Cengiz Anık kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Cengiz Anık

Muktedir Olmakla Yetinmek mi? İktidarmış Gibi Görünmek mi?

Nilgün (Çelebi) ile Vehbi (Başer) hocalar da “güç” diyorlar, yazılarında. Güç, anlaşılması gerçekten de güç bir kavram. Nilgün hoca, insani tüm performansın kaynağı güç diyor, haklı olarak. Sosyal psikoloji, psikoloji, özellikle işletme ve yönetim bilimleri ve kısmen de siyaset bilimi alanında çalışan pek çok sosyal bilimci, davranışların lokomotifini tanımlamak amacıyla güç kavramını kullanıyorlar. Hatta bu yolda hızını alamayan D. McClelland, geliştirdiği achieving teorisinde; başarı güdüsünün onlara kazandıracağı güçten yoksun oldukları için, batılılara göre, doğu toplumlarının geri kaldığını yazıyor.

Gittikçe Artıyor Yalnızlığımız

Cahit Sıtkı Tarancı Yaş Otuzbeş şiirinde “Gittikçe artıyor yalnızlığımız” derken hayatın finaline doğru insanın yalnızlaştığına vurgu yapar. Tarihe geçen yazarlara, düşünürlere baktığınızda onların genelde yalnız insanlar olduğunu görürüz. Jack London, Kafka, Tolstoy Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Haşim, Sopenhauer, Nietche… gibi.
Peki insan neden yalnızlaşır?

Habermas'ın Düşündürdükleri - III

Siyaset alanında Habermas'tan öğrenebileceğimiz en önemli şey iletişim ruhundan doğan, sivil toplumun bağrından çıkan tartışmacı demokrası tasarısıdır.  Ancak son yıllarda Amerika'nın tek taraflı yeryüzüne dayattığı 'America-First' politikasında ve özellikle ulusalcı-popülist ideolojilerde demokrasiye yönelik tehditler görüyor Habermas. 

Ramazan Yelken kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Ramazan Yelken

Kaz Dağları İçin Referandum Yapılsın

Kaz Dağlarında ya da Kirazlı Tepe’de tam olarak ne yapılmaktadır? Kimler tarafından yapılmaktadır, yerli ve yabancı ortakları kimlerdir? Bu ortaklıkta ki hisse ve dağılım miktarı nedir? Net olarak devletimizin yüzdesi yani kamu yararı nedir? Ne kadar bir alanı kaplamaktadır? Ne kadar sürecektir? Ne kadar ağaç kesilecektir? Sonuçta ne olacaktır?

Nilgün Çelebi kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Nilgün Çelebi

'Güç Emektir' Derken

Önce Vehbi Başer hocamız yazdı: “Anarşizmden Öğrenilecek Ders” başlıklı makalesinde mealen masum güç retoriğinin zulüm okulundaki en aldatıcı ve zulme ayartan masal olduğunu ifade etti. Sonra bendeniz güç ile emek arası bağı vurgulayan bir metin yazdım. Bu metin, kentsel dönüşüm literatürünün güncel kavramlarıyla dile getirecek olursak, gücü emek dolayımıyla bir soylulaştırma girişimi olarak da görülerek gözardı edilebilirdi. Ne var ki, Vehbi Başer hocamız şövalyeliğini bir kez daha gösterdi; metne hak ettiği ilgiyi gösterip karşı görüşünü de yazdı. Emek kavramının güç’ü soylulaştırmaya gücünün yetmeyeceğini gerekçeleriyle ifade etti. Kelimelere takılmadan ama okurun zihninde uyanmış olması muhtemel sorulara da cevap olabilir umuduyla meseleyi uzatıyor ve güç’ü emek ile bağlama konusundaki tavrımın ardındakileri bir adım daha açmak istiyorum. Bunu yaparken de ilk metnimde yazdıklarımı yinelemekten özellikle kaçınmaya çabalayacağım. Konuya girerken belirtmek istediğim bir husus da şudur: Güç emektir, emek de güçtür derken aslında meselenin tek ayağını dile getirmiş oluyorum. İkinci ayakta devreye ‘değer’ girmektedir. Daha açık bir ifadeyle “güç, emektir; emek, değerdir; değer, güçtür” diye özetleyeceğim bir iddiam daha vardır. Ama burada o ikinci ayak konu edilmeyecektir.

Vehbi Başer kullanıcısının resmi
Doç. Dr. Vehbi Başer

Kudretin Anatomisi Üzerine

Nilgün Hoca, Fikir Coğrafyasında “gücün serencamı”nı yazmıştı. Yazıyı bir kez daha ve sakin kafayla okudum. Nilgün Hoca, gücün mahiyetini ve oluşum sürecinin formel çerçevesi ile biçimlenişinin tarihsel dönüşümlerini (meslekten olmayanlar için de) gayet anlaşılır bir biçimde izah etmiş. Kalemine sağlık hocamızın.

1
2
3
4
5
6

Tinsellik Arayışında Latin Amerika Gezileri

1978 yılında, yirmi yaşımda, Küba’ya gidecek bir heyete seçilmiş olduğumu öğrendiğimde de şaşırmamıştım. Bakarsanız şanslı bir tesadüf, beş parasız ve mesleksiz bir genç için. Lakin içten içe bunun tesadüf olmadığına hükmediyordum. Elbet gidecektim, zaman meselesiydi sadece.

Dine Mensubiyet İle Dinin Sahibi Olma Farkını Gözetmeme Hastalığı

Üzülerek belirtmek isterim ki, birçok müslüman, gayr-i müslimlere gösterdiği nezaket ve hassasiyeti kendi dindaşlarına göstermekte çok cimri davranıyor. Kendisi gibi düşünmeyen, yaşamayan, kendisi gibi hareket etmeyen Müslümanlara haşin ve yobazca tutum sergileyebiliyor. 

Kültür Endüstrilerini Anlamak ve Rekabetin İçinde Olmak

“Kreatif endüstri” kavramı, öncelikle bizi çatı bir kavram olan “Kültür Endüstrisi” kavramına götürüyor. Bu yazıda, 20. Yüzyıl başlarında Frankfurt Okulunda Theodor Adorno’nun kavramlaştırdığı bu söze önce art süremli bir şekilde bakmaya ve sonra günümüze dönüp ve ne gibi fırsatlar ve sorunlarla karşı karşıya olabileceğimizi değerlendirmeye çalışacağız.

Derdi Olan Mütemeddin ve Eygi Bir Adamdı

Mehmet Şevket Eygi, şehirli bir insan, bir İstanbul efendisi idi. Eygi, estetik hazları son derece gelişmiş, sanatkâr ruhlu, Batı kültürünü de (Galatasaray Lisesi mezunu, özellikle Fransız kültürünü iyi bilirdi) bu toprakların birikimini ve kültürünü de iyi bilen, seçkin bir entelektüeldi. Eygi,  bize aykırı gelen düşünceleri ile de farklı ve daima taze (yeni değil taze) kalmayı bildi.

Celâl Hoca’nın Mirası-II

Son yazımızda Celâl Hoca’nın İmam-Hatip Okullarının açılışı sırasında çektiği sıkıntıları anlatmıştık. O devir için imkânsızı başaran Celâl Hoca’nın on yıllık İmam-Hatip tecrübesinden sonra faturanın Adnan Menderes’e ve arkadaşlarına kesildiğini görüyoruz. Mehmet Niyazi Özdemir’in ifadesiyle, Menderes’in asılmasının asıl suçu(!) bu okulların açılması ve ezanın orijinal şekliyle okunmasıdır.

Kur’an ve türkü: Anadolu’nun bütün yüreklerini birleştiren iki unsur

Gezdiğim ülkelerin hiçbirinin, Anadolu'daki kadar muazzam bir müzik, enstrüman, nağme zenginlik ve çeşitliliğine sahib olmadığını gördüm. Bir süre önce benim de katıldığım bir toplantıda bağlama ustası dostum Erol Parlak, Anadolu'nun bir müzik medeniyeti olduğunu söylemişti. Çok doğru bir tesbit. Ben de bu ifadeye “Anadolu bir türkü medeniyetidir” diyerek küçük bir katkıda bulunayım. Çünkü Anadolu'yu diğer bütün ülkelerden ve onların müziklerinden ayıran en önemli farkı, sadece Anadolu’da bulabileceğiniz ve dinleyebileceğiniz türküleridir. 

Amerika bize ne yapabilir?

CAATSA kapsamında uygulanması muhtemel yaptırımların hangileri olacağına ise Başkan karar verip Kongre’ye sunuyor. Trump’ın yumuşak tondaki konuşması göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’yi çok zorlamayacak yaptırımları devreye sokması veya Kongre’ye sunmak üzere bir rapor hazırlayarak, uygulanacak yaptırımları geciktirmesi beklenebilir. Ancak bu iyimser yorumun yanında Başkan’ın, yaptırımları veya yaptırımların geciktirilme sebeplerini, Kongre’nin ikna olacağı şekilde belirlemesi gerektiğini unutmamak gerekiyor. Tüm bunların yanı sıra yaptırımların etkisi ne kadar az olursa olsun Türk Lirasının ABD Doları karşısında değer kaybetmesi ise kaçınılmaz bir sonuç olarak bizleri bekliyor.

İslam Ekonomisinin Yeniden İnşası

İslam ekonomisi günümüzde katılım bankaları aracılığı ile somutlaşmaktadır. Katılım bankaların insanı finansal olarak güçlendirdiği doğrudur. Ancak, insanın sadece faydasını, firmaların da karlarını maksimize ettiği bu model islam ekonomisinin nihai hedefi olamaz. İslam bankacılığı insanların birikimlerini daha aktif olarak kullanmak suretiyle özgürleştiği ve güçlendiği sosyal temelleri olan bir bankacılıktır. İnsanın özgürleştirilmesi makasıd-ı şeriadandır ki; makasıd-ı şeria sadece tarafların değil insanın da içerisinde yer aldığı bütün paydaşları muhatap alır. Hangi ekonomik ve finansal aktivite yapılırsa yapılsın bundan etkilenecek her şey hesaba katılır.

DÜNYADAN

İran ve Etnik Grupların Eğitim Meselesi

İran’da anadilinde eğitim meselesi yıllardır Fars olmayan milliyetler ve uzmanlar tarafında dile getirilmektedir. İran’ın Farsça dışındaki dillerde eğitim verilmesini bir güvenlik tehdidi olarak görmesi, bu meseleyi talep edenleri suçlu durumuna düşürmektedir.

Batının Bilinçaltında Fetih Korkusu

Nasıl ki terör modern bir fenomen olarak karşımızda duruyorsa, sömürgecilik, keyfi yorumlama, bilginin avamileşmesi şeklinde tezahür eden ideoloji ve ötekileştirmenin izdüşümü oryantalizm de modern fenomenlerdir ve modernizm ile moderniteyle iltisaklıdır.  Buna Haçlı Seferleri’nin, kutsal savaşın ve kavramdışı yorumlanan cihadın eskatolojik tefsiri de dahildir. 

Söyleşi

Halim Demiryürek: İktidarlar insanlarını “gözetlemek” yerine “gözetmeyi” tercih etmeli

Halim Demiryürek’in Osmanlı Hapishaneleri (1913-1914) isimli kitabı Babıali Kültür Yayıncılıktan çıktı. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Demiryürek ile kitabından hareketle hapishaneleri, zindanı, mahbesi, makteli, işkencehaneyi ve katilhaneyi konuştuk. Demiryürek’in genel olarak “hapishane” kavramına bakışını ve Osmanlı’nın son dönemindeki hapishanelere ve mahkûmlara ilişkin görüşlerini bu söyleşide yoğunlaşmış olarak bulacaksınız.

Yılmaz Daşçıoğlu: Öznenin kendisini idraki, kendisini nesnede seyretmesidir

Yılmaz Daşçıoğlu ile “Dalgalı Suda Gölge ve Sûret : 19. Yüzyıl Türk Edebiyatında Bireyin Oluşumu Üzerine”  kitabından hareketle edebiyat tarihindeki önemli değişimlerin felsefi ve sosyolojik arkaplanını konuştuk. Daşçıoğlu’nun, Rönesansla başlayan insan, zaman ve mekan algısındaki  değişimlerle modernizmin sanata yansıması; sanatta duygunun ve aşkın olanın geri çekilmesiyle neleri kaybettiğimiz; yeni birey algısının romandaki rolü gibi konulardaki görüşlerini bu kısa söyleşide yoğunlaşmış olarak bulacaksınız.