BM Çölleşme İle Mücadele Toplantısında Konuşulmayanlar


BM Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi'nin 12. Taraflar Konferansı (UNCCD COP 12) 12-23 Ekim 2015 tarihleri arasında Ankara'da yapıldı.

Her zamanki alışkanlıklarıyla basınımız ve aydınlarımız insanlığın en önemli sorunlarından biri olan çölleşme ile ilgili bu etkinliğe de kayıtsız kaldılar.

Evrensel bir sorun olarak ve bütün hızıyla devam eden çölleşme başta Afrika ülkeleri olmak üzere genellikle yoksul ülkelerde açlıktan ölümlere yol açacak boyutlara ulaşmış durumda.

Birleşmiş Milletlere göre 1 milyar 200 milyon insan çölleşme ve çölleşmenin yarattığı sorunlarla karşı karşıyadır.

Çölleşme haritası ile dünya fakirlik haritası büyük oranda örtüşmektedir. Hem sebebidir fakirliğin çölleşme, hem de sonucu.

En yoksul insanların % 42’si bozulmuş alanlarda yaşam mücadelesi vermektedir.

FAO raporlarına göre; 2050 yılına kadar 9 milyara ulaşacak dünya nüfusunun beslenebilmesi için gıda üretiminin % 70 oranında artırılması gerekirken her yıl çölleşme sebebi ile 20 milyon ton tahıl üretilen 12 milyon hektar alan kayboluyor.

Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi'nin 12. Taraflar Konferansında bunlar konuşuldu. Ama bilerek ya da bilmeyerek çok önemli olduğu halde gözden kaçırılan, konuşulmayan şeyler vardı.

Çölleşmenin bir ahlak sorunu, yani bir varoluş sorunu (ontoloji) olduğu konusu gündeme getirilmedi, örneğin.

Eskilerin anasır-ı erbaa dediği, günümüzde dört ana element denilen su, hava, toprak ve ateşle (siz buna bugün enerji de diyebilirsiniz, savaş sanayii de) insan arasındaki ilişkinin bozulmasıdır, çölleşme. Çölleşme ile ilgili gözden kaçırılan en önemli şey çölleşmenin evren-insan ilişkisinin bozulmasından kaynaklandığı gerçeğidir.

Dün doğayı kutsal bilen, dört ana elementi hayatın dört ana sütunu bilen, insanı eşref-i mahlûkat bilen anlayış yerini her türlü kutsallığı işlevsizleştirerek evreni ve içindeki canlı cansız her şeyi sıradanlaştıran bir anlayışa bıraktı. Bedenin ihtiyaçları kışkırtılırken ruhun ihtiyaçları yok sayıldı. İnsanlığın hayatına anlam ve derinlik katan bilgelik ile doğaya ve her varlığa koruyucu bir kalkan olan kutsallık ortadan kalkınca rekabetin kamçıladığı hırs ve aç gözlülük tabiata savaş açtı. İşte bugün yaşadığımız çölleşmenin temelinde insanın evren algısındaki tabiatla savaşarak her şeyi üretim-tüketim çizgisine indirgeyen bu yüzeysel değişim ve dönüşüm yatmaktadır. Amacını kaybetmiş bir gelişme anlayışı, ne pahasına olursa olsun kalkınma anlayışı insansız, insafsız, emeksiz, adaletsiz bir dünya sistemi ve bu dünya sisteminin emrindeki bilim sadece toprağı değil her şeyi çölleştirdi.

Çölleşmede gözden kaçırılan bir başka önemli husus çölleşme-sömürgecilik ilişkisidir. Çölleşme ile fakirlik haritası arasında bir örtüşme olduğu da bir gerçektir. Ama fakir ülkelerin fakirlikleri ile sömürülmeleri arasında da doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Çölleşme haritası ile dünya sömürge haritası örtüşmektedir.

Çölleşme; vahşi kalkınma anlayışının, sömürgeciliğin, liberal ve kapitalist mevcut dünya sisteminin, modern üretim yöntemlerinin, tüketim bağımlılığının, üretim ve tüketim eşitsizliğinin ve israfın başımıza bela ettiği bir sorundur. Evrensel bir ahlak ve varoluş sorunudur. Eğer çözüm aranıyorsa bunlar konuşmalıydı BM Çölleşmeyle Mücadele toplantılarında…