Epstein Ne Anlatıyor?

02 Şubat 2026

“Ötekinin kötü olması bizi iyi kılmaz.”

 

Epstein belgeleri olarak dünyanın gündemine oturan mesele 2005 yılında bir ailenin Amerika’da yerel polise şikâyeti üzerine FBI’ın soruşturması sonucunda mahkemelerin konusu oldu. Böylece kamuoyu Epstein'dan cinsel istismar, insan ticareti, komploculuk iddiası ile haberdar olmuş oldu. Neticesinde mahkumiyetler kesinleşti ve 2019 yılında Epstein hapiste intihar etti. 

Ancak konu kapanmadı. 

Özellikle Amerika’da iç siyasetin gündeminden hiç düşmedi. Ve Amerika’da Adalet Bakanlığı 3 milyon sayfayı bulan belgeleri kamuoyunun erişimine açtı.

Epstein meselesinde suçun mahkemelere konu olup kesinleşmiş bir yönü var. Ancak bu yargılamanın kimlere ve hangi kurumlara ulaşacağı, hangi ilişkilerin, adı geçenlerden hangilerinin suça karışmış olduğu henüz net değil. Bundan sonra da pek netleşmesi mümkün görünmüyor. Zira bazı kaynaklarda belgelerin 6 milyon sayfaya ulaştığı ve hepsinin açıklanmadığı, sansür uygulandığı belirtiliyor. Üstelik yayımlanan belgelerde “kişilerin özel ve finansal bilgilerinin olduğu metinlerin” karartılarak yayımlandığı ifade ediliyor.

Yani, bu belgelerle tam bir kanaate varmak mümkün değil ama mahkemenin konusu olan kesinleşmiş ilişkiler ve suçlar var. Bu da kamuoyunun kanaat belirtmesine neden oldu. Bizde, bu kanaatlerin bir kısmı “Öteki kötüdür.” şeklinde bir kısmı da “Bazılarının kötülük yapmış olması onların hepsini suçlamayı gerektirmez.” Şeklinde bir kısmı da “Bu bilinenin ifşasıdır.” şeklinde oldu.

Öncelikle Epstein belgelerinin ne kadarı açıklandı, ne kadarı sansüre uğradı, hangileri mahkemenin konusu, hangileri suç teşkil ediyor, tam olarak bilmiyoruz. Ancak aynı davada Epstein’in sevgilisi Ghislaine Maxwell yargılandı ve insan ticareti, cinsel istismara yardım ve yataklık da dahil olmak üzere beş suçtan suçlu bulundu, 20 yıl ceza aldı. Mahkemelerce tespit edilen 150 mağdur müşteki oldu ve tazminat davaları açtı ve bunlar da sürüyor. Bundan sonra da mahkemelere konu olacak gibi görünüyor.  Hatta Amerika dışında da kahramanları açısından bazı mahkemelere konu olacaktır. Onun için bu başlıkta lehte ve aleyhte hüküm tesis etmek tartışmaya açık olsa da meselenin mahiyeti açısından kesinleşmiş birçok verinin olduğu da aşikârdır.

Dolayısıyla konuyla ilgili bugüne kadar mahkemelere ve mahkûmiyete konu olmuş bu hadise özetle bize şunu gösterdi:

Yahudi bir çift; politika, medya, sanat, finans, bilim, eğitim dünyasının önemli isimleri ile bağlantı kurmuş ve önemli bir kısmını adalarında konuk etmiş ve onlarla ilgili çeşitli türlerde sapkınlık ve suç içeren ve ifşa edilebilecek materyaller biriktirmişler. Ve bu belgeleri ellerinde tutup kahramanlara şantaj yapmak suretiyle ilgili kahramanın ilgili alanda kendi hesaplarına çalışmalarını temin etmeye çalışmışlardır.

Bu bağlamda birkaç noktaya dikkat etmek gerekir:

Bu isimler arasında Bill Clinton, İngiliz Prens Andrew, Donald Trump, Bill Gates, Stephen Hawking Ehud Barak, Massachusetts Institute of Technology (MIT), Harvard Üniversitesi Marvin Minsky (Yapay Zeka Öncüsü, MIT) Noam Chomsky, Richard Dawkins, Elon Musk, Türkiye’den bazı isimlerle birlikte Robert Kolej geçtiğine dair iddialar vardır. Bazıları özür ve itiraflarda bulunsa da bazıları çalıştıkları alanla ilgili Epistein’le ilişki kurmuş kişi ya da kurumlardır. Bazı isimlerin zikredilmesi ise temelsizdir ve sansasyona yöneliktir. Dolayısıyla milyonlarca sayfa belgede adı bulunan herkesi 2005 yılına kadar suç isnat edilmemiş önemli ve büyük bir iş insanı ile çalışma alanlarıyla ilgili ilişki kurdukları için suçlu ilan etmek yanlıştır. Ancak konu kamuoyu tarafından tüketilmeye başlayan popüler bir gündem olunca burada adı geçen tüm isimler töhmet altında kalmış oldular.

Suçlu suçsuz ayırt edilmeden töhmet altında kalan bu isimlerin hem kendi ülkelerinde hem de dünya çapında kendi alanlarında süreçleri belirleyen güçlü isimler ve kurumlar olması dolayısıyla bu aktörlerin yükselttikleri her kavram artık kirlidir, güvenilirliği kaybetmiştir. Özellikle dijital medya ve yapay zeka ile birlikte doğru bilginin daha zor ulaşılabilir olması, bir güvensizlik pandemisinin güçlü biçimde toplumları etkilediği günümüzde insanların popüler şahsiyetlere ve kurumlarına karşı güven yok olmuştur. Bu da insanlığın daha da kaotik bir zihinsel sürece girmesine neden olacaktır.

Bir başka nokta da şudur:

Toplumun geniş kesimlerinde “dünyanın gizli eller tarafından yönetildiği, her felaket ya da krizin dış mihrakların işi olduğu, dünyayı birkaç büyük ailenin yönettiği, Siyonist gizli bir yapının dünyada her kötülüğü organize ettiğine dair” güçlü bir inanç ve söylem vardı. Yer yer politikacıların da bu yaklaşımı seçmenlerine karşı kullandığı, sorumluluklarından "dış mihraklar" öcüsü ile sıyrılmaya çalıştıkları bilinen bir vakadır. Bu hadise bu inancın bir paranoya olmadığını da göstermiş oldu. Bir söylenceye dönüşen bilginin tüm yönleriyle doğru olması beklenemez. Ancak efsaneleşmiş bu söylencelerin bazı somut gerçeklere dayandığı da ortaya çıktı. Hoş, yerelde “kaset siyaseti”nin bir çeşit Epstein yöntemi olduğunu da bizler defalarca şahit olmuşuzdur. Bu yaklaşım politik kitlenin bir kısmı tarafından “dış minnaklar” şeklinde mizaha konu edildi.  Bu argümanla kendi politik duruşlarını savunmaya çalışanları değersizleştirme, gülünç duruma düşürme yönteminin de artık kendisi politik hicvin konusu olacaktır.

Dış mihraklar tüm devletler için söz konusudur. Her devlet bir diğerinin dış mihrakıdır. Burada topu dış mihraklara atmak yerine her toplumun kendini dış mihraklara karşı daima güçlü tutması gerekir. Yani gayrı resmi, gizli yapıların dünya siyasetinde etkin olması bir vakadır. Epstein bunun küçük bir örneğidir. Bu gizli örgütler, yapılar hem dışarda hem de içerde söz konusudur. Hepsi de iktidarları manipüle etmeye çalışırlar ve yönetimlere fiilen ortak olurlar. Epstein belgeleri bizdeki kaset siyasetinin uluslararası boyutta daha profesyonel daha örgütlü biçimi olduğu için bize de yabancı değildir.

Peki, bu hadiseye tepki verenlerin tutumu nasıl oldu?

“Bakın işte ahlaksız Batı, bunlar sapık, biz bunu zaten bilip söylüyorduk.” denildi. Bu kısmen haklı bir tepkiydi. Ancak Batı'nın ahlaksız ve kötü olması bizim ahlaklı ve iyi olduğumuz anlamına gelmez. Evet, Batı'nın yaldızları bininci kez döküldü. Evet, bunun böyle olduğunu biliniyordu. Ancak bu bizim ahlaken çürüdüğümüz gerçeğini ve artık kötü olduğunuz gerçeğini değiştirmez. Bir kısım yerli Batıcımız da belgelerdeki imla hatalarına dikkat çekerek konuyu sulandırmak, ya da “Bu belgelerin ne kadarı gerçek, nasıl inanalım?” diyerek meseleye muğlak, belirsiz bir şeymiş havası vererek Batılı elitlerin pedofili tarzı sapkınlıklarını gözlerden gizlemek istermiş gibi bir tavır takındılar. Bu bizim için çok tanıdık bir mağlubun savunma yöntemiydi. “Lider iyi ama çevresi kötü, Müslümanlar kötü ama İslam iyi.” savunması gibi “Epstein ve kahramanları kötü ama bu Batı'nın kötü olduğu anlamına gelmez, Batı karşıtlığı avam işidir.” gibi savunmaya geçtikleri görüldü. Bu bir mağlubiyet psikolojisidir. Dini ya da seküler, liberal ya da muhafazakar anlatıları mutlaklaştırılan tüm taraftarlar bu mağlubiyet psikolojini er ya da geç yaşayacaktır.

Tarihin başından itibaren tüm büyük anlatılar dönüşmüş, başkalaşmış ve iddiaları bakımından çökmüştür. Bu çöküş anlatılara körü körüne bağlı, bu anlatılardan menfaat temin eden ateşli taraftarların anlatıları mutlaklaştırmasının sonucudur. Zira özne insandır. İnsan iyilik ve erdemi de kötülük ve bencilliği de içinde taşır. Dolayısıyla da her anlatı er ya da geç bir sömürünün bir zulmün aracı haline dönüşür. Bizim özelimizde dini ve seküler anlatı yaklaşık iki yüz yıldır çatışarak sürmektedir. Özellikle devlet eliyle yüz elli yıldır Batı'nın yüceltilmesi maalesef bizde Batılı değil ama Batıcı bir kitle yaratmıştır. Özellikle inançlı kesimlerde görülen inandığı şeyi asla sorgulamayan zihin bizdeki Batıcı kesimde de vardır. Ne sömürgecilik tarihi ne ırkçılık tarihi ne soykırım tarihi ne Bosna ne Gazze bizdeki Batıcıların gözündeki perdeyi kaldırmıştır. Tabii ki Epstein belgeleri de bu perdeyi kaldırmayacaktır. Çünkü burada bir taraftarlık bir inanç söz konusudur. Bu şu demek değildir: Batıdaki insanlar kötüdür Batı hiçbir değer üretmemiştir. Hayır. Batı’da iyi insanlar da var ve Batı bazı değerler üretmiştir. Ama bu, yapılan Batıcılık propagandası ile uyumlu değildir.

İnsanlık; kutsallaştırdığı, mutlaklaştırdığı, tartışmaktan kaçtığı, mübalağalı biçimde yücelttiği her inanç her ideoloji tarafından hayal kırıklığına uğratılacaktır. Bu kaçınılmaz bir finaldir. Çünkü insan akıl ve vicdan sahibidir. Aklın ve vicdanın devre dışı bırakıldığı her süreç hüsranla biter.

Epstein kötüdür, bağlantı kurdukları da kötüdür. Bu yaklaşıma göre belgelerde adı geçmeyen Kim Jong Un, Putin, Hamaney, Modi, Xi Jinping iyidir denilebilir mi? Dolayısıyla bu belgeler herhangi bir taraftar grubunu haklı ve iyi çıkarmaz.

Evet, ötekinin çok kötü olması bizim iyi olduğumuz anlamına gelmez. Zira iyi olmak için ödenmesi gereken bedeller, mahrumiyetler, gayret, fedakârlık, emek gerekir. 

Peki, bu bir aydınlanma sağlayacak mı dünyada?

Amerika’da yerlilere uygulanan soykırımlarda, Afrika ve Asya sömürgeleştirilirken, Amerika ve Avrupa’nın ırkçılık tarihinde “insanlık” ne yaptıysa yine aynısı olacak. Kalabalıklar Bosna’da kör, sağır ve dilsizdi. Doğu Türkistan’da, Ukrayna’da izledi. Gazze'de kör sağır dilsizdi, şimdi de öyle olacak. Türkiye’de ya da dünyada gelecekte yaşanacak herhangi bir büyük hadise, kriz, savaş, soykırım, zulüm ve sömürü karşısında yine kalabalıkların umursamaz bir tutum içinde olduğu görülecektir.

Kalabalıkların harekete geçmesi çok mümkün görünmese de sözümüzün ulaştığı her zihne “akıl, vicdan, adalet” diye seslenmeyi sürdürmeliyiz. Bu asgari bir insani görevdir.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.