Palantir’in Manifestosu Ne Anlatıyor?

20 Nisan 2026

İsrail’de yapılan katliamlara verdikleri açık destek ve katkıların yanısıra tüm dünyada yükselen otoriter eğilimli liderlere birer “tarassut toplumu” kurmalarına yardım etmek için üretip sattıkları teknolojik ürünlerle bilinen Palantir Technologies, X’te 22 maddelik manifesto paylaştı. Manifestonun Türkçe tercümesine buradan ulaşabilirsiniz.

Image

Paylaşılan “manifesto”, aslında Palantir Technologies'in kurucu ortağı ve CEO'su Alexander C. Karp ile Kurumsal İşler Başkanı ve Hukuk Danışmanı Nicholas W. Zamiska’nın birlikte kaleme aldıkları “The Technological Republic: Hard Power, Soft Belief, and the Future of the West” başlıklı kitabın bir özeti. Kitap 18 Şubat 2025'te yayımlandıktan kısa süre sonra New York Times en çok satanlar listesinde 1 numaraya yükselmişti.

Image
Alexander C. Karp

Alexander C. Karp (doğum: 2 Ekim 1967, New York), Stanford Üniversitesinde hukuk okuduktan sonra Frankfurt Göthe Üniversitesinde Jürgen Habermas'ın etkisi altında sosyal teori doktorası yapmış. Almanca ve Fransızca biliyor. Yahudi kimliğini açıkça kabul ediyor ve öne çıkarıyor. İsrail’deki Siyonist rejimi de destekliyor. Palantir'i “Amerika'nın en önemli yazılım şirketi” olarak tanımlıyor ve Batı'nın teknolojik üstünlüğünü savunuyor. 2025'te Time dergisinin en etkili 100 kişisinden biri seçildi. Teknoloji CEO’ları genellikle mühendislerden ya da temel bilim okuyanlar arasından çıkar. O yüzden eleştirel teori (critical theory) üzerine yoğunlaşan bir felsefeci olan Karp alışılmadık bir CEO.

Nicholas W. Zamiska, Karp'ın danışmanı ve yardımcısı. Yale Üniversitesinde siyaset bilimi ve felsefede çift dal yapmış. Yale Hukuk’tan doktorasını almış. Gazetecilik geçmişi var. Palantir’in yasal ve kurumsal stratejilerinde kilit rol oynuyor.

Palantir”, Yüzüklerin Efendisi romanında Sauron’un şeytani gözünün her yeri görmesini sağlayan sihirli kürenin adıydı. Kurucularından Peter Thiel’in buradan ilhamla ismini verdiği Palantir şirketi, veriyi verimliliği arttıran teknolojik araçları besleyen bir şey gibi görmüyor. Bu adamlar için veri “sömürge coğrafyalarında test edilip metropollere ihraç edilen bir biyopolitik pranga“. 

Yazarlardan ve şirketlerinden bahsettik. Şimdi yazdıkları kitaptan da kısaca bahsedelim ki neyle karşı karşıya olduğumuz biraz daha anlaşılsın.

Kitap, Silikon Vadisi'nin (ve daha geniş anlamda Batı'nın) “doğru yoldan çıktığını” ileri sürerek bunu sert bir şekilde eleştiriyor. Ama doğru yol deyince aklınıza ahlaki, vicdani bir yol gelmesin! Bu kitabın "doğruları" oldukça farklı!..

Yazarlara göre, mühendislik ve teknoloji zekasının en parlak dönemlerinde hükümetle işbirliği yaparak dünya değiştiren teknolojiler geliştirdiği günler geride kaldı. Bunlar II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş zamanlarının işleriydi. Bugün ise dahi çocuklar tüketici odaklı önemsiz uygulamalar (fotoğraf paylaşım uygulamaları, pazarlama algoritmaları), sosyal medya ve kısa vadeli kârlar peşinde koşuyor. Bu “kültürel tembellik” ve “hırsın terk edilmesi”, ABD ve müttefiklerini yapay zekâ gibi kritik alanlarda (özellikle Çin'le süren yeni silahlanma yarışı) dezavantajlı konuma düşürüyor ve Batı'nın özgürlüklerini tehlikeye atıyor. Doğru yoldan çıkmaktan anladıkları bu!

Image
Nicholas W. Zamiska

Artık bu kitaptaki fikirlerden “özetlenen” maddeleriyle ciddi tartışmalara yol açan “manifestoyu” değerlendirmeye başlayabiliriz.

“Teknoloji Cumhuriyeti” manifestosu, Silikon Vadisi’nin geleneksel “teknolojik iyimserlik” ve “politik tarafsızlık” mitlerini reddederek, teknolojiyi devlet gücü ve Batı hegemonyasıyla doğrudan eklemleyen, teknoloji‑siyaset‑güvenlik‑değerler üçgenini yeniden inşa etmeyi amaçlayan bir felsefî ve siyasal proje dokümanı.

Yüzeyde Batı medeniyetini yeniden canlandırmayı hedefleyen bir vizyon belgesi gibi görünse de, daha yakından incelendiğinde son derece rahatsız edici bir dünya görüşünün temellerini atan bir metin bu. 

Kültürlerini “aşağı” olarak nitelendirdikleri “ötekilerin” -Batı medeniyetinin sözde düşmanlarının- karşısında bir Batılı özne tanımlıyorlar: "Biz". Batının düşmanlarıyla bir “medeniyet çatışması” yaşayacaklarını ve bu çatışmadan galip çıkmak için onları çöküşe götürdüğünü ileri sürdükleri “çekingenlikten” (yani regülasyonlardan) kurtulup yapay zeka silahlarına ve savunma yazılımlarına büyük yatırımlar yapmaları gerektiğini savunuyorlar. (Tabi bu da şirketleri Palantir'in ürün kataloğunu otomatik olarak medeniyetin kurtuluş reçetesi haline getiriyor!)

Ekonomi Politik: “Ahlaki Borç” ve “Askeri-Keynesçilik”

Manifestonun ilk maddesi, Silikon Vadisi'nin ABD'ye “ahlaki bir borcu” olduğunu ve “ulusun savunmasına katılmak için olumlu bir yükümlülüğü” bulunduğunu iddia ediyor (1. Madde). “Ücretsiz e-posta yeterli değil” (3. Madde) derken biraz da alaycı şekilde insanlara ücretsiz email adresi vermenin teknoloji firmalarının topluma karşı ahlaki borçlarını ödemeleri için yeterli olmadığını söylüyor. Buna karşılık sıradan insanların da taşın altına ellerini sokmaları gerektiğini ileri sürüyor (6. Madde). Bu nasıl olacak? ABD’de askerliği -tıpkı İsrail’deki gibi- tüm vatandaşlar için zorunlu hale getirerek. Verecek parası olmayan kimselerin (görünürde) “medeniyetleri” (gerçekte yeni tekno-lordları) için savaşmaya mecbur edilmesi gerektiğini söylüyor.

 

Ekonomi Politik Eleştiri (Çıkar Çatışması) 

Bu “ahlaki borç” argümanı, son derece kârlı devlet sözleşmeleri için bir gerekçelendirme işlevi görüyor ve siyasetçilerin “halka hizmet” palavrasına çok benziyor. Palantir'in ticari çıkarları ile savunduğu politikalar arasında bariz bir çıkar "çakışması" var. Manifesto, adeta devasa bir “askeri-Keynesçi” yeniden yapılanma programı için yapılan bir çağrı gibi. Devlet ihalelerini Silikon Vadisi'nin belirli bir kesimine akıtacak ve onları eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik ve siyasi güce kavuşturacak bir program! Bunun, sadece bir teknoloji vizyonu olmadığı ortada. Servet ve gücün radikal bir şekilde yeniden dağıtımını hedefleyen bir ekonomi politik manifestoyu okuyoruz.

 

Tekno-Otoriteryanizmin Yeni Söylemi: “Teknolojik Cumhuriyet”

Manifestonun temel iddialarından biri, “yumuşak gücün ve ahlaki retoriğin sınırlarının açığa çıktığı” ve “bu yüzyılda sert gücün yazılım üzerine inşa edileceği” (4. Madde). 

Bu ifade, klasik liberal demokrasinin müzakere ve ikna süreçlerini bir “engel” olarak gören yeni bir siyaset felsefesinin ilanı.

Karp'ın vizyonu, demokratik sürtüşmeyi ve kamusal müzakereyi atlayan bir “yönetimsel devlet” (administrative state) ideali. Palantir sadece yazılım satmıyor, aynı zamanda “tahakküm, tarassut (gözetim), tekel ve gücün demokratik müzakereyi geçersiz kıldığı bir dünya görüşü” ihraç ediyor. “Tekno-otoriteryenler” demokrasiye içinde kendilerine yol açmaktan vazgeçip, onun yerine geçecek sistemi inşa etmeye başlıyorlar. Karp'ın “demokratik sürüklenme” (democratic drag) olarak gördüğü şeyi atlama arzusu, şirketleri “otoriter devletin veri omurgası” haline getirme riskini taşıyor.

Palantir'in sunduğu teknolojik imkânlar, ICE (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) ile olan sözleşmeleri, kitlesel sınır dışı etme operasyonlarını teknoloji kullanarak yürütmeyi kolaylaştırıyor. Bu durum, teknolojinin sadece sahada çarpışan “şanlı askerlere” avantaj sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda devletin kendi vatandaşlarına ve azınlık gruplara karşı baskı aygıtını güçlendirdiğini gösteriyor. Bu teknoloji, işçileri özgürleştirmek yerine onları izlemek, optimize etmek ve kurumlar tarafından “okunabilir” kılmak için kullanılıyor.

 

Yapay Zeka ve Savaşın Ontolojisi: “Caydırıcılığın Yeni Çağı”

Manifesto, “atom çağının sona erdiğini” ve “yapay zeka üzerine kurulu yeni bir caydırıcılık çağının” başladığını iddia ediyor (Madde 12). Bu, sadece stratejik bir öngörü değil, aynı zamanda savaşın doğasına dair felsefi bir kopuşun ilanı gibi görünüyor.

Sorumluluk ve Kaçınılmazlık Yanılgısı

Manifesto, yapay zeka silahlarının inşa edilip edilmeyeceğini değil, “kimin, hangi amaçla inşa edeceğini” sorarak (Madde 5) ahlaki bir tartışma yerine stratejik bir zorunluluğu koymaya çalışıyor. 

Bu, Hannah Arendt'in “kötülüğün sıradanlığı” kavramını akla getiren tehlikeli bir mantık. Karmaşık bürokratik ve teknolojik sistemler içinde bireysel ahlaki sorumluluğun nasıl buharlaştığına dair bir örnek vermek istesek bu “ahlaki sınırların belirsizleştiği alanlarda hareket etmekte asla tereddüt etmemeliyiz, çünkü rakiplerimiz tereddüt etmeyecek” argümanını gösterebilirdik. Bu medeniyetin kendi etik değerlerini koruma kapasitesini baltalayan, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet. “Hiç bitmeyen savaşların işletim sistemini” inşa eden bir CEO, savaşın getirdiği insani yıkımı ve ahlaki ağırlığı da görmezden gelerek savaşı bir yazılım güncellemesi kadar teknik ve kaçınılmaz bir süreç olarak görüyor. 

Palantir'in amiral gemisi ürünü AIP'nin Citi, BP ve Hertz gibi sivil şirketler tarafından da kullanılması, askeri ve sivil alan arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Bir zamanlar sadece savaş alanları için tasarlanmış tarassut (gözetim) teknolojileri artık sıradan halkı, müşterileri, çalışanları ve vatandaşları izlemek için kullanılıyor. Bu, toplumun topyekûn bir güvenlik aygıtına dönüştüğü, Carl Shmidt’in tanımladığı “istisna halinin” (state of exception) kalıcılaştığı bir duruma işaret ediyor.

Kültürel Hegemonya Projesi: “Karanlık Aydınlanma” ve Boş Çoğulculuk

Bence manifestonun en tartışmalı kısımları, kültürel ve siyasi değerlere yönelik doğrudan saldırıların olduğu maddeler. 

“Bazı kültürler hayati ilerlemeler kaydetmiştir; diğerleri işlevsiz ve gericidir” (Madde 21) ve “boş ve içi boş bir çoğulculuğun sığ cazibesine direnmeliyiz” (Madde 22) ifadeleri, belirli bir ideolojik projenin açık beyanı.

“Karanlık Aydınlanma” ve Aydınlanma Karşıtlığı 

Bu söylem, Peter Thiel ve Nick Land gibi isimlerle ilişkilendirilen “Karanlık Aydınlanma” (Dark Enlightenment) veya “Yeni Gericilik” (Neo-reactionary) akımının doğrudan bir yansıması. Bu düşünce okulu, “aydınlanmanın” evrenselcilik, eşitlik ve demokrasi ideallerini reddediyor; bunun yerine, teknokratik elitlerin yönettiği, ulus-devletlerin ve hatta şirket-devletlerin rekabet ettiği bir dünya düzenini savunuyor. Manifestonun çoğulculuğu “boş ve içi boş” (vacant and hollow) olarak nitelendirmesi, farklılıkların bir arada yaşamasını sağlayan liberal demokrasinin temel ilkelerine yönelik felsefi bir reddiye.

 

Tarassut (Gözetim) Toplumunun Kabulü

“Silikon Vadisi şiddet içeren suçları ele almada rol oynamalıdır” diyen 17. Madde ile veri güvenliği ve erişim kontrolleri sayesinde hem gözetim yapıp hem de özgürlükleri koruyabileceklerini savunurken, karmaşık toplumsal ve siyasi sorunları (özgürlük vs. güvenlik) sadece teknik birer “optimizasyon problemi” olarak gördükleri anlaşılıyor. Foucaultçu bir bakışla, sundukları “güvenli gözetim” üzerinden bireylerin her an izlenebilir olduklarını bildikleri bir “disiplin toplumu” yaratmayı vaat ediyorlar. Zaten zerrece güvenilecek bir profil çizmemeleri bir tarafa, mahremiyetin sadece veriye kimin eriştiği meselesi olmadığını göz ardı ediyorlar.

Image

Seçkinci Kültürel Hijyen

“Bazı kültürlerin işlevsiz ve gerici” olduğu iddiasının, sosyolojik olarak tehlikeli bir kültürel hiyerarşi ve medeniyetçi söylemi yeniden üreteceği aşikâr. Hangi kültürlerin “üstün” veya “ilerici” olduğuna kimin karar verecek? Palantir gibi şirketler mi? Bu gücün Palantir gibi şirketlerin elinde toplanması, kültürel emperyalizmin yeni, veriye dayalı bir biçiminden başka bir şey olmayacaktır. Bu durum, sadece Batı-dışı toplumları değil, Batı içindeki “işlevsiz” görülen alt kültürleri de hedef alabilecek bir çok tehlikeli, çok büyük acılara sebep olacak bir “kültürel hijyen” projesinin habercisi olabilir.

Siyasetin ve Kamusal Alanın Dönüşümü: “Rahiplerimiz” ve “Boş Kaplar”

Manifesto, mevcut siyasi sisteme yönelik derin bir küçümsemeyle dolu. Kamu görevlilerine “rahiplerimiz” denmemesi gerektiğini (8. Madde), kamusal alandaki “acımasız teşhirin” yetenekleri uzaklaştırdığını ve geriye “etkisiz, boş kaplar” bıraktığını savunuyor (18. Madde). Aynı zamanda “elitlerin dini inanca karşı hoşgörüsüzlüğüne” karşı çıkıyor (20. madde). Kamu hayatına atılmış kişilere karşı çok daha hoşgörülü davranmamız gerektiğini söylüyor (9. Madde)

Bütün bunlar ne anlama geliyor?

Kamu görevlileri (bürokratlar, politikacılar, devlet memurları) toplumun “rahipleri” (ahlaki otorite, kutsal ve eleştirilemez figürler) gibi görülmemeli derken hükümetin maaş ve teşvik sistemi (düşük maaş, sınırlı performans odaklı ödül, yüksek istikrar/güvenlik) eleştiriliyor. Hükümetin bürokratik yapısını verimsiz, motivasyonsuz ve yetenek çekmekte yetersiz bulan Palantir, devlet ile özel sektör (özellikle savunma sanayi) arasında daha yakın, pragmatik işbirliği öneriyor.

9. madde ve onunla ilişkili 18. madde de ima edilenler de oldukça ilginç! Kamu hayatına atılanlara (politikacılar, kamu görevlileri) daha fazla hoşgörü, affedicilik, merhamet gösterilmeliyiz diyorlar. Günümüzün “cancel culture”, sosyal medya linçleri ve geçmiş hataların/çelişkilerin affedilmez görülmesi, yetenekli ve nitelikli insanları kamu hizmetinden uzaklaştırdığını, sonuçta liderlik koltuklarının vasat, risk alamayan “boş” figürlere kaldığını ileri sürüyorlar. Bu adeta “ünlü ve güçlü olmak istiyorum ama kimse bana kötü şey söylemesin” demek gibi bir şey!

İnsan psikolojisinin “karmaşıklığını” kabul eden bir hoşgörü çağrısı yapan; aşırı yargılamanın demokrasiyi zayıflattığını savunan maddeleri okuyunca insanın aklına hemen Epstein listesi geliyor. Biraz vülgarize etmeme izin verirseniz şöyle diyebilirim: Bu madde ile adeta Epstein meselesini fazla da büyütmeyelim, bunları insani haller olarak görün geçin demiş oluyorlar. “Önemli adamlar biraz sübyancılık yapabilir, hatta küçük çocuklara tecavüz edip öldürebilir, buna alışın” demeye getiriyorlar.

 

Popülizm ve Teknokrasi İttifakı 

Bu söylem, halkın iradesi ile “yozlaşmış elitler” arasında bir karşıtlık kuran klasik popülist retoriğin, teknokratik bir vizyonla birleşmiş hali gibi. Ancak buradaki ironi, çözümün daha fazla demokrasi veya katılım değil, daha verimli bir teknokrasi olarak sunulması. Siyasetçilerin “boş kaplar” olarak aşağılanması, onların yerini alacak yeni bir “rahip” sınıfının, yani Palantir gibi şirketlerin veri rahiplerinin meşruiyetini hazırlıyor. Dini hoşgörü çağrısı ise, bu vizyonun muhafazakâr kesimlerle kurmaya çalıştığı stratejik bir ittifak olarak okunabilir.

 

Uluslararası Düzenin Yeniden İnşası: Almanya ve Japonya'nın “Silahlandırılması”

Manifesto, Almanya ve Japonya'nın savaş sonrası “etkisizleştirilmesinin” bir “aşırı düzeltme” olduğunu ve bunun “geri alınması” gerektiğini savunuyor (15. Madde). Bunun, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan liberal uluslararası düzenin temel direklerine yönelik doğrudan bir saldırı olduğu açık.

Uluslararası İlişkiler Eleştirisi (İstikrarsızlaştırma ve Silahlanma Yarışı) 

Bu madde, Soğuk Savaş sonrası dönemin en temel jeopolitik varsayımlarından birini, yani Almanya ve Japonya'nın askeri olarak kısıtlanmasının küresel istikrar için gerekli olduğu fikrini reddediyor. Bu iki ekonomik devin yeniden silahlandırılması çağrısı, sadece Avrupa ve Asya'daki güç dengesini değil, aynı zamanda küresel silahlanma kontrolü rejimlerini de temelden sarsacak bir öneri. Bu, barışı korumak için değil, büyük güç rekabetine hazırlanmak için tasarlanmış bir stratejinin parçası ve bu rekabetin ana kazananlarından biri de bu silahları ve yazılımları sağlayacak olan Palantir olacak.

Başta bahsettiğim Karp’ın en sevdiği kelimelerden biri “disrupt” yani “düzen bozmak, rahatsız etmek”. Palantir’in diğer kurucu ortağı da Thiel de Trump’ı yıkıcı bir kaos için araç olarak görüyor. Mevcut düzeni yıkmak bu iki isimde adeta bir takıntı haline gelmiş gibi. Bu nedenle sık sık ölüm, yıkmak, kaos kelimelerini kullanıyorlar. Karp, Trump’ın kuru başına Elon Musk'ı getirdiği Devlet Verimlilik Bakanlığı (DOGE) hakkında yaptığı bir açıklamada alenen şu cümleleri kurmuştu:

“Yıkımı/Rahatsızlık vermeyi seviyoruz ve Amerika için iyi olan her şey hem Amerikalılar için hem de Palantir için çok iyi olacak. Yıkım, günün sonunda, işlemeyen şeyleri ortaya çıkarır. İnişler ve çıkışlar olacaktır. Bir devrim var. Bazı insanların kafaları kesilecek. Gerçekten beklenmedik şeyler görmeyi ve kazanmayı bekliyoruz.”

Sonuç

Palantir manifestosu, özetle, demokratik kurumların ve süreçlerin yetersiz olduğunu, uluslararası iş birliğinin safdillik olduğunu ve kültürel çoğulculuğun bir zayıflık işareti olduğunu savunuyor. Bu vizyon, kamusal müzakere ve hesap verebilirliğin yerine, veriye dayalı teknokratik bir yönetimi; hukukun üstünlüğü ve insan haklarının yerine, “sert gücün” ve algoritmik verimliliğin acımasız mantığını koymayı amaçlıyor. Bu sadece bir şirketin pazarlama stratejisi değil, aynı zamanda Batı demokrasilerinin karakterini ve geleceğini yeniden tanımlamayı hedefleyen, son derece rahatsız edici bir siyasi proje.

Birkaç madde halinde özetlersek:

Şirket bu manifestoyla, teknolojilerinin apolitik/tarafsız falan olmadığını, yazılımlarını “Batılı değerleri” korumak için tasarladıklarını, ürettikleri araçların Batı hegemonyasını sürdürmek için kullanacaklarını beyan ediyor.

Metin, Carl Schmitt’in dünyayı dost-düşman dikotomisi üzerinden okuyan siyaset teorisini teknolojiye uyarlıyor. Dünyayı mutlak bir kutuplaşmaya hapseden bu bakış açısı, diplomasiyi ve küresel ortaklıkları imkansız kılan, sürekli bir “dijital savaş hali” (Cyber-Warfare) öngörüyor.

Savaş gereçleri satan bir firmanın daha çok savaş istemesi anlaşılır. Ama finansal gücünü ve elde ettiği ayrıcalıkları dünyanın sonunu getirecek bir armageddon savaşını kurgulayıp yürütmek için kullanmaya kalkması dehşet verici.

Bu "manifesto" kimseyi umutsuzluğa sevketmemeli. Netenyahu-Trump çizgisi kaybetmeye mahkum bir çizgi. Bu manifesto, o çizginin zemin sağladığı foseptik çukurunda büyümüş "kirli" bir şirketin "temennileri" sadece. Bu tür çıkışlar insanlarda "iyiye" dair beklentileri kırıp zorbalığı ve kuralsızlığı kural haline getirmeye çalışanların gayretleri gibi okunmalı.


İlave Okumalar

Bu konuda “Tekno Feodalizm” kavramının mucidi Yanis Varoufakis’in eleştirileri de konuya ilgi gösterenler için iyi bir okuma olabilir.

Yunus Emre Erdölen’in Serbestiyet’teki “Deccal kim: Teknopat lordlar, yapay zekâ, Netanyahu, Greta Thunberg, Trump?” yazısı oldukça uzun ama çok bilgilendirici.

Neşe Yörük’ün kaleme aldığı ve gayet isabetli değerlendirmeler yaptığı “Palantir: Batılı seçkinlerin yeni nesil ölüm ayini ve tekno-zulüm” başlıklı makale de gözden kaçmamalı.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.