Doğu Ergil Hoca, Fikir Coğrafyası YouTube kanalında yaklaşık bir saat süren röportajında hayli önemli şeyler söyledi. Bu yazıda konuşmasından bazı satır başlarını bulacaksınız.
Herakleitos’un dediği gibi, yaşam sürekli bir devinim hâlindedir. Mevlânâ’nın ifadesiyle, “Dün dünde kaldı; bugün yeni şeyler söylemek gerekir.” Buna rağmen, zihinlerin hâlâ aynı tarihsel, sosyolojik ve coğrafi koşullarda sabit kaldığını varsayanlar; çocukluk döneminde telkin yoluyla öğretilen “mutlak hakikat” üzerinde herkesin uzlaşabileceğine inanırlar.
Tencere epeyce zamandır boşalmış vaziyette olduğu halde iktidar koalisyonunun hâlâ hatırı sayılır bir oyu var. Peki, boş tencere, yani açlık ve geçim sıkıntısı, halkın siyasi tercihlerini değiştirmesinde beklenilen rolü neden oynamıyor? Cevap hiç de düşündüğünüz gibi olmayabilir!
Uluslararası toplumlar ve devletlerin birçoğu vicdan ve adalet sınavını kaybetti. Suriye’de olup bitenler küresel vicdanın yabancılaşmasının bir tezahürüdür. Kötülüğün sıradanlaştığı yerin adı Suriye, kötülüğü kendinde doğallaştıran Esed oldu.
Cumhuriyet yönetim biçimi eksiğiyle fazlasıyla insanın kendi bilinciyle ürettiği özgürlük ve eşitlik temelli bir yönetim biçimidir. Bize düşen, dünün insan anlayışı ve üretim biçimine uygun yönetim sistemlerine özenip bu sistemi örseleyip boşuna zaman kaybetmek yerine, mevcut sistemi hukukun temel alındığı daha özgürlükçü ve katılımcı bir hale getirmek için çaba göstermek olmalıdır.
Filistinde insanların şahit olduğu en büyük katliamlar yaşanırken siyasiler sadece retorik ve kimlik siyaseti üzerinden kitleleri kâh kandırarak, kâh avutarak, kâh gaza getirerek (ama asla somut adımlar atmaya yanaşmadan) günü kurtarmanın peşindeler.
Uluslararası sistemi, ayartıcı bir tutkuyla, bireyin tanrısallaşma sürecinde ortaya çıkardığı zihniyetin, herhangi bir ülke, din ve ulustan münezzeh bir şekilde tarihi şekillendirdiği yapı olarak tanımlayabiliriz.
Seçimin hemen ardından çalakalem yazdığım bir değerlendirme whatsapp gruplarında dolaştı ve epeyce de tartışıldı. Bu yazıda o değerlendirmemi genişleterek meramımı biraz daha derli toplu şekilde anlatmayı deneyeceğim.
Demokrasinin, onu asıl değerli kılan hareket noktası, kişinin -başkalarının değil de- kendisinin koyduğu yasaya uyması anlamındaki Kantçı özerkliğin kolektif bir ifadesi olma iddiasıdır.