Ortadoğu Sarmalında Kerkük Çıkmazı


20. Asırda Kerkük

Lozan Anlaşmasından sonra 1926 yılında imzalanan Ankara Anlaşmasıyla tamamı Türkmenlerden oluşan Kerkük, kayıtsız ve şartsız İngilizlerin mandasında bulunan Irak Krallığı’na bırakılmıştır. Hep Sünni Araplar tarafından kurulan Bağdat Hükümetleri, Türkiye yanlısı oldukları bahanesiyle bir taraftan Türkmenleri dışlamışlar diğer taraftan da Kerkük, Tuzhurmatu ve Telafer gibi önemli şehirlerini Araplaştırmaya çalışmışlardır. 14 Temmuz 1958 yılında cumhuriyetin ilanından sonra durum daha da ileri götürülmüş Kerkük’te Irak Komünist Partisi ile Demokratik Kürdistan Partisi, Türkmenleri hedef alan bir katliam düzenleyerek, hem Türkmenleri sindirmek, hem de Türkiye’de kurulu olan Menderes Hükümetine bir gözdağı vermek istemişlerdir. 1968 yılında hükümete gelen Baas Partisi daha şovenist davranarak Kerküklü Türkmen aydınları öldürerek ve sürgün ederek planlı asimilasyon dönemini başlatmıştır. Bu sindirme ve baskı hareketleri, ne 1980-1988 yılları arasında devam eden İran-Irak savaşı döneminde, ne de Irak’ın topyekûn ambargo altına olduğu 1991-2003 yılları arasında azaldı. Bilakis giderek şiddetlenmiş ve bunun neticesinde Türkmenlerin Kerkük’teki varlıkları azalmıştır. Nitekim 1950’li yıllara kadar şehrin tamamı Türkmen iken 2003 yılında Türkmenlerin oranı %35’e gerilemiştir. Buna mukabil Arapların oranı %35 ve Kürtlerinki de %30’a yükselmiştir. 

Bu kadar önemsenerek Kerkük’ün Türkiye’den koparılmasının sonradan da asimile edilmek istenmesinin tek sebebi elbette ki petroldür. Bu şehir bugünkü Irak’ın %48 ve dünyanın %4 petrol rezervine sahiptir. Nitekim 1 Mart 2003 tarihinde Türk Parlamentosundan geçmeyen tezkereden sonra ABD kuvvetlerinin gözetiminde yüzbinlerce Kürt’ün Kuzey Irak’ın farklı bölgelerinden getirilerek bu şehre doldurulmasının da sebebi yine aynıdır. Yani petrol yüzünden Kerkük’ün 1918 yılından 2003 yılına kadar Araplaştırılmak ve 2003 yılından bugüne kadar da Kürtleştirilmek istenmesinin yegane sebebi zengin petrol yataklarına sahip olmasıdır. 

Kerkük’ün Bugünkü Durumu

2004 yılında yürürlüğe giren Irak Anayasasının 140. Maddesine göre Kerkük ihtilaflı bir şehir olup, 2007 yılının sonuna kadar nereye bağlanacağına karar vermesi gerekiyordu. Ancak bu madde realiteye uygun olmadığı için çeşitli müdahaleler neticesinde kadük kaldı. IŞİD’in 2014 Haziran’ında Musul’u ve arkasından Telafer’i ele geçirmesi, Türkmenlere beklenmedik bir darbe daha vurdu. 300.000 Türkmen Telafer’den 100.000’e yakın Türkmen de diğer bölgelerden göç etmek zorunda bırakıldı. Bu göçmenlerin bir kısmı Kerkük’e sığındı. Kerkük artık tamamen Kürt yönetiminin elinde olduğu için IŞİD’den korunması da Peşmergeler tarafından sağlanmaktadır. Kerkük Kürt yönetimi, Türkmenlerin ister Şiilerin oluşturdukları Halk Yığınağı içinde yer alanları olsun isterse Irak Türkmen Cephesi’nin kurmak isteyip de Kürtlerin engellemesi üzerine kuramadıkları Türkmen güçleri olsun, Kerkük’ü savunmalarına geçit vermemektedir. Dolayısıyla Kerkük’ün IŞİD’e karşı savunması bahane edilerek Kürt bölgesiyle entegrasyonu iyice pekiştirilmektedir. Nitekim Bağdat Hükümeti tarafından Kerkük’te çeşitli makamlara atanan Türkmen yetkililer ya göreve başlatılmamıştır ya da tehdit edilmişlerdir. 

Kerkük’ün Geleceği

2003 yılından başlayarak günümüzde de devam eden Kürtleştirme hareketi bir emri vaki durumu yaratmıştır. Hatta Kerkük’ün Türkmen halkının bir kısmı bile bunu kanıksamıştır. Bugün Kerkük’ün toplam 12 milletvekilinden sekizi Kürt, ikisi Türkmen ve diğer ikisi de Arap’tır. Şehrin Valisi, İl Meclis Başkanı, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü ve birçok hassas makamlar Kürtlerin elindedir. Türkmenlere hiç bir hassas idari mevkide görev verilmemektedir. Kerkük petrolleri de artık Bağdat Hükümetinin denetiminde değildir. Kısacası IŞİD bahanesiyle Kerkük artık Bağdat’ın değil, Yerel Kürt Yönetiminin fiili bir parçasıdır. 

Ancak bu emri vakinin içinde bir paradoks var. Kerkük sadece Türkmenler, Araplar ve Kürtler arasında ihtilaflı bir konu değildir. Kürt siyasi partileri arasında da ciddi bir sorunun kaynağıdır. Çünkü Kerkük’te daha çok Kürdistan Yurtseverler Birliği hakimdir. Nitekim 8 Kürt vekilinin 6’sı KYB’li ve  sadece ikisi Demokratik Kürdistan Partilidir. Bu iki partinin Kerkük’ün geleceği konusunda ciddi fakat gizli ihtilafları vardır. Şu anda Kürt Bölgesi’nin başkanlık sistemi konusundaki ciddi ihtilafları, Kerkük konusuna da yansımaktadır. Dolayısıyla Kerkük’ün geleceği tamamen  müphem ve karanlık görünüyor. Ama bu husus hiç bir şekilde dile gelmiyor ya da getirilmiyor. Çünkü IŞİD sorunu Irak’ın bütün hücrelerini sarmış ve felç etmiş durumdadır. IŞİD’le mücadele ABD’nin desteğiyle Şii milisler ve Peşmergeler olmak üzere iki koldan yürütüldüğü halde kayda değer bir ilerleme elde edilememektedir. 

Kerkük Irak’ın anahtarı konumundadır. Fiilen olduğu kadar resmen de Kürt bölgesine dâhil edilmesi söz konusu olduğu takdirde, hem Irak’ın üçe bölünmesi hız kazanır hem de Kürt siyasi grupları arasındaki çatışmalar da gündeme gelir. O zaman bölge iyice karışır. Çünkü Ortadoğu’da ilk bölünme artık fiilen başlamış olacaktır. Belki de arkasından Suriye, sonra Libya’da da çözülme sinyalleri gelebilir. 

Bugün Türkiye resmi ağızdan, Kuzey Suriye’de Cezire ve Kobani Kürt kantonlarının Afrin kantonuna bağlanması konusunda kırmızı çizgileri olduğunu haklı olarak açıklamıştır. Ancak Kerkük’ün Kürt bölgesine dahil edilmemesi için de kırmızı çizgiler oluşturmak gerekiyor. Bu konuda Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve diğer Türkmen siyasetçi ve vekiller, Kerkük’ün özel statülü bir şehir olmasını ve bütün hakların üçte bir esasına göre Kürt Arap ve Türkmenler arasında paylaşılmasını teklif etmektedirler. Bu çözüme İran da sıcak bakacak gibi görünüyor. 

Ezcümle Kerkük’ün geleceği Ortadoğu’da yol haritasının kilit noktası mesabesindedir denilebilir.