Kayıtsızlık Çağı

04 Ocak 2026

İyi nedir, kötü kimdir? İyi, kötü olmayan; kötü de iyi olmayan şeklinde cevaplanabilir belki. Zıtlık, tanımlamayı da belirler çoğu zaman. Ancak bu başlıkta zıtlık kavramsal açıdan tanımlama gücüne sahip olsa da gerçekte mesele pek böyle anlaşılamaz. Zira somut biçimde kötülük yapmayana iyi diyemeyiz. İyilik için, "yapmamak"tan çok "yapmak" sonucu belirler. Çünkü çoğu zaman eylemsizlik, yapmamak, etmemek; kötülüğe meşruiyet sağlayan, onu tahkim eden, rıza oluşturan bir boşluk yaratır. Bu boşluk, kötülüğün cüreti ile dolar. Dolayısıyla iyilik de yapmayan, kötülük de yapmayan; kendi kişisel çıkarları dışında hiçbir biçimde varlık göstermeyen tarafsız kalabalıklar, "iyi" sıfatını kullanamazlar.

Burada "kalabalıklar" denilirken pek tabii homojen bir yapıdan söz edilemez. Farklı özellikler, farklı şartlar, inanç ve kültürel dokular olsa da ortak bir noktada birleştiricilikten söz edilebilir. O da, özellikle son zamanlarda belirginleşen; geleneksel olan ne varsa değersiz gören, salt bireysel haz, konfor ve güvenlik açısından hayatı anlayan insanların oluşturduğu kalabalıklardır.

İyi-kötü kavramı üzerine tanım yapmamış, bu başlıkta eylem ve söylem üretmemiş ne bir inanç, ne bir ideoloji, ne bir felsefi düşünce vardır. Hepsi aynı noktada buluşamasa bile, kabaca ortaklaştıkları başlıklar vardır. İnsanlık tarihi, iyi ile kötünün mücadelesi biçiminde geçmiştir. Bu mücadelede kötü, hiçbir zaman “Biz kötüyüz ve kazanacağız!” diye kendisini ifade etmemiştir. Taraflar, kendilerini her zaman haklılık, meşruiyet ve iyilik üzerinden ifade etmiştir. Ancak insanlığın maşeri vicdanı, sonunda iyiler ve kötüler konusunda genel olarak doğru hükümler vermiştir. Tabii bu hükümler de zaman, şart, kültür başlıkları açısından tartışmaya açıktır. Zira bu tanrısal bir hüküm değildir.

Mesele haklılık ve meşruiyet olunca, çoğunluk kötünün safında yer alır. Çoğunluk savaşları başlatmaz, adaletsizlik yapmaz, sömürmez, zulmetmez. Ancak takındığı tavırla, cüretkâr kötülük karşısında daima sessiz ve umursamazdır. Özellikle modern zamanlarda bireyselliğin ön plana çıktığı, cemiyet, toplum, insanlık kavramlarının çözülmeye başladığı gerçeği dikkate alınırsa, meselenin mahiyeti daha iyi anlaşılır. Kişinin içinde yaşadığı topluma ve insanlığa karşı aidiyet ve sorumluluk hissetmemesi de kötünün işini kolaylaştıran bir durumdur.  Haz, konfor, güvenlik noktasında kişisel çıkarları tehdit altında değilse, kalabalıklar cüretkâr kötülüğe karşı eylemsiz, söylemsiz ve kayıtsız bir tavır takınır. Bu tavır, modern zamanlarda çoğunluğun kabulü, rızası anlamına gelir ki, bunu demokratik bir sonuç olarak görmek kaçınılmazdır.

İçinde yaşadığımız çağ teknolojik gelişmeler bakımından farklı biçimlerde adlandırılacaktır. Özellikle umursamaz kalabalıkların kişisel bağlamda haz, konfor ve güvenlik dışında kalan ne varsa onlara karşı kayıtsız tutumları, bunun giderek daha da belirleyici olması nedeniyle bu çağ en çok da Kayıtsızlık Çağı olarak adlandırılmayı hak eder. Bu çağda insanlık bilim, teknoloji, sanat ve ekonomide zirvedeyken; adalet, vicdan, erdem açısından dip noktadadır. Bu paradokstan kayıtsızlığı bir sultaya dönüştüren, bireysel çıkarları bayraklaştıranların oluşturduğu kalabalıklar sorumludur.

Peki, kalabalıklar neden kayıtsız bir tavır takınır? Çünkü iyilik, adalet duygusu, ahlak, irade, cesaret, eylem ister. Emek vermek, kavga etmek, bazen kaybetmek, fedakarlık yapmak gerekir. İyilik ancak böylece ortaya çıkar. Ancak her zaman da sonuca ulaşılamaz. Bu da iyiliğin her zaman hedefe ulaşamayacağı, karşılık beklenmeden yapılması gereken bir şey olduğu gerçeğini gösterir. Halbuki umursamazlık, pekâlâ daha kolay bir şeydir. Kalabalıklar, zorla kolay arasında sıkışınca ve kişisel çıkarları da tehdit altında değilse, kolay olana yönelecektir.

Evet, kalabalıklar zulmetmez, savaş başlatmaz, sömürmez; ancak duruşu ile kötülüğe demokratik meşruiyet, hatta hukuki zemin oluşturur.

Hülasa, kötüler de azdır, iyiler de. Kötüler cüret sahibidir, iyiler cesaret. Ancak çoğunluğu teşkil eden kalabalıkların duruşu, kötülere zafer vaat eder. O vakit, çoğunluğu teşkil eden kalabalıklar için “iyi” denilemez. Kötü denilebilir mi peki? Kötülüğe meşruiyet ve güç sağlayıp zafer vaat ettiklerine göre…

Kalabalıkların kayıtsız, umursamaz, sessiz, eylemsiz bu duruşu bir tercihtir. Ve bu tercih, ya diktatörlere ya emperyalistlere boyun eğmek şeklinde sonuçlanır. Diktatörlükler bir takım olumsuzluklardan emperyalist dış güçleri sorumlu tutarken, emperyalist güçler de uluslararası kamuoyunun “temsilcileri” olarak diktatörlüklere son vermek bahanesini üretir. Hâlbuki diktatörlükler emperyalizmin, emperyalizm de diktatörlüğün gerekçesi olamaz. Ancak fiili olarak bu denklem böyle kurulur. Burada belirleyici olan, çoğunluğu oluşturan niteliksiz yığınların rızasıdır.

Peki, iyiler neden kalabalıklara ulaşamaz ve denklemi değiştiremez? Yukarıda belirtildiği gibi, ilk olarak iyiliğin bir bedeli olmasıdır. Bir diğer neden de altyapı-üstyapı ilişkisidir. Her ne kadar Marksist düşüncenin temel paradigmalarından biri olan “Altyapı, üstyapıyı belirler.” ilkesi modası geçmiş bir söylem gibi görünse de, bugün dünyanın içinde bulunduğu durumu genel itibarla doğru bir biçimde analiz etme gücüne sahiptir.

Üretim biçimleri, üretim süreçleri ve artık değerin paylaşımı gibi altyapıyı oluşturan hususlarda çözülememiş sorunlar varsa; hukuk, siyaset, din, felsefe, sanat, ahlak gibi üstyapı kurumlarının sağlıklı olması beklenemez. Ekonomik adaletsizlikler, üstyapı kurumlarındaki ahlaki ve siyasi çözülmeyi derinleştiren en güçlü yapısal faktörlerden biridir. Onun için umursamaz, tarafsız kalabalıkların çoğunluğu oluşturduğu coğrafyalarda, ahlaki çürüme kaçınılmazdır. Ahlaki çürüme çoğunluğu kuşattıysa, o toplumda hukuk, din, siyaset, sanat da yozlaşır. Bu, determinist bir kesinlik taşımasa da, “para” ile ilgili sorunlarını adil biçimde çözememiş toplumların neredeyse tümünde ahlak, hukuk, inanç gibi başlıklarda bozulmalar olduğu gerçeği aşikârdır.

İktisadi anlamda üretim ile ilgili yapısal sorunları çözmeden, sermaye ve artık değer başlığında paranın adil paylaşımını sağlamadan, kalabalıklardan ahlaklı olmalarını ve kötünün değil iyinin yanında yer almalarını beklemek, nafile bir bekleyiştir.

Hülasa, tarihin başlangıcından beri iyi ile kötü hep savaşmıştır. Özellikle modern zamanlarda kalabalıkların meşruiyet ve rıza üretmesi, kötülerin elini kuvvetlendirmiştir. İyilere düşen de, kayıtsız, umursamaz kalabalıkların vicdanına ulaşabilecek, pratikte karşılığı olan, anlaşılır bir dil ile mücadeleye devam etmektir.

İyilik zafer vadetmez, iyilik bir yaşam biçimidir.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.