AIPAC’in "Krallığı" ve Amerikan Siyasetinin Yeni Fay Hatları: Massie’nin Tasfiyesi, Rabb’ın Direnişi

28 Mayıs 2026

Washington’da siyaset çoğu zaman sandıkta değil, sandığın çok öncesinde başlar: bağışçı toplantılarında, kapalı yemeklerde, lobi ofislerinde, adaylardan bağımsız biçimde sınırsız harcama yapabilen siyasi eylem komiteleri olan Super PAC hesaplarında ve televizyon reklamlarının karanlık mutfağında. Amerikan demokrasisi dışarıdan seçimler, adaylar ve kampanyalar üzerinden görünür. Fakat içeride para, lobi ağları ve medya bombardımanı, kimin yükseleceğini, kimin “makul”, kimin “tehlikeli” sayılacağını belirler. Bu sebeple, araştırmacı gazeteci Greg Palast, Amerikan demokrasisini “paranın satın alabileceği en iyi demokrasi olarak tanımlar.

Image

Bu düzenin en güçlü aktörlerinden biri AIPAC’tir. Yani Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (American Israel Public Affairs Committee). AIPAC artık sadece bir lobi örgütü değil, Washington’da bir tür siyasi akreditasyon merkezi gibi çalışır. Bu yüzden 2021-2025 arası Temsilciler Meclisi üyesi ve 2026 Ara Seçimleri için yeniden aday olan Cori Bush’un “AIPAC, senin krallığını yıkmaya geliyorum!” sözü, Amerikan siyasetindeki büyük fay hattının ilanıydı.

Bu fay hattı, iki ayrı yerde çok net biçimde görüldü. Kentucky’de Thomas Massie tasfiye edildi. Pennsylvania’da ise Chris Rabb direndi ve kazandı. Biri Cumhuriyetçi Parti’nin dış müdahale karşıtı kanadından, diğeri Demokrat Parti’nin ilerici, Filistin yanlısı ve müesses nizam karşıtı damarından geliyordu. Ama ikisi de aynı makineyle karşılaştı: Lobi parası, Super PAC operasyonları, medya manipülasyonu ve karakter suikastı.

 

Kentucky’de Bir Devrin Sonu: Thomas Massie Neden Hedef Seçildi?

Image

2012'den beri Kentucky'nin 4. kongre bölgeden Temsilciler Meclisi üyesi olan Cumhuriyetçi Thomas Massie, Washington standartlarına göre hiçbir zaman “normal” bir siyasetçi olmadı. MIT (Massachusetts Institute of Technology/Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) mezunu bir teknoloji insanıydı. Kentucky’de kendi inşa ettiği ve elektriğini güneş enerjisinden sağladığı, elektrik şebekesine bağlı olmayan bir evde yaşıyordu. Kendi kendine yetme fikrini bizzat yaşıyordu. Temsilciler Meclisi’nde de aynı çizgiyi sürdürdü; devlet harcamalarına, dış müdahalelere, dış yardımlara ve gözetim politikalarına karşı çıktı.

Massie’nin hedef haline gelmesi sadece İsrail’e yardıma karşı çıkmasından kaynaklanmadı. O, prensip olarak hiçbir ülkeye karşılıksız çek verilmemesi gerektiğini savunuyordu: İsrail’e de, Ukrayna’ya da, Mısır’a da. Amerikalıların vergi parasının önce Amerikalılar için harcanması gerektiğini söylüyordu. Ancak asıl kırılma, AIPAC gibi lobilerin Kongre’ye girmeden önce adaylardan yazılı taahhütler istediğini anlatmasıyla yaşandı. Massie buna “Ben lobiciler için ev ödevi yapmam” diyerek karşı çıktı. Bu, Washington’daki itaate açık bir meydan okumaydı.

Massie’nin başka “suçları” da vardı. FISA (Foreign Intelligence Surveillance Act/Yabancı İstihbarat Gözetleme Yasası) kapsamında Amerikan vatandaşlarının mahkeme kararı olmadan izlenmesine karşı çıktı. Ro Khanna ile birlikte “Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası”nı gündeme taşıdı. Jeffrey Epstein dosyalarının açıklanmasını istedi. “Epstein Sınıfı” olarak adlandırılan elit ağlara dokundu.

İsrail merkezli yayın organı Ynet, Kentucky 4. Bölge ön seçimi, normalde ulusal ölçekte pek önemi olmayan bir yarışken, Massie’nin Trump’la, AIPAC’le ve İsrail’e yardımla yaşadığı gerilim yüzünden ülkenin pahalı yarışlarından birine dönüştü. Massie, Epstein dosyalarının açıklanması çağrısı, Washington’daki lüks harcama projelerine itirazı, İran savaşına ve İsrail’e yardıma muhalefeti sebebiyle Trump’ın ve AIPAC’in hedefi haline geldi.

 

En Pahalı Ön Seçim: 32 Milyon Dolarlık Tasfiye Operasyonu

Massie’ye karşı yürütülen kampanya, kısa sürede sıradan bir seçim çalışması olmaktan çıkıp açık bir tasfiye operasyonuna dönüştü. Bir Temsilciler Meclisi ön seçimi için 32 milyon dolardan fazla para harcanması, Amerikan demokrasisinde lobi parasının ulaştığı seviyeyi gösteriyordu. Bu para istenilen adayın kazanmasını temin etmekten çok bir mesaj verilsin diye harcandı: “Lobiye karşı çıkarsan, seni paramızla boğarız.”

AIPAC bağlantılı Birleşik Demokrasi Projesi (UDP; United Democracy Project), Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu Zafer Fonu (Republican Jewish Coalition Victory Fund) ve “MAGA Kentucky” gibi yapılar bu operasyonda rol aldı. “MAGA Kentucky” adı özellikle ironikti; çünkü ne Trump’ın ‘Önce Amerika’ çizgisine bağlı MAGA tabanını ne de Kentucky’nin yerel iradesini temsil ediyordu. Miriam Adelson, Paul Singer ve Epstein’in “küçük kara kitap”ında yer alan kişiler arasında yer alan John Paulson gibi İsrail yanlısı milyarderlerin desteğiyle Massie’ye karşı büyük bir reklam savaşı yürütüldü.

Amaç Ed Gallrein’i tanıtmaktan çok Massie’yi itibarsızlaştırmaktı. Onu “liberal”, “sadakatsiz” ve “radikal solcularla işbirliği yapan” biri gibi göstermeye çalıştılar. Reklamlarda çoğu zaman İsrail’den söz edilmedi; sınır güvenliği, sadakat, asker maaşları, kürtaj ve kültür savaşı başlıkları öne çıkarıldı. Yapay zeka destekli sahte görsellerle Massie, Alexandria Ocasio-Cortez (AOC) ve Ilhan Omar ile birlikte gösterildi. “Throuple” ya da “thropple” denilen, üçlü ilişki iması taşıyan sahte görseller kullanıldı. Muhafazakâr seçmenin hassasiyetleri kaşındı. Gerçek mesele gizlendi. Hakikat lobi parasının gürültüsü altında bastırıldı. Paranın sesi yükseldi, hakikatin sesi bastırıldı. Asıl amaç “bağımsız davranmaya kalkışırsanız, sizi siyasi haritadan sileriz” mesajını vermekti. Fakat bu mesaj, AIPAC’in gücünü gösterdiği kadar, korkusunu da gösterdi.

 

İdeolojik Bir Çelişki: "Önce Amerika" mı, "Önce İsrail" mi?

Massie’nin tasfiyesi, Cumhuriyetçi Parti içindeki büyük çelişkiyi de açığa çıkardı. “America First”/“Önce Amerika” iddiası, teoride Amerikan halkının çıkarını öncelemeyi vaat ediyor, dış savaşlara, sınırsız yardımlara ve müdahaleciliğe karşı bir çizgi sunuyordu. Fakat Massie tam da bunu savunduğu için hedef alındı. Donald Trump’ın Massie’ye karşı tutumu bu çelişkiyi daha görünür hale getirdi. Trump, Massie’yi “sadakatsiz” diye suçladı. Trump, Miriam Adelson gibi büyük bağışçıların etkisiyle kendi “Önce Amerika” söyleminin en tutarlı savunucularından birine cephe aldı. Böylece “Önce Amerika” ile “Önce İsrail” arasındaki gerilim açığa çıktı.

Massie’nin tasfiyesi aynı zamanda MAGA hareketinin ele geçirilmişliğinin de bir işaretiydi. Massie’nin sorduğu soru basitti: Amerikalı çiftçi, işçi, öğrenci ve emekli ekonomik sıkıntı içindeyken, neden milyarlarca dolar dış savaşlara ve başka ülkelerin askeri ihtiyaçlarına aktarılıyor? Bu soru, cevabı lobi düzeninin kalbine dokunduğundan Washington için tehlikeliydi.

Ancak cin artık şişeden çıkmış durumda. Sağ cenahta bile İsrail’e koşulsuz destek konsensüsünün özellikle genç muhafazakârlar arasında çatlamaya başladığı bir vakıa. Tucker Carlson, Candace Owens ve Marjorie Taylor Greene gibi kamusal figürler İsrail’e verilen Amerikan desteğini açıkça sorguluyor artık. Pew verileri de 50 yaş altı muhafazakârlar arasında İsrail’e olumsuz bakanların oranı son yıllarda ciddi biçimde yükseldiğini göstermekte. 

 

Pennsylvania’da Farklı Bir Rüzgar: Chris Rabb ve İlerici Direniş

Image

Kentucky’de para kazandı. Ama Pennsylvania’da tablo farklıydı. Chris Rabb, AIPAC’in ve müttefiklerinin desteklediği adaylara karşı kazanarak lobinin her yerde mutlak olmadığını gösterdi. Bu zafer, doğru örgütlenme, net siyasi çizgi ve taban enerjisinin bazı yerlerde büyük para gücünü yenebileceğini ortaya koydu.

Rabb’ın hikayesi, Massie’nin hikayesinin Demokrat Parti içindeki karşılığıdır. Massie sağdan “bağımsızlık” diyordu; Rabb soldan “adalet” diyordu. İkisi de Washington’ın ezberine karşı çıkıyordu. Massie dış yardımlara ve lobi vesayetine itiraz ederken, Rabb Filistin meselesini Amerikan iç siyasetindeki ahlaki çürümenin aynası olarak gördü.

Chris Rabb, Filistin’i sadece bir dış politika başlığı olarak ele almadı. Onu adalet, insan hakları, ırkçılık karşıtlığı ve Amerikan emperyal dış politikasıyla birlikte düşündü. Gazze’de yaşananlara “soykırım” denmesini savundu. “Filistinlilerin geri dönüş hakkı”, “silah ambargosu”, İsrail’e askeri yardımın kesilmesi, silah satışlarının durdurulması ve ABD’nin koşulsuz destek politikasından vazgeçmesi gibi başlıklarda geri adım atmadı. Bu çizgi, Demokrat Parti’nin eski merkez kanadı için sertti; ama genç Demokrat seçmen için giderek daha anlaşılır hale geliyordu.

Rakipleri bu netlikten yoksundu. Sharif Street müesses nizam adayı olarak daha “makul” görünmeye çalıştı. Ala Stanford ise AIPAC’in Demokrat eğilimli siyasi eylem komitesi 314 Action Fund gibi kanallar üzerinden aktardığı destekle öne çıktı. Fakat Stanford’un “soykırım” kelimesinden kaçınması, bu terimi İsrailliler için incitici bulması ve Siyahlar için pejoratif bir kelime olan “nigger” ile kıyaslaması büyük tepki doğurdu. Philadelphia Inquirer’ın “soykırım bir küfür değil, tarihi bir fenomendir” yaklaşımı da Rabb’ın elini güçlendirdi.

Rabb’ın arkasında Alexandria Ocasio-Cortez, Summer Lee ve Hasan Piker gibi isimler vardı. Ama asıl güç sokakta, mahallede ve taban örgütlenmesindeydi. Zafer kutlamasında atılan “AIPAC Kaybetti!” sloganı da bu korku duvarının çatladığını gösterdi. Ynet’in Rabb’ın zaferini AIPAC için yeni bir “baş ağrısı” olarak tarif etmesi boşuna değildi. Artık AIPAC karşıtlığı, bazı bölgelerde seçim kazandıran bir siyasi pozisyona dönüşmüştü.

 

AIPAC’in Yeni Krizi: Demokrat Parti’de Eski Konsensüs Dağılıyor

Bu iki seçim, AIPAC’in Amerikan siyasetindeki eski dokunulmazlığının sarsılmaya başladığını gösteriyor. AIPAC uzun yıllar boyunca hem Cumhuriyetçiler hem Demokratlar nezdinde güçlü ve iki partili bir etki alanına sahipti. İsrail’e destek konusunda eleştiri sınırlıydı, yardımlar fazla sorgulanmazdı ve adaylar AIPAC desteğini çoğu zaman bir avantaj olarak görürdü.

Fakat Gazze savaşı, kuşak değişimi ve AIPAC’in kendi müttefiklerine bile tahammül etmeyen çizgisi bu tabloyu değiştirmeye başladı. Demokrat Partili eski ABD Kongre üyesi Tom Malinowski örneği bunun çarpıcı bir göstergesi. Malinowski İsrail yanlısı bir Demokrat olmasına rağmen, İsrail’e yardıma bazı koşullar getirilmesini savunduğu için AIPAC’in hedefi oldu. Ancak AIPAC’in Malinowski’yi tasfiye etmek için yaptığı harcamalar ters tepti ve New Jersey 11. Bölge ön seçiminde İsrail’e daha sert eleştiriler yönelten Analilia Mejia’nın kazanmasına katkı sağladı. Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Mark Pocan’a göre bu sonuç, AIPAC parasının Demokrat seçmen nezdinde artık “toksik” olarak kabul edildiğini ve desteklediği adaylara bile zarar verebildiğini gösterdi.

Demokrat seçmen İsrail konusunda belirgin biçimde değişiyor. Bernie Sanders’ın İsrail’e askeri satışı engellemeye dönük karar tasarısına 47 Demokrat senatörden 40’ının destek vermesi, eski dengelerin sarsıldığını ortaya koydu. Pew’e göre Amerikalıların yüzde 60’ı artık İsrail’e olumsuz bakıyor. NBC anketine göre 18-29 yaş aralığındakilerin dörtte üçü İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyuyor. Financial Times’ta Edward Luce’un belirttiği gibi, genç Amerikalılar artık İsrail’i Arap dünyasının Golyat’ına karşı duran Davut olarak değil, sert askeri güç kullanan bir devlet olarak görüyor.

Aslında Rabb’ın zaferi, Demokrat Parti’deki büyük kopuşun yerel bir ifadesidir.  Analilia Mejia’nın New Jersey’de yükselmesi, Summer Lee’nin AIPAC baskısına rağmen ayakta kalması, Cori Bush ve Jamaal Bowman’ın bir önceki dönem yenilgilerinden sonra bile ilerici kanadın geri çekilmemesi, aynı hikayenin parçaları. AIPAC hâlâ çok güçlü. Ama artık görünmez değil, tartışılıyor. Hatta bazı yerlerde, AIPAC desteği almak bir avantaj değil, yük haline geliyor.

Genç Seçmen ve Kırılan Konsensüs: Gelecek Kimin?

Bu iki seçim, Amerikan siyasetinde büyüyen kuşak farkının artık dış politika sonuçları doğurmaya başladığını gösteriyor. Genç seçmenler, Washington’ın eski “İsrail’e koşulsuz destek” ezberini eskisi gibi benimsemiyor. Gazze’de yaşananları ana akım medya yerine sosyal medya, bağımsız yayınlar ve podcastler üzerinden takip ediyorlar. Bu yüzden AIPAC’in ve benzeri lobilerin yıllardır kurduğu “stratejik müttefik” anlatısı genç kuşaklar üzerinde eski gücünü kaybediyor.

Massie’nin 40 yaş altı seçmenlerden aldığı güçlü destek ile Rabb’ın Philadelphia’daki zaferi aynı dalganın iki farklı işareti. Genç seçmen artık Amerikan kaynaklarının neden başka bir ülkenin savaş politikalarına aktarıldığını sorguluyor. Bu sorgulama, zamanla adayların dilini, parti programlarını ve Kongre’deki oylamaları değiştirebilir. İsrail’e silah satışı, askeri yardımın koşullandırılması, Filistin devletine destek ve insan hakları merkezli dış politika gibi başlıklar daha fazla tartışılır hale gelebilir.

Bu nedenle mesele artık sadece “Filistin yanlısı aktivistler” meselesi değil, daha geniş bir temsil krizi. Halkın yöneldiği yer ile Washington’ın durduğu yer arasındaki mesafe büyüyor. Politika da er ya da geç bu baskıya cevap vermek zorunda kalacak.

 

AIPAC, Şeffaflık ve FARA Tartışması

AIPAC’e yönelik eleştirilerin önemli bir boyutu şeffaflık meselesi. The Huntington News’te 5 Ekim 2025’te yayımlanan Phil Warren imzalı görüş yazısı, AIPAC’in Amerikan demokrasisi üzerinde çürütücü bir etki yarattığını savunuyor. Bu iddia üç temel gerekçeye dayanıyor. İlk olarak yazı, AIPAC’in Amerikan seçim finansmanı sistemindeki boşluklardan yararlandığını, İsrail hükümetinin öncelikleriyle uyumlu politikaları desteklediği halde FARA (Foreign Agents Registration Act/Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası) kapsamında kayıt yaptırmadığını ve böylece yabancı etki faaliyeti gibi denetlenmekten kaçındığını ileri sürüyor.

İkinci gerekçe, AIPAC’in seçimlere büyük para gücüyle müdahale etmesi. AIPAC, 2024 seçimlerine 100 milyon doları aşan bir etki harcamasıyla dahil oldu; Birleşik Demokrasi Projesi gibi yapılar üzerinden özellikle ön seçimleri hedef aldı ve İsrail politikasını eleştiren adayları mali baskı altına aldı. Bu durum, seçmenin iradesini değil, lobi parasını belirleyici hale getirdiği için demokratik temsil fikrini zedeliyor

Üçüncü gerekçe ise muhalif seslerin bastırılması. AIPAC’in, İsrail hükümetini eleştiren adayları antisemitizm suçlamalarıyla hedef alması ve meşru politika eleştirisini ahlaki olarak kriminalize etmesi. 

Bu çerçevede Massie’nin “AIPAC Act” girişimi de anlam kazanıyor. Ynet’in aktardığına göre Massie, AIPAC’in yabancı ajan olarak kayıt yaptırmasını zorlamayı amaçlayan bir tasarı gündeme getirdi. Bu hamle, AIPAC’in artık yalnızca Demokrat sol tarafından değil, Cumhuriyetçi kanattan da şeffaflık baskısıyla karşılaştığını gösteriyor.

 

Epstein Dosyalarından Gazze’ye: Siyasetin Karanlık Odaları

Massie’nin hedef alınmasında “Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası”nın da önemli bir yeri vardı. Epstein Vakası, Washington’daki elit ağların, milyarder bağışçıların, şantaj mekanizmalarının ve siyasal dokunulmazlık kültürünün sembolüydü. Massie’nin hamlesi, sıradan bir “subpoena” veya mahkeme celbi değil kalıcı sonuç doğuracak bir yasa girişimiydi. Yani geçici bir kongre çağrısından daha kalıcı bir mekanizma kurmayı hedefliyordu. Adalet Bakanlığı’nın dosyaları karartma imkânını sınırlamak istiyordu. Bu da “Epstein Sınıfı” için büyük tehditti.

Burada Gazze ile Epstein dosyaları arasında doğrudan bir özdeşlik kurmuyorum ama iki konuda aynı siyasal refleksin görülebileceğine dikkat çekiyorum. Hesap vermeyen güç, şeffaflıktan kaçan elitler, halkın iradesinden çok bağışçıların çıkarını önemseyen siyaset... Massie buna sağdan itiraz etti. Rabb soldan. İkisi de aynı karanlık yapının farklı yüzlerine çarptı.

 

Sonuç: Yıkılmaya Başlayan Bir Krallık mı, Yoksa Mutlak Hakimiyet mi?

Thomas Massie’nin yenilgisi karanlık bir uyarı. Amerikan siyasetinde lobi parası hâlâ bir vekili koltuğundan edebilecek kadar güçlü. 32 milyon dolarlık bir kampanya, yerel iradeyi bastırabiliyor. Bir adayı “hain”, “liberal” ya da “sadakatsiz” gibi gösterebiliyor. Gerçeği boğabiliyor. Ancak Chris Rabb’ın zaferi de başka bir şeyi gösteriyor: Bu krallık yenilmez değil. Para her yerde ve her zaman kazanmıyor. Halk örgütlenirse, aday geri adım atmazsa, seçmen gerçeği görürse, lobi makinesi durdurulabiliyor. 

Bugün Amerikan siyaseti artık sadece Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında bölünmüş değil. Daha derin bir ayrım oluşuyor. Bir tarafta “paranın partisi” var. Diğer tarafta “halkın fısıltısı”. Washington’da para hâlâ çok yüksek sesle konuşuyor. Ama halkın fısıltısı da artık daha net duyuluyor.

Massie kaybetti, ama bir perdeyi araladı. Rabb kazandı ve bir ihtimali gösterdi. Krallık hâlâ ayakta olabilir. Fakat artık herkes onun duvarlarındaki çatlakları görüyor. Ve bir krallık için en tehlikeli an, tebaasının artık ondan korkmadığı andır. 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.