diğer mahsurların yanı sıra) iktidar namzetlerini&nbsp; zora sokmuş bir düzendir. Bir önceki anayasal düzen ve seçim sisteminde %35-40 oy ile parlamentoda %51-55 çoğunluk sağlayıp iktidar olmak mümkün iken %50+ oy şartı ile içine düşülen bu sıkıntı, iktidar kesimlerini de derin derin düşündürüyor olsa gerek.<br /> <br /> Şu an tüm dünyada hüküm sürmekte olan korona hastalığının yol açtığı küresel kriz ve sureta göz gözü görmez fırtına dindiğinde, tüm dünyada ve dolayısıyla Türkiye'de bir ekonomik enkazla karşılaşacağımız kimsenin meçhulü değil. Krizde ABD gibi ekonomik devlerin de 40 milyonu bulmuş işsiz sayısıyla (%25 işsizlik, tüm ABD tarihinde rekor!) çok olumsuz etkilendiği dikkate alındığında Türkiye için kimse olumlu tablolar beklemiyor ve ortaya çıkan manzara da en çok baştakileri sıkıştıracak. O halde, dikkatler ekonomiye fazlaca dönmeden, düşen oy oranlarına rağmen durumu toparlamak için hızlı hareket etmek, gerekli yasal-anayasal değişiklikleri hızla yaparak ardından erken seçime gitmek, bununla yeni bir dönemde istikrarı yakalamaya çalışmak gerekli.<br /> <br /> Yeni bir anayasa kaçınılmaz olarak seçmen gözünde şimdikinden bir geri dönüş olarak algılanacağı için ve ayrıca daha uzun hazırlık süreleri gerektirdiği için anayasayı halkoyuna sunmak, sonuç almak açısından daha müşkil görünüyor. İktidara %51 oy vermeyen seçmenin iktidarın anayasa teklifine %51 oy vereceğini beklemek fazla iyimserlik gibi. O halde anayasa değişikliği işini muhalefetle birlikte meclis içinde halledip onları da tatmin edecek değişikliklerle hızlıca kotarmak ve böylece değişiklik için anayasaca öngörülen yüksek oranlı çoğunluğu sağlayarak meclisten geçirmek,&nbsp; sonra erken seçime gitmek daha akıllıca bir alternatif görünüyor.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><br /> Bir anayasa değişikliğini meclisten geçirmek için muhalefetle anlaşmak ise, hoşuna gitmese bile AKP'nin bir seri tavizler vermesini gerektiriyor:<br /> 1) Muhalefet anayasa değişikliğinde parlamenter demokrasiye dönmek istediğini baştan beridir beyan etmiştir ve başka türlüsüne yanaşmayacaktır. O halde AKP'nin ilk vereceği taviz bu olacaktır.<br /> 2) Parlamenter demokratik düzen tarafsız bir cumhurbaşkanı gerektirdiği için yeni düzende parti başkanı ise seçilen cumhurbaşkanının parti başkanlığını terk etmesi istenecektir.<br /> 3) Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi %51 seçmen oyu sorununu tekrar gündeme getireceği için az oy ile mecliste çok sandalye sağlamayı amaçlayan iktidar blokunun cumhurbaşkanının da meclisçe seçilmesi isteğine itiraz etmeyeceği, hatta bunu kendisinin teklif edeceği öngörülebilir.<br /> 4) Muhalefete şirin görünmek ya da gerçekten demokrasi istediğini ispat etmek için iktidarın başka tavizler de vermesi ve politikasında değişiklikler yapması gerekiyor. Bunlar arasında siyaset dilini yumuşatmak, genel af ilan ederek düşünce suçlularını salıvermek, muhalif medyanın şartlarını yumuşatmak ve imkanlarını geliştirmek, kendisinin gerekirse sertçe eleştirilmesine müsamaha göstermek, cumhurbaşkanı ve muhalefet liderlerinin&nbsp; bir araya gelerek&nbsp; kopan ilişki ve barış ortamını tekrar&nbsp; kurmaları da sayılmalıdır. Ancak bu durumda iktidar&nbsp; muhalefeti getirdiği bir anayasa değişikliğine onay vermeye ikna edebilir.<br /> <br /> Bu durumda yeni anayasayı kabul eden meclis ardından erken seçim kararı alır ve tekrar toplanınca bir cumhurbaşkanı seçer ve yeni bir hükümet atar.<br /> <br /> Muhalefetle pazarlığın bir unsuru olarak&nbsp; cumhurbaşkanlığına tekrar seçilme sayısının geçici maddeyle artırılması iktidarca istenebilir; belki de şimdiki cumhurbaşkanı başbakanlık makamını kendi açısından daha avantajlı görüp AKP kökenli bir başka siyaset arkadaşını cumhurbaşkanlığına aday&nbsp; göstererek Rus devlet başkanı Putin'in yöntemini taklit edebilir.<br /> <br /> İktidar blokunun üzerinde önemle duracağı&nbsp; gerçekten önemli bir konu da (başta bahsettiğimiz gibi az oy ile çok meclis sandalyesi sağlayan) bir seçim kanunu hazırlamak olacaktır. Tahminimiz İngiliz usulü tek turlu bir dar bölge seçim sisteminin kabul edilmesi için iktidarın uğraşacağıdır. Bu tür bir seçim sistemi, iktidarın az oy ile çok sandalye sağlamasına ve iktidarını sürdürmesine imkan verir. Bu seçim sistemi hakkında kısa bir bilgi verelim: 1 seçim bölgesinden 1 milletvekili seçilir. Seçimin kuralı "en önde giden ipi göğüsler"dir. Bunun anlamı 1 bölgede en çok oy alan 1 kişinin diğer adaylar arasından vekil olarak seçilmesidir. Bu kişinin çoğunluk oyunu alması gerekmez; bizdeki belediye başkanlığı seçimlerinde olduğu gibi bir adayın diğer adaylardan daha çok oy alması yeterlidir. Bu usulle %25-35 gibi oy oranları ile bir parti seçim 1 bölgesinden 1 milletvekili çıkarır. Ülke genelinde %35-40 gibi oy oranları parlamentoda %51-60 (dağılıma göre) bir çoğunluğu garanti eder. Bu ise hem cumhurbaşkanı seçmeye hem de hükümet atamaya yeter.<br /> <br /> Yeni seçim kanunu ile seçim barajlarını da kaldırmak küçük partileri bu değişiklik safına çekecektir. Mecliste hatırı sayılır sandalyeyi elde tutan MHP, İyi Parti ve HDP bir seçim barajına takılma endişesinden hala çok uzakta sayılmaz, böyle bir değişiklik onların da yeni kanuna destek vermesini kolaylaştırır.&nbsp; Öte yandan İngiliz dar bölge sisteminin, küçük partilerin güçlerini&nbsp; avantajlı gördükleri bölgelere teksif ederek&nbsp; oradan milletvekili çıkarabilmesine izin verdiği bilinmektedir. Son olarak bu seçim kanununu "demokrasinin beşiği İngiltere'den getirdik, daha ne istiyorsunuz?" diyerek savunmak da AKP jargonuna uygundur!<br /> <br /> AKP açısından zaman kısıtlıdır. Sürekli düşmekte olan oy oranları, ileride bu değişiklikler yapılsa dahi bir iktidarı garantilemeyebilir. Öte yandan korona krizini başarılı şekilde yönettiği yönünde halkta oluşmuş nisbi kanaat nedeniyle anketlerdeki oy oranları bir miktar artmış olsa da korona salgını geçtikten sonra (bu satırların yazarı 2. dalga bir salgını pek mümkün görmüyor) ortaya çıkan iktisadi manzara tekrar halkın teveccühünde ciddi düşüşler getirebilir. Dolayısıyla anayasa değişikliği ve seçim için dar bir zaman penceresi var.&nbsp;<br /> <br /> Tabi tüm bunlara karşın iktidar hiçbir şey yapmayarak 2023'ü de bekleyebilir, ama o durumda rahat bir iktidar dönemi geçirmesi ve gelecek seçimleri %51 oy ile kazanması çok muhtemel görünmüyor.&nbsp; Geç kalmış değişikliklerle daha düşük oy oranlarıyla iktidara gelme çabaları dahi vakti geçtiğinde başarısız kalabilir. Tartıştığımız seçeneğin iktidara (belki de çok lazım olan) hali hazırdaki krizli durumdan "güvenli çıkış stratejisi" sunduğu da açıktır. İktidar ne yapacak? Bekleyecek ve hep birlikte göreceğiz.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/altay-unaltay" lang="" about="/yazarlar/altay-unaltay" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Altay Ünaltay</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Ct, 06/06/2020 - 18:45</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> <li><a href="/kategori/secim" hreflang="tr">SEÇİM</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=906&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="51j3oClx1sDGkdLVWG-hyqhEKebpHoJ37HKORtiIW_k"></drupal-render-placeholder> </section> Sat, 06 Jun 2020 15:45:08 +0000 Altay Ünaltay 906 at https://fikircografyasi.com Ak Parti ve Türkiye'nin Muhalefet Düğümü (*) https://fikircografyasi.com/makale/ak-parti-ve-turkiyenin-muhalefet-dugumu <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Ak Parti ve Türkiye&#039;nin Muhalefet Düğümü (*)</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="MsoNormal text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu memleketteki en mühim siyasî reform ihtiyacı, "taşları bağlayıp itleri serbest bırakan" muhalefet rejimine son verecek bir "meşrû muhalefet hakkı" ve "muhalefetin örgütlenmesini ve faaliyetlerini sade serbest bırakmakla kalmayıp desteklemeyi bir kamu yükümlülüğü haline getirecek" siyaset rejimi reformudur.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Türk siyaset statükosu, muhalefet partilerine yer vermekte, ama muhalefet etmeyi imkânsız hale getirmektedir. Mevcut muhalefet partileri, kendilerine bir sosyal taban edinmiş olsa da tabandan gelmiş değildir; aksine, rejim güçlerince daima "serbest seçimlerde halkın saf duygularını istismar ederek iktidarı ele geçirmek"le suçlanan hükümete karşı, devletin, kendi kırmızı çizgilerini korumak için şerbetlediği, "majestelerinin hükümeti frenleme mekanizmaları"dır.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bunun şimdiki tek istisnası HDP çizgisidir. Eskiden Refah Partisi de bir başka istisnayı oluşturuyordu. İkisi arasındaki çok önemli fark, HDP'nin görünüşte "etnik jargon" kullansa da ayrılıkçı bir örgütün legal kanadı olmasına karşılık, Refah Partisi'nin halkın tüm kesimlerine yönelik olarak siyaset yapan bir parti olmasıydı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">28 Şubat, iktidarın büyük ortağı olmasına karşılık, bu partinin potansiyel tabanı olan dindar ya da mütedeyyin halk kesiminin püskürtülmesine ve bu oluşuma öncülük ederek tek başına iktidar şansını artırabilecek yeni seçkinleri tedip etmek amacıyla yapıldı. Bu "tabandan biçme – tepeden iğdiş etme" aklının üç büyük sonuç verdiği söylenebilir:</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">1. Tepeden iğdiş girişimi "Yenilikçiler" denilen bir oluşum çerçevesinde, "Millî Görüş gömleğini çıkarmış" bir icraat partisi olarak AK Partileşme ile sonuçlandı. (Başlangıçta "icraat"a ilaveten bir de "demokratik reform hevesi" vardı.)</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">2. Tabandan biçme ters tepti. Dindar ya da mütedeyyin kesimlerin tercihi bir yana, bu nitelemeye sığdırılamayacak geleneksel kökenleri hala taze halk kitlesi, 28 Şubat'la iş birliği yapan koalisyon partilerinin "o arada el çabukluğu ile dolu dizgin soygunu”nun meyvesi olan 2000'ler ekonomik krizlerine karşı, yerel yönetimlerdeki Refah başarısını ve üstelik "Yenilikçi" yüzün "irticacı görünmeyen sempatisi"ni de mazeret edinerek AK Parti’yi tercih etti.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">3. İslamcı siyaset, ya da Siyasal İslam tasfiye edilince, geriye, baştan beri bir "yeraltı örgütlenmesi” niteliğinde olan "The Hizmet"e çok geniş bir alan açılmış oldu. AK Parti, Cemaat örgütlülüğünü, hazır enstrüman olarak kullanmaktan öte bir şansa sahip değildi. Ama bunun bir tür "yeniçeri ayaklanması" niteliğindeki 17-25 Aralık ve 15 Temmuz bedeli doğuracağını öngöremedi.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Toparlayayım:</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">AK Parti, tabandan bir muhalefet hareketi olarak 28 Şubat'ın dil zarâfetinin de ters tepmesi ile doğdu. Muhalefet hareketi olarak reform ajandası boş, aslında dersine sadece belediyecilikte (o da yatırım+yardım+güler yüz'den ibaret) çalışmış; bürokraside, iş hayatında, yargıda, üniversitede, medyada henüz iktidar için dersine çalışmış ekipleri olmayan bir muhalefet hareketi. İktidarı, vaatleriyle değil, "tepkilerin odaklanabileceği alternatifsiz adres" olmasıyla elde etti. Yapması gereken, "meşrû muhalefet için siyasî sistemi dönüştürmek" iken yapabildiği, iktidara yerleşmek oldu. Bu, sadece AK Parti'nin "mümkünler arasında oportunist tercihi" değil, "rejim güçlerinin imkânsız kıldığı reformlara sıra getirebilmek" için "yapılması mümkün işlerle" icraat yaparken iktidar koltuğuna neredeyse kalkmamacasına yerleşmekten ibaretti.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Türkiye, bu 15 yılda, muhalefete alan açmak yerine, muhalefetten kocaman bir iktidar devşirmeyi başardı. Bu başarının kesinleştiği 2008'den bu yana, AK Parti, iş dünyasındaki aç gözlü oligarkların, bürokrasi ve üniversitelerde muhteris makamperestlerin ve elbette FETÖgiller ama aynı zamanda jöleli çocukların kuşatması altındadır.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Sosyal tabandan yeni bir muhalefet oluşumu şansı da büyük ölçüde böylelikle tüketilmiştir. Siyasî rejimin meşrû muhalefete alan bırakmadığı, muhalefet tabanı olabilecek kitlelerin iktidardaki partiye emildiği, muhalefet partilerinin devşirilmiş kitleler dışında "tüm halkın arayışları"na cevap verebilecek fikir, program, kadro, ses ve edâdan mahrum olduğu büyük bir "muhalefet düğümü", hem siyasî sistemi kötürümleştirmiş hem de "dilsiz feryatların ümüğüne dolanmış" vaziyettedir. Türkiye'nin politik "İskender düğümü" budur!</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">–––––––––––––––––––––––&nbsp;</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><em>(*)</em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu yazı, 23 Kasım 2016 tarihli bir facebook paylaşımı olarak üç yılı aşkın bir zaman önce 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden birkaç ay sonra kaleme alınmıştır. Zaten neredeyse modernleşme tarihimizle yaşıt bir kördüğüm niteliğindeki “muhalefet düğümü”nün aradan geçen zaman içinde hangi ilmeklerle sıkılaştığı, başka bir yazının konusu olmayı hak ediyor.</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/vehbi-baser" lang="" about="/yazarlar/vehbi-baser" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Vehbi Başer</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Ct, 05/23/2020 - 08:42</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-508" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1590868913"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">tolga avşar</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/508#comment-508" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">AK Parti &quot;yeniçeri…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>AK Parti &quot;yeniçeri ayaklanması&quot; niteliğindeki 17-25 Aralık ve 15 Temmuz bedeli doğuracağını öngöremedi.&quot; cümlesiyle (iktidarın sahibinin) kandırılmış olduğu-olabileceği argümanını kabul etmiş olduğunuzu anlıyorum. Eğer bu &quot;kalkışma&quot; bir öngörü eksikliği ise; bir şekilde zaferle inşa edilmiş olan yeni ve de aynı zamanda bir garip başkanlık iktidarının; bu denli beceriksizlikle sarmalanmış &quot;öngörüsüzlükle&quot;, yedi düvele karşı durmayı!!! ve her türlü oligarkı alaşağı ederek nasıl oluyor da devam ettirilebildiğini anlamamız gerekmiyor mu? Doğrusu hayatın içinde ki en basit ifade ile &quot;hayaller Etiler, gerçekler Zeytinburnu&quot; jargonu bu öngörüsüzlüğü anlatmaya yetmez kanaatindeyim.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=508&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="kVZIt0KBQs6Q6ycaIhGDsH3Lvsp4dlEgAcpAJuWsuMw"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Ct, 05/30/2020 - 22:24</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/508#comment-508" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=879&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="PIUH0GyatrYC3FWj9FeO-WYBbW_2ex2krLl86dT7CX8"></drupal-render-placeholder> </section> Sat, 23 May 2020 05:42:51 +0000 Vehbi Başer 879 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/ak-parti-ve-turkiyenin-muhalefet-dugumu#comments Bir 28 Şubat Analizi https://fikircografyasi.com/makale/bir-28-subat-analizi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Bir 28 Şubat Analizi</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="text-align-justify">Hatırlarsanız 28 Şubat sürecinden önce kurulan REFAHYOL hükümetini çalışamaz hale getirmek ve itibarsızlaştırmak için ardı-arkası kesilmeyen gensorular verilmişti. Asker tepeden bastırıyor, basın ahlaksızca saldırıyordu. Meclis içi muhalefet kendisine verilen rolü hakkıyla (!) icra ediyor, beşli çete (TİSK, TESK, TOBB, TÜRK- İŞ ve DİSK) hadisenin görünüşte "sivil" ayağını yönetiyordu. Operasyon koalisyon içerisinde de çoktan başlatılmış, parti içi muhalefet harekete geçirilmişti. Bir yandan da sonradan ismi tarihe bile karışamayan TOBB başkanı yeni kurulacak teknokrat hükümet için çoktan milletin önüne konmuş, havalara giren başkan, kendisinden çok emin bir üslupla ve yiyeceği çalımdan habersiz ‘bu iş bitti’ diye basına beyanat bile vermişti.</p> <p class="text-align-justify">Durumun nezaketinden habersiz olmayan ve süreç içerisinde yaşananlardan hareketle vahameti fark eden mevcut başbakan (merhum Necmettin ERBAKAN), opsiyonlu protokolünün de bir gereği olarak, bir yılın dolmasının ardından başbakanlığı diğer ortağa (Tansu ÇİLLER) devretmek üzere istifasını sunmuştu. Zor zamanların adamı şehit Muhsin YAZICIOĞLU’nun dışarıdan verdiği destekle herhangi bir güvenoyu sorunu olmamasına rağmen, kurt siyasetçi cumhurbaşkanı koalisyon protokolünü görmezlikten gelerek görevi üçüncü bir kişiye (Mesut YILMAZ) vermiş ve böylece 54. hükümet tereyağından kıl çekercesine görevden el çektirilmişti Başında BÇG'nin bulunduğu yasadışı oluşumun ve kartelci medyanın yoğun gayretleriyle kurulan yeni hükümet, kamuoyunda gerçek bir desteğe sahip değildi. Üstelik söz konusu kesimlerin yoğun baskısıyla çıkarılan sekiz yıllık kesintisiz eğitim yasasının sırf İmam Hatip Liselerini kapatmaya yönelik olduğuna da bilmeyen yoktu.</p> <p class="text-align-justify">Kendi ifadesiyle ‘sayısal çoğunluktan’ değil, ‘siyasal ağırlıktan’ yana tavrı onu iç ve dış müesses nizam nezdinde yeni bir kahramanlığa (!) taşımıştı. Görev böylece "başarıyla" tamamlanmış, askeri ayak temsilcisince bin yıl süreceği öngörülen meş’um süreç fiilen başlatılmıştı. Silahsız kuvvetlerin (!) elbirliğiyle başarılan süreç çağdaş Türkiye’ye bu zorunlu küçük aradan sonra doğal (!) haklarını iade etmişti. Netameli zamanların adamının elbette döneme ilişkin söyleyecekleri vardı: Dokuzuncu Senfoni icra edilirken "İşte çağdaş Türkiye…" demişti mesela… Saddam’ın heykelinin yıkılışı nasıl gidişini sembolize ediyorsa, kendisine bağlı senfoni orkestrasının Avrupa Birliği marşını icrası da bu silahsız kuvvetlerin başarısını taçlandırıyordu. Herkes ayağa kalkıp alkışlamıştı... Maskesini indiren derin ve karanlık, dış ve onların iç işbirlikçilerinin temsilcisi hızını alamayarak; gayet pişkin ve kendinden emin tavırlarla ‘başı bağlı olanları’ Arabistan’a göndermekten bile bahsetmişti.</p> <p class="text-align-justify">Halka rağmen yapılan icraatlar bunlarla sınırlı değil elbette… Üniversitelerde ve kamu kuruluşlarında (hatta bazı özel kuruluşlarda: dershaneler gibi) başörtüsü yasağı, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri uygulanmayan kılık kıyafet yasası gerekçe gösterilerek sokaklarda gözaltına almalar, fişleme ve jurnallemelerin çoğalması, camilerle ilgili yeni düzenlemeler ve Kur'an kurslarının kapatılması, yargının siyasallaşması ve bağımsızlığını yitirmesi, askerin siyasete müdahalesi gibi rahatsız edici pek çok uygulama kaba güç, sindirme ve tehditlerle hayata geçirilmişti. Tabi bütün bunların bir bedeli vardı. Nitekim; çok geçmeden kurdukları sistem başlarına yıkıldı (2001 krizi). Bir sonraki sene ise her biri silinip gitti (2002 seçimleri).</p> <p class="text-align-justify">Bu güvensizlik ortamında bin yıl sürmesi öngörülen süreç sadece beş yılda bitivermişti. Aslında biten deniz olarak görülen devletti. Nitekim sürece destek verenler tek tek kuyruğa girmiş, kendilerine düşen hisseyi haklı olarak (!) talep etmişti. Yorgan gitmiş ama kavga daha yeni başlamıştı. Sürece katkıda bulunanlar, pastadan daha fazla pay alabilmek için aç kurtlar gibi saldırdılar… Onların da eli mahkûmdu tabii… Ardarda mantar gibi türeyen “bankacıklar”, hizmetin karşılığı olarak ikram ediliyordu. İşbirliği öylesine ileri gitmişti ki; kel alaka, fodul, üstelik ebleh generaller bu bankaların yönetim kurullarında imza karşılığı büyük taltiflere mazhar oluyorlardı. General ve bankacı… Öyle mi…</p> <p class="text-align-justify">Oluşan puslu havadan istifade ne var ne yok ‘götürülünce’, gerçek depreme muhatap olanlar bürokrasideki partnerler vasıtasıyla Merkez Bankasının içini başkanın da yardımı alelacele boşaltmışlardı. Sahip oldukları bankalar işlevini tamamlamış birkaç gün içerisinde zenginliklerine zenginlik katmışlardı. Milletten mevduat adı altında topladıkları paraları da aynı yöntemle zimmetlerine geçirdiler. Öyle ya; banka batsa da koskoca devlet garantisi vardı değil mi... Sindirilmiş, üstelik olup bitenden habersiz kuru kalabalıklar ne yapabilirlerdi ki…</p> <p class="text-align-justify">Kendi aralarındaki kavgayı (anayasa kitapçığı fırlatma) basınla paylaşmakta beis görmeyen başbakanın açıklaması bardağı taşıran damla olmuştu. Aslında taşan bardaktaki damla değil barajın önündeki bent yıkılmıştı. Nitekim döviz üç katıma çıkmış, kara çarşambalar, kara pazartesiler birbirini kovalar olmuştu. Ofshorezedeler sokağa çıkmış, Konya merkezli misyonlu oluşturulan ‘holdingler’ tek tek çökmüş, hüsnüniyetle bir ömür biriktirdiği parasını kaptıran Almancı ise parasının üzerine bir bardak soğuk su içmek zorunda kalmıştı. Köftecisine kadar listesi çıkarılan ve yayınlanan yeşil sermayede batıklar başlamış, ihlasfinaszedeler vasıtasıyla yeşil sermayeye güven başarıyla sarsılmıştı. Haddi zatında bu yeni bir politika da değildi. Nitekim geçmişte S Arabistan'la ticareti laikliğe aykırı bulanlar bile olmuştu.</p> <p class="text-align-justify">1997’nin 28 Şubatında bu ülkede yaşananlar, 28 Şubat’a özel bir anlam yüklememizi gerektiriyor. Ağızlarda pelesenk olmuş olan demokrasidir ama demoklesin kılıcı da sürekli tepesinde sallandırılır halkın… Sırtından sopayı eksik etmez bir başka deyişle… Aslında ortalıkta demokrasi filan yoktur. Oyalanır işte kuru kalabalıklar, çocuğun oyuncakla oyalandığı gibi… Ağzına bir parmak bal çalınanlar da derin bir sessizlik içerisine girerler. Kalabalıklar ellerindeki oyuncaklarla oyalanırken oligarklar deveyi amuduyla götürür de o kalabalıklar bedel ödeneceği zamana kadar aklını başına devşirmez.</p> <p class="text-align-justify">Rahmetli Enver Öreni 28 Şubatta sorguya çektiklerinde ve 'biz yakında sokakta da başörtüsünü yasaklayacağız' tehdidi üzerine, bunun bir iç savaşa yol açabileceğini söyleyen muhataplarına, “bana bak biz bu ülkede 23 milyon inancını yaşayan insan olduğunu biliyoruz, gerekirse tek tek hepsini öldürürüz”, tehdidi gözü dönmüşlüğün de delili idi.</p> <p class="text-align-justify">Bu ülke düşünen insan için adeta ‘gidemeyenlerin ülkesi’ haline gelmişti. Bir kongrede tanıştığım ve Amerika’da yaşayan bir akademisyene; ‘gelseniz artık, biraz da bu ülkeye hizmet etseniz’ dediğimde verdiği cevap hala aklımda; ‘ben gelmem bu yobaz ülkeye…’ Oysa kendisinin Anadolu insanı olduğu her halinden belliydi…</p> <p class="text-align-justify">Netameli zamanlarda konuşmak nasıl “zorsa”, güçlü iken adil olmak da o kadar güç… Olamadılar, adil davranamadılar, kendilerine emanet edilen silahı memleketin öz evlatlarına çevirdiler. O kadar da çok işbirlikçileri varmış ki… Kimisi darbecileri şakşakladı, kimisi onlarla aynı kareye girmek için birbirleriyle yarıştı, kimisi de mağdurlarla aynı karede görünmek istemedi. Aramıza ajan olarak girip yalan yanlış bilgileri götürüp ihanet edenler bile oldu… Pozisyonunu muhafaza için…</p> <p class="text-align-justify">Oysa önemli olan zor zamanda konuşmaktır. 28 Şubatı şimdi konuşmanız çok anlamlı değildir. Olay yaşanırken nasıl davrandığınızdır önemli olan… Sizin mücadeleniz başarılı olmasa bile gelecek nesillere güçlü bir mesaj verecektir mücadele azmine dair... Sabır ve samimiyetle çalışmak pozitif sonucu da getiriyor beraberinde... Ama hangi adımı ne zaman atacağınız son derece önemlidir. Yeter ki siz doğru hedefe kilitlenin…</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/kamil-gungor" lang="" about="/yazarlar/kamil-gungor" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Kamil Güngör</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Sa, 03/03/2020 - 18:33</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/siyaset" hreflang="tr">SİYASET</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=772&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="VNgiWBQBXJeb-pHYfz1d_d9yFcfhclKKPT3dQP_tdio"></drupal-render-placeholder> </section> Tue, 03 Mar 2020 15:33:31 +0000 Kamil Güngör 772 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/bir-28-subat-analizi#comments