İslam Özkan medyascope.tv'de "Fidan-Erdoğan çelişkisi: Rol paylaşımı mı vizyoner farklılık mı?" başlıklı bir yazı yazdı. Biz de onunla bu yazısından yola çıkarak bir söyleşi gerçekleştirdik.
Yeni bir medeniyetin mümkün olup olmadığı sorusu, aceleyle verilecek bir cevapla geçiştirilemez. Çünkü medeniyet, inşa edilen değil; zaman içinde oluşan bir varoluş biçimidir. Var olan birikimler üzerine inşa edilecek yeni bir medeniyet, büyük devrimlerin gürültüsüyle değil, sessiz bir farkındalık süreciyle, insanın kendi iç dünyasında kurduğu o derin ilişkiyle başlayacaktır.
İmparatorluklar tarihidir. Yaşadığı düşünülenler ise semboliktir. Bir ülkenin, kendini inkâr edercesine modern bir imparatorluk gibi davranmaya çalışması ise absürt bir durumdur. Amerika Birleşik Devletleri, kendi ifadesiyle “Birleşik Devletler”, bir imparatorluk olmaya çalışırsa, bunun elbette bir maliyeti olacaktır.
Büyük güçler çoğu zaman kendi çıkarlarını güvenlik söylemiyle meşrulaştırırlar. Hegemonik sistemler de yeni rakiplerin yükselişini, çoğu zaman kaos üretmeden ya da risk büyütmeden karşılamazlar. Tam da bu yüzden bugün yaşanan savaşın, askeri olmaktan çok, jeo-ekonomik bir savaş olduğu fikrini ciddiye almak gerekir.
Bu makale, Eskatolojik Jeopolitik (Eschatological Geopolitics) kavramı üzerinden, toplumların tarihsel son veya ilahi plan inançlarını, tarihin döngüselliği ile harmanlayarak, devletlerin jeopolitik davranışlarını nasıl şekillendirebileceğini incelemektedir..
Bu yazıda İran’a karşı başlatılan saldırının ve İran’a diz çöktürme girişiminin daha genel bir çerçevede ne anlama geldiği üzerinde durulmakta, ABD-İsrail-İran savaşının ekonomi politiği ele alınmaktadır.
Ulus devlet modellemesinde yaşadığımız dönüşüm, ulusları yeniden tasarlayarak devletin içeriğinde düzenlemeler yapıyor. Aklı selim uluslar koruma reflekslerini çalıştırmaya başladılar. Devlet aklı kerhen de olsa uzunca bir süredir millet aklıyla daha çok hem hal olma gayretinde.
Bu yazımda, meselenin konuşulmadığını, üstünün örtüldüğünü, konuşulması durumunda ‘hamaset’ konforunun ve popülizmin zarar göreceğini düşündüğüm bir yönünü ele almak istiyorum. Nedir konuşulmayan tarafı bu vahşetin?
Uluslararası toplumlar ve devletlerin birçoğu vicdan ve adalet sınavını kaybetti. Suriye’de olup bitenler küresel vicdanın yabancılaşmasının bir tezahürüdür. Kötülüğün sıradanlaştığı yerin adı Suriye, kötülüğü kendinde doğallaştıran Esed oldu.
Gelecekte bir gün Türkiye’den aldığı Toryum ile reaktörlerini çalıştıran ve bu şekilde Türkiye ile yüksek teknolojik işbirliğine girmiş barışçı ve müreffeh bir Suriye görebilecek miyiz? Yeni yönetim kendine esas aldığını iddia ettiği İslami geleneği modern bilim ve teknoloji ile birleştirebilecek ve ülkesine atılım yaptırabilecek bir zihniyete ve imkana sahip olacak mıdır?