DÜŞÜNCE

Üç Asrın Hasadı: Corona

02 Nisan 2020

Konforlu dijital kölelerin oluşturduğu kalabalıklar, tıpkı çağın başında kilometrelerce uzağa birkaç saatte ulaşmanın insanlık için ne büyük bir nimet olduğunu alkışladıkları gibi şimdi de dijital çağın “görece” güzelliklerini alkışlayacak. İnsan, neden çok uzaklara çok kısa zamanda gitmenin bir ihtiyaca dönüştüğünü ise hiç düşünmedi. Modern zamanlarda bunu sorgulamak arkaik bir insan olma tehlikesini göze almakla mümkün olabilirdi: Çağ dışı. Ne büyük yafta ne büyük günah…

Hangi Bilgi, Hangi Malumat, Hangi Gerçek?

01 Nisan 2020

Bilgi ölmüş değil ancak insanların bilgi ile bağı koptu. Soyutlama yetneğinin malumata dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz ve dünyanın kurgusuna müdahil değiliz artık. Muzahrafat bilgi ile çepeçevre kuşatıldık. Vehbi Başer zor ve sancılı bir alan inşaa ederek insanlığımızı pervasızca tehdit eden malumatın ne olup olmadığını sorularını sıralayarak bir çıkış imkanı arıyor.

Bu Dünyadan Şodkeviç Geçti

01 Nisan 2020

Dedim ya, o toplantı sırasında epey önemli isimle tanıştım. İşte bende sesiyle, duruşuyla iz bırakan insanlardan biriydi Şodkeviç. Kendisini ismen biliyordum. Bizim gençlik yıllarımızda Fransa’da Seuil Yayınevi vardı. Önemli bir yayıneviydi. Birinci hamur kaliteli kitaplar basıyordu. Onun direktörünün Müslüman olduğunu, yani ihtida ettiğini duymuştum. Bu vesileyle kitaplarıyla tanışmaya başladım. Maaskar’da tanıdım rahmetliyi. Vakur, polemiği sevmeyen, ama dost canlısı bir duruşu vardı.

İspanya Ezanı ve Simulakra Müselmanı

31 Mart 2020

İspanya'da ezan bazı yerlerde zaten halen açıkça da okunuyordu. Balkondaki ezan da anlaşıldığı kadarıyla, Granada değil, Madrid'de, müslümanların çoğunlukta olduğu bir sokakta İtalya'yı takliden bir Faslı vatandaşın okuduğu ezan. Sırf siyasi tabasbus ile T. C. Cumhurbaşkanımızın bir görüntüsüne bile montajlanıp yayılacak kadar ileri gidilen bir hamakat simulakrası. Peki simulakrların ‘muhâfazakâr  müselman’ın bir kısmı arasında bu kadar kolay yayılabilmesi nedendir? Siyaset sosyolojisi açısından incelenmek üzere, “-muhâfazakâr  kemalistlerle muhâfazakâr  müselmanlar bu ülkede aynı davranış kodlarını sergiliyorlar” denilse çok mu abartılmış olunur?

Hakikatle İrtibatı Kaybedince

29 Mart 2020

Görünen o ki halkımız salgın hastalık konusunda yapılan ikazları ve çağrıları yeterince ciddiye almıyor. Hükumet 19 senedir ilk kez seçmenine derdini anlatamıyor. Neden? Çünkü bu kez mesele siyasi bir boyut taşımıyor. Kavga edecek sinsi bir düşman yok! Salgınla mücadele teknik bir konu. Bir uzmanlık meselesi. Bireylerin kendi özellerinde somutlaşana dek soyut kalacak bir tehdit söz konusu. İnsanların stratejik davranmaları, bu görmedikleri, ciddiyetini kavrayamadıkları tehdide karşı tedbir almaları isteniyor.

Kanser olduk ama iyi haber şu: Alzheimer hastasıyız!

25 Mart 2020

Salgın yok iken yana yakıla şikayet ettiğimiz bu düzlük nasıl da birden bire bulunmayan Hint kumaşına dönüştü? Nasıl da kadrini, kıymeti bilmediğimiz bir ütopyaya dönüştü? Virüsün neden olduğu ölümlerden kat be kat fazla bedel isteyen ekonomi-politik, kuşatan-kapatan sosyal-kültürel-teknolojik işleyiş, insandışılaştıran ilişki ağı, akıl-ruh sağlımızı tehdit eden tüm bu düzen nasıl oluyor da sığınıp içinde felah bulacağımız, dinginlik bulacağımız asude bir limana dönüşebiliyor?

Korona Sayesinde Stigmayı Tattık

25 Mart 2020

Mesut Hazır hoca 20 Mart 2020'de yazmıştı. Tüm toplum "stigma"yı tadacak diye. O günden bu yana bekliyorumi. Medyada 7/24 Covid-19 muhabbeti dönüyor ama bir Allahın kulu da bu stigma konusunu dile getirmiyor. Belki de ben kaçırdım, lütfen yanılıyorsam uyarın, ama dolaşıma girmediği kesin. Mesut hoca kısa yazmıştı. "Tüm toplum stigmayı tadacak" diye. Ama kavramı açmamıştı. Stigma özetle damgalamak demek.

Teşekkürler Korona

23 Mart 2020

Kayıplarımız için büyük acı duyduğumuz, ama belki onların sayesinde öğrenmeye başladığımız yeni bir okul bu. Bu acılı öğrenme sürecinin hepimiz için güzel bir mezuniyete dönüştüğünü görmek  tek dileğim. Korona aramızda yaşamaya devam edecek. En büyük öğretmenimiz olarak tarihteki yerini aldığında, biz de torunlarımıza o günlerden sonra nasıl “bir” olduğumuzu sevgimizin sınırlarının renginin ırkının olmadığını nasıl anladığımızı anlatıyor olacağız.

Kendi türküsünü söyleyen yazar: Mustafa Kutlu

23 Mart 2020

Mustafa Kutlu’nun hikâyelerindeki tabiat sevgisi, taşra şehirlerinde yaşadığı öğrencilik ve öğretmenlik yıllarından gelmektedir. Talebelik yıllarında burslu okuduğu için Tunceli’de zorunlu olarak dört yıl görev yaptı. Munzur dağının eteklerinde akan suyun şırıltılarını dinleyerek tabiatın sesine kulak verdi. Kaleme aldığı bütün hikâyelerde bu sesin yankısını bulmak mümkün.