Matematik bazen yalnızca sayıların değil, hakikatin de dilidir; insanı farkında olmadan felsefenin en kadim sorularıyla yüz yüze bırakır. Bu yapılardan biri olan Möbius şeridi, ilk bakışta basit bir geometrik şekil gibi görünse de hakikat ve yanılsama üzerine derin çağrışımlar barındırır.
Bir kâğıt şeridin uçlarını birbirine ekleyecekmiş gibi yan yana getirin ve uçlardan birini 180 derece (yarım tur) çevirerek diğer uçla birleşecek şekilde yapıştırın. Elde ettiğiniz geometrik şekle möbius şeridi denilir. Şeridin üzerine bir kalem koyun ve elinizi hiç kaldırmadan, kâğıdın ortasından düz bir çizgi çizmeye başlayın. Çizgiyi devam ettirdiğinizde, kâğıdın arkasına geçmeye çalışmadığınız halde başladığınız noktaya geri döndüğünüzü ve kâğıdın her iki (aslında tek olan) yüzünü de çizmiş olduğunuzu göreceksiniz.
İlk bakışta iki yüzeyli gibi görünen bu geometrik yapı, gerçekte yalnızca tek bir yüzeye sahiptir. Şeridin üzerinde ilerleyen bir gözlemci, herhangi bir sınırı aşmadan başlangıçta "öteki taraf" olarak gördüğü noktaya ulaşabilir. Çünkü ayrım nesnenin kendisinde değil, onu algılayan zihindedir.
Belki de insanın hayatla, tarihle ve hakikatle ilişkisi buna benzemektedir. Möbius şeridi bize rahatsız edici bir soru yöneltir: Savunduğumuz değerler uğruna çıktığımız yol, bir süre sonra bizi mücadele ettiğimiz şeyin kendisine dönüştürebilir mi?
Hakikatin Kıvrımları
Gerçekliği görmek ve anlamakta zorlandığımız bu yolculuk, bizi felsefenin en eski meselelerinden birine yönlendirir; hakikat nedir? Platon'un mağara alegorisinde insanlar gölgeleri gerçekliğin kendisi sanırlar. Kant, insanın dünyayı olduğu gibi değil, zihninin kategorileri aracılığıyla deneyimlediğini söyler. Nietzsche ise birçok hakikat iddiasının, zaman içinde güç kazanmış yorumlardan ibaret olabileceğini savunur. Modern çağda Baudrillard, insanların giderek gerçekliğin kendisinden çok onun temsilleriyle yaşadığını ileri sürer.
Bu düşünürlerin farklı dönemlerde söyledikleri şeylerin ortak noktası dikkat çekicidir: İnsan, gerçekliğin tamamına değil, yalnızca belirli bir görünümüne ulaşabilir. Gördüğü şeyi “gerçekliğin bütünü” sanma eğilimi ise insanın en eski yanılsamalarından biridir.
Möbius şeridi tam da bu nedenle güçlü bir metafordur. Hakikate ulaştığınızı sanırken, kabullenmediğiniz bir değerin üzerinde buluveriyorsunuz kendinizi. İnsanın iyiyle sohbet ederken kötüyle dans ettiği, doğruyla yol alırken yanlışla uzlaştığı, barışırken küstüğü, ağlarken güldüğü bir yanılsamalar zinciridir bu hayat.
Möbius Paradigması: Tarihin Döngüselliği
Möbius şeridini bir paradigmaya dönüştürdüğümüzde tarihin döngüselliği ile muhteşem bir uyum oluşturacağını görürüz. Zira yaşama bu şekilde baktığımızda, insanın ve toplumların aynı yapısal problemler, uyumsuzluklar ve çelişkilerle farklı zamanlarda yeniden karşılaştığını fark ederiz.
Her birey kendine özgü bir yaşanmışlığa sahip olduğunu düşünürken, çoğu zaman aynı ontolojik ve tarihsel tecrübelerin farklı görünümleri içerisinde hareket ettiğinin farkında bile değildir. İnsanlar kendi çağlarını benzersiz kabul etmeye eğilimlidirler. Her kuşak yaşadığı krizleri tarihte eşi görülmemiş olaylar olarak yorumlar. Oysa tarihsel mesafe arttığında, başlangıçta tamamen yeni görünen birçok gelişmenin daha eski örüntülerin farklı biçimleri olduğu ortaya çıkar.
Bir medeniyetin ve hatta bir insanın ömrü, şeridin üstünde birkaç tur atacak kadar uzun olmayabilir. Bu nedenle her yeni kuşak, her yeni devlet ve her yeni medeniyet kendisini tarihin merkezinde ve başlangıcında görme eğilimindedir. Oysa çoğu zaman möbius paradigmasının kendisini içine çektiğinin farkında bile değildir.
Uluslararası İlişkilerin Möbius Paradigması
Uluslararası ilişkilerde sistem tasarımcıları möbius şeridini düşünce yapılarının ayrılmaz bir parçası haline getirip, bütün politik açılımlarını neredeyse bu paradigma üzerine inşa ederler. İnsanların inandıkları değerler uğrunda mücadele ederken, ötekinin menfaatleri için çalıştığının farkında olmaması muazzam bir ironidir. Bu şekliyle kurulan sistem, hiçbir zaman sorgulanmaz ve kesin inançlı bireyler üreterek insanları bu yanılsama içinde yönetirler.
Son yıllarda gördüğümüz savaş ve çatışmaların hemen hepsi, devletlerin ve insanların möbius şeridi üzerindeki erdemli(!) koşturmacalarından üretilmiştir. Sözde Şeytani arzularla mücadele etmek, ilahi tecelliye nail olmak, evrensel barış, huzur ve güvenliği tesis etmek isteyen devlet ve insanların, nasıl bir yanılgı içinde olduklarını hiçbir zaman anlamlandıramayacağız.
Tarih boyunca özgürlük adına başlayan hareketlerin baskıya, güvenlik adına kurulan sistemlerin güvensizliğe, kimliği ve inançları koruma iddiasındaki mücadelelerin yozlaşmayla sonuçlandığı görülmüştür. Benzer şekilde, kendi ideolojik hedefleri için mücadele ettiğini düşünen birçok siyasal yapı, legal ve illegal örgüt veya hareketler, zamanla başka güç merkezlerinin stratejik hesaplarının bir parçası hâline gelebilmiştir. Bunların çoğu birer vekalet savaşçısı olduğunun farkında olmadan yaşamlarını sonlandırmak zorunda kalırlar.
Barış için savaşmayı, yaşamak için ölmeyi, gülmek için ağlamayı, sevinmek için üzülmeyi bu yanılsamanın meşruiyeti için kullananlar, insanların algısal zafiyetleriyle oynamayı ziyadesiyle iyi biliyorlar. Möbius şeridinde yürüyen kişi hâlâ samimiyetle ileriye gittiğini düşünmektedir. Oysa farkında olmadan yolun karşısına çoktan geçmiştir bile.
Sonuç: Tek Yüzeyin Farkına Varmak
Möbius şeridinin asıl dersi, tarihin kendisini mekanik biçimde tekrar etmesi değildir. Asıl ders, insanın kendi etnik, dini ve ideolojik değerlerinin erdemiyle yaşadığını düşünürken bunun bir yanılsama olduğunun farkına varamamasıdır. İnsanlar çoğu zaman başkaları tarafından aldatıldıkları için değil, kendi inançlarının doğruluğundan fazla emin oldukları için hataya düşerler. Gerçek ile yanılsama arasındaki ilişki de burada şekillenir. Yanılsama her zaman gerçeğin mutlak karşıtı değildir; bazen gerçeğin yalnızca belirli bir perspektiften görünüşüdür.
Möbius şeridini tam ortasından (çizdiğiniz çizgiden) makasla boylu boyunca kesin. Normal bir halkayı ortadan keserseniz iki ayrı halka elde edersiniz. Ancak möbius şeridini kestiğinizde ikiye ayrılmaz; iki kat uzunluğunda, tek bir büyük halka elde edersiniz. İlk bakışta birbirinden ayrı görünen yüzeyler, kesildiğinde bile birbirinden kopmaz. Belki de gerçek ile yanılsama arasındaki ilişki de böyledir. Bir parçayı bütünüyle yok etmeye çalıştığımızda, çoğu zaman diğerinin de onun içinde yaşadığını fark ederiz. Hayatın bu iç içe girmişliğidir bizi yanılsamaların tutsağı yapan.
Aslında bu, iradenin bilişsel çıkmazlarından istifade ederek, insanın hayata 180 derecelik ters bir bağlantıyla eklemlenmesidir. Bu nedenle Möbius şeridi yalnızca matematiksel bir model değil, insan tecrübesinin ontolojik bir metaforu olarak da okunabilir. Özgürlük için eylem yapan gençlerin bir otokratın yönlendirmesiyle sokaklara dökülebilme, kendi etnik ve dini değerleri için siyasal ve hatta terörist bir mücadele veren grupların ise rakip bir ideolojinin ajanları olabilme ihtimalleri inanın hiç de küçümsenecek boyutta değil.
İnsan inandığı bir değerin peşinden koşarken, onu yok etmek için mücadele ettiğinin farkında olmayabilir. Belki de insana dair en büyük trajedilerinden biri, Lenin’in ifadesiyle “kullanışlı aptallar"i durumuna düşmektir.
Ve belki de insanlık tarihi, hayatın iki yüzeyini gördüğünü sanan insanların aslında tek bir yüzey üzerinde yürüdüklerini çok geç fark etmemelerinin hikâyesidir. Möbius şeridinin asıl ironisi de budur: İnsan çoğu zaman ötekine karşı yürüdüğünü sanırken, ötekine dönüşmektedir.
i Bu ifade her ne kadar Vilademir Lenin’e atfedilse de bununla ilgili herhangi bir somut bilgi bulunmamaktadır.
Yeni yorum ekle