Mustafa İsen kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Mustafa İsen

Gelibolu

Yeni nesil Gelibolu’yu daha çok Çanakkale savaşlarından, orada yatan binlerce vatan evladından, şimdi çok ziyaret edilen açık hava müzesi konumundan tanıyor, bu doğal da. Ben size biraz farklı bir Gelibolu’dan söz edeceğim, benim Gelibolu’mdan.

Bugünkü Müzikbilimcilerin Evliyâ Çelebi’den Öğrenecekleri Çok Şey Var

Evliyâ Çelebi, bu eseriyle hiç şüphe yok ki kendi devrinin en önemli mûsikîşinaslarını, sazlarını, sâzendegân ve hânendegânını, bestekârlarını… mûsikî formlarını tanıtarak mûsikî tarihimize büyük bir katkı sağlamış ve hizmette bulunmuş, bunun yanında daha onyedinci yüzyılda gezerek elde ettiği bu bilgi, birikim ve çalışma yöntemi ile bir müzikbilimciye yol göstermiştir. Daha da önemlisi, hem Osmanlı ve İstanbul mûsikî birikimini seyahat ettiği ülke ve şehirlerin müzisyenlerine aktararak, hem de bu ülke ve şehirlerin sazından, bestekârından icrâcısına bütün müzik birikimlerini İstanbul’a taşıyarak karşılıklı bir müzik bilgisi aktarımı sağlamış, İstanbul müzik kültürünün de zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. Unutmamak gerekir ki Evliyâ Çelebi’nin yaşadığı 17. yüzyıl, Hâfız Post’un, Itrî’nin, Hatib Zâkirî Hasan Efendi’nin, Ali Ufkî’nin yaşadığı ve Türk Mûsikîsi Tarihi açısından önemli bir dönemdir.

Vehbi Başer kullanıcısının resmi
Prof. Dr. Vehbi Başer

Türkçenin Zenginliği Meselesi

Asıl sorunumuz, zenginliğini tartışmadan önce, Türkçe dediğimiz dil varlığının herkes açısından aynı şeye işaret edip etmediği ile ilgili görünüyor. Bu bakımdan neredeyse hepimiz, bilinç dışı bir kabulün tahakkümü altında konuşur gibiyiz. Buna göre, dilimize yabancı dillerden geçmiş kelimeleri kullanmamızda sakınca görelim ya da görmeyelim, bu kelimelerin Türkçe olmadığında neredeyse hemfikiriz. Oysa, köken olarak ister kendi dilinize ait olsun, isterse bir başka dilden geçmiş olsun, bir dilde kullanılan tüm kelimeler o dilin dil varlığına dahildir. Öz-Dilci sözlükçü bakış açısı, bir dilin dil varlığını sadece kelimelerden ibaret gören bir opaklık ve takıntılı bir marazilikle "kelimelerin etnik ya da milli kökenleri"ni dert edinmektedir. Nitekim bu sebeple, dilimizde yüzyıllarca kullanılmış ama Türkçe kökenden gelmeyen kelimelere karşı bir lingo-klast uygulanarak Türkçe'nin cârî dil varlığı "şimdi benzedin kuşa" misali ağır bir budamadan geçirilmiştir.

Eğitimde Köklü Islahat

Kendi dilini genç nesillere öğretmede Türk eğitimi kadar başarısız bir örnek bulmak kolay olmasa gerektir. Afrika’nın tarihi sınırlı küçük devletleri kadar bile kendi dilini öğretemeyen bir eğitimin bu alanda başarısından söz edilemez. Bugün üniversite mezunlarının dahi arka arkaya iki sağlam cümle kurmakta zorlandıkları görülmektedir. Bugün Refik Halit Karay, Yahya Kemal gibi altmış yıl önce yaşamış ediblerin eserlerinin anlaşılamaması ve sadeleştirilmek zorunda kalınması bu facianın bir göstergesidir. Oxford Üniversitesi’nin tanınmış Türk dili profesörü müteveffa Geoffrey Lewis’in İngilizceden sonra Türkçenin dünyanın en zengin ifade kabiliyetine sahip dili olduğunu, ama Türklerin bu dili mahvettiklerini yazması, üzerinde düşünülmesi gereken bir tesbittir.

Retrospektif Düşünceler ya da Revizyonist Oryantalistler

Burada Revizyonist Oryantalistlerin materyalist-pozitivist, evrimci ve Judeo-Christian kültürel ortak değerlere sahip olduklarına işaret etmekle yetinelim. Bunun yanında bütün bu çalışmalar göstermektedir ki, Revizyonist Oryantalistler, fıkıh, tefsir, hadis gibi İslami ilimlerin başlangıcını hicri üçüncü asra çekerek hem bu ilimleri Hz. Peygamber döneminden uzaklaştırmaktalar, hem de sonraki dönemlerden başlayarak geriye doğru yapılandırıldığını iddia etmek suretiyle ilk üç asrı belirsiz, güvenilmez ve hatta hayali-mitolojik bir dönem haline getirmektedirler

 

Vatanseverler-Küreselciler Arasında Dünya Savaşı

İslam birliğine gelince.. "İslam dünyası" diye birşey yoktur. Çıkarları birbirlerinden farklı, yeryer zıt ülkeler ve devletler vardır. Bu bölgedeki sonu gelmez çatışmalar, iç savaşlar ve çarpışmalarda öldürülen her 10 müslümandan 9'unu bir başka müslüman öldürmektedir. Belki acı tespitlerdir bunlar; ama realite budur. Bu nedenle elde son kale olarak ulus devlet kalmaktadır. Birçok ülkede, ulus devlet yönetici elitlerinin yağmacı kapitalizm ile ittifak ettiği, kendi insanlarının haklarını ve refahını kısıtladıkları görülebilmektedir; ama ülkede demokrasi sürdükçe bu ülke insanlarının bir şansı vardır. Bir demokratik ulus devlette, az ya da çok, yurttaşın politika, ekonomi, insan hakları için reform ve yenilenme talep ve yapma imkanı vardır.

1
2
3
4
5
6

Evine dönen yazar: Cemil Meriç

1960’lı yılların sonunda Kadıköy PEN Kulüp’e davet edilmiş bir Fransız romancı Jacques Bellefroid, bir etkinlikte konuşmasını yaptıktan sonra sorulan soruları cevaplandırır ve çevresindekilere “Ülkenizde çok sayıda sanatçınız, düşünürünüz vardır herhalde, onlardan biriyle beni tanıştırabilir misiniz?” diye sorar. Sonra da Fransız dili ve kültürüne en az bir Fransız aydını kadar vâkıf olan Cemil Meriç’in evine getirirler. Fransız yazar, dört tarafı kitaplarla çevrili salonu görünce hızla rafları gözden geçirir, sonra da savaş kazanmış mağrur bir eda ile yazarımızın yüzüne karşı şu cümleyi kurar: “Mösyö Merik bu kütüphane mükemmel bir Fransız entelektüelinin kitaplığı. Ama siz Türk’sünüz. Sizin kütüphaneniz nerede?”

Evrensel Bilinç Katları-Sahiplenme ve Mutluluk İlişkisi

Evrensel bilinç katları ile sahiplenme duygusu arasında yakın bir ilişki vardır. İnsan sahiplenme duygusu ile kaybetme ve zarar görme duygusunu aynı anda yaşar. Sahiplenme aynı zamanda kaybetmenin ilk adımıdır. Sahiplenme başlangıç itibariyle mutlu ederken, kaybetme mutsuzluğu ortaya çıkaran neden olmaktadır. Bu itibarla kaybetme sahiplenmenin somut sonucu olması sebebiyle mutsuzluğun ilk ateşleyicisidir.

Masadaki Suriye

 Rusya, her ne kadar her konuda ABD ile ihtilafta ise de, Ortadoğu’da Kürt kozunu sadece ABD’nin elinde kalmasını istemiyor; yani o da devrede olmak istiyor. Rusya PYD’ye bizim gibi düşmanca bakmıyor. Herkes PYD’nin Moskova’da ofisi olduğunu ve Astana toplantısına PYD’lilerin de Kürt delegesinin içinde yer alarak katıldığını biliyor. Yani Rusya PYD’ye sempati gözüyle bakmaktadır diyebiliriz. Şu anda Putin, Türkiye’nin ABD’yle Suriye meselesini sadece askeri bazda görüşmesini arzuluyor; ileride muhtemelen yoğunlaşacak olan siyasi çözüm ve Suriye anayasasını oluşturma sürecinde kendisinin ABD’den daha önde olmasını planlıyor.

Küreselleşme Perspektifinden Batı Medeniyeti

Batı medeniyeti askeri güç kullanarak hâkimiyet sağladığı yerlerdeki kaynakları süreç içerisinde ana ülkelerine aktarmakla kalmamış, yerel kültürleri itibarsızlaştırma politikası ile sömürgeleştirdikleri bölgelerdeki insanların geçmişle bağını da koparmıştır. Bugün bunun meyvelerini de toplamaktadır. Zira çağdaşlaşma, modernizm ya da küreselleşme adı altında bu ülke değerleri adına mücadele eden pek çok kişi, kurum, hatta devletler vardır. Elbette batı medeniyetinin temsilcisi ABD, istese de bunu silah zoruyla yapamazdı. Irak’ta olduğu gibi ara-sıra te’dip için kuvvet kullansa da bunun devrinin geçtiğini çok geçmeden anlıyor. Neyse ki, yüzlerce yıl devam eden çalışmalar bugün altın çağının son evrelerini yaşamaktadır.

Çağın Mantık Arızası: Sonucu Yargılamak, Süreci Değerlendirmemek

Yıkılana tekme atmak, yuhalamak, ayakta kalanı güçlü olanı ise alkışlamak ve kutsamak toplumsal bir davranış haline gelmiş durumda. Süreçleri değerlendirmeden sonuçları yargılamak kolayımıza geliyor. Sürüye katılarak, yuhalamak ya da alkışlamak o toplumsal gücü kendi gücümüzmüş gibi hissetmek bir algı yanılsamasına yol açıyor. 

Bir Tutam Wittgenstein

Batı felsefe geleneği bir zincir olarak düşünülmelidir. Rastgele bir halkadan yola çıkılırsa ya eksik ya da yanlış anlaşılabilir. Felsefeciler bunu bizden çok daha iyi bilirler ama biz vasat okuyucular da gözlem ve deneyimlerimizle bunun böyle olduğunu biliriz. Eski Yunan Felsefesini bilmeden Hümanizmayı, Hümanizmayı bilmeden Rönesansı anlamakta güçlükler yaşarız; tıpkı Rönesans’ın üçayağından biri olan Reformasyonu, tek başına ele alıp anlamaya çalışırken "deformasyona" uğrattığımız gibi.

LGBT(Q)İ: Laik, Gelişmiş, Batılı, Tabii (Quasi) İnsan

Doğayla mücadele halindeki yaşam insanı, fiziksel varoluşu için gerekli ortam ve şartlar aramaya veya oluşturmaya yönlendirmiştir. Doğa, insanı kendisinden türeyen bir varlık, yani fizyolojik bir canlı türü olarak biçimlendirmiştir. İnsan da, hayatta kalabilmek için, doğanın imkanlarından cismani arzularını karşılamak, ihtiyaçlarını gidermek için yararlanmış, doğal yoldan çoğalarak varlığını sürdürebilme başarısı göstermiştir. Doğa ile ilişkisinde insanın belki ilk öğrendiği şey, doğa yasalarıyla zıtlaşmamaktır.

Mülteciler Başa Bela mı?

Ülkemizde göçmenler konusu daha çok olumsuz boyutlarıyla ele alınmaktadır. Mültecilerin başa bela olduğunu, ekonomiye yük getirdiğini, kendi çocuklarımızın işlerini ellerinden aldıklarını, suça karıştıklarını ve huzurumuzu bozduğunu ileri süren argümanlar gerek sözlü, gerek yazılı, gerek sosyal medyada yankı bulmakta, taraftar toplamaktadır. Ancak meseleye sadece olumsuz tarafından yaklaşmak ve “mültecilerin başa bela olduğu”nu ileri sürmek doğru değildir. Esasen, iyi değerlendirilebildiği takdirde mültecilerin bir ülkeye çok ciddi kazanımlar sağlayabileceği de bir gerçektir.

Rehavet Yok, Çok İşimiz Var, Çok

Bunu zafer, galibiyet gibi hamasi sıfatlarla tavsif etmeyelim ama Türkiye bu sayede derin bir nefes aldı. Makro ekonomik dengeler stabilize olmaya başladı. Dövizdeki göreli gerileme, daha önce indirilmiş olan faizleri stabil hale getirdi ve Merkez Bankası beklenmedik oranda yeni bir faiz indirimine cesaret etti. Zamlara rağmen enflasyon, önümüzdeki aylarda, tek haneli rakamlarda stabilize olacaktır. 

Joker'in Ahlakı!

Ahlaklı olmanın ne demek olduğunu Batman’den de Joker’den de, onların “kolpalığını” fark ve itiraf eden Bauman’dan da, ıslah ediyoruz derken fesada uğrattıkları kitlelerin omuzunda yükselen “liderlerden” de öğrenecek değiliz… Çünkü isteyen istediği kadar inkâr etsin, Allah var!

Selçuklu Söyle Bana, Sen Ne Ara Kabile Oldun?

David Tournier’in güzel bir ifadesi vardır: “Dil kültürdür, kültür de dildir... Biri diğerinden ayrı yaşayamaz”. Bizim kültürümüzde “boy”, “kabile” ve “aşiret” kelimeleri eş anlamlı kelimeler gibi görünse de kavramsal karşılıkları  farklıdır. Kültürümüzün bir özelliği olarak her üç kelimenin zihinlerimizde uyandırdığı gerçeklik farklıdır.  Çünkü bu kavramlara atfettiğimiz anlam birbirinden farklılıdır.

Nuri Pakdil: Bir Yalnız Ardıç’ın gölgesinde devinim

Nasılsa en iyi devrimci gömleğini değiştirmiş olandır! Yine de okurlarının, özellikle gençlerin gönlünü genişletmeye devam edecek Pakdil’in geride bıraktığı yapıtları. Biz evrene tanık olmak için gelmiş canlarız. Ben Pakdil’i gördüm. Nuri Pakdil’in yargıçlığa, savcılığa, avukatlığa soyunmayıp sadece ve sadece tanık makamında durduğuna şehadet ederim.