SOSYOLOJİ https://fikircografyasi.com/ tr Hevâyı İlah Edinmek https://fikircografyasi.com/makale/hevayi-ilah-edinmek <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Hevâyı İlah Edinmek</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1157"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/unknown%5B1%5D.png?itok=JJVnHRqF" width="480" height="320" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Ülkemizde birçok insan gözlerinin önünde cereyan eden <strong>haksızlıkları, yolsuzlukları, zulümleri, torpil, rüşvet hadiselerini</strong> görmezden gelme, bunlardaki rolleri ortada olan siyasetçileri alenen desteklemeye devam etme eğiliminde.</p> <p>Bunu <strong>neden </strong>yaptıklarını sorduğumuzda iki temel argümanla cevap veriyorlar.</p> <p>1. <strong>Söylenenler iftira... </strong>Aşkla sevdiğimiz, yürekten inanıp peşine düştüğümüz liderimizin müthiş feraset ve becerisiyle oyunlarını bozduğu <strong>"dış güçler" </strong>ve onların<strong> içerideki iş birlikçileri </strong>bir<strong> "algı operasyonu"</strong> yürütüyorlar. Her toplulukta çürük elmalar olur. Liderimizin etrafına sokulmuş birkaç kötü niyetli insanın hırsızlıklarını, yolsuzluklarını ileri sürerek ülkemizin yaptığı büyük atılımın, özgürleşmenin, şanlı mazimizdeki şaaşaalı günlerimize dönmemizin önüne geçmek istiyorlar. Bir iki küçük yolsuzluk yaşandı diye liderimizi yürüyüşünde yalnız bırakacak değiliz.</p> <p>2. Tamam çok kötü şeyler oluyor kabul... Ama sadece bizim liderimiz ve çevresi değil, <strong>herkes kötü, çıkarcı, ahlaksız, adaletsiz.</strong>.. Bunlar gitse, yerlerine gelecek olanlar da kendi çevrelerine çıkar sağlayacak, bize bugün sağlanan imkanları sağlamayacaklar, bugünkü ayrıcalıklarımızı elimizden almakla yetinmeyip üzerine bir de zulmedecekler. <strong>Ehven-i şer </strong>olduğu için liderimizi desteklemeyi sürdüreceğiz.</p> <p>Bu iki argümanın ikisinde de belirleyici olan, insanların <strong>akılları değil hisleri</strong>. İlkinde, <strong>hislerle yapılan yatırımın</strong> yanlış çıkmasını kabullenememe (aşığın <strong>kör edici </strong>bir şiddetle bağlandığı sevgilisinin kusurlarını görmemek için gözlerini kapaması, önüne koyulan hakikati inkâr etmesi) hali, ikincisinde ise şahsi <strong>çıkarlarla ilkeler karşı karşıya geldiğinde ilkeler yerine şahsi çıkarları tercih etme</strong> hali öne çıkıyor.</p> <p>Aslında her iki argümanda da <strong>hakkın, aklın ve adaletin değil "heva ve heveslerin" peşine düşülmesi </strong>söz konusu.</p> <p>Hevâ meselesini araştırırken, <strong>Kadir Polater</strong> isimli bir ilahiyatçının yazdığı güzel bir makaleye denk geldim. Makale uzun ama makalenin en önemli, en vurucu yerlerinden bir derleme yaptım. (Makalenin aslına <a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/30725">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/30725</a> adresinden ulaşılabilir.)</p> <p>Makaleden çıkardığım satır başları şunlar:</p> <p><strong>Hevâ Meselesi</strong></p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1158"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/resim_2022-09-24_135713006.png?itok=ypCjZwyV" width="320" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Hak yoldan kasten ve yahut hatâen sapma anlamındaki dalâlet/dalâl, insanlara dünya ve âhirette zarar veren itikadî, amelî ve ahlâkî her tür fiili kapsayan bir kavramdır. Kur’ân-ı Kerîm’deki; münker, fahşâ, zulüm, küfr, fısk gibi kelimeler de, dalâletin türlerini ifade eden terimlerdir.</p> <p>Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm aracılığıyla, kıyamete kadar gelecek olan bütün insanları, dalâlete karşı uyarmış ve bunun altında yatan <strong>temel sebebin hevâ olduğuna </strong>dikkatleri çekmiştir.</p> <p><strong>Hevâ</strong>, Arapça bir kelimedir. Kur’ân-ı Kerîm inmeden önce Arap dilinde çok farklı bir anlama gelen hevâ kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’in inmesiyle birlikte, insanın dalâlete düşmesindeki en temel sebebi isimlendirmek için kullanılmış ve böylece yeni bir anlama kavuşarak; <strong>kötü huy ve fiillerin kaynağı olan, insanı hayır işlemeden engelleyen ve insanlık şerefini yok eden ruhtaki şer eğilimleri </strong>ifade etmeye başlamıştır.</p> <p>İnsan ruhunda hayır ve şerden ibaret iki eğilimin olduğu ve insanın yaptığı doğru ve yanlış fiillerde, bu iki eğilimin önemli birer etken olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, Kur’ân’daki "en-nefsü’lemmâre" tâbiriyle de kastedildiği gibi, insan ruhunda, şer işlemeye daha çok meyil vardır. Şimdi açıklamaya çalışacağımız gibi <strong>hevâ, insan ruhundaki şerre olan meylin kendisidir.</strong></p> <p>Kur’ân-ı Kerîm’de, hevânın, uygulamaya konulması hakkında iki âyette, <strong>“insanın hevâsını kendisine ilâh etmesi”,</strong> geri kalan âyetlerde de <strong>hevâya/hevâlara uyma</strong> ifadesinin kullanıldığı görülür.:</p> <blockquote> <p><em><strong>Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından (hevasından) alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.<br /> (Naziat, 40-41)</strong></em></p> <p><em><strong>Kendi nefsinin arzusunu (hevasını) kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi bekçi olacaksın?<br /> (Furkan, 43)</strong></em></p> <p><em><strong>Eğer (bu konuda) sana cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Kim, Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna (hevasına) uyandan daha sapıktır? Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez.<br /> (Kasas, 50)</strong></em></p> <p><em style="font-size: 0.95rem;"><strong>Ona dedik ki: “Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna (hevaya) uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır.”<br /> (Sâd, 26)</strong></em></p> </blockquote> <p>İnsan, hevâya karşı ruhunda bir meyil taşısa da, sahip olduğu akıl ve vicdân sayesinde, hevâyı denetlemeye, onun kendine hâkim duruma geçmesini önlemeye ve ondaki gizli tehlikeleri ortaya koymaya muktedir kılınmıştır. Nitekim, akıl ve vicdânın insana, bu önemli görev için verildiği şu âyette bildirilmiştir:</p> <blockquote> <p><em><strong>Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. (Şems, 7-9)</strong></em></p> </blockquote> <p><strong>İnsanı asıl değerli kılan, aklın bu değerlendirici ve hevâdan engelleyici özelliğidir.</strong> Bu bakımdan akıl, zekâdan ayrılır. Çünkü zekâ, bilgi edinmeye vasıta olan bir idrak gücüdür. Akılla zekâ arasındaki bu fark, çok zeki insanların şerli işler işlemesinden de anlaşılır. Şayet bu kimseler akıl sahibi olsalardı, akılları onları şer işlemekten engellerdi.</p> <p>Akla, Arapçada el-akl denilmesinin sebebi de, sahip olduğu bu denetleyici özelliğine bağlanarak açıklanmaktadır. Arapçada, <strong>“deveyi bağladım”</strong> demek için, <strong>akaltü’l-baîre </strong>ifadesi kullanılır. Buna göre<strong> akl kelimesi, Arapçadaki deve bağı anlamındaki (aklu’n-nâka) terkibinden alınarak teşbih yoluyla akıl için kullanılmıştır. Çünkü devenin bağı, nasıl ki deveyi kaçmaktan engellerse, akıl da insanı, hevâya yönelmekten ve helâk edici şeylere düşmekten engeller.</strong></p> <p>Kur’ân’da akıl; yasaklamak, engellemek anlamına gelen nehy kökünden türemiş olan en-nühâ kelimesiyle de isimlendirilmiştir. Bunun sebebi,<strong> aklın insanı kötülüklerden ve bâtıla tâbi olmaktan engellemesidir.</strong></p> <p>Aklın, hevâya engel olma gücüne karşılık hevâ da, etkisinin güçlü olması ve çok sinsi hilelere sahip olması özellikleriyle akıl üzerinde hâkimiyet kurabilir. Akıl, insanı doğru yola ileten ilâhî bir ihsan olduğu hâlde, hevâ aklı bu faaliyetinden engeller. Buna göre akıl, hevânın gücü karşısında güçsüz ve bitkin düşer, böylece, hevâya karşı direnemez.</p> <p><strong>Hevânın, akla kötülükleri güzel, zararlıyı faydalı göstermesi ise hevânın sinsi ve hilekâr olma özelliğidir.</strong></p> <p>Hevânın akıl üzerinde bu tür yollarla hâkimiyet kurması, aklın yanılmasına, sağlıksız kararlar vermesine sebep olur.</p> <p>İnsanların, aklen hak olduğunu çok iyi kavramalarına rağmen, Peygamberleri ve tebliğlerini inkâr etmeleri, bir hevâ türü olan gururun akıl üstündeki güçlü etkisini gösterir.</p> <p><strong>Hevâsının mutlak kontrolüne giren bir insan körleşir, sağırlaşır; kendisini dalâlete düşmekten engelleyen aklı etkisiz duruma düşer.</strong></p> <p><strong>Hevâlarını ilâh edinen </strong>insanlardan bahseden bir ayetten sonra, bu kimseler hakkında şu nitelendirme yapılır:</p> <blockquote> <p><em><strong>Yoksa onların çoğunun gerçekten söz dinlediklerini ve aklettiklerini mi sanırsın? Gerçekten onlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha dalâlet/sapıklık içindedirler.<br /> (Furkan 44)</strong></em></p> </blockquote> <p>Hevâyı ilâh edinen kimselerden bahseden bir diğer âyette ise, bu insanların öğütlere kulak asmayan, deliller üzerinde düşünmeyen, ibret almayan kimseler oldukları ve bu yüzden de hidâyeti terk edip tapınırcasına hevânın peşine düşenlerden oldukları bildirilerek şöyle buyurulur:</p> <blockquote> <p><em><strong>Hevâsını tanrı edinen, bilgisi olduğu hâlde Allah’ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? (Casiye, 23)</strong></em></p> </blockquote> <p>İnsanlar, ister Allah’tan başka tanrılara ibadet etsinler, ister <strong>hevâlarının emrettiği şeyleri, o tanrıların istekleriymiş gibi göstererek onları meşrulaştırmaya çalışsınlar,</strong> isterse kendi hevâlarını tatmin edilmesi gereken tek gaye olarak görsünler, bunların hepsi <strong>hevânın ilâh edinilmesi </strong>anlamındadır. O hâlde, hevânın ilâh edinilmesi, itikadî ve dinî boyutta olduğu gibi, insanları ahlâkî boyutta da büyük dalâletlerin içine çeker. <strong>Böyle kimselerin kalplerinde hak sevgisinin eseri bile yokken</strong>, <strong>kalpleri bencillikle doludur</strong>. <strong>Bunlar hak hukuk tanımaz, sadece kendi zevklerine taparlar. Zevklerinin felâketleri olduğunu bilseler de hakkı zevklerine feda ederler.</strong></p> <p>Hevâlarına uyup da dalâlete düşenler, hevâlarıyla başkalarını da dalâlete düşürürler. Bu yüzden Kur’ân-ı Kerîm’de, başkalarının hevâlarına göre hareket etmenin de dalâlet sebebi olduğuna önemle dikkat çekilir; özellikle Mü’minler buna karşı uyarılırlar. Şu âyetlerde, bir yandan, başkalarının hevâlarına uymak yasaklanırken, diğer taraftan da, bu yasağın sebebi ortaya konmaktadır:</p> <blockquote> <p><em><strong>Ey Kitâb Ehli! Haksız olarak dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir milletin hevâlarına uymayın.<br /> (Maide, 77)</strong></em></p> <p><em><strong>Sizin hevâlarınıza uymayacağım. Yoksa sapıtmış, doğru yoldan gidenlerden olmamış olurum.<br /> (En'am, 56))</strong></em></p> </blockquote> <p>Hevâ, sadece insanın, Rabbine karşı isyanına sebep olmaz; aynı zamanda, insanın diğer insanlara zulmetmesine de yol açar. <strong>Böylece insan kin, nefret, öfke, çıkarcılık, tarafgirlik gibi hevâ türlerinin etkisi altında başkalarının haklarına tecavüz eder.</strong></p> <p>Şu âyette, tarafgirlik ele alınarak, bunlara uymanın zulüm açısından önemli sonucuna dikkat çekilir:</p> <blockquote> <p><em><strong>Ey iman edenler! Adâleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve akrabanız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize (hevâ) uyup adâletten sapmayın. (Şahitliği) eğer büker, yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (bilin ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.<br /> (Nisa, 135)</strong></em></p> </blockquote> <p>Yine, Resûlullah’a, kendisine gönderilen dinin gereği olarak adâletli davranması ve bunun için de hevâya tâbi olmaması ile ilgili olarak şöyle emredilir:</p> <blockquote> <p><em><strong>Ey Muhammed! Bundan ötürü sen (tevhide) çağır ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol; onların hevâlarına uyma ve ‘Allah’ın indirdiği kitaba inandım; aranızda adâletle hükmetmekle emrolundum’ de.<br /> (Şura, 15)</strong></em></p> </blockquote> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/salih-cenap-baydar" lang="" about="/yazarlar/salih-cenap-baydar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Salih Cenap Baydar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Ct, 09/24/2022 - 13:01</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> <li><a href="/kategori/din" hreflang="tr">DİN</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1307&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="Gtj5Lo0Ybwx2CUdT3IRWncyv75LHP9y261JBhy2j368"></drupal-render-placeholder> </section> Sat, 24 Sep 2022 10:01:34 +0000 Salih Cenap Baydar 1307 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/hevayi-ilah-edinmek#comments Tanrısını Öldürenlerin Büyümesi Durunca https://fikircografyasi.com/makale/tanrisini-oldurenlerin-buyumesi-durunca <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Tanrısını Öldürenlerin Büyümesi Durunca </span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1152"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Salih_Cenap_Baydar_industry_capital_growth_advancement_photo_re_dd4058b1-807e-4c43-bf7d-9a80eee5c3c3.png?itok=6tZJg5em" width="480" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p><strong>Kapitalizmin </strong>üzerine inşa edildiği ana sütunlar: <strong>birikim, sermaye, verimlilik, gelişme, ilerleme, büyümedir...</strong></p><p>Endüstriyel/teknolojik üretim, binlerce yıllık tarım toplumunun hayatını kökten değiştirecek, asırlarca içselleştirilmiş birçok <strong>değerini </strong>geçersiz kılacak bir <strong>verimlilik </strong>artışı sağladı.</p><p>Verimlilik artışı döngüsel hayatın yeknesaklığını kıracak, servet birikiminin ve doğrusal gelişmenin yolunu açacaktı.</p><p>Tarım toplumunda kaynaklar (<strong>pasta</strong>) sabitti. Ondan pay almak için ya bir takım adil prensipler çerçevesinde uzlaşmak ya da kavga etmek gerekiyordu.</p><p>Sanayi toplumunda verimlilik artışı kaynakların (<strong>pastanın</strong>) çeşitlenmesini ve çoğalmasını sağladı. Hızlı ve dur durak bilmez bir büyüme süreci başladı. Bu büyüme, genişleme sürdüğü müddetçe uzlaşmaya da kavgaya da gerek yoktu. Her gün yeni pastalar üretilmekte, zengin fakir, akıllı akılsız, doğulu batılı herkes nasibince gelişmelerden payını almakta, refah seviyesini arttırmaktaydı.</p><p>Âdil paylaşım için teoriler, kurallar, prensipler üretmeye gerek yoktu. Bu dünya Huxley'in tarif ettiği bolluklar diyarı, "<strong>Cesur Yeni Bir Dünya"</strong> idi.</p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1153"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Merse_Music_future_city_anime_realistic_hdr_3ebeea4c-f832-4519-8aa9-bd3f44c0eb57.png?itok=28dgDoV2" width="480" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Bu "<strong>modern peri masalının</strong>" <strong>motoru</strong>, bu rüyanın sürmesini sağlayan sihirli formül durmaksızın <strong>büyümekti</strong>.</p><p>Kapitalizmin en büyük krizi <strong>büyüme </strong>yavaşladığında ya da durduğunda ortaya çıkıyordu.</p><p><strong>Pastanın büyüklüğü</strong> sabitlendiği anda yeniden paylaşım kavgası başlıyordu.</p><p>Fakat tarım toplumundan farklı olarak <strong>sanayi toplumunun Tanrısı, dolayısıyla haramı, helali, ahireti, hesap günü, cenneti, cehennemi yoktu!</strong> Sadece insanların dizginlerinden boşanmış <strong>his ve arzuları </strong>vardı.</p><p><strong>Modern sözleşmeye</strong> imza atan herkes, vaat edilen refah, konfor karşılığında <strong>Tanrı'yı öldürüp yerine insan nefsini (aklını ve hislerini)</strong> koymayı kabul eder.</p><p>Kapitalist <strong>büyümenin </strong>yavaşlaması bile <strong>kriz </strong>sebebidir.  Durması savaş çıkarır.</p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1154"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/DALL%C2%B7E%202022-09-18%2012.38.18%20-%20capitalism%2C%20capital%2C%20growth%2C%20advancement%2C%20wellfare%2C%20godless%20land%20of%20plenty%20painting.png?itok=cq3CO-D8" width="480" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Tanrının öldürüldüğü bir dünyada, aynı sınırlı kaynağa sahip olmayı arzulayan tarafların <strong>adalet, hukuk, empati, hakkaniyet</strong> gibi (harici) kavramlarla işi olmaz. </p><p>Modern sözleşmede insan hislerinin dışında bir <strong>anlam ve otorite kaynağı</strong> yoktur.</p><p>Başlangıçta tanrıdan boşalan tahta "<strong>bilim</strong>" oturtulmak istenmiş olsa da neticede tahtın gerçek sahibi sayılan "<strong>insan arzuları</strong>" tahttaki yerini almıştır.</p><p>Bu yeni küresel dinin adı <strong>hümanizmdir</strong>.</p><p>Yegane "<strong>tanrı</strong>" insanların arzulardır, hisleridir, nefisleridir. </p><p>Dinle, kadim değer yargılarıyla, dindarlıkla, tanrıya inanmayla ilgili söylemler sadece kendini ve başkalarını kandırarak iyi hissetmek için "<strong>sureta</strong>" sürdürülmektedir.</p><p>O yüzden mesela;</p><ul><li>Hayatta kalmak için ülkelerinden kaçıp sizin ülkenize sığınanlara <strong>merhamet </strong>gösterin deyince insanlar, "<em>niye merhamet gösterecekmişim, o benim ekmeğimi bölüşmeye, refahımdan eksiltmeye geliyor, gitsin gebersin kendi ülkesinde, benim rahatımı bozmasın</em>" diyorlar<br /> </li></ul><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1155"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/DALL%C2%B7E%202022-09-18%2012.38.11%20-%20capitalism%2C%20capital%2C%20growth%2C%20advancement%2C%20wellfare%2C%20godless%20land%20of%20plenty%20painting.png?itok=p-XIISKd" width="480" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <ul><li>Azınlıklara, mustazaflara, dezavantajlılara <strong>zulmetmeyin </strong>denince <em>"bunlar bizim kıymetli kaynaklarımızı tüketmekten ve canımızı sıkmaktan başka ne yapıyorlar, hepsini bir şekilde yok etmemiz lazım ki huzur bulalım" </em>diyorlar.<br /> </li><li>Sırf güçlüsünüz diye sizin gibi düşünmeyenlere, yaşamayanlara, sizden farklı olanlara <strong>haksızlık yapmayın</strong> denince "<em>ellerine fırsat geçse onlar da bizim nefesimizi keser, o zaman onlara asla fırsat vermemeliyiz"</em> diyorlar.<br /> </li><li>Malınızdan mülkünüzden <strong>infak edin</strong>, muhtacın, zayıfın, yetimin, fakirin, dezavantajlının yardımına koşun denildiğinde zenginler bunu yaparlarsa bile, sadece çok küçük, göstermelik ölçeklerde ve sadece kendilerini iyi hissetmek için yapıyorlar. Çoğunun umurumda bile olmuyor bu çağrılar.<br /> </li><li>Tüm toplumun helakına uzanacak bir yola giriyoruz, gelin bu yolda helak olmamak için nefislerimizin arzularının üzerinde bir takım <strong>rasyonel prensipler tespit ederek</strong> <strong>uzlaşalım </strong>denildiğinde "<em>bunlar akıllı tiplerin kendi çıkarlarını korumak için, bizi elimizdekilerden vazgeçmeye ikna etmek için uydurdukları hikayeler, biz bunları yemeyiz</em>" diyorlar!<br /> </li></ul><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1156"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/DALL%C2%B7E%202022-09-18%2012.38.32%20-%20capitalism%2C%20capital%2C%20growth%2C%20advancement%2C%20wellfare%2C%20godless%20land%20of%20plenty%20painting.png?itok=3Hm48JIg" width="480" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <ul><li>"Âdil olalım deyince, "<em>adâlet diye bir şey yoktur,  bunlara romantik hikayelerdir her şeyin başı güçtür, adalet/hukuk/yargı siyasetin (gücün) köpeğidir</em>" diyorlar.<br /> </li><li><strong>Zulmedene, haksızlık yapana, hırsızlık yapana destek vermeyin</strong> denilince "<em>ama onlar bize irili ufaklı avantajlar sağlıyorlar, çıkarlarımıza hizmet ediyorlar, bizi koruyorlar, en azından onlara desteği kesmek kendimizi kötü hissetmemize sebep olur, nefsimizden, kişisel hislerimizden öte bir tanrı olmadığına göre bunu yapmayacağız</em>" diyorlar.</li></ul><p>Tüm dünya büyük bir kaosa sürükleniyor. </p><p>Bu kaostan kurtulmanın bir yolu, kapitalizmin şapkadan bir tavşan daha çıkarması ve büyüme motorunu yeniden ateşleyecek yeni bir mucizevi buluş yapması, akla hayale gelmedik bir inovasyon yaratması. Ama bu internet ayarında bir buluş olmalı.</p><p>Eğer büyüme bir şekilde yeniden tetiklenemezse nefislerini tanrı edinmiş insanların birbirlerini neticede topyekûn yok edecekleri kanlı savaşlar mukadder görünüyor.</p></div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/salih-cenap-baydar" lang="" about="/yazarlar/salih-cenap-baydar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Salih Cenap Baydar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pa, 09/18/2022 - 11:44</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1306&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="Svz6JEuywprR3Qp-8CFtPlOsquXOi2PEJ1kaDm-bm1Q"></drupal-render-placeholder> </section> Sun, 18 Sep 2022 08:44:51 +0000 Salih Cenap Baydar 1306 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/tanrisini-oldurenlerin-buyumesi-durunca#comments Ağrı Dağı Efsanesi https://fikircografyasi.com/makale/agri-dagi-efsanesi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Ağrı Dağı Efsanesi</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1133"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2001.jpg?itok=Taan7MPs" width="480" height="216" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Dostlarım hep sorarlar “bu dağ tutkusu nereden geliyor” diye. Sanıyorum çocukluğumdan. Gençliğim tamamen Ankara’da Çinçin’de gecekondu semtlerinde geçti. Fakat öncesinde 6 yaşımdan itibaren bir 3 yılım var ki bu benim için olağanüstüdür.</p><p>Köyümde, Ilgaz Gaziler’de doğdum fakat sonra ailem Ankara’ya göç etmiş iş ve aş için. Köyden kente göç bilindik hikaye. Fakat ne hikmetse 6 yaşımda beni köye dedemlerin yanına bırakmışlar. Sanırım yokluktan.  İyiki de bırakmışlar. Devrez çayının kenarında, Ilgaz Dağları’na nazır yemyeşil bir köy. Köylerin her şeyiyle köy olduğu yıllarda her şeyiyle masal gibi bir köy çocukluğu yaşadım. Çocukluğumda köyde bostan beklerken baktığımda Ilgaz zirvesi hep sisli ve karlı görünürdü. Eskiden evlenmek isteyen bir delikanlı, ağustos sıcağında ekin biçen sevdiğinin ailesinin tarlasına geceden yola çıkarak Ilgaz Dağından teliz içinde kar getirirmiş. Bunu başarabilen delikanlıya kızı verirlermiş. Çocukluğumda sıcak yaz günlerinde saatlerce Ilgaz Dağı’nı seyreder hayal kurardım. Çok uzak ve ulaşılamayacak bir masal diyarı gibiydi. Nenem uzun kış gecelerinde Ilgaz Dağında yaşayan bir kuşun masalını anlatırdı. Öylece uyuyakalırdım. Ulaşmanın imkansız olduğuna inandığım çok uzak bir masal ülkesiydi orası. Hep sisli ve karlı. Bazen hava açılınca muhteşem karlı zirvesini seyreder bu uzak ülkenin hayaline dalardım. İşte bu duygular beni dağların masal ülkesine çekiyor ve çok derin duygular yaşıyorum.</p><p>İlkokula köyde başladım. Nenemim soğuk kış geceleri yatarken kulağıma fısıldadığı Ilgaz Dağı hikayeleri/efsaneleri ile büyüdüm. Dağ tutkum buradan, çocukluktan, hepimizin şarkısıyla büyüdüğümüz Ilgaz Dağlarından geliyor. Sonra 2. Sınıfın yarısında tekrar Ankara... Fakat kulağımdaki hikayeler hep çınlamaya devam etti. Ta ki yıllar geçip her şey yaşandıktan, olup bittikten, olgunluktan sonra bu çınlamalar beni yeniden Ilgaz Dağı’na bu sefer dağcılarla birlikte zirveye çağırıncaya kadar. Şimdi Ilgaz'ın muhteşem iki zirvesine de yaz kış defalarca çıktım ve her defasında zirveden hayal meyal görünen köyüme ve çocukluğuma baktım. Artık dağ hikayelerinin peşine düşmüş buldum kendimi. Hem dağın kendi hikayesini hem de bu hikayenin içinde kendi hikayemizi yaşamak... İlk Ilgaz Dağı’nı yaşadım/yazdım. Sonrası Hasan Dağı, Aladağlar, Demirkazık, Kızılkaya, Erciyes, Dedegöl, Kaçkar, arada hep yaz kış tekrar Ilgaz... Nihayet şimdi en büyük efsane... Ağrı Dağı Efsanesi..</p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1144"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2012.jpg?itok=Z2QHAoDN" width="480" height="216" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Dağlar özgürlük, esenlik, ferahlıktır, dağlar hayattır, dağlar dik ve eğilmez, onurun yiğitliğin, zor şartların mekanıdır. Aşağıda haksız egemenlikler kurmuş küçük onursuzlardan uzaklaşmanın mekanıdır... Ferman padişahınsa dağlar bizimdir... Dağlar onursuz gururu ve kibiri taşımaz, büyüklüğü ile bunları sizden alır, eritir ve tevazuu, onuru yerine koyar. Dağlar ayrıca bereketin, verimin hayat kaynağı suyun başlangıç noktasıdır. Toprak/Vatan gibi uğrunda ölümü göze aldığımız değerlerin kaleleridir. Başları çoğu zaman dumanlı, karlı ve buzludur. İlk kar hep onun tepesine yağar. Allah dağına göre kar verir. Dağ karları biriktirir buz olarak saklar. Kısaca yağmurun, karın, iklimin başlangıç noktası dağlardır. Dağların beslediği ormanlar, canlılar, ovalar, dereler ve ırmaklarla akış/hayat devam ederek denize kavuşur. Bu bir döngü bir dolaşım sistemi gibidir. Dağlar başlangıç noktasıdır. Tanrının ilk sözleri dağdan yankılanmış, Nuh’un gemisi yeni bir başlangıç için dağa konmuştur. Kendimizi ve kibir abideleri kentlerimizi ne kadar önemsiyoruz! Oysa kentler ve tarım alanları yani özenle inşa ettiğimiz yaşam alanlarımız dağlar varsa ve bu sisteme uygun yapılanırsa var olur. Aksi halde sel olur, fırtına olur öfkesiyle siler süpürür. </p><p>Dağ dağa kavuşursa deprem olur, felaket olur, son olur, onun için kavuşmaz. Fakat insan insana kavuşur, kavuşması gerekir. Kavuşursa dostluk olur, sevgi olur, aşk olur.  Kavuşmazsa acı olur, gurbet olur, hasret olur, türkü olur, efsane olur. İşte ben bu efsanelerin peşine düştüm, ve dağcılarla buluştum. Ben bir profesyonel dağcı sayılmam. Evet yaz-kış temel eğitimi aldım, her yıl onaylattığım dağcılık lisansım var fakat daha bir çok ileri dağcılık eğitimi var. Ben bunlara ihtiyaç duymuyorum çünkü benimkisi bir dağcılık kariyerinden çok özgürlüğe yürümek, yeniden tazelenmek, sıfırlanmak, üzerindeki kentin tozlarını, yüklerini atmak, yeniden daha güçlü dağ hikayelerinin, efsanelerinin peşinde koşarken kendi hikayesini yaşamak.  Bunun için güvenli, güçlü, becerikli, tecrübeli dağcı dostlarıma dağdaşlık ediyorum ve etmek zorundayım. Çünkü onlar beni muhteşem dağlarda, yakıcı sıcaklarda, dondurucu buz ve karlarda, tipilerde, zor ve çetin sarp yokuşlarda, kayalıklarda yalnız bırakmaz, menzile ulaştırırlar. Sonrasında kaybetmez, terk etmez, tekrar düze indirirler. Kısaca onlar dağcılık yaparken bende onlara dağdaşlık yapar, dağların hikayelerini yaşarım. Şimdi sıra Ağrı Dağı’nın büyük efsanesinde...</p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1135"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2003.jpg?itok=gBFEPiiz" width="270" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Aslında Ağrı Dağı efsanesinin izleri bende çok eskilere, merhum Yaşar Kemal ustanın Ağrı Dağı Efsanesi adlı eserini ilk okuduğum lise yıllarıma uzanır. Çok etkilenmiş, çocukluğumun Ilgaz Dağı hikayeleri ile birleştirmiştim. Sonra araya 12 Eylül yılları girmiş unutup gitmiştim. Mamak cezaevinde yerli ve yabancı dünya klasiklerini okurken tekrar okumuş, efsane, bir hayal gibi o zor koşullarda zihnimde yeniden canlanmıştı.</p><p>Yaşar Kemal ustanın Ağrı Dağı ilgisi, “Nuhun Gemisi” adlı eserinde belirttiği gibi 1952’de başlıyor. Henüz genç bir gazeteciyken Nuh’un gemisini aramaya Ağrı’ya gelen bir Fransız ekiple dağa bir  yolculuk yapıyor ve  sonrasında Ağrı Dağı Efsanesi’ni 1970’te yayınlıyor. Efsane sonra tekrar küllendi ve unuttum. Nihayet 2015 sonrasında Çankırı Dağcılık Kulübü ve Nuri Erkenci başkanla başlayan Ilgaz Dağı maceralarım ve sonrasında Gezginlerin Rotası’na transfer olarak Mehmet Ekim usta ve ekibinin önemli desteği ile diğer dağlara çıkabilmenin verdiği güvenle Ağrı’yı aklımın bir köşesine koydum ve fırsat kollamaya başladım. Uzun zaman bilindiği gibi terör nedeniyle Ağrı tırmanışları yasaklandı. Hatta dağcılar tarafından Ağrı’nın tırmanışa açılması için benimde katıldığım bir kampanya bile yapıldı ve sonra açıldı. Nihayet geçen yıl Ağustos 2021 de ikinci kulübüm Gezginlerin Rotası Ağrı’ya gitmeye karar verdi. Program yapıldı, uçak biletleri alındı, hazırlıklar yapıldı, sabah uçağa binmek için çantamı hazırlarken, bir anda 41 günlük torunum Toprak'ın  bütün vücudunda allerjik reaksiyonlar görülünce ve kendimizi ambulans ve hastanelerde bulduk.</p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1136"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2004.jpg?itok=ihQXVK5j" width="360" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Torunum kirlettiğimiz dünyaya ilk tepkisini vermişti. Hacettepe çocuk servisine annesi ile yatırıldı ve geceyi orada geçirdik. Her şey bir anda iptal oldu ve Ağrı Dağı hayalim de böylece ertelenmiş oldu. Kulüp arkadaşlarım gittiler ve zirve yaparak torunum Toprak için mesaj gönderdiler. </p><p>Toprak şimdi çok iyi ve 13 aylık oldu yürümeye başladı. Artık Ağrı’ya gitmeye hazırım. Nihayet Ankara Dağcılar Birliği Kulübü başkanı İsmail Kaymak’ın Ağrı Dağı ilanını gördüm ve hemen irtibat kurarak kayıt yaptırdım. Daha önce kendisinin liderliğinde bir kaç yürüyüş yaptığım için beni programa kabul etti. Tırmanışı başarırsam Eylül ayında 63. Yaş günümü kutlayacaktım. Bu benim kendime doğum günü armağanım ve aynı zamanda 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı zirvede kutlayacaktık. Nihayet Türkiye'nin çatısına (5137 m.) efsaneler mekanına gidecektim. Hazırlıklara arazi antrenmanlarına, kas güçlendirme ve beslenme çalışmalarına hız verdim. Şu ana kadar 4000 m'ye kadar bünyem alışkın idi. 4000 üstü için "aklimatizasyon" sorunum olmazsa ve dağ izin verirse hayatımın önemli faaliyetlerinden birisi olacaktı. Program tam bir hafta idi. </p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1137"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2005.jpg?itok=nMeK6XKK" width="359" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Nihayet 26 Ağustos 2022 cuma günü Ankara Eryaman'dan öğleden sonra 18:30'da ailem ve torunum Toprak'la vedalaşarak Ağrı Dağı tırmanışı için İsmail Kaymak liderliğinde Ankara Dağcılar Birliği ekibiyle Sadık Tanyıldız’ın minibüsüyle yola çıktık. 17 saatlik gündüz ve gece süren bir yolculuktan sonra 27 Ağustos Cumartesi 11:00 civarında Ağrı Doğubeyazıt'a ulaştık. Ertesi gün tırmanışı deneyeceğimiz dev kütle, ihtişamlı Ağrı Dağı bütün haşmetiyle önümüzde idi. Bir gece konaklayacağımız Kenan Otel'e yerleştik. Öğleden Doğu Beyazıt'taki ilk günümüzde otelde biraz dinlendikten sonra İshak Paşa Sarayı'na gittik. İhtişamlı Ağrı Dağı tepesindeki kar buzul ile şehrin fonunu oluşturuyordu. Şehre hakim bir tepeye yapılan İshak Paşa sarayı, iktidarın güç gösterisi olmanın yanında sanatın gücü olarak Ağrı Dağı eteklerinden getirilen kayalardan yontularak yapılan, taş işçiliğinin ve mimarinin adeta zirve noktasını temsil ediyor. Daha önce akademik bir gezi nedeniyle geldiğim ve ikinci kez gördüğüm bu muhteşem yapı detaylarıyla ve efsaneleriyle beni etkilemeye devam ediyor. Yapımı 99 yıl sürdüğü açık kaynaklarda belirtilen İshak Paşa Sarayı 366 odalı imiş. Sarayın yapımına 1685 yılında başlanmış, 1784’te tamamlanmış. Mimarı belli değil. </p><p>Bütün bunların ötesinde bu saray ile Ağrı Dağı, efsanede bir birini tamamlar nitelikte. Dağın eteklerinde yaşayan Çoban Ahmet, ve dağa nazır bir tepede olan bu muhteşem sarayda yaşayan zalim Mahmut Han ve güzel kızı Gülbahar arasında geçer efsane. Efsanede geçen bir çok ilginç karakter ve onların bu sarayın zindanları ile kesişen hikayeleri... Mimari, sanat ve ihtişamın ötesinde bu muhteşem yapıyı gezerken her adımında efsaneyi adeta yeniden yaşadım. Hele alttaki zindanları gezerken Zindancı Memo’yu, Ahmet’i, Sofi’yi ve onları ziyarete gelen Gülbahar’ı sanki oralarda gezerken ürperti ile hayal ettim. Her şey tüm yaşananlar efsanede olduğu gibi capcanlı ve gerçek gibi idi. Yarın ben de Ahmet gibi Ağrı Dağına çıkacaktım. Küp Gölü dağın öte yakasında olduğu için göremeyecek çobanların kavallarının eşlik ettiği ağrı dağının ağıtlarını dinleyemeyecektim. </p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1138"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2006.jpg?itok=81hXX01M" width="216" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Sarayın biraz üstündeki tepede bir başka efsanenin yazarının türbesi vardı. Muhtemelen ustanın romanında halkın başında toplandığı kutsal türbe olarak kabul edilen bu mezar, Ahmedi Hani türbesidir. Ahmedi Hani ise eserlerini Kürtçe yazan ve efsanevi Mem u Zin destanının müellifi olan şairdir. Yaşar Kemal eserlerinde ona yer verir ve saygı duyar. Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi bu destanda da Mem, Zin’e kavuşamayacağını anlayınca ölümü seçer. Tıpkı Ahmet’in, Küp Gölü’nde ölüme gidişi gibi...</p><p>Ertesi gün tırmanacağımız Ağrı Dağı sarayın arkasından bizi adeta izliyordu. Selçuklu taş işleme sanatının esintileri ile bu muhteşem Osmanlı eseri her şeye rağmen hala bütün ihtişamı ile dimdik ayaktaydı. </p><p>İshak Paşa Sarayı’ndan çıkıp aşağıya şehre indiğimizde yeniden efsaneden çıkıp gerçek hayata adapte olmaya çalıştım. Canlı ve dinamik karışımı ile Doğu Beyazıt sokaklarını dolaşmaya başladık. Burası efsanelerle karışık dağ turizmine çok alışmıştı. Oteller, pansiyonlar, dağcılar ve yerli yabancı turistlerle dolu idi. Yılın bu zamanı yurtiçi ve yurtdışından gelen dağcılara sokakta rastlamak olası idi. Türkiye Dağcılık Federasyonu da kalabalık bir katılımla 30 Ağustos Zafer Bayramı Tırmanışı düzenlemişti. Sokakta dağcı dostlara da rastladık. Nesrin Çamdereli, İbrahim Bedir ve temel eğitimleri kendisinden aldığım Şahap Eryılmaz hocam da yarınki tırmanış için buradalar. Bu arada federasyon başkanı Prof. Dr. Ersan Başar da yarınki tırmanış için burada imiş. Şimdi dinlenme zamanı. Yarın sabah 9:00 civarı Ağrı Dağı eteğindeki 2200 rakımlı Çevirme Köyünden tırmanış başlayacak. Otel İran, Ermenistan, Rusya, Avrupalı ve yerli dağcılarla,  salon ve koridorlar sırt çantaları, matlar, uyku tulumları, dağcı ekipmanları ile dolu. Otelin duvarlarını Ağrı Dağı’na tırmanan dağcıların fotoları süslüyor. Bütün bu efsane gerçek karışımı kargaşa, kalabalık ve telaş sonrası odama çekildim. Karmaşık rüyalar, hayaller içinde uyuyarak dinlenmeye çalıştım. Her tırmanış öncesinde olduğu gibi tatlı bir heyecan  vardı. Biliyordum ki ilk tırmanış adımları ile heyecan yerini ritmik kalp atışlarına bırakacaktı.</p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1139"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2007.jpg?itok=TfWMN-Xe" width="480" height="216" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>28 Ağustos pazar günü sabah Doğu Beyazıt’ta Kenan Otelde kahvaltı sonrası bize rehberlik hizmeti veren Barzani Ceylan’ın organizasyonunun yük arabaları gelerek kamp malzemelerimizi yükledi. Otelin önü bir kalabalık ve telaş görüntüsü içinde idi. Anlaşılan bizden başka herkes her gün tekrar eden bu telaşa alışkın idi. Sonunda ekip olarak bizde minibüslere binerek 45 dakikalık bir yolculuk sonrası dağın eteğindeki 2180 rakımlı Çevirme köyü üstündeki başlangıç kampına geldik. Burada kamp malzemeleri katırlara yüklenerek 3200 kampına yola çıktı. Bizde su ve yedek kıyafetlerinizin olduğu çantalarımızı sırtlayarak tırmanışa başladık. İşte günlerdir hazırlığını yaptığımız heyecanını yaşadığımız macera başlamıştı. Bu sene yurt içi ve yurt dışından onlarca dağcı Ağrıya gelmişti. Türkiye Dağcılık federasyonu başkanı Prof. Dr. Ersan Başar da tırmananlar arasında idi. Orada kendisi ile tanıştık ve sohbet ettik. Ben ilk olduğunu söylediğimde kendisi daha önce de Ağrı’ya yaz kış tırmanışı yaptığını ifade etti.</p><p>Artık bundan sonrasında dağ taş kayaç ve gittikçe büyüyen bir dev vardı karşımızda. Katırlar ve onların çobanları buraların gerçek yerlisi ve hakimi idi. Bizi hızla geçtiler. Yolda biz tırmanırken dönen kafileler vardı. Ermenistan, Letonya. Estonya, Yunanistan, İran. ABD, Gürcistan ve bir çok ülkeden. Özellikle Ermeni dağcıların Ararat yani Ağrıya ilgileri herkesten farklı adeta kutsal bir boyut taşıyordu.</p><p>Aslında dağcıların Ağrı’ya ilgisinin dağcılık tekniği açısından da önemli bir yanı var. Çünkü Ağrı 4000 ile 7000lik dağların arasındaki nadir dağlardan birisi. Yani 4000’lerden sonra 6000 ve Rusya’daki 7000’lik dağlara çıkmadan önce hazırlık için Ağrı  5165 m. Zirvesi ile çok ideal bir geçiş dağı. Ağrı dağı, Ermeni dağcılardan sonra en çok İran’lı dağcılardan ilgi görmekte. </p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1140"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2008.jpg?itok=XM-tFv22" width="480" height="217" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>3200 kampına tırmanış sıcak havada devam etti. Zemin kuru ve yoğun kayaç yapıdan oluştuğu ve toprak, dağcı kafileleri ve katırlar tarafından çok çiğnenip ezilerek pudra gibi olduğu için çok toz oluyordu. Bu durumda ister istemez toz yutuyorduk. Gittikçe yükselen bir diklik ile sık sık düzenli kısa molalar veriyor, sıcak nedeniyle sıvı kaybına karşılık düzenli su alıyorduk. Ağrı Dağı’nda hakim olan Yaz, sonbahar ve kış olmak üzere üç mevsimin yaz etabını yaşıyorduk. 5 saat yaklaşık 7 km tırmandıktan sonra 3200 kampına ulaştık. Bu kadar meşakkatli bir tırmanıştan sonra büyük devin sadece eteklerine ulaşmıştık. Dev bizi adeta büyük gövdesi içinde eritmişti. Dağın büyük heybetli kısmı ihtişamlı bir şekilde önümüzde duruyordu.</p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1141"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2009.jpg?itok=Zboqrwmh" width="480" height="216" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Kampa ulaştığımızda katırlar bizden önce gelmiş kamp yüklerimizi yıkmışlardı. Yakınlarda farklı organizasyonların kamp alanları vardı. Dağdan su kaynaklarından çekilen hortumlarla kampa su getirilmiş, depolara dolduruluyor, ve oluşturulan sahra tuvaletlerine de bağlanıyordu. Bu yükseltide bambaşka bir uluslarası hayat akıyordu. Tam bir sosyolojik olay gözümün önünde yaşanıyordu, mesleki damarım kabarmıştı. Katırcılar, organizasyon ekipleri ve dağcılarla ayrı ayrı nitel çalışmalardan oluşan değişik tezler çıkabilir buradan. Araştırıcının yerel halkla ilişki kurabilecek özelikte ve bu dağa en az bir ay katlanabilecek performansta olması gerekir. Bu özellikleri taşıyan gönüllü yüksek lisans veya doktora öğrencileri bulursam bu çalışmaları yapabiliriz.</p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1142"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2010.jpg?itok=D-emXog_" width="480" height="360" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Yerel halktan organizasyon ekipleri otel, nakliye, katırla taşıma ve kampta yemek vb. hizmetleri ücretli olarak veriyordu. Uygun çadır yerleri seçerek çadırlarımızı kurduktan sonra muhteşem gün batımının seyri, büyük yemek çadırında akşam yemeği, çay ve bilgilendirme toplantısı sonrası 10:00 da kesin sessizlik ve istirahat. Çadırda yani bizim tabirimizle "bin yıldızlı otelimizde" dağın koynunda ilk gecemiz... Gece serin fakat üşütecek bir soğuk yok. Uyku tulumum çift katlı ve sıcak. Mata rağmen zemin sert ve sık sık yanlarım ağrıdıkça dönüyor değişim yapıyorum. Gece hayal, rüya, efsane karışık bir heyecan içinde, uyku uyanıklık gelgitleri ile, fakat huzurlu bir ruh hali ile sabahın ilk ışıklarına ulaşıyoruz. Bundan çetin bir gün bizi bekliyor, 4200 kampı.</p><p>3200 Kampındaki bir gecelik misafirliğimiz iyi geçti. Şartlar daha sonra tırmanacağımız zirveden önceki son kamp olan 4200 kampından daha iyi idi. Sabah 8 de kahvaltı sonrası kampta bir telaşlı koşuşturma başladı. Çadırları sökerek malzemeleri tekrar çuvallara paketleyip katırlara verdik. Benim geniş sporcu çantası her zamanki gibi işe yaradı. Çadır, mat, çadır altı, kask, krampon, yedek kar/buz botu, zirve çantası, fazla giysi ve kişisel malzemeler, su vb. eşyalar bunun içinde idi. Bizler sırt çantalarımız, yolda kullanacağımız yedek giysiler, su, atıştırmalık kumanya, baton vb. malzemeler ile 9.35 te tırmanmaya başladık.</p><p>Patika taşlıydı ama, artık katırlar ve dünyanın her yerinden gelen binlerce dağcı tarafından sürekli kullanmaktan toprak çok ezilmişti ve yer yer pudra gibi olmuştu. Çok toz çıkıyordu. Bu durum solunum ve nefes dengesini oldukça etkiliyordu. Bu nedenle çok kullanılan tozlu yerleri değil de daha az basılan yerleri kullanmak istiyorduk fakat bu taşlı kayalı zor zeminde işi daha da zorlaştırıyordu. Zaman zaman verilen molalar bizi biraz rahatlatıyordu. Sürekli su kaybettiğimiz için dikkatli bir şekilde düzenli olarak su almamız gerekiyordu. Gittikçe artan irtifa ve oksijen azalmasının etkilerini, yorgunluk olarak görmeye başlamıştık. 4200 kampı uzakta tepede çadırların nokta gibi görüntüsüyle yakın gibi görünüyor fakat sanki gittikçe uzaklaşıyor ve dikleşiyordu. Bir gün gibi gelen 4 saatlik zorlu ve yıpratıcı bir tırmanıştan sonra sarp kayalıkların arasında zar zor bulunan küçük düzeltilerden oluşan 4200 kampına ulaştık.  </p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1143"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2011.jpg?itok=gTIr5UXo" width="480" height="216" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Her yer kayalık ve taş idi ve aşağıda ve çok uzakta noktalardan oluşan çadırlar ile 3200 kampı siluet gibi görünüyor, yukarıda ise dik ve sarp bir yükselti ile devin gövdesi uzanıyordu. Zirve artık görünmüyordu. Devin gövdesinin arkasında adeta kaybolmuştu. Oraya ulaşmak adeta imkansızdı. Saat öğle 13:30 civarı idi ve İranlı dağcılardan birisi tarafından yanık bir öğle ezanı okunuyordu. Organizasyon/rehberlik tarafından yemek çadırında bizim için hazırlanan çay ve atıştırmalıkları alıp biraz kendimize geldikten sonra bulabildiğimiz küçük düzeltilerdeki yerlere çadırlarımızı kurmaya başladık. Bu sarp kayalıklar arasında kazılarak oluşturulan küçük düzlükler çadır kurma yerleri olarak hazırlanmıştı. Bunlardan uygun olanları seçerek yeniden çadırlarımızı kurduk. Arada esen sert rüzgar çadır kurumunu zorlaştırıyordu. İnsan bu arazide kış tırmanışı nasıl yapılır, her yerin çatır çatır buz/kar olduğu bu ortamda bırakın çadır kurmayı nasıl hayatta kalınır düşünmeden edemiyor. Mevsimin en iyi havası ve şartlarının olduğu bir zamandaydık. Bir hafta sonra iklimin tamamen değişeceği söyleniyordu. Fakat işin garip tarafı tek tükte olsa kış tırmanışları yine devam ediyormuş. İnsan bu dağcıların gerçekten çılgın ve farklı bir organizmaya sahip olduklarını düşünüyor. Kışın buraya asla gelmem ve buna asla teşebbüs etmem!</p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1145"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2013.jpg?itok=s024PVWA" width="480" height="216" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Sonrasında çadırlarımızda istirahate çekildik. İrtifa nedeniyle bazı arkadaşların baş ağrısı ve bulantı şikayetlerine rağmen o ana kadar bünyemde pek büyük bir tepki hissetmemiştim.  Çadırın manzarası müthişti. Aşağıda noktalar gibi 3200 kampı, karşıda ise Tendürek Dağları ile ovaya yayılmış Doğu Beyazıt görünüyordu. Hava çok iyi ve açık idi. Yorgunluktan hemen uyumuşum. Uyandığımda güneş batmış, hava kararmış, serinlik başlamıştı. Yatmadan önce termoslarımızı yemek çadırındaki görevlilere vermiştik. Gece başlayacak tırmanış için sıcak su ile dolduracaklardı. O an, artık yazdan serin bir sonbahara girmiştik. Yarın ise tırmandıkça kışa girecektik. Bunun için artık bütün giysi ve ekipman kışa göre değişecekti. Hafif yaz çantası yerine kışlık zirve çantasını hazırladım. En alttaki göze buzda takmak üzere kramponları yerleştirdim. Orta göze poşet içinde yedek giysiler ve sıcak su termosu ile yiyecekler, üst göze ise ilkyardım için gerekli malzemeler ve yan ceplere çakı vb gereçler ile arkaya dağ kazmasını yerleştirdim. Eldivenler ince iç eldiven ve kalın, sıfırın altında sıcaklıklara uygun dış eldiven olmak üzere çift kat olmalıydı. Teri dışa atacak termal giysileri üç kat şekilde giydim. En dışa hem rüzgarlık/yağmurluk görevi görecek olan nefes alabilen, başındaki kaskı bile içine alabilecek geniş şapkalı kışlık dağcı gocuğumu giydim. Termal pantolonun altına termal içlik ve kaskın altına bere ve balaklava giydim. Ayak en önemlisi idi. Çünkü dağcı ya ayak parmağından ya el parmağından üşüyordu. Bir çok profesyonel dağcının el ve ayak parmağını donma sonrası kaybettiği anlatılır. Üşüme başlayınca önlemek çok zordu ve hipotermi öncesinden önlem almak zorundaydık. Bu nedenle buraya kadar tırmandığım botları değiştirerek yanıma aldığım kışlık yürüyüşlerde kullandığım daha sert ve altı kalın özel botlarımı giydim. Botların üstüne ise tozlukları taktım. Botlar, buzda/sert karda yürüdüğümüz altı kazıklı kramponları takmaya da uygundu. Bütün bunlar arasında hazırlanırken ve en ince detayları hesap ederken insan bu kadar malzeme ve ekipmana sahip olmadan ağrıya çıkan efsanedeki Çoban Ahmet’i düşünmeden edemiyor. </p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1151"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2020.jpg?itok=pkwpMyvs" width="216" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Gece 12:30’da herkes kalktı ve yemek çadırında toplandık. Kahvaltı/yemek karışımı bir atıştırma sonrası son bilgilendirme ve uyarılar yapıldı. Özellikle krampon bağlanması tekrar takrar gösterildi. Eksikler tamamlandı. Herkesin sağlık durumu soruldu. Bazı arkadaşlar kusma ve baş ağrısı şikayetleri olduğunu ifade etti. Fakat bu çok ileri bir engelleyici şikayet olmadığı için katılmaları uygun görüldü. Yola çıkıldığında şikayetler devam eder ve ağırlaşırsa bu arkadaşlar geri dönecekti. Rakım yükseldikçe oksijen azalması ve basınç nedeniyle oluşan dağ hastalıkları en büyük sorun olarak önümüzde duruyordu. Ben ise normal sayılabilecek hafif bir baş ağrısından başka bir şey hissetmiyordum. Bunun ötesinde tatlı bir heyecan ve yaş ortalamam nedeniyle bu tırmanışa dayanabilecek miyim korkusu ile rakım yükseldikçe ortaya çıkabilecek sorunlar nedeniyle buraya kadar gelmişken zirveyi görmeden geri dönme kaygısı vardı.</p><p>Nihayet gece 01:30’da kaskımızın üzerine taktığımız tepe lambalarımızı yakarak mevcut katılımcıların sayımı yapıldı ve öncü lider İsmail Kaymak ve artçı Fatih Solmaz’dan oluşan 5’i kadın 20 kişilik ekiple tırmanışa başladık. Bizden başka ekipler de tırmanışa başlamıştı. Dağın yukarısı ince bir ışık çizgisi gibi gecenin içinden yukarı gökyüzüne doğru yükseliyor, en yukarıda kayboluyordu. Sanki Ağrı dağında değil de kalabalık bir gece festivalinde imişiz gibi tuhaf bir durum vardı. Sanki herkes buraya akın etmişti. Ağır ve bir o kadar da dikkatli hareket ediyorduk. Gecenin içinde taşlara kayalara çarpan baton sesleri ve nefes alışlar duyuluyordu yalnızca. Arada sırada ise liderlerin “30 saniye mola”, “su için”, “derin nefes alın”, “geçenlere yol verin” gibi komutları duyuluyordu. Aşağıda Doğu Beyazıt’ın ışıkları ovaya yayılmıştı. Bir tarafta Ermenistan ve yanında İran’ın ışıkları görünüyordu. Dağın eteğindeki bir kaç köyün ise zayıf ışıkları görünüyordu. Arada sırada yukarıdan tırmananların oynattığı taşların kaymasını haber vermek için “dikkat taş geliyor” uyarıları yapılıyordu. Yükseldikçe dikleşiyor, dikleştikçe zorlaşıyor, soğuk gittikçe daha çok etkisini gösteriyor, nefes almak gittikçe güçleşiyordu. Nefes alma ritmini iyi oluşturmak gerekiyordu. Ekipten bazıları kusmaya ve baş ağrısı şikayetleri bildirmeye başladı. Artık daha sık mola veriyor ve çok ağır ilerliyorduk. Daha güçlü ekipler bizi geçiyordu. Aynı zamanda farklı ekiplerden dönenler olduğunu gördük ve nihayet bizim ekipten de iki kişi devam edemeyerek geri dönme kararı aldılar. Elbette geri dönmek de dağcılığın kurallarından birisidir. Çünkü dağla inatlaşılmaz.</p><p>Tırmanış iyice dikleştiği için saatler geçmesine rağmen sanki dağ gittikçe çoğalıyor, uzaklaşıyor ve bir türlü ilerleyemiyoruz hissine kapılıyorduk. Artık bittiğimi hissediyordum, fakat geri dönüş kısmını da çoktan geçmiştim. Soğuk etkisini gittikçe daha fazla göstermesine rağmen, hareket ettiğim ve ekipmanlarım iyi olduğu için fazla etkilenmiyordum. Çok yorulmuş, bitmiş, adeta yarı uykulu bir şekilde kendimi çok ağır hareketlerle akışa teslim etmiştim. Devam etmekten başka çarem yoktu. Derin nefesler alarak, hiçbir şey düşünmemeye çalışıyordum. Zirveye ulaşma ümidimi iyice yitirmeye başlamış, sadece güneşin doğması ile ayakta kalıp, zirveden geri dönenleri güvenli bir şekilde beklemeye odaklamıştım kendimi. Son gücümü ekibi tehlikeye sokmadan ayakta kalarak dönüşüm için saklamaya karar verdim. Zirve kısmet olmayacaktı. Ekipte çoktan vazgeçmiş, bitmiş olanlar vardı fakat lider ve tecrübeli, güçlü olanlar “az kaldı”, “dayanın”, “sizler buraya kadar geldiyseniz mutlaka zirveyi de görürsünüz”, “bırakmayın”, “vazgeçmeyin” diyerek ekibi motive ediyorlardı. Saat sabah 4:30’a doğru Ağrı Dağı’nda tanyeri ağarmaya güneş dağın doğu tarafından vurmaya başladığında ortalık aydınlanmaya başladı ve dağın devasa gölgesi, aşağıdaki ovaya devasa bir koni gibi vurmaya başladı. İlginç bir görüntü idi. Telefonları donmayanlar foto çekmeye başladılar. Tepe lambalarının sönmesi ve güneşin doğuşu ile birlikte hepimize yeniden bir can gelmiş, bitkin olmamıza rağmen umutlar yeniden yeşermişti. Soğuk bitmemişti ama yerini daha makul bir soğuğa bırakmıştı. Nihayet tepe buzulu bembeyaz örtü olarak uzaktan görünmeye ve gittikçe yaklaşmaya başladı. Bu son etap ve zirvedeki takke buzulu demekti. Artık tamamen kış şartlarına girecektik.</p><p>Nihayet az da olsa bir düzlüğe geldiğimizde artık zemindeki kahverengi taş, kaya, toprak, yerini üstü buzlaşmış kıtır kıtır bembeyaz bir sert kara bıraktı. Alt katmanlarda ise devasa kalınlıkta Türkiye’nin en büyük buzulu vardı. Hoş bir duygu idi kıtır kıtır kar üstünde yürümek. Bir müddet krampon takmadan ilerledik. Bazıları hemen kramponunu takmıştı. Kramponu takmak da zordu. Öncesinde defalarca krampon bağlama egzersizleri yapılmıştı. Eldivenler ile bağlamak zordu. Eldivenleri çıkarsak eller üşüyordu. Tecrübeli olanlar, pratik yapanlar kolayca bağlamış yola devam ediyordu. Fazla sorun yaşamadan kramponumu taktım ve buzlaşmış karın üstünde ağır ve daha güvenli bir şekilde ilerlemeye başladım.  Artık zirve net bir şekilde görünüyordu fakat halen çok uzakta idi. Fakat artık geri dönmek değil oraya ulaşmak idi hedef ve bu artık hayal değildi. Gerçek olmaya çok yakındı. </p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1146"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2014.jpg?itok=HkmDJD51" width="361" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Zirveye yaklaştıkça, zirve yapıp dönüşe geçen mutlu ve şanslı insanlarla karşılaşıyor, bazen Türkçe bazen İngilizce onlarla selamlaşıyor ve onları kutluyoruz. Onlar da bize kolaylıklar diliyorlar. Artık son adımlar ve bayrakları flamaları açmış zirve fotoğrafı çeken Ağrı Dağı’nın zirvesindeki hareket eden, konuşan, bağıran, dua eden, şarkı veya marş söyleyen kalabalık iyice görünmüştü. Nihayet artık son gücümü kullanarak, 30 AGUSTOS sabahı saat 8:30’da zirveye ulaştım. Bu tam bir mucize idi benim için. Tam 7,5 saattir tırmanıyorduk. Artık birbirimize sarılıyor kutluyor, yorgun, bitkin fakat mutlu bir şekilde kendimizi bu huzura bırakıyorduk. Bir rüya, bir efsane daha gerçek olmuştu. Dağın diğer yüzünde aşağıda küçük ağrı görünüyordu. Herkes zirve küçük bir alan olduğu için sırasını bekleyerek TDF’nin dikmiş olduğu Ağrı Dağı yazılı tabelanın önünde fotoğraf çektiriyordu. Ben de kurucusu ve danışmanı olduğum, benim için çok özel bir yeri olan, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü’müzün flamasını açarak çekim yaptım. Grup halinde ve tek tek bayrak ve flamalarla fotoğraflar çektirip kutlamalar yapıldıktan sonra artık toparlanıp dönüşe geçmek zorundaydık. Dağın kesin kurallarından birisi de “zirve, uzun süre kalınacak bir yer değildir”. İnme zamanını iyi ayarlamazsanız sizin için felaket olabilir. Çünkü bir çok dağ kazaları ve ölümler çıkışta değil dönüşte gerçekleşir. </p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1147"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2015.jpg?itok=wgswu_bH" width="270" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Ağrı Dağına bizi soğuk fakat böylesine güzel güneşli bir havada zirvesinde ağırladığı için çok teşekkür ederek inişe geçtik. Buzulu bitirdikten sonra kramponları çıkardık ve çok dikkatli bir şekilde bastığımız yere dikkat ederek, zor, ezici bir şekilde geldiğimiz yolları nasıl çıktığımıza hayret ederek, büyük bir yorgunluk içinde fakat mutlu ve huzurlu bir sessizlikle inmeye başladık. Elife’yi arayarak zirveyi yaptığımı, sağlıklı olduğumu ve inişe geçtiğimizi haber verdim. Bu haber kaygılı bir bekleyiş içinde olan ev halkını sevindirdi. Daha önce de, hemen her gün arayarak durumum hakkında bilgi vermiştim. Benim çıkış esnasında rakım ve basınçtan dolayı çok başım ağrımamıştı. Fakat ilginç bir şekilde sanırım çıkıştan daha hızlı indiğimiz için başım ağrımaya başladı. Bunun çıkıştan daha hızlı bir inişten kaynaklandığını söylediler. Ani rakım değişimi bünyemi olumsuz etkiliyordu. Aşağıya indikçe ağrı da azaldı. Dizlerim inişte haliyle bütün yük bindiği için daha fazla ağrıyordu. Batonları iyi kullanarak, dizlere binen yükü almaya çalışıyordum. Bütün kaslarım dağılmış adeta lime lime olmuştu. Artık bunun bir son olduğunu, büyük dağlara tırmanmak yerine düz doğa yürüyüşleri yapacağımı yanımdaki arkadaşlara bildirmeye başladım. Bu sondu ve jübilemi yapmaya karar vermiştim. Ağrı Dağı ile çok anlamlı bir jübile olurdu.</p><p>Tecrübeli dostlar, "istersen bu kararı inince bir kaç gün sonra ver acele etme" dediler. Ben kararlı olduğumu düşünüyordum. İniş gittikçe uzadı, bitmedi ve 4200 kampı hemen aşağıda yakınmış gibi görünmesine rağmen gelmek bilmedi. Bazı arkadaşlar o kadar bezdi ki acı ve yorgunluktan ağlayanlar oldu. Fakat kesin olarak biliyorduk ki her şey bitecek ve acı kısmı silinip unutulacak, bütün bunlar bir tatlı bir anı olarak kalacak.<br /><br />Nihayet 3 saat sonra 12:30 civarında 4200 kampına indik. <br /><br />Her şey  yolunda giderken tatsız bir şey oldu ve dönüşte artçı olan Liderimiz İsmail Kaymak herkesin bir anda başına gelebilecek küçük bir kaza geçirdi, oynak bir taşa basması sonucu ayak bileği burkuldu ve kemik çatladı. Sonrasında Ankara’da bunun bir kırık olduğu anlaşılacaktı. Bu halde büyük bir direnç ve azimle, kimseye bir şey söylemeden 4200 kampına indi. İşin zor tarafı 4200 kampında biraz dinlendikten sonra çadırları toplayıp katırlara vermek ve geceyi geçireceğimiz 3200 kampına inmek zorundaydık. İşin doğrusu 4200 kampına nasıl indik, orada çadırları toplayıp katırlara verip tekrar üç saatlik bir inişten sonra 3200 kampına nasıl geldik tam hatırlayamıyorum. Yalnız 3200 kampına geldiğimizde sanki biraz eve gelmiş gibi hissettiğimi hatırlıyorum. Su ve tuvalet vardı ve ayaklarımı, yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım, tozlarımı attım, giysilerimi değiştirdim. Yemek sonrası kısa kamp sohbeti ve çadırda ağrılı bir derin uykuya bıraktım kendimi fakat ağrılardan tam uyumak mümkün olmadı. </p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1148"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2016.jpg?itok=KLjAFzDx" width="216" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Ertesi gün biz çadırlarımızı toplarken yeni kafileler tırmanış için geliyor ve bizim yerimizi alıyorlardı. Onlar zirve yapmış olarak bize gıpta ile bakarken biz onlara sanki biraz acıyarak bakıyorduk. Almaları gereken daha çok yolları vardı. Onlar bizi kutlarken biz de onlara kolaylıklar diliyorduk. Nihayet kahvaltı sonrası çadırları toplayıp kamp malzemelerini katırlara vererek, tekrar başlangıç noktasına 2200’e doğru inişe geçtik. İnişte yine tozlu yollar ve zirveye doğru hareket eden yeni kafileler gördük. Bunların arasında tanıdıklara rastladıkça kısa sohbet ve selamlaşmalar yaptık. İnişte hep dikkatimi çeken Ağrı Dağı’nın volkan sonrası oluşmuş kayaç yapısının ilginç kayalarının bol bol fotoğraflarını çekerek, “AĞRI DAĞINDA TAŞLARDAKİ DOĞAL SANAT” başlığı ile dostlarımla paylaştım. Böylece inişi biraz daha zevkli ve estetik hale getirmeye çalıştım.</p><p>Öğle saat 12:30 civarında 2200 kampına ulaştık. Katırların getirdiği yükler orada bekleyen kamyonete aktarılıyordu. Organizasyondan bir görevli, buz gibi bir karpuzu dilim dilim gelenlere ikram ediyordu. Bu buradaki en muhteşem şeydi. İsmail yaralı ayağı ile bazen at sırtında bazen arkadaşına dayanıp yürüyerek inmeyi başardı. Meydan yorgun fakat huzurlu insanlarla dolu idi. Nihayet minibüslere binerek Çevirme Köyü’nü geçip Doğu Beyazıt yoluna koyulduk. Hepimiz daha önce pek beğenmediğimiz oteldeki odamızı ve sıcak suyu hayal ediyorduk. Otel bize 5 yıldızlı gibi geliyordu.</p><p>İsmail otele gelir gelmez ilk iş olarak Devlet hastanesine gitti ve ayak alçıya alındı. Medikalciden ona bir çift koltuk değneği alarak rahatlamasını sağladık. Otelde odama yerleştim ve uzun uzun duş alarak bütün kaslarımı gevşettim ve kendimi yatağa bıraktım.</p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1150"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2017.jpg?itok=Oc57DtsT" width="360" height="480" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Sertifika töreni yapılarak, herkese kulübün hazırladığı özel hatıra sertifikalar verildi. İşte bu hikayede zirveyi birlikte yaptığımız ekip arkadaşlarım: Kendi ifadeleri ve kendi yazdıkları kimlikleri ile: Lider, İsmail Kaymak (Ankara Dağcılar Birliği Kulübü Başkanı), Milad Asılzade (Dağcılık sadece bir spor değil bir hayat tarzıdır), İsmail Bediz (Beden eğt. Öğrt. ve Basket antrenörü), Ayhan Özel, Muhammet Barış Kalkan, Kıymet Koç, Sadık Tanyıldız (Emekli), İlhan Sövmez (Emekli, ilk dağ tırmanışını gerçekleştirdi), Yavuz Şahinoğlu, Gülhan Şimşek, Hacer Atlar, Sedat Erdemli, Fatma Can, Fatih Solmaz, Uğurcan Oktaylar (Nature Friends Bonn Almanya), Cemile Fidan, Kadir Demir (Alaçam Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü başk. Rotasız), Meltem Tunçay (Alaçam Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü Rotasızın eşi), Nihat Şen (Alaçam Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü), Murat Kılıçaslan ve köpeği Jessica (Hristiyan Müjdeci). Bu isimlerin hepsi ile ayrı ayrı özel anılarımız oluştu. Fakat bunları bu çok uzayan yazıya sığdırmayacağım için geçiyorum. Ancak bu isimlerden Hacer Atlar ve Cemile Fidan’ı özellikle kutlamak istiyorum. Tırmanışın son etabında çok zorlanmalarına, defalarca dönüş sınırına gelmelerine rağmen sabır ve inatla devam ederek zirveyi başarmaları gerçekten takdire şayan idi. </p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1149"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-09/Ramazan%20Yelken%20A%C4%9Fr%C4%B1%20Da%C4%9F%C4%B1%2021.jpg?itok=YFev7zyN" width="480" height="216" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Akşam 6’da İshak Paşa yolu üzerindeki lüks Beyzade restoranda güzel bir kutlama, yaparak, Beyazıt’ın turistik sokağında çay ocağında oturduk ve bol bol çay içtik. Oteldeki yorgun fakat mutlu son gecemizden sonra tekrar minibüsümüze yerleşerek ANKARA yoluna koyulduk. </p><p>Gece ve gündüz süren meşakkatli bir karayolu seyahati sonunda 2 Eylül Cuma günü 10:30 da evimize ulaştık. Evet şu an eve geleli bir hafta oldu. Ancak dinlenebildim ve kendime geldim.  Abarttığımı düşünebilirsiniz fakat benim gibi 63 yaşında ve profesyonel dağcı olmayan amatör biri için gerçek bu. Bütün kaslarım adeta deprem geçirmiş, lime lime olmuş, bütün enerjim boşalmış gibi. Fakat kuş gibi hafif ve bir o kadar da mutlu ve huzurluyum. Üzerime bir sükûnet, sakinlik ve huzur çökmüş durumda. Buradaki her şey biraz silik bir siluete dönüşmüş gibi ve farklı bir gezegenden gelmiş gibiyim. Uzun uçuşlar sonrası jetlag olursunuz ya sanırım bende -varsa böyle bir şey- dağ jetlagı yaşıyor gibiydim şimdi her şey normale dönmeye başladı. Torunum Toprak bana çok iyi geliyor.</p><p>Efsanedeki Ahmet’in torunları, hala Ağrı Dağı'na çıkmaya devam ediyorlar. Bir farkla: Artık aşk için değil ekmek parası için çıkıyorlar ve yüzlerce dağcıyı rehber olarak zirveye çıkarıyorlar. Efsanedeki Ahmet’in kapısına gelen zalim Mahmut Beyin atı ve onun soyundan gelen atlar bu efsanenin adeta cezalandırılmışları olarak her gün ağır kamp yüklerini sırtlarında dağa çıkarıp indiriyorlar. Kısaca Ağrı Dağı’nda Ahmetler ve atlar hiç eksik olmuyor. </p></div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/ramazan-yelken" lang="" about="/yazarlar/ramazan-yelken" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Ramazan Yelken</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Ct, 09/10/2022 - 10:30</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2737" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1664395327"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Mehmet Ekim</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2737#comment-2737" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Ramazan hocam programı çok…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Ramazan hocam programı çok güzel kaleme almışsın. Okurken, bana her adımında anılarım olduğu dağı tekrar yaşattın. Kalemine sağlık, zirvenizi tekrar kutlarim. Siz daha çok zirveler yaparsınız. Tebrikler.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2737&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="mxE7puCZBhuw7PsaQdVUIQ4-kzc_7JHJhH9XwPBVWos"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Ct, 09/10/2022 - 22:20</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2737#comment-2737" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2738" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1664395327"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Feriha Yıldırım</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2738#comment-2738" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Ramazan hocam okurken güzel…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Ramazan hocam okurken güzel ve samimi üslubunuz aldı götürdü beni de 3 kez 4200 metreye kadar çıkıp, sadece bir kez zirvesini yaşayabildiğim Ağrı Dağı&#039;na...<br /> Bilin ki bir kez gidince bitmiyor bu sevda Hocam, tekrar tekrar çağırıyor kendine, özlüyorsun onun tozunu, bitkisini, taşlarını, duman duman başını... </p> <p>Bütün ayrıntıları öyle güzel ve akıcı anlatmışsınız ki, satırlarınızla yeniden oraya gittim; hasretim depreşti. </p> <p>Dağlarla muhabbetiniz daima sağlık ve neşe içinde olsun.<br /> Sevgilerimle.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2738&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="TrAm-EKfT_Rbb3leEBcq6Hx6MInrsStUPxMTqKtSgqc"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Ct, 09/10/2022 - 22:33</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2738#comment-2738" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1305&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="YY37Z3WjKyRuzvFR1aNStmSAJT5a-jUkRwh0Ic6PtMI"></drupal-render-placeholder> </section> Sat, 10 Sep 2022 07:30:39 +0000 Ramazan Yelken 1305 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/agri-dagi-efsanesi#comments Darülharb! https://fikircografyasi.com/makale/darulharb <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Darülharb!</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>Bir arkadaşım, devlet adamlarımızın başka ülkelerin yöneticilerini kandırıp tuzağa düşürdüğünü, bunun müthiş bir diplomasi başarısı olduğunu heyecanla anlatıp bunu yapanlara "<strong>helal olsun</strong>" diye bir mesaj atmış.</p> <p>Acaba "<strong>helal</strong>" olur mu diye düşündüm!</p> <p>Şu laf bizim atasözümüz: "<strong>Dinsizin hakkından imansız gelir</strong>".</p> <p>"<strong>Dinsiz</strong>" ile mücadele edenin "<strong>imansız</strong>" olmasını hoş ve hak görüyoruz.</p> <p>Bizden birinin "<strong>kafirle</strong>" mücadele ettiğine inanıyorsak, <strong>kafirden daha kafir </strong>olmasını, <strong>münafıklığın </strong>alametleri olan yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete ihanet etmek gibi fiilleri işlemesini <strong>alkışlıyoruz</strong>!</p> <p>İyiye, doğruya dair o kadar ümitsiziz ki <strong>kötüler karşısında onlardan da daha kötü olmaktan</strong> başka çareye inanmıyoruz.</p> <p>Halbuki "<strong>emrolunduğun gibi dosdoğru ol</strong>" emrinin yanında <strong>"kafirlerle muhatap oluyorsan yalan söyleyebilirsin"</strong> <strong>denmiyor</strong>.</p> <p>Bilakis başka bir ayette "<strong>Bir kavme olan kininiz size adaletsizlik yaptırmasın, adaletli olun</strong>" deniyor.</p> <p><strong>Darülharb </strong>diye bir şey icat etmişiz. Kafirliği, münafıklığı benimsememize bir kılıf bulmuşuz.</p> <p>Kur'an'da <strong>dârülharb </strong>diye bir şey geçmiyor. <strong>Dârulharb</strong> ve <strong>dârulküfr </strong>gibi tabirler tabiin döneminden itibaren kullanılmaya başlamış.</p> <p>Müslüman olmayan bir hükümdarın egemen olduğu yerler ve Müslümanlarla gayrimüslimler arasında henüz barış akdedilmemiş olan memleketler İslam hukukunda <strong>Darülharb </strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Dârülharp">sayılıyor</a>. </p> <div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1125"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-06/resim_2022-06-27_204225925.png?itok=YmdCPDrp" width="256" height="256" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p><strong>Hanefîlere </strong>göre <strong>dârulharb</strong>, gayrimüslim liderlerin emirlerinin yürürlükte olduğu ülke.</p> <p><strong>Mâlikîlere </strong>göre <strong>dârulharb</strong>, gayrimüslimlerin hukukunun icra edildiği ülke.<br /><br /><strong>Şafiîlere </strong>göre <strong>dârulharb</strong>, gayrimüslimlerin sulh antlaşması yapmadan istila ettiği ve daha önce dârulislâm olmayan yerler.</p> <p><strong>Hanbelîlere </strong>göre <strong>dârulharb</strong>, gayrimüslimlerin hukukunun hâkim olduğu ülke. *</p> <p>Almanya'da çalışırken <strong>dini bir cemaate mensup </strong>bir dönerci ile tanışmıştım. </p> <p>Bu adam, kendi sattığı döneri <strong>haram </strong>diye yemiyordu. Tezgah altında <strong>bira </strong>bulunduruyor, isteyene satıyordu. Dükkanda bir  de müşterilerin dönerin yapılmasını beklerken oynadıkları bir <strong>kumar makinesi</strong> vardı.</p> <p>Adama soruyordum:</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1127"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-06/resim_2022-06-27_204659997.png?itok=UYLFNxeM" width="256" height="256" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>- Neden alkollü içecek satıyorsun?</p> <p>- <strong>Darülharbdeyiz</strong>...</p> <p>- Neden kumar oynatıyorsun?</p> <p>- <strong>Darülharbdeyiz</strong>.</p> <p>- Bu sattığın döner haramsa biz müslümanlara niye satıyorsun?</p> <p>- <strong>Darülharbdeyiz</strong>.</p> <p>Arkası da geliyordu:</p> <p>Faizli kredi çekebilirsin. Çünkü <strong>darülharbdesin</strong>...</p> <p>Yalan beyanda bulunup Alman devletini dolandırabilirsin. Çünkü <strong>darülharbdesin</strong>...</p> <p>Sigorta kurumlarını istismar edebilirsin.. Çünkü <strong>darülharbdesin</strong>...</p> <p>Ne "<strong>yarayışlı</strong>" bir buluş değil mi? Acaba kapsamı genişletilebilir mi?</p> <p>E Türkiye dediğin de bir İslam devleti değil neticede!..</p> <p>O zaman <strong>Türkiye de darülharb</strong> oluyor!...</p> <p>Ve <strong>cehennemin kapıları açılıyor:</strong></p> <p>Rüşvet alıp verebilirsin. Çünkü <strong>darülharbdesin</strong>...</p> <p>Devleti soyabilirsin. Çünkü <strong>darülharbdesin</strong>...</p> <p>Yalan beyanda bulunabilir, tefecilik yapabilirsin. Çünkü <strong>darülharbdesin</strong>...</p> <p>Muhasebecinle sahte kayıtlar oluşturup vergi kaçırabilirsin. Çünkü <strong>darülharbdesin</strong>...</p> <p>Menfaatin için başkasına iftira atabilirsin. Çünkü <strong>darülharbdesin</strong>...</p> <p>Sahtekârlar ülkesine hoş geldiniz...</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1126"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-06/resim_2022-06-27_204331390.png?itok=4Km8AH9C" width="256" height="256" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Omurgasızlığın, kafirliğin, münafıklığın, sahtekarlığın, menfaatperestliğin, değer tanımamanın kılıfı <strong>darülharb</strong>!</p> <p>Bu yüzden Müslümanlar bütün dünyada yalancı, düzenbaz, sahtekâr, güvenilmez, kaypak, omurgasız kimseler olarak tanınıyorlar.</p> <p>Ben Müslümanların benimsediği bu anlayışının kaynağının <strong>Allah</strong> olduğuna inanmıyorum.</p> <p>Böyle aşağılık bir anlayışın kaynağı <strong>Hz. Muhammed'in</strong> hayatı ve uygulamaları olamaz.</p> <p>Böyle bir "<strong>din anlayışının</strong>" kaynağı olsa olsa <strong>şeytanın ta kendisi</strong> olabilir.</p> <p>Müslümanların, şeytanın bu tuzağından kurtulması için dua ediyorum.</p> <p> </p> <hr /><p>* <a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/224384">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/224384</a></p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/salih-cenap-baydar" lang="" about="/yazarlar/salih-cenap-baydar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Salih Cenap Baydar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Cu, 08/12/2022 - 13:17</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/din" hreflang="tr">DİN</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2679" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1660488853"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" content="Boynukara Prof. Dr. Hasan">Boynukara Prof…</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2679#comment-2679" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Ahlaksızlığa kılıf…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Ahlaksızlığa kılıf uydurmayın başka bir şey değil<br /> Teşekkürler kardeşim</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2679&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="LxIxHl6Jz0JTXVnaehvdj2DPiUjtpsOJu27jwGYpSsc"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pa, 08/14/2022 - 10:00</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2679#comment-2679" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2681" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1661973450"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Konuk</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2681#comment-2681" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Doğru söze ne denir ki</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Doğru söze ne denir ki</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2681&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="qzDMMWPojYuVfxNDmokWd6EJjuaGrQeyhm4AxJ32MRo"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pa, 08/14/2022 - 19:29</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2681#comment-2681" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2710" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1661973450"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">ziya özçelik</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2710#comment-2710" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">DARULHARB mantık…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>DARULHARB mantık eleştirisine katılıyorum.Ancak yazıda geçen hüküm cümlesi çok yanlış.Katılmıyorum.<br /> &quot;Bu yüzden Müslümanlar bütün dünyada yalancı, düzenbaz, sahtekâr, güvenilmez, kaypak, omurgasız kimseler olarak tanınıyorlar.&quot;<br /> bu kadar genelleme isabetli değil.Sanki bütün ahlaki değer düşüklüğü yaşayan müslümalar DARULHARB düşüncesi sebebiyle yaptıkları islama ters işleri yapıyorlar.Hayır müslümanların kahir ekseriyeti darulharb kelmesini bilmez. Yaşanan negatif şeylerin çoğu cehaletten kaynaklanmaktadır.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2710&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="N5T10jsFAgpQ5KY5RQ5uxwctwfPtZChuOxxb-uUmLDM"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Cu, 08/26/2022 - 18:00</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2710#comment-2710" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1289&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="yNpbGNv5P7FgElyPAAhJxZINN_HkQcvIKHpMgE-rG-g"></drupal-render-placeholder> </section> Fri, 12 Aug 2022 10:17:30 +0000 Salih Cenap Baydar 1289 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/darulharb#comments Efendisi Olan Bir Millet Neden Köylülükten Kurtulamaz? https://fikircografyasi.com/makale/efendisi-olan-bir-millet-neden-koylulukten-kurtulamaz <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Efendisi Olan Bir Millet Neden Köylülükten Kurtulamaz?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>Bir arkadaşımız köy, şehir, köylülük, şehirlilik üzerine yaygın "aydın önyargıları"nı silkeleyerek köylüye iade-i itibarda bulunuyor. Bu iade-i itibar girişimiyle, köyde yaşayan ya da şehirlerdeki köy kökenli insanların ötekiler lehine ontolojik bir yetersizlikle malül olmadıklarını, hatta yer yer ötekilerden daha şanslı ve avantajlı sayılabilecekleri şekilde şartlara adaptasyon yeteneklerinin daha fazla olduğunu ileri sürmüş. Böylece ötekilerle köylüler arasında hiyerarşik ve aşılmaz bir ontolojik fark bulunmadığını, aradaki farkın köylü ve şehirli hayat tarzları arasındaki "eş-düzey çeşitlilik"ten öte bir mahiyet farkı olmadığını söylemiş oluyor.</p> <p>Kazın ayağı hiç de öyle değil halbuki.</p> <p>Genellikle Muhafazakâr okumuşlar, hayat ve fırsatlarına bakarak şehir sakinleriyle karşılaştırıldığında köy sakinlerinin "hiç de şehirliden aşağı kalır yanları olmadığı" ve hatta onlardan daha şanslı oldukları yönündeki bir kabule yaslanarak "köylülüğün maruz kaldığı aşağılanma"yı püskürtmeye dönük rahatlatıcı bir perspektifle kendilerini avuturlar. Meselenin aslı, ne -Erol Güngör rahmetlinin tabiriyle- "sömürge münevveri" mektepli çocukların sandığı gibi köylünün ilkelliği, geri kafalılığı, bağnazlığı ve taşralının küçük çıkarlara uyanıklığı meselesidir, ne Muhafazkâr okumuşların sandığı gibi "köylü ile şehirli arasındaki fark" mahiyetle hiç ilgisi olmayan tamamen yatay bir derece farkından ibarettir ve ne de bu farkın dile getirilmesi her durumda köylüye yöneltilmiş bir aşağılama olmak zorundadır.</p> <p>Sömürge münevveri her şeyin aslının Batı'dan öğrenileceği, dünyanın geri kalanının da bu ezberle şıpın işi anlaşılabileceği, bunun da mektebi geçecek kadar Batı hayranı fikirler edinmekle başarılabileceği zannındadır. Sömürge münevveri, gerçekte Batı'daki gelişmeleri kavramak ile Batı karşısında hayranlık beslemek arasındaki farkı idrak konusunda bir yetersizlikle malüldür. İlki için modern Batı kültür ve medeniyetini doğrudan tetkik ederek ayrıntılara bizzat kafa yormak lazımdır; ikincisi için ise memleketin dersine az çalışmış Batı hayranı eski kuşaklarının önyargılarını yarı uyur yarı uyanık ezber etmek yeterlidir. Türkiye'de gerek Batıcı veya solcu kesim içinde gerekse Muhafazakârlar arasında ilki için gayret gösteren küçük azınlıklar söz konusudur. Geriye, Batı hayranlığından geçinen sömürge münevverleri ile bunların aşağıladığı avam tabakalarına ve mesela köylülere bir tür halk dalkavukluğuna varacak kadar övgü düzen Muhafazakâr okumuşlardan oluşan ve her iki cenahıyla dersine az ve bu nedenle kötü çalışmış büyük kalabalıklar kalıyor.</p> <p>Günümüz Türkiyesinin siyasi kamplar düzeyinden sosyal kitleler düzeyine doğru derinleşmiş siyasî ve kültürel ufuksuzluğu da, bu kalabalıkların dersini sıkı çalışan herkese had bildiren ve kendi kafa kerestesinin kalınlığından içeri sızamayacak her fikre "entel gevezelik" etiketi yapıştıran fütursuzluğunun bedelidir.</p> <p>Nihayet sormamız gerekir: <b>Köylülük ve şehirlilik arasındaki fark, gerçekten bir derece farkı mı, yoksa bir mahiyet farkı mıdır?</b> Bu soruya cevap aramaya girişmeden önce şu hususların altını çizmekte fayda vardır:</p> <p>1. <b>Geleneksel köylülük, çift çubukla meşgul, gıda üreticiliği değildir</b>; köylülük, (ayrıntılarına burada değinemeyeceğimiz patrimonyal ve prebendal) majör mülkiyet yapılarının dönerek sosyal tabaka yapısını biçimlendirici bir fonksiyonu olarak şekillenmiş bir tabakanın -sadece yaşam tarzı değil aynı zamanda- zihniyet ve ideolojisidir.</p> <p>2. Geleneksel dünyada da şehirler ve buna bağlı olarak köylülük ve şehirlilik vardı ama modern kent ile geleneksel şehir arasındaki muazzam farkı görmezden gelmek, endüstriyel ve ticarî kapitalizmin (mekana) tahakkümünü toprak ağalarının köylüye tahakkümünden ayıramayan bir opaklıkla aynı illetten muzdarip bir körlüğün eseri olabilir. Endüstriyel ve ticarî kapitalizm, toplumun geleneksel alt sınıflarının radikal bir dönüşümüne yol açarak köleliği ve köylülüğü silip süpürmüş, bunların yerini endüstriyel emekçi kitleleri ile ticarî kapitalizmin ihtiyaç duyduğu yeni bir çalışanlar sınıfı almıştır.</p> <p>Lakin bu, artık geçmişte kalmış bir dönüşümdür. Günümüz dünyası, post-endüstriyel ve küresel karakterde yeni bir radikal dönüşüm ivmesiyle savrulurken köylülüğün -ve bazı yerlerde nomadik arkaik göçebelerin- hala can çekiştiği coğrafyalarda köylülüğün köyde yaşayan ya da şehirlere yeni göç etmiş köy kökenlilere matuf bir nitelemeden ibaret olduğunu sanmak, meseleyi hiç anlamamış olmaktır.</p> <p>3. Gerek CHP gibi Üçüncü Dünya tabir edilen ülkelerdeki <b>pre-modern modernleştirici anakronik partilerin</b> ve gerekse çeşit türlü aşırı sağ partilerin ideolojik söyleminde karşımıza çıkan "köycülük", Türkiye'de Muhafazakâr siyasetin halk dalkavukluğu kılığına bürünerek "köylü şımartıcılık"a tahavvül etti. Köy mekanlarının dahi küresel yeni dünyanın nüfuzu altında köysel olmaktan çıktığı bir dünyada, köy sakinleri de artık bildik anlamda köylü olmaktan çıkmış bulunuyor. Köy kökenlilerin şehirlerde köylü olarak aşağılanması da, bu insanların hala köylü olduğunu sanmamıza yol açmamalıdır. Köylülük bizim gibi ülkeler için bile artık bir sosyal formasyon olarak buharlaşmış durumdadır. Eski köylülerin "kamusal bir dünyaya katılım" anlamındaki "özgür yurttaş" bireyliğine dönüşememiş bugünkü torunları, (mahallî topluluklar, göçmen-hemşehri toplulukları, etnik diasporalar, dini cemaatler, tarikatler ve hatta mafya ağları biçiminde karşımıza çıkan) geniş himaye ağlarının ayakta kalmak için ihtiyaç duyduğu insan malzemesini oluşturuyor. İlginç olan, bu himaye ağlarının sadece vasıfsız veya yarı vasıflı bir nüfusu organize etmekle kalmayıp dikey bir yapı kazanmak suretiyle kendi üst zümrelerini yaratarak "kamusallığın oluşumunu akamete uğratan" oligarşik dükalıklara evrilmiş olmasıdır.</p> <p>4. Muhafazakâr zihin, "değerlerimiz, yerli kültür, bu toprakların irfanı..." gibi janjanlı terimler altında, büyük ölçüde avam katmanların taşralılığına, daha açık ifade edildiğinde köylülüğüne/taşralılığına rüşvet veren bir memleketçilik hastalığıyla muzdariptir. Oysa <b>ne geleneksel toplumda, ne modern toplumda ve nede günümüzün postmodern koşullarında, taşra veya köy, değerlerin kaynağı, koruyucusu ya da sahiplenicisi olmamıştır, olamaz.</b> Köy veya taşra, geleneksel dünyada merkezin gelenek yaratıcı baskısına karşı kendi folk göreneklerine sarılarak direnir. <b>Günümüz Türkiyesinin Muhafazakâr kitleleri de, büyük harflerle herhangi bir Gelenek'in ya da herhangi bir ahlakın değerlerine değil, avam göreneklerinden edinilmiş kimliklerin değer kılığına sokulmuş ihtiraslarına yaslanmaktadır.</b></p> <p>5. Muhafazakâr bakış açısı bir de köylülük/taşralılıkla elele giden eğitimsizlik/ümmîliğe bir irfan ve hikmet atfetmeye yönelerek, üniversite bitirmiş (belki prof bile olmuş) lakin dersini az çalışmış ve daha önemlisi modern kültürün yıkıcı ve yeniden inşa edici etkisinden bu yarı eğitimlilik sayesinde paçayı sıyırmış ve çok daha mühimi, modernin her unsurunu Batı’nın kültürel hegamonyasından ibaret sayan bir körlükle kendi yarı eğitimliliğini gözlerden saklamağa ve önemsizleştirmeğe çalışmaktadır. Oysa kentlerin kenar muhitlerine yerleşmiş olanlar olsun, taşrada yaşayanlar olsun bunlar artık ne ümmîdir ne de herhangi bir hikmet ya da irfandan haberdardır. <b>Mektep görmüş taşralılığın bu ümmî güzellemesi pek banal bir cehalet itirafından başka bir anlam taşımıyor.</b></p> <p>Bu hususları hatırlattıktan sonra geleneksel şehirliliği bir kenara bırakarak köylülük ile günümüz kentliliği arasında bırakın derece farkını, neredeyse metafizik karakterde ve aşılması imkansız bir mahiyet farkı bulunduğunu belirtelim. Kentlerin her tarafı köylerden göç etmiş kitlelerce dolduruldu diye, bu mahiyet farkı artık ortadan kalkmış gibi görünüyorsa size, bakıyor ama hiçbir şeyi kavrayarak görmüyorsunuz demektir. Öte yandan, “günümüz kentliliği” ifadesi, bir hayli yanlış anlaşılmağa açıktır. İstatistik birim olarak kentte hayat sürenlerin tümünü kentli sayma eğilimi ve bu eğilim nedeniyle kentte yaşayan nüfus oranını “memleketin %80’i kentlidir” gibi bedahetlerin sosyolojik bir kıymet-i harbiyesi yoktur.</p> <p>Modern kent kurumlarının oluşmadığı ve hayatı biçimlendirmediği bir ortam, nasıl kent sayılamazsa böyle yerleşmelere doluşmuş nüfus da kentli sayılamaz. <b>Modern kenti ayrıştıran en temel hususlardan biri, kent hayatının modern kurumların belirleyicisi olduğu ve hayatın ana doğrultusunun bu kurumsal çerçeve ve onun pratize edildiği bir örgütlenme içinde cereyan ettiği bir sosyal dünya olmasıdır. Bir diğer husus da, kanunların bulunması değil, modern hukuk güvencelerine dayalı, hukukun kağıt üstünde kalmadığı, aksine her şeyin hukuk normlarına göre düzenlenip yürütüldüğü, kimsenin mahallî, göçmen-hemşeri, etnik toplulukların ya da tarikat veya laik zümre ya da dinî cemaat bağlarına ve himayesine mahkum edilmediği ve hışmına maruz kalmadığı, mafiyöz bağların ve oligarşik ağların hayata hükmetmediği bir kamusal dünyanın hakim kılınmasıdır ki, bunun da somut ve doğrudan görünürlük kazanacağı düzlem, kent kamusal topluluğudur. </b>Bu da, kent hayatında söz konusu alt topluluk aidiyetlerinin yerini kentin kamusal hayatına doğrudan katılım imkanı sağlayan mekanizmaların ve aşağıdan yukarıya doğru örgütlenmiş sivil toplum örgütlerinin geniş kapsamlı etkililiği demektir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye şehirleri, modern kent varoluşundan oldukça uzak, <b>oligarkların hegamonyası altında bir himaye bataklığına</b> saplanıp kalmış durumdadır. Şehir sakinlerinin himaye sağlayan sosyal sermaye arayışları, onları modern kent yurttaşı olarak özgür ve eşit bireyler olmaktan alıkoyan en önemli varoluş temeli durumundadır. Toplumun modern kurgusu ile karşılaştırıldığında, gerek ulusal ve gerekse yerel-kentsel düzeyde kamusala katılım yerine yukarıdan aşağıya bir hâmîler ve aşağıdan yukarıya da bir yanaşma ağları halindeki bu sosyal doku, neden premodern bir sosyalitenin aşılamadığını ve yerelde kentliliğin, ulusalda da vatandaşlığın toplum bütünüyle yegane bağ haline gelemediğinin de göstergesidir. Kentlilik, şehir görgüsü değil, hayatın kentli kurumsal, hukukî ve kamusal örgüsü çerçevesinde hayat sürmekle vasıflanır. <b>Şehrin dünyasını rakip veya düşman himaye çarklarının insafına ve böylece bir minör savaşkanlıklar toz dumanına terketmiş bir toplum ve devlet, modern, medenî ve kentli varoluşun da baş düşmanı ve en büyük engelidir.</b></p> <p>Bu şartlar altında, devlet büyüklerinin toplumun vahşî bir saldırganlık zemininde ufaladığı kişi ve gruplara kol kanat gerip himaye sağlayan efendiler ve bundan güç devşiren oligarklar haline dönüştüğü ve ekonomik, bürokratik, politik oligarklarla halvet halinde toplumun zenginlik ve servetlerini kendi aralarında bölüşüp, kırıntı ve ufantılarını da yanaşmalarına dağıttığı bir dünya, ne modern ulusun, ne de modern kentin dünyasıdır.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/vehbi-baser" lang="" about="/yazarlar/vehbi-baser" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Vehbi Başer</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Per, 08/11/2022 - 08:01</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2671" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1660488853"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Bahattin Cizreli </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2671#comment-2671" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Bu derinlikli analiz ve…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Bu derinlikli analiz ve tespitler için hocamıza teşekkür ediyorum.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2671&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="UMS0doEvepOxJKb0T7hgxBaBIcxflPBmfUAGiGo43gY"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Per, 08/11/2022 - 11:27</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2671#comment-2671" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2724" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1664395379"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">İbrahim</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2724#comment-2724" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Sayın hocam Köy/taşra…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Sayın hocam<br /> Köy/taşra topluluğunu ve kent toplumunu tarihsel ve kültürel arka planı olan bir olgu olarak düşündüğümüzde, her ikisinin de ürettiği değer ve hukuk nosyonu açısından olumlu ve olumsuz yönler/taraflar yok mudur?<br /> Kent kamusallığı da küreselleşme, sanayileşme, kapitalistleşme vs. süreçlerden etkilenerek pek çok olumsuz değer üretmemiş midir?<br /> Saygılar</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2724&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="dRr7vRoXc0fjazj1t5kNY-JThWe0eH6GnNCWOFCmpTI"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pa, 09/04/2022 - 02:54</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2724#comment-2724" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1302&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="9_9isUCyh6bvnVlzT0E_MxjYEfsNzYDTb8_1V4ewAS8"></drupal-render-placeholder> </section> Thu, 11 Aug 2022 05:01:00 +0000 Vehbi Başer 1302 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/efendisi-olan-bir-millet-neden-koylulukten-kurtulamaz#comments Köylü ve Taşralı Müslümanlığın Sosyo-Tarihsel Arkaplanı https://fikircografyasi.com/makale/koylu-ve-tasrali-muslumanligin-sosyo-tarihsel-arkaplani <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Köylü ve Taşralı Müslümanlığın Sosyo-Tarihsel Arkaplanı</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p> </p> <p><strong>Klasik çağlar boyunca İslam’ın pek köylü bir tarafı yoktu. </strong>Doğuşu itibariyle İslam, -bugünün standartlarıyla kasaba denebilecek olsa da- Arap Yarımadası açısından bölgesel şehir sayabileceğimiz ortamlara aitti fakat Arap Devleti’nin doğuşu sürecinde koopte edilerek resmî ideoloji haline getirilmesiyle kısa sürede bir karşı-ideoloji formuna bürünerek bedeviler arasında da hızla yayıldı. Bu iki form, yani arkaik anlamda devlet Müslümanlığı da diyebileceğimiz “Arap üstünlük ideolojisi” olarak İslamiyet ile bölgesel Arap devletinin hükümranlığı sonucunda çapul ve yağma fırsatları yok edilen Bedevilerin eşitlikçi bir direniş ideolojisi olarak karşı-İslam, terminolojik olarak hiçbir anlamıyla köylü değildi, zira tipik anlamıyla köy, Arap coğrafyasında yoktu.</p> <p><strong>Arap devlet ideolojisi haline dönüştürülmüş İslamiyet,</strong> Arap hükümranlığının hızlı ve agresif yayılma sürecinin bir yerlerinde başlayan medeniyetleşme sürecinde, bir kez daha seviye yükselterek kadîm coğrafyaların medeniyet mirasları ile sinkretize edilerek klasik yüksek İslam doktrini inşa edilirken bir kez daha reforma uğratıldı ve bu reform kalıcı doktriner ayrışmaların da zeminini oluşturarak İslam maneviyatının mezheplere ayrışmasına yol açtı. Bu süreçte İslam, "<strong>bir medeniyet dini olarak İslamiyet</strong>" formuna bürünürken, bu medeniyet havzasının bütün dinamiklerinin İslam zemininde bir meşruiyet temeline dayanmasını adeta bir zorunluluk haline getirdi. Kadîm medeniyetler bakiyesi bütün nüfuslar kendi kadîm miraslarını İslamiyete karşı savunmak yerine İslamî bir kılık altında yeniden temsil etmek zorunda kaldılar. Bu fikrî ve ideolojik canlılık, kadim şehir ahalilerinden uzak kırsal bölgelerin göçebelerine kadar bütün nüfusların sosyal ve kültürel varoluşlarını ağır bir sarsıntıya uğratarak kendilerini “<strong>bir şekilde İslamla ilişkilendirerek tanımlamak</strong>” biçiminde bir zarurete maruz bırakarak İslâmî sembollerin tâbî nüfuslar tarafından talan edilmesine kapı araladı.</p> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/1132"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-07/resim_2022-07-09_235426011.png?itok=DFQ5YgWw" width="480" height="315" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Bu süreçte -terimin gerçek anlamıyla- <strong>köylüler</strong>, yani yerleşik tarım toplumları, Müslüman olmaya değil, yeni doğan medeniyetin şehirlerini besleyecek üretimleri güvence altına alınarak vergi ödemeye zorlandılar. Onların Müslümanlaşması değil, yeni doğmakta olan Müslüman imparatorluklarının gıda ihtiyaçlarını karşılamalası bir zorunluluktu. Başka bir anlatımla, <strong>kritik problem onların inanç ve dinleri değil, tarımsal üretimlerinin güvence altına alınması, aşırı büyüyen şehirlerin gıda ihtiyacını karşılamak üzere aşırı üretime zorlanmaları ve ürünlerine el konulması idi.</strong></p> <p>Köylüler bu süreçte -İslamiyet’le karmaşık bir imparatorluk havzası ideolojileri halinde şehir kültürü ve hayat tarzı olarak karşılaşmış olsalar da- kendi tarımsal hayat şartlarının elverişsizliği ve asıl mecburiyetlerinin ideolojik değil de ekonomik bir temele oturtulmuş olması hasebiyle İslama karşı ilgisiz kalarak kendi <strong>kırsal-pastoral ve zırâî inanç ve ritüellerini</strong> sürdürdüler. Başlangıçta devlet ve giderek İmparatorluk biçiminde örgütlenen siyasi hükümranlığın köyleri ve köylü hayatını ideolojik denetim altına alacağı ne imkan ve mekanizmalar ne de buna ihtiyaç vardı.</p> <p>Merkezî imparatorlukların zaman içinde zaafa uğramasının göçebe isyanlarına ve bölgesel kopmalara kapı aralaması, köylülerin ideolojik sadakati ve hayat tarzlarının itaatkar bir maneviyatla dönüştürülmesi problemini gündeme getirmiş olabilir. Bu açıdan bakıldığında köylü müslümanlaşması, geç imparatorluk dönemi hükümranlık siyasetinin itaat temin etme ihtiyacı olarak gündeme geldi. Aslolan neye inandıkları, hangi ibadet ve ritüelleri icra ettikleri değil, isyancı göçebelerle işbirliği yapmalarını mümkün kılan kültürel geçişliliklerin ortadan kaldırılması ve devletin (binlerce köy üzerinde) güç kullanma imkanlarının kısıtlılığı nedeniyle “<strong>güdümlü rızaya dayalı itaat</strong>” tutumunun benimsetilmesi için zırâî-kırsal bir müslümanlığa angaje edilmeleriydi.</p> <p>Buna rağmen 19. Yüzyıl’a kadar köylüler, ne dini temsil edecek bir dindarlık formasyonuna ne de dinle temsil edilecek bir kültürel kimliğe sahip oldular. İronik olarak bu durum, folk milliyetçiliklerin doğuşu sürecinde, parçalayıcı dinamiklerin ağır baskısı altında köylü kimliklerinin din ile tarifine ihtiyaçtan doğan bir gelişmeydi.</p> <p>Toparlayacak olursak <strong>köylülerin kimliğinde dinin önem kazanması, milliyetçiliklerin bir ihtiyacı olarak doğdu </strong>ve milli devlet ideolojilerinin dine ve dini sembollere en hafifinden bigane fakat genellikle düşmanca tutumu, şehirleri ve şehir kültürünü dindışı, hatta din-karşıtı yeni bir ruhun domine etmeye başlamasıyla, taşra ve kırsal dünyada sadece İslamiyetin değil Hristiyanlık başta olmak üzere öteki dinlerin de pasif bir kimlik ögesi olmanın ötesine geçerek şımarık ve züppe yeni şehirli kültür karşısında dini temsil misyonunun da taşralı ve köylü kitlelere aktarılmasına yol açtı. Daha basit bir ifadeyle İslamiyet, merkezî denetim imkanlarının yetersizliği yüzünden bir itaat manivelası olarak köylü hayatına empoze edilmiş, ancak 19. Yüzyıldaki folk milliyetçiliklerin yükselişi ile baskın kimlik unsuru haline gelmiş, milli devlet inşası sürecinde de İslamiyetin temsili taşralı ve köylü kitlelere kalmış oldu.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/vehbi-baser" lang="" about="/yazarlar/vehbi-baser" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Vehbi Başer</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Ct, 07/09/2022 - 23:37</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/din" hreflang="tr">DİN</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1298&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="lD-E5v43A_GodzaBUeK8CAZ51ebUos0HFHMxtsLcDgY"></drupal-render-placeholder> </section> Sat, 09 Jul 2022 20:37:24 +0000 Vehbi Başer 1298 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/koylu-ve-tasrali-muslumanligin-sosyo-tarihsel-arkaplani#comments İnsan Neden Yanlış Anlar? https://fikircografyasi.com/makale/insan-neden-yanlis-anlar <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">İnsan Neden Yanlış Anlar?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>Bir kurumda sıradışı düşünme tekniklerini anlatırken, birbirine benzemeyen iki şeyi bir araya getirildiğinde daha yaratıcı olunacağını belirtmiş, bunu İngiliz nörobilimci Paul Howard-Jones’in yaptığı bir deneye dayandırmıştım. </p><div class="align-right" data-quickedit-entity-id="media/1124"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-06/resim_2022-06-26_113520015.png?itok=Msh16ekj" width="256" height="256" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Yapılan deneye göre katılımcılara, birbirine yakın üç kelime verilip (diş, fırçalamak, parlamak) bir hikâye yazmalarını istemiş. Bir diğer gruba da birbirine benzemeyen üç kelime (inek, fermuar, yıldız) verilerek bir hikâye yazmaları istenmiş. Yazılan hikayeler beş jüri üyesi tarafından puanlandırılmış birbiri ile ilgisi olmayan kelimeler kullanılarak yazılan hikayelerin, birbirine benzeyen kelimelerle yazılan hikayelerden daha yaratıcı olduğu tespit edilmiş. <br /><br />Birbiriyle ilişkisi olmayan kelimelerin bir araya getirilmesinin beyinde anteriyor singülat korteks ve frontal medial girus gibi sorun çözme ve yüksek düşünce ile ilişkili pek çok bölgeyi aktive ettiği görülmüş.<br /><br />Konunun daha rahat anlaşılması için insanın oluşumu üzerinden örnek verdim.  İnsan 46 kromozomdan oluşuyor. 23 kromozom anneden, 23 kromozom babadan geçiyor. Bu iki ayrı kromozom yapısı birbirine ne kadar benziyorsa doğacak çocuk, genetik olarak o kadar zayıf doğuyor. Hatta bu konuda yapılan çalışmalarda istatistiki olarak engelli olma ihtimali yüksek oluyor. “Bu biyolojik gerçekliği dikkate alarak akraba evliliği yapmamanız tavsiye ederim” dedim. Diğer yandan kadınlarda 35 yaşından sonra yumurta kalitesi düştüğünden bu yaştan sonraki doğumlarda bebeğin engelli olma ihtimali yüksektir. İstatistikler bunu gösteriyor. Bu nedenle evlenirken buna da dikkat etmeniz gerekiyor, diyerek ilave bir hayat bilgisi vermiştim.<br /><br />Daha sonra eğitim yetkilisiyle görüştüğümde geri bildirimin olup olmadığını sordum. Bazı öğrencilerin, dersimle ilgili olarak, “Bizim özel hayatımıza müdahale etti. Kiminle evleneceğimizle ve kaç yaşında evleneceğimizle dair sözler söyledi” şeklinde şikâyette bulunduklarını söyledi. </p><div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1123"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-06/resim_2022-06-26_113345235.png?itok=Cf6txm2M" width="256" height="256" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Üniversiteyi bitirmiş kişilerin bir sözün hangi anlama geldiğini hangi bağlamda kullanıldığını anlayamamasına üzüldüm. Eğitim sisteminin yerlerde süründüğünü düşündüm. Bu sadece benim bizzat yaşadığım öznel bir değerlendirme değil, aynı zamanda uluslararası kuruluşların nesnel olarak yaptığı araştırmanın sonucudur. “OECD’nin (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) 2020 yılında yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’nin %40 ı okuduğunu anlama yeteneğine sahip değil” (Kaynak: OECD, 'Concept of Information-related Competencies' ve “Türkiye Eğilimleri” araştırması (2020)<br />Üniversiteyi bitirmiş biri neden okuduğunu ya da dinlediğini anlamaz ya da yanlış anlar? Bunları kanımca şöyle sıralamak mümkündür:</p><ol><li>Eğitim sistemimiz sadece hafızaya bilgi yükleyen ve sınavlarda onun yansımasını başarı olarak kabul eden bir yapıya sahiptir. Özellikle test tekniği iç güdüsel hafızaya dayanmaktadır. Eğitimle; zekâ, muhakeme, hayal gücü gelişmemektedir. Kişi eğitimli olsa bile ezberlenmiş klişe bilgilerin dışındaki konuları anlayamamakta ya da yanlış anlamaktadır.<br /> </li><li>Okuma, öğrenme ve merak duygusu beslemeyen eğitim eksiktir.  İnsan, zihnini ancak kültür kitaplarıyla geliştirir. Okuldan diploma alan birçok kişi erken kifayet duygusuna kapılmakta “ben artık oldum” zannetmektedir. Bu nedenle düşünceyi tetikleyecek yeni bilgiler, onun konfor alanını sarstığı için anlamamak ya da yanlış anlamak şeklinde bir tepkiye dönüşmektedir.<br /> </li><li>Kişi kendini ifade edecek sözel iletişim yeteneğine sahip olmazsa tepkisini sağlıksız bir şekilde yapmaktadır. Anladığını ya da anlamadığını muhatabıyla paylaşmak yerine onu bir dedikoduya ya da şikâyete dönüştürmektedir. Çünkü bildiği ya da bilmediği ile yüzleşebilmesi için kendi bilgisine ve algısına güvenmesi gerekir. Dolayısıyla dedikodu ya da şikâyet yoluyla boş kaleye gol atmak kolay gelmektedir. <br /> </li><li>Anooshirvan Miandji, “200 kelime ile düşünen birisi, 2000 kelime ile düşünen birisini anlayamaz” der. Ludwig Wittgenstein, “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” der. Eğer kişilerin kavram dünyası çok darsa sizin çok genişse sizi anlaması mümkün değildir. Bu nedenle Mevlâna, “Deniz ne kadar büyük olursa olsun sen ancak kabın kadar su alırsın.” “Uğraşma boşuna. Seni ancak gördükleri ve duydukları kadar anlayacaklar. Gördükleri, ancak kendi anladıkları kadarı olacak" der. La Rouchefaucauld,“Dar kafalı insanlar, kafalarının almadığı her şeyi kötü görürler” diyerek anlamayan kişinin anlamadığı ile kalmayıp bir kötüleme yolunu seçtiğini söyler.<br /> </li><li>Sezai Karakoç, “Anlamak masraflı iştir. Emek ister, gayret samimiyet ister. Oysa yanlış anlamak kolaydır, biraz kötü niyet ve cehalet kâfidir” diyerek anlamayı ve yanlış anlamayı güzel özetlemiştir. Konfüçyüs’ de “Anlamak istemeyene hiçbir şey öğretemem, Düşüncesini dile getirmek niyetinde olmayana da yardım edemem” diyerek anlamak istemeyen bir kişiye bir şey yapılamayacağını, düşüncesini dile getirmeyen kişiye de yardımcı olunamayacağını vurgulamıştır.<br /> </li><li>Yanlış anlamak sadece bilgi meselesi değil, aynı zamanda bir ahlak meselesidir. Anadolu’da bir tabir var. “Davet etse de gitmesek, davet etmese de dedikodusunu yapsak” Kişiler eğer kendilerini değerli hissettirecek donanımdan yoksunsa, bunu her duruma karşı çıkarak ya da dedikodu yoluyla başkalarını kötüleyerek telafi etme yolunu seçebilirler. Böylelikle yetersizliklerini kapattıklarını düşünebilirler. </li></ol><p>Daha çok şey yazılabilir ama maksat hasıl oldu sanırım. Bir eğitim sorununa vurgu yapmak istedim. Yazımın şahsi bir mesele olarak algılanıp “Canını sıkma vs.” gibi yorumlarla yeni yanlış anlamalara yol açmamasını diliyorum.</p></div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/durdu-gunes" lang="" about="/yazarlar/durdu-gunes" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Durdu Güneş</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pa, 06/26/2022 - 11:30</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> <li><a href="/egitim" hreflang="tr">EĞİTİM</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2688" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1661973450"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">nejat ünal</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2688#comment-2688" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Yanlış anlamayın ama bu yazı…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Yanlış anlamayın ama bu yazı çok güzel</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2688&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="FFJXA0v8SF0Fhj0rR6TAlvO5s1YNb4KTrADpp5Fqr8k"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Sa, 08/16/2022 - 03:40</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2688#comment-2688" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1295&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="xIqvueNZW0zJl8Dww4uDm9PbsIxOrJx4w6HYhoIznfc"></drupal-render-placeholder> </section> Sun, 26 Jun 2022 08:30:02 +0000 Durdu Güneş 1295 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/insan-neden-yanlis-anlar#comments Kamusal Barış Çağrısı https://fikircografyasi.com/makale/kamusal-baris-cagrisi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Kamusal Barış Çağrısı</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>Kamusal barış, toplum olarak yaşamanın temeli, tesis edilip güvence altına alınması ve geliştirilerek sürdürülmesi de, hem devlet denilen aygıtın "<strong>meşruiyet temeli</strong>" ve <strong>"sebeb-i hikmeti"</strong>, hem de bireyler ve kolektiviteler (gruplar, cemaatler, camialar, kamu örgütleri, şirketler, dernekler, vakıflar vb. organizasyonlar çerçevesinde yaşayan toplu varlıklar) olarak insanların kargaşa ve çatışmadan uzak bir hayat yaşama imkan ve meşruiyetinin temelidir.</p> <p>Kamusal barışın uzun asırlardır gereği üzere tesis edilemediği bir devlet düzeni ve toplumsallık vasatı olarak memlekette, siyaset ve devlet adamları, ağzımıza "asayiş berkemal ya, ona şükredin" diye bir parmak bal çalarak bu "artık sürdürülemez kaygıya boğulmuş dünya"nın ayakta durabileceğini sanma gafletinden uyanmalıdır.</p> <p>Türkiye'nin kurumsal iktidar ve muhalefetten ve hatta sosyal muhalefetten çok daha derin ve ertelenemez ihtiyacı, bir "<strong>kamusal barış hareketi</strong>"dir!</p> <p class="text-align-center">***</p> <div class="align-center" data-quickedit-entity-id="media/1121"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-06/resim_2022-06-17_150755126.png?itok=k-p2XKDk" width="480" height="280" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p>Bizim asıl hatamız, "gönlünü yoklamak" yerine "ötekileri kollamak". Kendi adına isteyeceği barış için "ötekilerin elini, yenini, kafasını, hayatını" daraltacak önşartlar, rezervler... koyarak "aslında olmazlanmak" ama bunu "açıktan red" yerine "öteki istemiyor" bahanesine sığınarak kendini mazur görüp göstermek. Kamusal barış için "ism ü cism sahibi" öteki ve "ismiyle cismiyle ben"in bir gün hazır olması, kusursuz olması, hiç suç işlememiş olması muhayyel bile değildir; önemli olan "kim olduğumuzu hesaba katarak" uzlaşmazlık haklılığına sığınmamaktır.</p> <p>Herkes kendine bakacak, ne istediğini, niye istediğini, adil bir tavır içinde olup olmadığını yoklayacak!</p> <p>Ötekilerle uzak geçmiş, yakın acılar üzerinde pazarlık mantığı ile değil, memleketin bunalımını aşmak üzere "kamusal varoluş"u silm ü selamete eriştirip bu hal üzere yaşamayı talep etmektir.</p> <p>Bunun için vazgeçilecek şeyler, meşru bir kazanç oluşturmayan ayrıcalıklar, hırsızlanarak ele geçirilmiş ama hak edilmemiş avantajlardır. Bunun için edilecek fedakarlıklar, "cehennemde ama rahatı yerinde" olmayacağımız için edilmesi gereken fedakarlıklardır.</p> <p class="text-align-center">***</p> <p>Ben içeriklendirilmemiş ve gerekçelendirilmemiş bir barış çağırısı yaptım. Bu tür bir barış çağrısına herkes kendi spesifik inancı açısından uygunluk değerlendirmesi yapabilir. Dileyen Liberal değerlerle, dileyen Muhafazkar, Sosyalist, Ateist yahut İslâmî değerlerle uyumlu bulduğu için onaylasın; <strong>önemli olan "inanç içeriği ve gerekçesi"ne</strong> <strong>dayandırılmamış </strong>bir uzlaşma zemini inşa etmektir; çünkü "inanç içeriği ve gerekçesi" aramak sadece belirli bir değer setine bağlı olanlar arasında barış aramak noktasında tıkanmak durumundadır. Bunu daha kaç yüzyıl sürdürüp bu anlamsız kargaşa ve kaygı dünyasında çocuklarımızı ya açıkça bedenen, yahut istisnasız hepsini ruhen boğacağız?</p> <p>Kamusal Barış, siz öyle anlamak isterseniz "İSLAM" kelimesinin güncel Türkçesi'dir ve her türlü ilkenin üstünde bir aslî ilkedir. Zeminini, şartlarını ve eşlik eden alt ilkelerini "önşart olarak" ileri sürmek, eğer kelimeyi İSLAM olarak anlayacak olursanız Allah'a ön şart dayatmak olur.</p> <p>Hesabını vereceğiniz çağrıya "güzel temenni olarak kalacak" bir ütopya gözüyle bakabilir misiniz?</p> <p>Vakit varken hızlı düşünün lütfen, çünkü hali hazırda korunmakta olan asayişin dikişleri patlayacak olursa aslında kamusal barışa ne kadar muhtaç olduğumuzu "aksini gösteren kanıt" ile ve hüsran içre anlamak durumunda kalacağız.</p> <p class="text-align-center">***</p> <p>Bir zamanlar, hepimizin "başı göğe erecek kadar" olmasa da, yerin dibinden hiç olmazsa boyumuz kadar yüksekte dolaştığımız bu geniş coğrafyalar denizinde, halkların veya toplulukların gönlüne ayrılık, yöneticilerin zihnine de "ayrılık davası güdenlere karşı" zafer tutkusu sokarak, bilahare "herkesi herkese karşı zafer sarhoşluğu"na düşürüp savaştırarak en büyük zaferi kendileri kazandılar. Mağlupların zafer açlığından Allah'a sığınırım. Parlak zaferler değil solgun da olsa "kamusal barış" en kutsal değerimiz olmalı; büyük sefaletlerin büyük kahramanları yerine, küçük lokmasını paylaşan sıradan insanların sakin hayatı, bahşedilmesini umabileceğimiz aziz bir değerdir, bir nimettir.</p> <p class="text-align-center"> </p> <p class="text-align-center">***</p> <p>Efendim,</p> <p>Barışı, "çatışan güçler arası"nda ancak geçici ve "biri ihanet edinceye kadar" sağlayabilirsiniz. "Kamusal Barış" dediğim şey, "çatışan kuvvetler arası bir mütâreke" değildir, "kamu dünyamız"dan saldırganlığı kovma bilinci"ne dayanır. Ait olduğumuz ya da dahil sayıldığımız kesimlerin barış sabotatörlerine karşı ayağa kalkıp "senin kışkırttığın çatışmaya onay vermiyorum!" diyecek cür'eti göstermeliyiz: "Ben bu ülkede sizin savaşkanlığınızın ne piyonu, ne partizanı, ne komutanı, ne kahramanı ve ne de muzafferi olmakta 'zerre kadar' bir değer bulunduğuna inanmıyorum!"</p> <p>Aydınları, siyaset esnafı ve dalkavuklarını, halkı, halkın çeşitli kesimlerini veya kişileri hedef haline getirerek "bunlarla barış olmaz!" mealinde istemezlenmelerden gönlünüzü temizleyin!</p> <p>"Kamu", bütün renk ve unsurları ile "hepimiz"iz ve bu "hepimiz'in barış ihtiyacı"nı görmeyi gerektirir!</p> <p>Buyuz, böyleyiz, bu kadarız!</p> <p>Şimdi, eski savaşların yaralarını göstererek, cârî yangınların dağladığı taze yanıklarınızı göstererek "bu şartlarda barış olmaz" demeyin; barış zaten "olacak" değil, "oldurulacak" bir şeydir. Soru şudur: "Oldurulmaya değer olan barış mıdır, yoksa muhtemel bir çatışmanın yangınına benzin döken bir 'zavallı' olmayı mı seçeceksiniz!"</p> <p class="text-align-center"> </p> <hr /><p>(15 Temmuz’dan bir ay önce yapılmış bir paylaşımdır)</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/vehbi-baser" lang="" about="/yazarlar/vehbi-baser" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Vehbi Başer</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Cu, 06/17/2022 - 15:00</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1292&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="o0sMGU8UwCX4YE4Ga3POFnxmwUJ6Lw2WYfIJGzB05Do"></drupal-render-placeholder> </section> Fri, 17 Jun 2022 12:00:34 +0000 Vehbi Başer 1292 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/kamusal-baris-cagrisi#comments Muhafazakâr Zümre Adacıkları ve Avam Muhafazakârlığı https://fikircografyasi.com/makale/muhafazakar-zumre-adaciklari-ve-avam-muhafazakarligi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Muhafazakâr Zümre Adacıkları ve Avam Muhafazakârlığı</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>Muhafazakârlık tartışması, aslında sadece kendilerine "<strong>muhafazakâr</strong>" denilenlerin veya onlara öyle diyenlerin hallerinin tartışılmasından ibaret olamaz. Bu bakımdan meseleyi daha geniş bir çerçeve içinde gündeme getirmemiz elbette daha isabetli olacaktır.</p> <p>Türkiye'de 50'li yıllardan itibaren kendilerini zamanla dönüşüp yeni biçimlere ve duyarlılıklara göre farklı terimlerle adlandıran bir toplum tabanı, bugün <strong>"muhafazakâr"</strong> olarak adlandırılıyor. O dönemlerden bu yana, envâi çeşit adlandırmalar belki biraz da kronoloji gözetilerek sıralanacak olursa;</p> <ul><li>maneviyatçı,</li> <li>mazbut,</li> <li>mutaassıp,</li> <li>spritualist,</li> <li>mukaddesatçı,</li> <li>akidesine bağlı,</li> <li>halkın ya da bu toprakların değerleri ile yoğrulmuş,</li> <li>bize ait mazhariyetlerden utanmak şöyle dursun onları ilahî bir vedîa sayan,</li> <li>dinine bağlı,</li> <li>Millî Görüşçü,</li> <li>İslamcı,</li> <li>Müslüman,</li> <li>dindar,</li> <li>mütedeyyin</li> </ul><p>uğraklarından geçerek nihayet AK Parti'nin kendisini "<strong>Muhafazakâr Demokrat</strong>" ilan etmesinin de etkisi altında, <strong>"Muhafazakâr"</strong> nitelemesi kapsamında ele alınıyor. Bu terimin son zamanda geçirdiği bir kırılma ile, bir tür "Muhafazakâr-Milliyetçilik"e evrildiğini de, gözden kaçırmamak gerekir.</p> <p>Türkiye'de bu kelimenin kültürel, fikrî ve yaşambiçimsel gerçek anlamıyla <strong>Muhafazakâr </strong>denmeye layık bir sosyal çevreye işaret edip etmediği sorulacak olsa, yukarıda işaret ettiğimiz sosyal taban ile de ilişkileri nispeten zayıf, bir hayli şehirli ve en azından üst-orta sınıf ve daha yüksek sosyo-ekonomik statüye sahip, buna ilaveten de daha seçkin ve bir ölçüde entelektüel müktesebâta sahip birbirleri ile de doğrudan bağlantılı olmayan dar <strong>zümre adacıkları </strong>dışında, gerçekten <strong>Muhafazakâr </strong>bir çoğunluk bulunmadığına hükmetmek gerekir.</p> <p>Bu <strong>zümre adacıkları</strong>,</p> <ul><li>bilinçli bir sağ-siyaset tavrı içinde,</li> <li>radikal dönüşümlere kuşkuyla yaklaşan,</li> <li>toplumun asıl şirazesini uzun bir mâzînin damıttığı örf-töre-gelenek in korunmasında gören,</li> <li>dini çok kıymetli bulduğu halde, dine sivri atıflarda bulunmaya mesafeli,</li> <li>toplumun mümkünse "muhtelif sosyal renklerin, meşrep ve meşgaleler yelpazesinin mesut bir işbirliği ve dayanışması ve herkesin kendi işinde gücünde yaşaması" esasında tahayyül ve tasavvur eden,</li> <li>toplum ve kültürdeki değişmenin tahrip edici olmayacak bir makuliyet ve geçmişle bağları mutlaka sürdürerek surette kaçınılmaz olduğunu kabul edip ilerleme yerine tekâmül perspektifini benimseyen,</li> <li>statükocu olarak suçlanmak pahasına, mevcut müesseseleri geliştirerek ıslah etmeyi tasvip eden,</li> <li>ağır başlı,</li> <li>kitlelere ve kitlesel çalkantılara ürküntü ile yaklaşan</li> </ul><p>bir duyarlılıklar dizisi dikkate alınarak teşhis edilebilecek bir yönelime sahiptir.</p> <div class="align-left" data-quickedit-entity-id="media/1120"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-05/resim_2022-05-18_130535458.png?itok=KseWgfAE" width="480" height="320" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <p><strong>Muhafazakârlığı </strong>bu kültürel ve fikrî duyarlılıklar temelinde değil de, harcıâlem siyasî çağrışımları ile kullanarak başlangıçta vurguladığım "geniş sosyal taban"ın yönelimleri biçiminde ele alacak olursak o takdirde karşımıza daha amorf ve "<strong>seçmeci yakınlıklar</strong>"la biraraya gelmiş bir duyarlılıklar potpurisi çıkacaktır.</p> <p><strong>Muhafazakâr zümre adacıkları</strong> geleneksel değil "<strong>geleneği</strong>" önemseyen bir tutum içindeyken, <strong>Muhafazakâr toplum tabanı</strong>, gelenek yerine koyduğu görenek setlerine bir ölçüde bağnazca dahi denebilecek bir abartılı vurgu ile karakterize olur.</p> <p><strong>Muhafazakâr zümre adacıkları, </strong>değişimin ancak tekamül sayılabilebilece biçimlerine cevaz verebilecek bir "mümkünse değişmesin" tavrı içinde iken, <strong>Muhafazakâr toplum tabanı,</strong> "bizi de adam yerine koyacak bir dünya mümkünse hemen kurulsun ve bunun için benim kendimi hiç değiştirmem gerekmesin" heveskârlığı içindedir.</p> <p><strong>Muhafazakâr zümre adacıkları,</strong> hakikaten mazbut bir hayat tarzına sahip iken <strong>Muhafazakâr toplum tabanı</strong>, uzun horlanmışlıklarının acısını çıkarırcasına gösterişçi, evrimcilere taş çıkartırcasına "yıkımına rekabetçi", yoksulluktan yılgınlığını saldırgan bir mal mülk tutkusu ile ödünlemekte fütursuz sayılabilecek bir gözü karalıktadır.</p> <p><strong>Muhafazakâr zümre adacıkları,</strong> dinî duyarlılıklara ahlakî faziletler şahsiyet ve izzet, değerlere hürmetkarlık temelinde manevîleştirilmiş bir yüceltme ile yaklaşırken <strong>Muhafazakâr toplum tabanı</strong>, dine, akidesini bozmama, ibadet borçlarına riayet, atadan hocadan gördüklerini tavizsiz sürdürme ile iftihar, dini "emir ve yasaklar" ile "yüce zatlara ve dinen mukaddes şeyler"e ritüalistik bir hürmet meselesi sayarlar.</p> <p>Bu analizin eksik bıraktığı, görünürlüğü nispeten zayıf ama etkililik noktasında her iki <strong>Muhafazakâr tavırdan</strong> daha belirleyici bir <strong>Muhafazakâr çevre</strong>, eski eşraf kökeninden gelen ve özellikle AK Parti iktidar döneminde çeşit türlü cemaat ve tarikat yapıları içinde büyük saygınlığa sahip yeni burjuva sınıfının "zekatını sadakasını fukarayı görüp gözetmeyi ihmal etmeyen kapitalizmi"nde tezahür etmektedir. Anadolu sermayesi, rüküş ama mutantan, umreli ve CIP'li, villalı ve haşemalı... bu yeni burjuvazi, halktan insanların diliyle, halktan insanların hayal dahi edemeyeceği bir müreffeh zümreler oligarşisinin köşe taşlarını oluşturuyor.</p> <p>Bunların Muhafazakârlığı, kültürel değişmeyi zirzopluk olarak tiksintiyle karşılayan, kazanç, itibar, güç söz konusu olduğunda herşeyin fetvasını almaya pek düşkün ama "evrensel değerler" ile başı nâhoş, demokrasiymiş, insan haklarıymış... "külliyen gavur icadı ifsatlar" gözüyle "sosyal değişmeye direnirken", toplumun travmatik dönüşümünde maksimal adımlar atmaktan kaçınmayacak gözü karalıkta bir <strong>Muhafazakârlık </strong>olarak karşımıza çıkıyor.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/vehbi-baser" lang="" about="/yazarlar/vehbi-baser" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Vehbi Başer</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Çar, 05/18/2022 - 12:44</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2567" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1652894982"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Sacit Türker</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2567#comment-2567" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Gelenek ile görenek…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Gelenek ile görenek arasındaki fark nedir hocam. Geçmişten tevarüs edenle şimdiki gözlem mi?</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2567&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="fsdGsG-HBmuA0OjI0NpTLPXIHCTm1QI-T7GrGnPoDoc"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Çar, 05/18/2022 - 13:47</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2567#comment-2567" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2569" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1652894965"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Murat Koç</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2569#comment-2569" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Menderes-Özal-AKP ile süren…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Menderes-Özal-AKP ile süren muhafazakar! diye nitelenen siyaset memleketteki kimi dönüşümleri statükolara karşı gerçekleşmiştir. Bu üçlü &#039;&#039; marmaray yapma, köprü yapma, metrobüs alma, yol yapma, yeni havalimanı yapma, filanı yapma, havalimanına bahçe yapma&#039;&#039; diyenlere direnerek bugünlere geldiler.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2569&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="Z2yPjfqeSDjJT8khAlsiXwZsOhoIqgOTmh4tkWjAMac"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Çar, 05/18/2022 - 17:58</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2569#comment-2569" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-2571" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1655755238"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Fazlı Umut Aslan</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/2571#comment-2571" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Bu yazıdan anlaşılan şeyi,…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Bu yazıdan anlaşılan şeyi, gerçek muhafazakârlığın, muhafazakâr olduğu iddâ edilen iktidar zümrelerinden, toplumu dönüştürme sürecindeki beklentilerinin karşılan(a)madığı; bunun sebebininse &quot;onu yapma, bunu yapma&quot;cılarla aynı mental kodlara sahip bir &quot;burjuvazinin&quot; gerçekte muhafazakâr olmadığı; muhafazakârlığı, muhalif kanadın kendisini &quot;sol/ilerici/batıcı&quot; olarak yutturması gibi aynı sınıfsal tutumun izlenmesi olarak değerlendirebiliriz.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=2571&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="astrhiqUH75dyB8n-xb_CqCebaQnX2oBtDPyn__zx4o"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Cu, 05/20/2022 - 17:08</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/2571#comment-2571" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1288&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="aEAiFr2s46U_DHVBdF3rivm4g2sm76hYttMd6PcESv0"></drupal-render-placeholder> </section> Wed, 18 May 2022 09:44:53 +0000 Vehbi Başer 1288 at https://fikircografyasi.com https://fikircografyasi.com/makale/muhafazakar-zumre-adaciklari-ve-avam-muhafazakarligi#comments Rus-Ukrayna savaşında iki farklı dünya algısı çarpışıyor https://fikircografyasi.com/makale/rus-ukrayna-savasinda-iki-farkli-dunya-algisi-carpisiyor <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Rus-Ukrayna savaşında iki farklı dünya algısı çarpışıyor</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><figure role="group" class="caption caption-drupal-media align-center"><div data-quickedit-entity-id="media/1115"> <div class="field field--name-field-media-image field--type-image field--label-visually_hidden"> <div class="field__label visually-hidden">Image</div> <div class="field__item"> <img loading="lazy" src="/sites/fcd8/files/styles/large/public/2022-03/Timothy%20Snyder.jpg?itok=FoUmMRRh" width="480" height="252" alt="" typeof="foaf:Image" class="image-style-large" /></div> </div> </div> <figcaption>Timothy Snyder</figcaption></figure><p style="margin-bottom:11px">The New York Times gazetesinde Ezra Klein, 15 Mart 2022’de, Ukrayna üzerine 6 kitabın yazarı, Yale üniversitesi hocası, tarihçi Timothy Snyder ile <a href="https://www.nytimes.com/2022/03/15/opinion/ezra-klein-podcast-timothy-snyder.html?showTranscript=1">röportaj yaptı</a>. Fukuyama’nın, Spengler’in "tarihin sonu" tezlerinin zaman ve hadiselerle nasıl test edildiğinden, fikirlerin önemini yitirmesinden, Avrupa Birliği fikrinin geldiği noktadan, Putin'in tarih odaklı dünya algısına karşılık Zelensky ve Ukraynalıların yarın odaklı dünya algılarından, Ukrayna vatanseverliğinin tarihi köklere değil de bugün yaşanan çatışmalar çerçevesinde teşekkül etmesinden ve benzeri bir çok konudan söz eden, bu derin, zihin açıcı, 72 dakikalık mülakattan bazı önemli satır başları şunlar:</p> <p> </p> <blockquote> <p>“Kaçınılmazlık siyaseti” bazen ilerleme başlığı altında yer alan düşüncedir, bir çeşit dış gücün arzu ettiğimiz ve arzu ettiğimiz şeylerin gerçekten ortaya çıkacağını garanti edeceği fikridir. Mesela 1989'da komünizmin sona ermesinden sonra dünyada hiçbir alternatif kalmadığı düşüncesidir. Margaret Thatcher ya da Francis Fukuyama'ya gönderme yaparsak tarihin sonu gelmiştir. Daha büyük bir gücün, yani kapitalizmin, arzu ettiğimiz şeyi, yani demokrasiyi ve özgürlüğü ortaya çıkarması kaçınılmazdır. Bu yaygın fikir diğer her şeyi şekillendirmiştir ama bu fikrin şu anda içinde olduğumuz demokrasi ve özgürlük kriziyle çok ilgisi vardır.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Kaçınılmazlık siyasetinin yaptığı şey, size ilerleme hikayesine uymayan gerçekleri göz ardı eden bir anlatı geliştirmeyi öğretmesidir. Yani kaçınılmazlık siyasetinde, dizginsiz kapitalizmin bir sonucu olarak büyük bir servet eşitsizliği varsa, kendimize bunun bu genel ilerlemenin gerekli bir maliyeti olduğunu söylemeyi öğretiriz. Kötü görünen şeyin aslında iyi olduğu bu diyalektik düşünce tarzını öğreniriz.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Genel trendin derinden derine bir şekilde bizim gittiğimiz istikamete doğru olduğunu hayal ediyoruz. Tabi sonra, son 15 yıldır nelerin olduğunu, dünyanın aslında demokrasiden çok bariz ve kolayca gözlemlenebilir bir şekilde uzaklaştığını fark edemiyoruz.</p> </blockquote> <p>../..</p> <p> </p> <blockquote> <p>Kaçınılmazlık siyasetinin yaptığı şey, size değerler hakkında düşünmemeyi öğretmesidir.</p> <p>Çünkü kaçınılmazlığın siyaseti, iyi olan ne varsa, görünmez bir el tarafından otomatik olarak getirildiğini garanti eder. Piyasa anne gibidir. Onun görünmez eliyle seninle ilgileneceğini bilirsin. Ve değerlerinin neler olduğunu, gerçekte ne arzuladığını düşünmek zorunda değilsindir. Bu alışkanlığını kaybetmişsindir? Daha iyi bir dünyanın ne olabileceğini anlamak için zihinsel jimnastik yapmaya gerek yoktur zira ne olursa olsun o daha iyi dünyaya doğru yolda olduğunu düşünürsün.</p> <p>Bu sadece başkasının değerlerinin seninkinden farklı olduğunu teslim etmeme hali değildir. Değerler diye bir şey olduğunu, değerlerin çoğul olabildiğini, farklı olabildiğini, itiraz edilebilir olduğunu tamamen unutmuşsundur. Ve böylece kendini, senin mantıklı diğer adamın mantıksız olduğu bir ikilemin ortasında bulmuşsundur.</p> <p>Ama aslında, senin rasyonalite anlayışın tamamen anlamsızdır. Bu sadece araç-hedef mantığıdır. Ama hedefin, kendi hedefinin ne olduğunu bile tanımlayamazsın. Ve başka bir hedefin nasıl olabileceğini sorma alışkanlığını kaybetmişsindir.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Peki bir ülke ya da bir uygarlık için fikirlerin gücüne inanmayı bırakmak ne anlama geliyor?</p> <p>Sanırım fikirlere inanmaktan bahsetmiyoruz. Sanırım kötü fikirlere inanmaktan bahsediyoruz. Örneğin, fikirlerin önemli olmadığı fikri de bir fikirdir. Sadece aptalca, banal, yanlış bir fikir.</p> <p>Burada sorun pek fikirlere inanmamamız değil. Tamamen savunulamaz olan bir dizi şeye inanmamız.</p> <p>Zamanımızın çoğunu algoritmalarla meşgul olarak geçiriyoruz. Algoritmalar tamamen işlevsel ve biz insanlar olarak bu harika uyum yeteneğine sahibiz. Tavizler veriyoruz. ../.. Giderek makinelerin hayal edemeyeceği, umursamadığı, algoritmaların doğal olarak kayıtsız kaldığı türden şeyleri, sadakat, vatanseverlik, adalet gibi değerleri hayal etme yeteneğimizi kaybediyoruz.</p> <p>Kötü fikirler üreten bir diğer temel faktör de eşitsizlik. Eşitsizlik ciddi konuşmalar yapmayı çok zorlaştırıyor çünkü kaynakları kontrol eden insanlar konuşmaları tekeline alıyor. Yani uzaya gitmeye, ölümsüzlüğü keşfetmeye dair ilgili inanılmaz aptalca fikirlerimiz var. Ama bunlar kaynaklarımızı, entelektüel kaynaklarımızı tüketiyor, ufkumuzu dolduruyor, böylece daha iyi konuşmalara yer kalmıyor.</p> <p>İnsanlar gelecekten giderek daha fazla korktukça, yeni fikir maceralarına atılmaktan daha fazla korkuyorlar. Ama öte yandan, fikir üretmede tutuklaştıkça, geleceği bugünden ya da bugünün bir tür felakete uğramış versiyonundan başka bir şey olarak hayal etmek bizim için zorlaşıyor.</p> </blockquote> <p>../..</p> <p> </p> <blockquote> <p>Bence, 1970, 1950 ya da 1890'a kıyasla bugün farklı olan şey, insanların farklı gelecekleri hayal etme yeteneğine sahip görünmemeleri, olduğumuz yerde ya da olduğumuz yerle o eski zamanlar arasında sıkışıp kalmış gibi görünmemiz ve sahip olduklarımızın her an elimizden alınıvereceği tehdidi.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Daha önce böyle bir şey olmamıştı. Ve bence bu da olağanüstü ilginç çünkü modernitenin en temel sorununu ele alıyor: İmparatorluklar sonrası ne yapmalı. Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere Avrupalı güçlerin dünyanın büyük bir kısmı üzerinde fiziksel veya başka türlü kontrol elde ettiği 500 yıllık bir dönem yaşadık. Şimdi bir tür imparatorluk sonrası dönemdeyiz. Ama bundan sonra ne yapacağız sorusunun cevabını kimse gerçekten bilmiyor.</p> <p>Bazı sağ görüşlü politikacıların önerdiği gibi sanki ulus devletmişsin ve herkesten ayrıymışsın gibi davranabilirsin. Ama aslında diğer ülkelerle bir irtibat olmak zorunda ve Avrupalılar bunun ne olduğunu herkesten önce anladılar: egemenliği bir havuzda toplamak zorundasın. Devletini güçlendirmek için bazı kısımlarını vermen gerekir ve bu inanılmaz derecede ilginç.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Vikingler Hıristiyanlığı kabul ettiler, devletleri veraset sorunları ve Moğollarca parçalandı, bir hukuk dili ve bir kanuna kavuştukları Litvanya Büyük Dükalığı'na katıldılar, Polonya'nın bir parçası oldular, daha da geniş bir Polonya Litvanya Topluluğu'nun bir parçası olarak gerçekten yıpratıcı ve ilginç bir Reformasyon ve Rönesans süreci yaşadılar.</p> <p>Kiev ve Moskova arasında herhangi bir temas gerçekleşene kadar Kiev'in etrafındaki toprakların 1000 yıllık tarihi var. 1000 yıl, bu uzun bir süre ve böylece bir çeşit organik bağlantının olması tarihsel olarak hiç mantıklı değil. Ancak tarihçilerin bakabileceği ve ilginç bulabileceği bir tür efsanevi süreç vardır, bu da şöyle bir şeydir.</p> <p>Polonya'nın savaşı kaybetmesinden sonra 17. Asırda Kiev ve Moskova nihayet irtibatlandı. Kiev'deki rahipler Moskova'daki rahiplere 1000 yılı civarında bir vaftizle ilgili bir şeyler olduğunu söylediler. Bu da Ukrayna ve Rusya'nın daha büyük bir birliğin parçası olduğu anlamına geliyordu.</p> <p>Vaftiz edilen kişi, köle tüccarlarından oluşan ve “Rus” olarak bilinen bir klandan gelen bir Viking savaş lorduydu. "Rus" kelimesi, 9. Ya da 10. asırda Hristiyanlığı kabul eden köleci Viking kabilesinin adından geliyordu.</p> <p>Bunu yapan kişi muhtemelen, modern Rusça'da Vladimir ve modern Ukrayna'da Volodymyr olarak anılan Valdemarr’dı. Ukraynalı rahipler, 700 yıl sonra mitolojileştirdikleri Viking savaş lordunun hikayesini kullanarak Rus rahipleri Ukrayna ve Rusya'nın birlikte olduğuna ikna etmeye çalıştılar çünkü genişleyen Rus imparatorluğunda kendi yerlerini korumaya çalışıyorlardı.</p> <p>Peki Putin ne yapıyor, -işte burası işin mistik tarafı- tarihi sadece bir tür parçalanmış birlik gibi görüyor, bu arada onun kendi sözü bu. Geçen yılın Temmuz ayında "Rusya ve Ukrayna'nın Tarihi Birliği Üzerine" adını verdiğimiz çok uzun ve başlığından itibaren her cümlesi yanlış olan bir makale yazdı. Ama bu makale, onun geçmişi kaybolup gitmiş bir birlik gibi gördüğünü ortaya koyuyordu. Putin bu birliğe uymayan şeyleri hemen suni diye reddediyor. Ona göre bir şey Ukrayna'nın Rusya'nın bir parçası olmadığını gösteriyorsa, bu gerçekten geçmiş değildir, yapay bir şeydir, ortadan kaldırılmalıdır.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Ukraynalıların gerçekten Rusya'nın bir parçası olmak istedikleri gerçeğine ulaşmak için bu şeylerin ortadan kaldırılması gerekir. Farkında olmayabilirler ama elitlerinden kurtulur kurtulmaz, devletlerinden kurtulur kurtulmaz bunların hepsinin farkına varacaklardır. Bu temel birlik fikri oldukça ilginç ama aynı zamanda korkunç bir politik iması da var. Teknik olarak konuşursak, totaliter bir ima bu. Politikanın amacı sadece gerçekleri görmezden gelmek değildir, aynı zamanda siyasetin olması gerekenler vizyonunun gerektirdiklerini canlandırma noktasında engel teşkil eden tüm gerçekleri yok etmektir.</p> </blockquote> <p>../..</p> <p> </p> <blockquote> <p>Felsefe ve etik ancak başka bir insanın bakış açısını gerçekten düşünüyorsak gerçekten mümkün olur.</p> <p>Putin'in (ve etkilendiği düşünürlerin) felsefesi tamamen zıt bir konumdan, diğer insanları hiç düşünmediğiniz bir pozisyondan başlıyor. Ahlakı hiç düşünmüyorsunuz. Dünyada önemli olan tek şey Tanrı'dır. Tanrı için önemli olan da bizi bu çürümüş dünya ile baş başa bırakmış olmasıdır ve bu dünyayı onarmanın, iyileştirmenin, tüm parçaları bir araya getirmenin tek yolu belli bir tür Rusya'nın olmasıdır.</p> <p>Peki ya Rusya’nın o doğru türde Rusya olduğunu nereden bileceğiz? Kendi içinde herhangi bir parçalanmanın olmadığı Rusya doğru Rusya’dır. Başka bir deyişle, oy sayma, insanların farklı görüşlere sahip olması gibi karışık işlerin hiçbirinin olmadığı, sadece tek bir liderin açık kararları ve eylemleri sayesinde, bu birliği bir ulus ölçeğinde yarattığı, görevi dünyaya bir tür birlik getirmek olan Rusya.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Bu fikir, dünyanın harap olduğu ve bu nedenle, bir tür iyileşme ve birlik oluşturmak için karizmatik şiddet eylemlerine ihtiyacımız olduğu öncülünden başlıyor. Farklı fikirlerin dünyası bu. Eskiden daha iyi bildiğimiz bir fikir dünyası. Yani, bu daha önceki sorularına geri dönüyor ve belki de birimizin söylemesi gereken bir şey söylüyor.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Putin’in Ukrayna konusundaki tavrı jeopolitik olarak motive ediliyor olamaz. Çünkü jeopolitik olarak konuşursak, yaptığı tek şey ülkesini Çin'in kölesi haline daha hızlı ve daha hızlı itmek. Yaptıklarının ana jeopolitik sonucu budur.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Ukrayna ile ilgili ilginç şeylerden biri, onların en azından çoğunun çoğu zaman bu tür bir hikayeye başvurmamasıdır ki bunu çok cesaret verici buluyorum. Çünkü eğer dünyada sahip olduğumuz şey homojenleştirici hikayelerin düellosu olsaydı bu her şeyden önce çok sıkıcı ama aynı zamanda inanılmaz derecede çelişkili olurdu. Hal böyleyken, Ukraynalıların yaptığı şey, açıkça ifade edilmese de imparatorluk sonrası Sovyet sonrası durumla bir tür çöküntü ile uğraşıyor olmalarıdır.</p> <p>Ukraynalılar hakkında ilginç olan şu: Millet olmak onlar için geçmişin açık bir hikayesi ile ilgili değil , daha çok geleceğe yönelik eylemlerle ilgili bir şey.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Bir Fransız tarihçinin dediği gibi, bir ulus günlük halk oylamasıdır. Mesele geçmişin düzenlenmesi, bütün mavi kitaplarının bir rafta, kırmızı kitaplarının farklı bir rafta olmasıyla ilgili değildir. Mesele, varlık sebebi geçmiş değil gelecek olan bir birliktelik olarak her gün ne yaptığınızdır.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>John Lewis'in sözü: Demokrasi bir hâl değil, bir pratiktir.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Bu, mistik bir gerçeklik ile daha önce bahsettiğimiz deneyimsel gerçeklik arasındaki farkla ilişkili. Çünkü Putin şunu söylüyor: Bu insanlar Rus ama onlar bunu bilmiyor, onlar bilmiyor ve bunu bilmeleri gerekiyor. Ve bu da şu soruyu akla getiriyor: Bunun için ne tür bir şiddete, ne tür uzun ve korkunç bir işgale ihtiyaç duyulacak? Ukraynalı olduğunu düşünen on milyonlarca insanı Ruslara dönüştürmek için neler yapmak gerekecek?</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Bence Rus ulusal kimliği son derece karışık ve Ukrayna'ya olan ihtiyacı bir tür kestirme yol olarak, tüm bu sorunları çözmenin bir yolu olarak görebilirsiniz. Çünkü bu aptalca bir benzetme ama “hayatımdaki tek sorun başka birine sahip olmamam” diyebilirsiniz. Ama bunu söyleyen herkes muhtemelen yanlıştır. Ve Putin'in söylediği şey - eğer tüm felsefi şeyleri çok basit bir teklife indirgersek, Rusya'nın Ukrayna'sız kendisi olmayacağı.</p> <p>Ama başka birilerine, başka bir ülkeye şiddetle saldırmadan ve onları asimile etmeden kendiniz olma yeteneğine sahip değilseniz, asıl sorun sizde olabilir. Asıl sorun dünyayı nasıl gördüğünüz, dünyada nasıl yaşadığınız olabilir. Bu yüzden Rus ulusal kimliğinde ciddi bir sorun olduğunu düşünüyorum. Ve bu sadece bir adam için ya da Rus toplumu için psikolojik bir sorun değil. Bu tüm dünya için politik bir sorun.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Eğer olağanüstü bir servet eşitsizliğinin ötesinde bir de hukuk devleti olmakta da sıfır noktasındaysanız konvansiyonel anlamda iç politikanız olamaz. Peki neyiniz olabilir? Retorik gelişme/büyüme söylemleriniz olabilir. Birlik hayalleri görebilirsiniz. Gösterişli törenleriniz olabilir. Yurt dışında savaşlar yapabilirsiniz. Size kalan budur.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>[Putin konuşmalarında] her şeye sahte bir güvence verir gibi inanılmaz bir ton ekliyor. Yani, barda yanında oturan ve her şeyi bilen kişinin tonu var. Ve eğer bölmeye çalışırsan, seni durdurmak isteyecektir. Öyle bir adam.</p> </blockquote> <p>../..</p> <blockquote> <p>Ukraynalılar bize bir şey verdiyse, o da zamandır. Savaş alanında kaldıkları her gün bize işlerin nasıl olabileceğini düşünebileceğimiz bir hafta, bir ay, bir yıl kazandırıyormuş gibi hissediyorum. Ya da tam tersini söylersek, Zelensky'nin kaçtığını ve devletin çöktüğünü hayal edelim. Şu anda nasıl boğucu, entelektüel ve ahlaki açıdan dar, içi boş bir dünyada olurduk... Şu anda ne konuşuyor olurduk? Şükürler olsun ki bir şeyler yapıyorlar, böylece bize daha büyük düşünme şansı vermiş oluyorlar.</p> </blockquote> <p> </p> <p>Timothy Snyder'in Putin'e dair birçok yorumu, dünyada sayıları artan, benzer karakterdeki liderlere teşmil edilebilir. Elbette her liderin entelektüel kapasitesi Putin'le karşılaştırılabilecek kadar yüksek olmayabilir, Putin gibi kitap okuma alışkanlığı, fikir üretme çabası olmayabilir ama benzer liderlerin zihinlerinde oluşturdukları "faux" bir tarih/ecdat tasavvuruna dayanarak hareket etmeleri, kendilerine ve oligarklarına biraz daha zenginlik ve güç devşirme projelerinin ötesinde bugüne ve yarına dair hiçbir projelerinin olmaması, adaletsizliği, fakirliği, belirsizliği, kanunsuzluğun artışını vs. bir problem olarak görmemeleri, bunlar yokmuş ya da önemsizmiş gibi davranmaları, kendilerini tarihe geçecek büyük bir dünya lideri olarak görme/gösterme çabaları, tamamen yalanlar üzerine kurulu bir anlatı ile kitleleri peşine takmayı başarmaları vs. gibi birçok paralellik göze çarpıyor.</p> <p>Synder'in dediklerinden şunu çıkardım:</p> <p>Rus-Ukrayna savaşında iki faklı dünya algısı çarpışıyor:</p> <p><strong>1. Putin'in dünyayı, "geçmiş" üzerinden anlamlandırdığı algı</strong></p> <p>Rus medeniyeti köklü ve büyük bir medeniyettir. Ukrayna tarihi olarak Rus toprağıdır. Ukraynalıların Rusça konuşması onların özünde Rus olduklarını gösterir. Rusya'nın dünya çapında bir liderin yönetiminde şanlı günlerine dönmesi için bölücü/çatlak seslerin kesilmesi, öyle oy vermekmiş, adaletmiş, denetimmiş, hür basınmış, demokrasiymiş, kuvvetler ayrılığıymış türünden "lüzumsuz" gevezeliklerin sonlandırılması, tüm Rus halkının ulu önderleri arkasında tek yürek olarak saf tutması gereklidir.</p> <p><strong>2. Zelensky'nin dünyayı "bugün ve yarın" üzerinden anlamlandırdığı algı</strong></p> <p>Geçmiş geçmişte kaldı. Bizim bakmamız, düşünmemiz, önemsememiz gereken bugün ve yarınımızdır. Tarihte kim ne yapmış olursa olsun bugün ülkemizde gelir adaletsizliği, haksızlıklar, hukuksuzluklar, zorbalıklar var. Ekonomi çökerken zenginler daha zengin, fakirler daha fakir oluyor. Başarabilen yurtdışına kaçıyor. Bütün bunlara mâni olmazsak Ukrayna diye bir ülke kalmayacak. Bununla mücadele için Batı Avrupa değerlerine yönelmemiz işe yarayacaksa yönelelim. Çünkü Rus yönetiminin bugün ne kendi içinde ne Ukrayna'da bir adaleti tesis etme, hukuk düzeni kurma projesi yok.</p> <p>Biz Türkler olarak tarih üzerine o kadar çok hamasete maruz kaldık ki artık gına geldi. Bizim bugünümüzü ve yarınımızı kurmamız lazım. Bunu yaparken yeni bir değerler sistemi üretmemiz lazım. Herkes çocuğunun ne iş yapacağı, hayata nasıl tutunacağı endişesini taşıyor. Bu insanlar "ceddimiz şunu yaptı", "yok aslında onu yapmadı bunu yaptı" tartışmalarından usanmış durumdalar ve şu soruyu soruyorlar:</p> <p>"Ceddimiz ne yaptıysa yaptı, şimdi biz ne yapacağız?"</p> <p>Mevlâna’nın dediği gibi:</p> <blockquote> <p>Dünle beraber gitti cancağızım<br /> Ne kadar söz varsa düne ait<br /> Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.</p> </blockquote> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/salih-cenap-baydar" lang="" about="/yazarlar/salih-cenap-baydar" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Salih Cenap Baydar</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pa, 03/20/2022 - 13:18</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/dis-politika" hreflang="tr">DIŞ POLİTİKA</a></li> <li><a href="/kategori/sosyoloji" hreflang="tr">SOSYOLOJİ</a></li> <li><a href="/tarih" hreflang="tr">TARİH</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=1274&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="J7-tn7TekZ7uzVJbT4w2hOmRbCrQ0X7kZaO7ysV4ocg"></drupal-render-placeholder> </section> Sun, 20 Mar 2022 10:18:45 +0000 Salih Cenap Baydar 1274 at https://fikircografyasi.com