Hatıralar Daima Yenidir

17 Eylül 2026

12 Eylül 2026-Cumartesi

Ankara’da, kadim dostlarımdan birinin oğlu evlenecek. Onun için yola düştük. Gerçi düğün yarın olacak, ama yola bu akşamüzeri düştük. Önce Bolu’ya kızıma uğrayacağız. Sabah da nasip olursa uygun bir saatte Ankara için yola düşeceğiz. Normal, dost için yola düşülen sıradan bir seyahat… Bolu’ya gelir gelmez, Adnan Tekşen üstadımın bir mesajıyla karşılaştım. Mesajda Fikir Coğrafyası’nın YouTube kanalında Baha Yılmaz ve Bekir Sıddık Soysal beylerin “Bâki Kalan Kubbede Bir Muhsin Ses İmiş” başlıklı bir program çerçevesinde merhum Muhsin Mete ağabeyi anlattıkları kaydı vardı. Hemen ilgili kanalı açtım ve yılların eskitemediği bir dostluğa sahip olan Bekir Sıddık ağabeyimizi dinlemeye başladım. Ardından Mustafa Ruhi Şirin ve Mustafa İsen gibi Muhsin ağabeyle yolları bir şekilde kesişen başka dostlar da duygu ve düşüncelerini naklettiler. Her bakımdan samimi, verimli ve değerli bir faaliyet oldu. Baha beyi kutluyorum. Bu güzel faaliyetten haber veren Adnan ağabeye de teşekkür ediyorum.

Bu arada bendeniz de Adnan ağabeye şu notu yollamıştım, eksik olmasınlar programın sonunda ona da yer verdiler.
“Ben de daha evvel bir vesileyle yazmıştım;

  1. Alaaddin Özdenören’in Yalnızlık Gide Gide adlı şiir kitabına dair bir yazı yazacaktım. Varoluşçulara bakarak bu şiirleri yeniden oku demişti. O vakit doktora teziyle meşguldüm, fakat modern şiiri de takip ediyor, bazen yazılar yazıyordum. Onun telkiniyle okuduğum bazı metinler, Özdenören’in şiirini anlamam yardım etti. Böylece Derviş ve Yalnızlık başlığıyla bir yazı yazmış oldum.
     
  2. Hiç aklımda yokken Sivas’a dair yazdığım yazıları Çiğdem Derki Ben A’layım: Memleket Yazıları adıyla kitaba dönüştürme fikri ona aittir. Kitabın editörü de odur. Eğer o teşvik edip zorlamasaydı, bu yazılar bir kitaba dönüşmeyecek ve bendeniz de hatıra türünde yazılar yazamayacaktım.
    Rahmet olsun.”

Yalnız orada Muhsin Mete’nin benim radyo programcılığıyla tanışmama vesile olduğuna dair notu eklemeyi unutmuşum. Evet, onun vesilesiyle TRT-Türkiye’nin Ses Radyosu’nda doktorayı bitirip Ankara’dan ayrıldığım güne değin "Çocuklar İçin" adıyla bir program hazırlayıp sunmuştum. TRT’yi, radyoyu ve oradaki işleri bu vesileyle az da olsa tanıma fırsatım olmuştu. En önemlisi program sonralarında Muhsin ağabeyin kahvesini içer sohbet ederdik. İnsan bu sohbetlerde demleniyormuş, çok sonra anladım bu hakikati. Ama bir yerde o sohbetlerden uzağa düştüğümüz için öyle yetim kaldık. Bu cümleleri kurmayı dinlediğim programın rüzgârına kapılıp unutmuşum.

İşte hayat böyle bir şey… Bir dostun davetiyle yola çıkıyorsunuz ve uğradığınız menzilde başka bir dostun hatırasıyla buluşuyorsunuz. İnsana dokunmak bu olsa gerek. Hatıralar canlanıyor gözümün önünde. Mesela o uzun uzun şiire, kitaba ve yazmaya dair yaptığımız konuşmalar geldi yâdıma. Ardından gelen yazılar. Bunların bir kısmına Şu Bizim Ankara’da değinmiştim. Şunu gördüm ki düne dair hatıralar, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatıyor.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.