Aslında Kore de Bildiğiniz Gibi Değil!


Kore

Kore ve Koreliler hiç yabancımız değil, hiç yabancıları da değiliz. Kore şehitlerimiz var, gazilerimiz oldu. Bir yakınlık bir aşinalık var aramızda. Biraz dedikodu yapalım isterseniz. Bu defa Ceren ve eşi Jeong DongPil'le konuşacağız. Ceren Biyolog ve öğretmenlik yapıyor, eşi Koreli, Elektrik ve Kimya mühendisi. Bir onlardan, bir bizden. Hem dışarıdan bakacağız, hem içerden. Küçük bir not düşelim; Ceren Amcamın torunu. Kaptırmış gönlünü bir Koreliye. Gönül bu, Türk'e de konar, Koreli'ye de.

Kısaltmaları hatırlatalım. H.B. : bendeniz. C. J. : Ceren Jeong,  J.D. : Jeong DongPil

H.B. : Kore nere İstanbul nere. Ne işin var senin yaban ellerde.

C. J. : Tamamen tesadüf. Eşim Erasmus programıyla Ege Üniversitesine gelmişti. Onun da içinde bulunduğu bir kaç yabancı öğrenciye Üniversiteyi tanıtma görevi verildi. Sonra bir iki kez daha karşılaştık. Bir şeyler başladı ve evlilikle sonuçlandı.

H.B. : Ailenin karşı çıkmadı mı? Malum örf adet töre inanç

C. J. : Çok kolay olmadı tabii ki. Ama daha baştan inançlarım konusunda ödün vermeyeceğimi söyledim. İki yıllık evliliğimiz anlayışla devam ediyor.

H.B. : Hep burada mı kalacaksınız?

C. J. : Böyle bir kastımız yok. Eşim Türkiye’yi çok seviyor ve son derece kolay uyum sağlıyor. Genelde Korelilerin böyle bir yapıları var. Koşullar uygun olursa Türkiyede olmayı tabii ki isterim

H.B. : Sen uyum sağladın mı?

C. J. : Hem evet hem hayır. Kim olduğumu unutmadan ve bazı zorlukları göğüsleyerek devam ediyorum.

H.B. : Kültürel farklılıklar değil mi? Özellikle bir kadın için

C. J. : Tabii. İletişim için İngilizce yetmiyor. Mecburen Korece öğrendim. Türkiye ile benzerlikler olsa da kültürel farklılıklar insanı ciddi şekilde yoruyor. Eğer bir takım kaygılarınız yoksa pek sorun yaşamazsınız

H.B. : İnançlar vesaire yani

C. J. : Evet. Aslında Koreliler din konusunda biraz umursamaz insanlar. Kendilerine dinlerinin sorulmasından pek hoşlanmazlar. Mesela nüfus cüzdanlarında din hanesi yok.

H.B. : Müslümanım deyince...

C. J. : Şöyle bir durum var son zamanlarda. Türkiyeden geldim deyince çok sevecenlerdi birçoğu halen öyle, ama Müslüman kelimesini duyunca akıllarına hemen terörist geliyor. Hatta bu nedenle eşim birçok kez kendi arkadaşlarıyla da tartıştı. Onlara Müslümanların terörist olmadığını anlatmaya çalıştı.

H.B. : Çalışma hayatı, disiplin, kurallar...

C. J. : Çalışma hayatı çok sıkı. Çok disiplinliler. İş hayatında mükemmeliyetçiler. Şirketler sabaha kadar mesai yapıyorlar ve tabii ki bunun için ekstra ücret ödüyorlar. Kuralları katı. Kesinlikle uyulması gerekir. Acımasızlar diyebiliriz.

H.B. : Çok stresli, yıpratıcı değil mi?

C. J. : Öyle. Stres atmak için de durmadan alkol alıyorlar. Sabah öğle akşam fark etmiyor, Haftada bir gün de patronlarıyla yaparlar bu işi. Resmiyeti azaltmak, yakınlığı artırmak için.

H.B. : İşsizlik durumu nedir? İnsanlar kolay iş bulabiliyor mu?

J.D. :  İyi bir üniversiteden mezunsanız, hiç zor değil. Eğer yüksek maaşlı bir işe girmek isterseniz, üç aşamalı ciddi bir sınava tabi tutulursunuz.

H.B. : Torpil yok mu yani?

J.D. : Hiç yok demek mümkün değil ama özel sektörde kesinlikle olmaz.

H.B. : Eğitim konusunda biraz tavizsizler galiba?

J.D. : İlkokuldan üniversiteye kadar ağır ve tavizsiz bir eğitim var. Okuma yazma oranı istatistiklere göre %99.  Zorunlu eğitim 12 yıl. Üniversite eğitimi çok yüksek oranlarda.

H.B. : Popüler meslekler?

C. J. : Hukuk, tıp, öğretmenlik, mühendislik, devlet memurluğu popüler meslekler. Şunu da belirtmek lazım; başarı var olmanın bir ölçüsü Kore’de. Ya çalışır başarılı olursunuz ya da bir kenarda durursunuz. Bu bilindiği için başarısızlık nedeniyle intihar edenler az değil.

H.B. : Bizde de çok ciddi bir yarış var ama bu kadar değil. Peki eğitim paralı mı?

C. J. : Bütün Üniversitesiler paralı; devlet de özel de. İyi Üniversiteler sadece sınavla alıyorlar. Orta derecedeki üniversitelere %70 sınav,  %30 lise mezuniyet puanıyla giriliyor. Sınavdan iyi not alındığı takdirde ücret alınmıyor ya da indirim yapılıyor. İyi tarafı şu; kimse parasızlıktan dolayı okuyamadım demiyor. Ailelerin en büyük kaygısı çocuklarının eğitimi. Bizdeki gibi kurslar var. Çocuklar okul, kurs, ev arasında mekik dokuyor. Eve akşam 8-10 gibi gelebiliyorlar.

H.B. : Galiba intihar yaygın Kore’de

J.D. : Maalesef. Dünyada en çok intiharların yaşandığı ülkelerden biriyiz. Kişinin kendini başarısız ve işe yaramaz hissetmesi en önemli etkenlerden biri

H.B. : Toplum yapısı benziyor mu sence?  Ne yer ne içerler, nasıl ve nerede vakit geçirirler

J.C. : Benzerlikler var. Örneğin bayramlarda büyükler ziyaret edilir, elleri öpülür. Birbirlerine karşı da saygılılar. Arada bir yaş fark olsa bile küçük olan büyüğe saygılı davranır. Günlük hayat demek, sabahın erken saatlerinden gece geç vakitlere kadar çalışmak demektir. Eğlenme anlayışı ise dans ve alkol almaktır. Sigara içme oranı çok düşük, kadınların sigara içmesi hoş karşılanmaz. Sokakta sigara içmek yasaktır. Birisi yolda sigara içen birini gördüğünde ya gider elinden alır ya da polis çağırır. Tuhaf ama sarhoş olmak normal, sigara içmek çok büyük ayıptır. En çok deniz ürünleri tüketiyorlar. Acılı ve baharatlı yemekler seviyorlar. Kadınlara laf atmanın, sarkıntılık etmenin büyük para cezaları var. Son zamanlarda alkollü araç kullanımından dolayı kazalar arttığı için alkollü araç kullananların ehliyetine iki yıl sureyle el konuyor. Üçüncü kez yakalananlar hapse atılıyor.

H.B. : Aylık ortalama gelir?

C. J. : Ortalama 2.000 dolar. Kişi başına milli gelir 36 bin doların üstünde

H.B. : Unutmadan sorayım. En büyük kaygıları ya da korkuları ne?

C. J. : Başarısız olmak ve yeniden bir savaşın çıkması ihtimali.

H.B. : Güvenlik?

C. J. :  Kore güvenlik açısından çok iyi. Kadın erkek fark etmez; günün ve gecenin her saatinde sokağa tek başınıza çıkabilirsiniz ve hiçbir sorun yaşamazsınız

H.B. : Halkın politikaya ilgisi nasıl?

C.J. : Politikaya değil ama uygulamalara çok duyarlılar. Halk çok çabuk bir araya gelebiliyor. Herhangi bir yanlışlık olduğunda günlerce süren protestolar oluyor. Halk sokağa dökülüyor. Şu an başbakan yok, protestolar nedeniyle istifa etti, etmek zorunda kaldı.

H.B. : Aile yapısı nasıl, çocuklarla ilişkiler, dostluk, misafirlik?

D.J. : Aile önemli. Toplumumuzun % 70’i sıkı bir aile bağı içindedir. Örneğin, evli bekâr fark etmez, her hafta Pazar günü bir araya geliriz. Ebeveynlerimize asla saygısızlık etmeyiz. Evde misafir ağırlama alışkanlığımız yoktur, dışarıda bir araya geliriz.

H.B. : Yasalarla aranız nasıl? Asker, polis…

C. J. : Yasalara uymak en önemli konu. Kesinlikle tolerans göstermezler ve yasayı uygularlar. Hem vatandaş için böyle hem yöneticiler için. Yasada bir değişiklik yapılacaksa, halk oylamasına başvuruyorlar. Yasal ihlallerin ağır bedelleri var. Tekrarı halinde iki katına kadar ceza verilebiliyor. Dolayısıyla hem vatandaş, hem uygulayıcılar oldukça dikkatli davranıyorlar.

H.B. : Fakir zengin oranı, gelirler arasında bir uçurum var mı?

C. J. : Fakirlik yok denecek kadar az. Evsiz olanlar devlet korumasında. Sokaklarda hiç evsiz barksız insanlar görmedim. Kendi gelirleri ve devlet yardımıyla bu sorun çözülüyor. Burada sokakta dilenen insan göremezsiniz.

H.B. : Cinsiyet ayrımcılığı, kadına şiddet var mı?

C. J. : Kesinlikle. Tam aksine şiddet uygulayan kadınlar daha fazla. Tek sorun, erkeklere göre kadınlara daha az ücret ödeniyor. Kadınlar daha çok büro ve eğitim alanında istihdam ediliyor ya da kendileri seçiyorlar.

H.B. : Yabancılara karşı tutumları nasıl

C. J. :  Sıcakkanlı ve sevecen insanlar. Özellikle de Türklere karşı. Kardeş ülke gibi görüyorlar.

H.B. : Yaşlıları ne yapar, kim bakar, bizdeki yetiştirme yurdu gibi kurumları var mı?

C. J. : Bizdeki gibi. Huzur evleri var, yetimhaneler var…

H.B. : Güzelleşmeye çok para harcıyorlarmış? Sarışın Koreli sayısı artıyormuş, doğru mu bu?

C. J. : Estetiğe çok para harcadıkları doğru. En çok da göz büyütme ve burun ameliyatı yaptırıyorlar. Dünyada birinci sırada. Çekik gözlü olmak hoşlarına gitmiyor belli ki. Sarışın da var ama tek tük. Onlar da yakışmadığını düşünerek vazgeçiyorlar. Sadece kadınlar değil erkekler de çok para harcıyorlar.

H.B. : Japonlar gibi Koreliler de kapılarının önünü süpürüyorlar mı?

C. J. : Temizlik konusunda Japonlardan hiç geri değiller. Her yer yağ döksen yalanır şekilde, pırıl pırıl. Bir alışkanlık olduğu için kimse çer çöp atmıyor sokağa. Devlet ya da belediye temizlik için görevli göndermiyor. Onların işi çöpleri taşımaktan ibaret

H.B. : En çok nelerine imreniyorsun?

C. J. : Çalışma ahlakı, karşılıklı saygı, kurallara uyma, temizlik ve yasal güvence. İnsan kendisini güvende hissediyor. Keskin ideolojik kamplaşmalar yok ama hak arama konusunda hiç geri adım atmıyorlar

H.B. : Burada olmaktan mutlu musun?

C. J. : Şimdilik evet, sonra ne olur, bilemem

H.B. : Teşekkürler Ceren, teşekkürler DongPil.