Bir Siyasal İletişim Krizi Nasıl Yönetilemez: Kılıçdaroğlu Örneği


 

Bu yazıda, Türkiye gündemini hayli zaman meşgul eden,  birbiri ardına polemiklere sebep olan bir olay hakkında görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Konuyu siyasal iletişimde “kriz” kavramı ve dilbilimde kullanılan “bağlam” kavramları ile beraber tartışmak istiyorum.

İşletmeler açısından kriz doğurabilecek unsurlar çok farklı sebeplerden;  kimi zaman örgütsel yapıdan (örgütün yapmış olduğu ekonomik açıdan yanlış bir adım vb), kimi zaman insan kaynaklarından (şirkette çalışan üst düzey bir yöneticinin basına yaptığı yanlış açıklama vb ) kimi zaman doğal sebeplerle ( deprem, sel, afet vb. ), kimi zaman da konjonktürel ( örneğin küresel boyutta ekonomik bir kriz vb.)  gerçekleşebilir.

Kriz tanımının ortak yanlarına bakıldığında şu özellikler bir çırpıda söylenebilir: 

  1. Beklenmedik zamanda gerçekleşme
  2. Kişi veya kurumun itibarına olumsuz etki yapma
  3. Krizle baş etmek için kısa zaman olması.

Eğer bir kurum herhangi bir olay neticesinde bu özellikleri barındıran bir durumla karşılaştı ise bilİnmelidir ki, “ bir kriz ile karşı karşıyalar”.

 

Kriz anlarında kurumlar krizle baş etmek için ne yapabilirler, nasıl tepki verebilirler sorusuna da kısa bir yanıt vermeye çalışalım.

Kriz yönetiminde kurumlar şu şekilde tepki verebilirler:

  1. Kriz yokmuş gibi davranıp, krizin unutulmasını beklemek ( Bu duruma verilen tepki: Kriz hakkında hiçbir şey söylemeyelim, belki unuturlar beklentisi )
  2. Krizi reddetme ( Bu durumda verilen tepki : Bizim böyle bir krizimiz yok, siz kafanızdan kriz üretiyorsunuz)
  3. Krizin faturasını başkalarına çıkarma ( Bu durumda verilen tepki : Sorumlusu biz değiliz, başkaları )

Buradaki yaklaşımların üçünün de hatalı olduğunu belirtmeliyiz. Doğru olan krizi kabul edip, profesyonel bir bakış açısı ile krizi yönetmek. Krizle ilgili malumatlarımızı burada sonlandırıp biraz da ikinci önemli kavramımız olan “bağlam” konusuna kısaca bakalım.

Türk Dil Kurumu terimler sözlüğündeki bağlam kelimesinin karşılığına bakalım. Bağlam kelimesi Gramer Terimleri Sözlüğünde şu şekilde verilmiş:

“Bağlam
Bir cümlede, bir konuşmada veya bir metin içinde yer alan herhangi bir kelimenin anlamının daha iyi belirlenebilmesi ve başka anlamlarından ayırt edilebilmesi için, kendisini çevreleyen ve karşılıklı ilişkide bulunduğu öteki öge veya ögelerle oluşturduğu bütün. Söz gelişi baş kelimesi Dün başım çok ağrıyordu ibaresinde «insan başı» anlamına geldiği hâlde, Kumaşın iki başındaki eğrilik ibaresinde «kumaşın uçları», havuz başı, ocak başı, mangal başı sözlerinde «bir şeyin yakını, çevresi», başı çekmek deyiminde «bir işe önayak olmak, öncülük etmek»; Her işin başı sağlıktır cümlesinde «esas, temel»; söz başı, ay başı, yıl başı kelime gruplarında «başlangıç», Bu çocukla baş edemiyorum cümlesinde ise «hâkim olamama, disiplin altına alamama» anlamlarını vermektedir. Baş kelimesinin sıralanan örneklerdeki bu birbirinden farklı anlamları, ancak, o cümleler içinde kendisini çevreleyen ve karşılıklı ilişkilerde bulunduğu diğer ögelerle oluşturduğu bütün, yani bağlam sayesinde belirlenebilmektedir.
T. : siyâk u sibâk  İng.: context  Fr.: contexte  Alm.: Kontext  “

Özellikle ilk cümleye dikkat etmenizi öneririm. “Bir cümlede, bir konuşmada veya bir metin içinde yer alan herhangi bir kelimenin anlamının daha iyi belirlenebilmesi ve başka anlamlardan ayırt edilebilmesi için kendisini çevreleyen ve karşılıklı ilişkide bulunduğu öteki öğe veya öğelerle oluşturduğu bütün”.

Yine TDK Sözlüğünde bağlam için şu açıklama verilmiş:

“Bağlam
1. Bir deyimin anlamını belirlemeye katkısı olan, bu deyimi kapsayan daha geniş deyim. || Anl. dilsel bağlam, dizimsel bağlam. 2. Bir deyimin anlamını belirlemeye katkısı olan dildışı etmenler: deyimi kullanan kişi, deyimin kullanım yeri ile anı konusundaki bilgiler. || Anl. dildışı bağlam, kullanımsal bağlam.   
İng.: context  Fr.: contexte  Alm.: Zusammenhang”

Bağlam kavramı özellikle dilbilim alanının sıklıkla başvurduğu, bir kelimenin, bir cümlenin söylendikten sonra insanlar üzerindeki tesirinin anlaşılmasında öneli araçlardan biri.

Hani bazı durumlarda bir kişi söylediği cümlelerin dinleyiciler tarafından çok farklı anlaşıldığını iddia eder, kendi maksadının anlaşılan şey olmadığını ifade eder, işte bu durumda devreye “bağlam” girer. Bir sözün nasıl anlaşılacağını belirleyen en önemli unsurlardan biri “bağlam”dır. Sözü kim söylemiş, hangi ortamda söylemiş, kimlere karşı söylemiş olduğu manayı son derece etkiler.

Gelelim bu kriz ve bağlam kavramlarını niçin açıkladığımıza.

Bu yazıyı kaleme almama sebep olan unsur internette gördüğüm bir haberdi. Haberde İzmir CHP Konak İlçe başkanı ve bir grup CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nu savunmak için       “ CHP’liler halkın önüne yatıyoruz deyip yattı ” şeklinde bir başlığa sahipti.

Malum tüm Türkiye’yi sarsan ve son derece vahim siyasi bir konu olmanın ötesinde ahlaki ciddi  bir problemin göstergesi olan olaylar yakın zamanda gerçekleşti. Bir öğretmen tarafından küçük yaştaki çocuklara cinsel istismar ve taciz iddiaları ve bununla ilgili onca haber basın kuruluşlarında yer aldı ve Türkiye gündemine düştü. Bu konunun insani açıdan tartışılacak bir tarafı yok. Bu konuda insan olan herkesin vermesi gereken tepki belli.

Bu sırada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu yapmış olduğu bir açıklamada bazılarınca “olayla ilgili kişilerin cezalandırılması gerektiğini ve bu durumun takipçisi olacağını ancak münferit bir olaydan ötürü kurumların sorumlu tutulmaması gerektiğini ifade ettiği” savunulurken, bazı çevrelerce ise “ bir kereden bir şey olmaz, olayı büyütmeyin” manasına gelecek sözler söylediği ifade edilmiştir.

Konuşmanın bir dakikalık bölümü alınırsa anlam çok farklı yere gidebilir, ancak konuşmanın tamamı yaklaşık 3 dakika izlenirse görülecektir ki, Bakan Ramazanoğlu açıklamasında; sürecin kesinlikle ciddiyetle takip edildiği, profesyonel bir şekilde yaklaşıldığı, suçlu olduğu ispatlanan kişilere tolerans gösterilmeyeceği şeklinde açıklamalar yapmıştır. Sözler bağlamı içinde değerlendirilirse anlaşılması daha kolay olacaktır.

Aynı açıklama hakkında bakış açısına göre birbirinin zıttı manalar verilebiliyor. Ancak burada kim haklı yerine siyaset bilimi ve halkla ilişkiler disiplinin bakış açısı ile konuya objektif bir şekilde yaklaşmak önemli bir hal alıyor.

Bu konuda yardım almak için daha önce duyduğum bir deyişten istifade etmek istiyorum. Bu deyişi ilk defa Türkiye’deki kıymetli iletişimcilerden biri olan Ali Saydam Bey’den duymuştum.

Diyordu ki Saydam, “ Perception is reality” yani “ algı gerçekliktir”. Bu söz bize şunu ifade ediyor; sen ne dersen de ne yaparsan yap insanlar seni nasıl algılıyorsa, sen o’sun veya o kadarsın.

Netice itibari ile bu konuda Aile ve Sosyal Politikalar bakanımızın çok önemli bir adımı oldu ve yapılan olumsuz haberler üzerine resmi bir açıklama yaptı ve sözlerim çarpıtıldı, benim sözlerim böyle değildi şeklinde resmi bir açıklama yaptı. Bence siyaseten ve kriz iletişimi açısından doğru bir karar ve adımdı. Dolayısı ile yukarıdaki sorunda da aileden sorumlu bakanımızın maksadı ne bilemem ancak bildiğim şey şu; insanlar bakanımızın söylemlerinden ne mana çıkarıyorsa, netice de algı bu ise, gerçeklik de bu diyor halkla ilişkiler disiplini.

Şimdi olayın bu tarafından sonra yazımın asıl amacı olan CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun aile bakanını kast ederek söylemiş olduğu “Valisi konuşmuyor, emniyet müdürü konuşmuyor. Milli Eğitim Bakanı konuşmuyor. Aileden sorumlu bakan da zaten birilerinin önüne yatmış vaziyette o da konuşmuyor” sözünün doğurduğu kriz ve bu krizin nasıl yönetilemediği gerçeğine gelelim.

Kılıçdaroğlu bundan birkaç sene önce hükümette bulunan bir bakanın bu deyimi (önüne yatmak) kullandığını ifade etti. Dolayısı ile literatüre bu deyimi hükümetteki bakanın kattığını ima etti. Sonra bir başka savunmasında “önüne yatmak” bir Anadolu deyimidir dedi. Sözlükten bu deyimin anlamlarını verdi. Bir başka açıklamasında da “ sözlerimin arkasındayım, erkek kadın farketmez”  dedi. Şimdi Kılıçdaroğlu’nun niyetinin ne olduğunu bilemeyiz. Ancak önemli olan seçmen veya kamuoyu tarafından konunun nasıl anlaşılacağı.

Tekrar başa dönüyoruz “ perception is reality” , “algı gerçekliktir” deyişine.

Kılıçdaroğlu meramını anlatmak için bir metafor kullanmaya çalıştı, “önüne yatmak” deyimini  “ birilerini himaye etmek için kendini siper etmek” manasına kullandığını düşünelim.

Sorun yok mu ? Var. Çünkü söylemlerin anlamı, bağlam ile ilintilidir. Bir sözü kullanan kişiler, o sözün hitap ettiği kişiler ve cümlelerin içinde geçen şahıslardan, ortam ve bağlamdan hariç değerlendiremeyiz. Eğer böyle yaparsak hata etmiş oluruz. Bu örnek için söyleyelim. Eğer Kılıçdaroğlu bu sözü Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Semra Ramazanoğlu için değil de diyelim ki başka bir erkek bakan için kullanmış olsa idi tepkiler nasıl olurdu? Aynı tepkiler verilir miydi? Mesela Kılıçdaroğlu “ … Bakanı da Arapların önüne yatmış, onların dediğine ses etmiyor” dese idi, insanlar Kılıçdaroğlu’na aynı tepkiyi verir miydi? Bana göre, aynı tepkiler gelmezdi. Çünkü “önüne yatmak” şeklindeki deyimi kullandığınız kişi bir erkekse farklı çağrışımlarda bulunabilir, kadınsa farklı çağrışımlarda bulunabilir.

İşte burada bağlam kavramı devreye giriyor.

Siz böyle bir durumda, kadın bir bakan için bu ifadeleri kullanıp sonrasında da cinsiyetçi yaklaşmayın diyemezsiniz. Bu şuna benziyor, insanlar tarafından yanlış anlaşılma ihtimaline sahip bir cümle söyleyip, sonra insanlar bunu yanlış anlayınca da “ sizin içiniz fesat, ben öyle demedim” demeye benziyor. İnsanlar sizin kalbinizi açıp niyetinize bakamaz, ya da zihninizi açıp bu kelimeleri söylerken ne tasarlayarak söylediğinizi bilemez. İnsanlar söylediğiniz kelimelere zahiren görünüşteki manası ile bakar ve ondan bir takım manalar çıkarır. Herkesin kendi yaşadığı çevre, almış olduğu kültür o cümleden çıkardığı manayı etkiler.

Bağlamın sözün anlamı üzerindeki katkısını çok basit bir örnekle vermeye çalışayım. Örneğimin kaba kaçmayacağını umud ediyorum, konunun basit anlatımı açısından bu örneği veriyorum: İngiltere’de iki komşu ( ikisinin de erkek olduğunu düşünelim ) birbiri ile karşılaştığında biri diğerine konuşmanın bir yerinde “How is your wife?” yani “ Karın nasıl? “ diye sorabilir. Diğer kişi de   “ She is good, thanks” , “ O iyi, teşekkürler” diyebilir. Peki aynı durumu diyelim ki Türkiye’nin bir  ilçesinde, bir erkek diğer bir erkek komşusuna, konuşmanın bir yerinde  “ Karın nasıl?” diye sorduğunu düşünelim. Tepkisi bir İngiliz gibi mi olur? Hiç zannetmem. Dolayısı ile bağlam  bu kadar önemli. Cümle kalıbı kelimesi kelimesine aynı olur, ama cümlenin söylendiği kişi ve kültürler değiştiğinde manası da bu sözlere verilecek tepki de değişir. Buna bağlam diyoruz ve kelimelerin manası üzerinde çok etkili olduğunu düşünüyorum bu bağlam konusunun.

Tekrar konumuza dönelim. Sonuç olarak siyasal iletişim açısından Kılıçdaroğlu’nun hatası ne idi? Kılıçdaroğlu’nun en temel hatası “ perception is reality” kuralını bilmemesi veya kabul etmemesi idi.  Bağlamın önemini bu yaşadığımız olay üzerinden de açıklamak gerekirse;  Bir parti lideri olarak bir deyim kullanıyorsun, bu deyimde ne demek istediğini anlamak için ise dildışı bazı etmenlere bakmak gerekiyor, deyimi kullanan kişi “bizim olayımızda CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu “, deyimin kullanım yeri  ve anı ise “ Meclis’te basının önünde bir toplantı anı” olarak karşımıza çıkıyor.  Yani bu sözü sokakta yürüyen bir insan başka bir insan için kullansa farklı bir anlamı olur, bir siyasetçi bir basın toplantısında veya Meclis Grup toplantısında cinsiyeti kadın olan bir Bakan için kullanırsa farklı olur. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına bakacak olursak yaşananlar, Kılıçdaroğlu ve CHP için tam bir kriz. Beklenmedik bir zamanda oluştu, CHP ve Kılıçdaroğlu’nun itibarına olumsuz etki yaptı ve bu krizi yönetmek için sınırlı zamanları vardı.

Kılıçdaroğlu’nun var olan krizi yönetme sürecinde göstermiş olduğu tepkiler yazımızın başında söylemiş olduğumuz kriz yaklaşımlarından “ krize karşı bir şey yapmama” veya “krizi reddetme” dediğimiz adımlara karşılık gelir ki bu da yanlış bir stratejidir. Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamalarla sanki kriz yokmuş ve olay birileri tarafından abartılıyormuş gibi davranıyor, bir taraftan da kullandığı deyimden ötürü doğan krizi “ bu deyimi Ak Parti’nin başka bir bakanı söyledi, kızacaksanız ona kızın” diyerek krizin faturasını başkalarına çıkarmaya çalışıyor. Bu iddiamı izah için Kılıçdaroğlu’nun yukarıda vermiş olduğum açıklamasından bir bölümü alıntılamak istiyorum: “Söylediğim cümlenin sonuna kadar arkasındayım. Kızacaksa bana değil, Rıza Zarrab’a kızsın. Siyasi tarihimize bu cümleyi kazandıran kişiye kızsın, bu cümleyi kazandıran onlar. Biz tekrar ettiğimiz için alınganlık gösteriyorlar.”

İkinci hatası, siyasette özür dilemenin kötü bir şey olduğu zannı ile hareket etme. Kılıçdaroğlu eğer konuşmasının ardından sürekli “sözlerimin arkasındayım” diyerek krizi doğuran unsurun üzerine gitmek yerine, “ Efendim ben o cümleleri bu maksatla kullanmıştım ama kesinlikle sözün buralara gidebileceği aklıma gelmemişti. Maksadı aşan ifadeler oldu. Bu manada hem bakanımızdan hem de bakanımız nezdinde yanlış anlaşıldığım kadınlarımızdan özür diliyorum” dese idi şu an ben bu yazıyı yazmıyor olacaktım. Olay da çoktan kapanmış olacaktı.

Son olarak Kılıçdaroğlu’nun gözden kaçırdığını düşündüğüm bir diğer husus da şu, “siyasetçilerin hele de bir parti liderinin sokaktaki bir insan kadar rahat konuşamayacağı” düsturu. Sokaktaki insan düşünmeden konuşabilir, konuşması kendisini bağlar. Ancak bir siyasetçi konuştuğunda artık “spoke person” dediğimiz “kurum sözcüsü”, “kurum adına konuşan kişi” olursunuz ve her sözünüz kurumunuzu da bağlar. Bu yüzden siyasetçiler konuşmadan önce bu söz nerelere gidebilir diye defalarca düşünmelidirler.

Sonuç itibari ile Kılıçdaroğlu bu gibi söylemlerle, siyasi rakiplerine daha fazla koz vermektedir. Bir diğer gerçeklik de Kılıçdaroğlu ve ekibinin kriz yönetimi konusunda son derece başarısız olduğu. Eğer Aile Bakanı Semra Ramazanoğlu Hanımın yaptığı gibi resmi bir açıklama yapılsaydı ve konu ile ilgili özür dilense idi gündemimiz çok farklı olabilirdi. Özetle, bu son olay da diğer birçok benzerinde olduğu gibi siyasal iletişim ve kriz yönetimi başlıklarında anlatılacak örnek bir vakıa oldu.