Aliya’dan Yerida’ya: İsrail’den Göç ve Siyonist Projenin İç Krizi

20 Temmuz 2026

İsrail’den dışarıya doğru hızlanan göç hareketini, sıradan bir ekonomik göç vakası olarak ele almak mümkün değil. Çünkü İsrail, kuruluşundan itibaren dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın bütün Yahudilerin doğal yurdu olduğu iddiası üzerine inşa edildi. Bu nedenle Yahudilerin İsrail’e gelmesi devletin ve Siyonist projenin başarısı, İsrail’den başka ülkelere yerleşmesi ise Siyonist projenin zaafı olarak görüldü. İbranice kavramlara da bu anlayışın yansıtıldığını görüyoruz. İsrail’e göç etmek aliya, yani “yükselme”; İsrail’den ayrılmak ise yerida, yani “aşağı inme” olarak adlandırılıyor. Buna rağmen, son yıllarda İsrail’den ayrılmak bilhassa genç, seküler, eğitimli ve mesleki hareket kabiliyeti yüksek kesimler arasında giderek daha fazla gündeme geliyor.

Columbia Üniversitesi profesörlerinden Filistinli Joseph Massad’ın meseleye yaklaşırken dikkat çektiği esas nokta da burada ortaya çıkıyor: Filistinliler, onları topraklarından çıkarmak için yürütülen savaş, kuşatma ve zorunlu yerinden etme politikalarına rağmen kalmaya çalışırken, İsrailli Yahudilerin bir bölümü, sahip oldukları yabancı pasaport, para, eğitim ve mesleki imkânları kullanarak ülkeyi terk etmekte. Filistinli için söz konusu olan, kendi toprağında kalma mücadelesi. İsrailli göçmen açısından ise mesele, hayatını daha güvenli ve istikrarlı gördüğü başka bir ülkede devam ettirme imkânı.


İsrail’den göçün geçmişi

İsrail’den dışarı göç yeni bir hadise değil. Devletin kuruluşunu izleyen ilk yıllardan itibaren ekonomik sıkıntılar, savaş ortamı, toplumsal uyum problemleri ve etnik ayrımcılık nedeniyle ülkeyi terk edenler oldu. İsrail’e gelen bazı göçmenler de burayı nihai yurt olarak görmedi; daha çok ABD, Kanada veya Avrupa’ya geçişte kullanılacak geçici bir durak olarak düşündüler.

Ancak günümüzdeki göç hareketini geçmiştekilerden ayıran bazı hususlar var. Daha önce ayrılma kararında ekonomik ve mesleki imkânlar ön plandayken, artık ülkenin siyasi yönü, güvenlik şartları ve çocukların geleceği daha fazla belirleyici olmakta. Hayat pahalılığı, yargı krizi, aşırı sağın yükselişi, dinî partilerin siyaset üzerindeki etkisi ve sürekli savaş hâli aynı dönemde bir araya gelmiş hâlde. Gazze’de yürütülen soykırım ve bunun İsrail Yahudi toplumunun çok geniş kesimi tarafından desteklenmesi de küçük fakat görünür bir kesimde ahlaki yabancılaşmayı sebep oldu.

Bunun neticesidir ki, İsrail’den ayrılmak, geçmişte olduğu gibi utanç verici bir davranış veya Siyonist projeye ihanet olarak görülmekten çıkmaya başladı. Özellikle genç aileler açısından ikinci pasaport almak, yurt dışında iş araştırmak ve çocukları başka bir ülkede okutmak makul bir ihtiyat tedbiri hâlini aldı.


Göç rakamlarındaki artış

Son yıllara ait veriler, İsrail’den uzun süreli ayrılanların sayısında ciddi bir artış yaşandığını göstermekte. 2023’ten itibaren çıkışlar geçmiş yılların ortalamasının üzerine çıktı. 2024 ve 2025’te ülkeyi terk edenlerin sayısı yüksek seviyede kalırken, İsrail’e gelen yeni göçmenler ile yurt dışından dönenler bu kaybı karşılamaya yetmedi. 2026 ilkbaharında açıklanan verilere göre göçün hızı önceki iki yıla kıyasla bir miktar yavaşladı. Buna rağmen yaklaşık 45 bin kişi İsrail’den ayrılırken, dönenlerin sayısı 20 bin civarında kaldı. Göç dengesi böylece yine negatif gerçekleşti.

Aynı dönemde İsrail’in toplam nüfusu, yüksek doğum oranının etkisiyle yüzde 1,4 artarak 10 milyon 244 bine ulaştı. Bu nedenle İsrail’in nüfusunun kısa süre içinde azalacağı veya ülkenin boşalacağı yönünde bir netice çıkarmak doğru olmaz. Ancak toplam nüfusun artması, göçün doğurduğu tehlikeyi ortadan kaldırmamakta. Asıl mesele ayrılanların sayısından çok, kimlerin ayrıldığı. Çocuk doğumları sayesinde nüfus büyürken, hekimlerin, mühendislerin, akademisyenlerin ve teknoloji çalışanlarının ülkeyi terk etmesi mümkündür. Böyle bir durumda İsrail’in nüfusu büyümeye devam etse de, bilimsel ve ekonomik kapasitesi zayıflayabilir.


Yargı krizi ve Netanyahu hükümeti

Şüphesiz ki, bugünkü göç dalgasının başlangıcını 7 Ekim 2023’e bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Göç etme eğilimi, Netanyahu’nun aşırı sağcı ve dinî partilere dayanan hükumetinin işbaşına gelmesinden sonra daha belirgin olmaya başlamıştı. Hükumetin yüksek yargının yetkilerini sınırlandırma girişimi, özellikle seküler ve liberal kesimlerde ciddi bir rejim değişikliği korkusu doğurdu. Netanyahu’nun iktidarını koruma çabaları, ultra-Ortodoks Yahudi partilere sağlanan ayrıcalıklar, yerleşimci hareketin devlet içindeki nüfuzu ve dinî kuralların kamusal hayat üzerindeki etkisi aynı siyasi gelişmenin parçaları olarak görülmekteydi.

Böyle bir ortamda yabancı pasaport başvuruları arttı. Bazı aileler yurt dışında ev ve iş araştırmaya, şirket sahipleri de sermayelerini başka ülkelere taşıma ihtimalini değerlendirmeye başladı. İsrail’in seküler orta sınıfında, çocukların daha dinî, daha otoriter ve sürekli savaş içinde bulunan bir ülkede büyüyeceği kaygısı yaygınlaştı. 7 Ekim, daha önce başlamış bir süreci hızlandırdı. Siyasi rejime duyulan güvensizliğin yanına devletin vatandaşlarını koruyamadığı düşüncesi eklendi.


Güvenlik vaadinin zayıflaması

İsrail devleti ile Yahudi vatandaşları arasında yazılı olmayan bir anlaşmadan veya bir sosyal sözleşmeden söz etmemiz mümkün. Vatandaşlar yüksek vergi ödeyecek, uzun askerlik sürelerini ve yedek görev yükünü kabul edecek, sürekli savaş tehlikesi altında yaşayacaklardı. Buna karşılık devlet, ordu ve istihbarat kurumları onları koruyacaktı. 7 Ekim saldırısında sınırın aşılması, ordunun bazı yerleşimlere saatler boyunca ulaşamaması ve istihbarat birimlerinin saldırıyı önceden tespit edememesi bu anlaşmaya ağır darbe vurdu. Ardından rehinelerin uzun süre geri getirilememesi ve savaşın Gazze dışına taşarak Lübnan, Yemen ve İran’ı içine alması güvenlik meselesini geçici olmaktan çıkardı.

Artık birçok aile mevcut savaşın yanı sıra çocuklarının ileride katılmak zorunda kalacağı savaşları da hesaba katmakta. Sığınak hayatı, yedek askerlik, füze saldırıları ve devamlı seferberlik ihtimali yurt dışında yaşama seçeneğini daha cazip hâle getirmekte. Başlangıçta birkaç aylık geçici ayrılık olarak planlanan taşınmaların kalıcılaşması da mümkün.


Ayrılmayı düşünen kesimler

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün 2025 yılında yaptığı araştırmaya göre, Yahudi katılımcıların yüzde 26’sı, Filistinli Arap vatandaşların ise yüzde 30’u geçici veya kalıcı olarak başka bir ülkeye taşınmayı düşündüğünü belirtti. Ayrılmayı düşünen Yahudilerin yüzde 91’i hayat pahalılığını, yüzde 85’i çocukları için iyi bir gelecek bulunmamasını ve yüzde 80’i savaş ile güvenlik durumunu önemli gerekçeler arasında saydı. Yüzde 65 hükümetin yargı düzenlemesinden, yüzde 48 ise İsrail kültürüne yabancılaşmaktan şikayetçi. Ayrıca dinî faktörler göç eğilimini etkileyen en mühim unsurlardan biri. Seküler Yahudiler arasında ayrılmayı düşünenlerin oranı yüzde 39’a ulaşırken, Harediler arasında yüzde 3’te kalmakta. Gençler, yüksek gelirliler, uluslararası geçerliliği bulunan mesleklere sahip olanlar ve yabancı pasaport taşıyanlar göçe daha yatkın kesimleri oluşturmakta.


Mesleki göçten siyasi göçe

Geçmişte İsraillilerin ABD veya Avrupa’ya taşınmasında eğitim, kariyer ve daha yüksek gelir elde etme isteği öne çıkıyordu. Son yıllarda siyasi ve güvenlik gerekçeleri bu nedenlerin önüne geçmeye başladı. ABD’ye yakın dönemde taşınan İsraillilerle yapılan görüşmelerde katılımcıların yüzde 97’si için ülkenin siyasi ve güvenlik şartları kararlarının temel sebepleri arasında yer almakta. Yargıya müdahale, 7 Ekim’in etkileri, genel istikrarsızlık ve İsrail toplumunun değerlerinin değiştiği düşüncesi en fazla dile getirilen diğer hususlar.

Katılımcıların yüzde 90’dan fazlası çocuklarının geleceğini ve eğitimini de ayrılma nedenleri arasında göstermekte. Ekonomik ve mesleki ilerleme ise yakın dönemde gidenler açısından üçüncü sıraya düşmüş durumda. Görüşülenlerin yaklaşık yarısı İsrail’e dönmeyi düşünmediğini, üçte biri şartlar düzelirse dönebileceğini, yalnızca beşte biri ise kesin biçimde dönmek istediğini ifade etmekte. Bu değişim göçün kalıcılaşması bakımından önemli. Daha yüksek maaş için giden bir  kişinin uygun bir iş bulduğunda dönmesi mümkündür.


İdeolojik göç

Göçmenlerin küçük bir bölümü ayrılma kararını doğrudan siyasi ve ahlaki bir tavır olarak sunmakta. Kudüs’te İsrailliler ile Filistinliler arasında diyalog kurulması için yıllarca çalışan Hagai Agmon-Snir’in İtalya’ya yerleşme kararı bunun dikkat çekici örneklerinden biri. Agmon-Snir, soykırımcı Netanyahu hükümetine tepkisinin yanı sıra yerleşimciliği ve Filistinliler üzerindeki hâkimiyeti benimseyen daha geniş toplumdan umudunu kesmiş durumda. Gazze’deki savaş suçlarının inkâr edilmesini, devam eden suçlara ahlaki destek verilmesi olarak gören bir şahsiyet. İtalya’ya yerleşmesini “ideolojik göç” şeklinde tanımlamakta.

Elbette bu tavrın bütün İsrailli göçmenleri temsil ettiğini söylemek mümkün değil. Ayrılanlar içinde kendisini hâlâ Siyonist ve İsrail’e bağlı olarak görenler büyük ihtimal hâlâ çoğunlukta. Ancak bu örnek, İsrail’in seküler ve liberal kesimlerinde yalnızca güvenlik kaygısının değil, ahlaki ve siyasi ümitsizliğin de büyüdüğünü göstermekte.


Beyin göçü meselesi

İsrail açısından dışarı göçün en ciddi neticesi, ayrılanların ortalama nüfusa göre daha eğitimli olması. 2023 ve 2024 yıllarında ülkenin net olarak 14 bin 392 lisans mezunu, 509 hekim ve 2 bin 376 mühendis kaybettiği kayıtlara geçmiş durumda. Matematik alanında doktora derecesi bulunan İsraillilerin yaklaşık dörtte biri 2024 itibarıyla yurt dışında yaşamakta. Bilgisayar bilimi mezunlarında bu oran yüzde 21,7’ye ulaşırken, kimya, elektrik mühendisliği ve biyoloji mezunlarında yüzde 14 civarında.

İsrail ekonomisi büyük ölçüde yüksek teknoloji sektörünün başarısına dayanıyor. Ancak bu sektörde çalışanlar, dünyanın başka ülkelerinde kolayca iş bulabilecek insanlar. İsrail’in “Start-Up Nation/Girişimci Ülke” olarak övündüğü yapının gücü, aynı zamanda en zayıf taraflarından biri. Ülke bu kesime kalmaları için güvenli ve öngörülebilir bir gelecek sunamazsa, nüfus büyürken ekonomik ve bilimsel kapasitenin zayıflaması da mümkün.


Aliya’nın gerilemesi

İsrail’den dışarı göç artarken, ülkeye yönelik Yahudi göçünün azalması meselenin diğer tarafını oluşturmakta. 7 Ekim sonrasında Avrupa ve Kuzey Amerika’da artan antisemitizmin büyük bir aliya dalgası doğuracağı öne sürülmüştü. İsrail hükümeti de beklenen göçmenler için konut, eğitim ve çalışma programları hazırladı. Ancak beklenen gelişme gerçekleşmedi. 2024’te İsrail’e gelen yeni göçmenlerin sayısı üçte bir azalarak 31 bine düştü. 2025’in ilk yarısında yalnızca 8 bin 700 kişi geldi.

Bu rakam bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 50’lik gerilemeye işaret etmekteydi. Rusya’dan gelenlerin azalması bu düşüşte mühim rol oynadı. Savaş şartları ve çocukların geleceği hususlar, İsrail’den dışarıya göçü etkilediği gibi, İsrail’e göç bağlamında da birçok kişi açısından belirleyici olmaya devam etti.


Yeni İsrailli diasporası

ABD ve Avrupa’da kalıcı İsrailli toplulukların ortaya çıkması, dışarı göçün geçici olmaktan çıktığını gösteriyor. Bu kişiler yurt dışında ev almakta, çocuklarını orada büyütmekte ve yeni sosyal çevreler oluşturmaktalar. Almanya, Birleşik Krallık, Hollanda ve İspanya gibi ülkelerde İsrail doğumlu nüfusun artması, Avrupa’daki Yahudi cemaatlerinin yapısını da değiştirmekte. Bir zamanlar Avrupa Yahudilerinin İsrail’e göç etmesi beklenirken, bugün İsrail doğumlu Yahudiler bazı Avrupa cemaatlerini nüfus ve kültür bakımından canlandırıyor.

Bu durumu Siyonizmin diasporayı ortadan kaldırma veya önemsizleştirme hedefinin tersine çevrilmesi olarak okuyabiliriz. İsrail, bütün Yahudileri kendisine çeken tek merkez olmaktan çıkıp kendi vatandaşlarını Avrupa ve Kuzey Amerika’daki yeni merkezlere gönderen bir ülkeye dönüşme sürecinde artık. Yabancı pasaportların yaygınlaşması da bu hareketi kolaylaştırmakta. İkinci vatandaşlık her zaman derhâl göç edileceği anlamına gelmiyor. Ancak yeni bir savaş veya siyasi kriz sırasında ülkeyi terk etmenin hukuki ve ekonomik maliyetini azaltacağı ortada. Böylece vatandaşın devlete duyduğu güvenin yerini, kişisel bir çıkış planı almış oluyor.


Göçün siyasi neticeleri

Göçe en yatkın olanların seküler, genç ve eğitimli kesimler olması İsrail siyasetinin geleceğini de etkileyebilecek bir gelişme. Bu kesimlerin önemli bir bölümü merkez veya sol partilere oy vermekte. Onların ülkeden ayrılması, Haredi ve ulusal-dindar kesimlerin seçimlerdeki göreli ağırlığını artırma potansiyeli var. Bu yönde kendi kendisini besleyen bir sürecin varlığından söz etmek mümkün. 

Dinî-milliyetçi siyaset ve otoriterleşme seküler kesimlerin göçünü hızlandırır. Bu kesimlerin ayrılması, otoriterleşmeye karşı çıkabilecek toplumsal gücü zayıflatır. Muhalefetin zayıflaması ise daha fazla insanın ayrılmasına neden olur.

Mesele yalnızca seçimlerde kullanılmayacak oylardan ibaret değil. Göç eden akademisyen, hekim, öğretmen, mühendis ve avukat aynı zamanda üniversitelerden, meslek örgütlerinden ve sivil toplumdan çekiliyor. İsrail böylece ekonomik insan gücüyle beraber, hükumete karşı çıkabilecek kurumsal çevreleri de kaybedebilir.


Sonuç

İsrail’den dışarı göç, ülkenin kısa vadede çökeceği veya nüfusunun süratle azalacağı anlamına gelmez. Özellikle muhafazakar ve dinci siyonistlerin yüksek doğum oranı, aile bağları, İbranice kültürü, mülk sahipliği ve ideolojik bağlılık milyonlarca insanın İsrail’de kalmasını sağlamaya devam edecektir. Ancak genç, eğitimli, seküler ve yüksek gelirli kesimlerin sürekli biçimde ayrılması, nüfus kaybından daha ciddi neticeler doğurabilir. İsrail’in nüfusu büyürken sağlık sistemi, teknoloji sektörü, bilimsel kapasitesi, vergi tabanı ve liberal toplumsal çevreleri küçülebilir.

Dışarı göç aynı zamanda Siyonist projenin üç temel iddiasını zayıflatmakta: İsrail Yahudiler açısından dünyanın en güvenli yeridir, Yahudi tarihinin doğal yönü diasporadan İsrail’e doğru ilerlemektedir ve İsrail çocuklara başka ülkelerden daha iyi bir gelecek sunmaktadır.

Massad’ın karşıtlığı burada yeniden belirir: Filistinliler, geri dönüş hakları reddedilirken ve topraklarından çıkarılmaya çalışılırken kalmak için mücadele etmekteler. Dünyanın her yerinden İsrail’e yerleşme hakkı verilen Yahudilerin bir bölümü ise kendilerine açık olan çıkış kapılarını kullanmak suretiyle başka ülkelerde gelecek aramaktalar!

Bu tersine hareket henüz Siyonist projenin sonu değil. Fakat güvenlik, aidiyet, refah ve tarihsel kaçınılmazlık anlatısının eskisi kadar inandırıcı olmadığını gösteren güçlü bir işaret.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.