Codex Cumanicus


2015 yılının sonlarına doğru Türk dilinin abidevi eserlerinden birisi olan Codex Cumanicus'u Erciyes Üniversitesinde öğrencim, şimdilerde meslektaşım Doç. Dr. Galip GÜNER ile birlikte yayımladık. Yüzlerce yıldır varlığı bilinen ama bir türlü ülkemizde yayımlanamayan önemli bir kitabın tarafımızdan yayımlanmasıyla gözler eser üzerine çevrildi. Adı da sanı da yabancı bir eser. Türkoloji öğrencilerinin ve meraklılarının adını duydukları, içeriği hakkında bazı genel bilgilere sahip oldukları fakat bir türlü ellerine alamadıkları bir eser. Bu yazımda Codex Cumanicus ve çalışmamız hakkında bilgi verecek, Türk dili uzmanları dışındaki geniş kitlelerin de onu tanımasını sağlamaya çalışacağım.

Eserin en önemli özelliği, Latin harfleriyle yazılmış ilk Türkçe kitap olmasıdır. Eser, aslında birbirine biraz benzer iki ayrı kitaptan meydana gelmekte. Birincisi, bizim tespitlerimize göre 1291-1293 yılları arasında, ikincisi muhtemelen 14. yüzyılın ilk yarısında Latin harfleriyle yazılmış iki ayrı kitapken bilinmeyen birileri tarafından birlikte ciltlenerek tek kitap haline getirilmiş. Codex Cumanicus olarak bilinen aslında birinci kitaptır. Lakin şunu unutmamalıyız ki, birinci kitap ne kadar Türklerinse o kadar da Farslarındır. Çünkü 110 sayfalık kitap Latince-Farsça-Türkçe üç sütun halinde ilerlemektedir. Codex Cumanicus adı birlikte ciltlendikleri için sonradan her iki kitabın ortak adı olmuştur.

"Kumanların el kitabı" anlamına gelen bu kitap, Türkçede Kodeks Kumanikus olarak okunuyor. Bilindiği gibi, "Kuman" kelimesi Batılılar tarafından Kıpçaklar için kullanılan bir adlandırmadır. Daha sonra Kıpçak adı yaygınlaştığı için bu ad kullanımdan düşmüştür.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, birinci kitap Latince-Farsça-Türkçe olmak üzere üç dilli bir sözlüktür. Aslında buna sadece sözlük dememeliyiz. Latince için sözlük amaçlı hazırlanmış olmasına rağmen kelime listelerinde küme küme fiil çekimlerine de verilmiştir. Birinci kitap, 13. yüzyıl sonlarında Latince konuşan Avrupalılar için yazılmıştır. Amaç şudur: Bugünkü Ukrayna ve Rusya coğrafyasında, Cengiz Han'ın torunu Batu Han tarafından kurulan Türk-Moğol Altınordu Devletinde yaşayan ve Türkçe konuşan Kıpçaklar ile Cengiz Han'ın torunu Hülagu Han tarafından Tebriz başkent olmak üzere kurulmuş İlhanlılar Devletinde Farsça konuşanların dillerini öğrenmek, bu sayede onlarla ticareti kolaylaştırmak. Kitapta bu iki büyük imparatorluğun hâkim dillerinin gramer bilgileri ve sözlüğü verilmiştir. Böyle bir kitaba ihtiyaç duyanlar ve ondan faydalananlar adı geçen coğrafyada ticaret yapan başta İtalyanlar olmak üzere Latince konuşanlar halklardır. Bu halkların özellikle Karadeniz'in kuzeyinde güçlü kolonilerinin olduğu bilinmektedir. Yani başta Venedikliler ve Cenevizliler olarak bildiğimiz tüccarlar, ticaret yaptıkları Türkçe ve Farsça konuşan halkların dillerini öğrenmek istiyorlar. Amaç, yukarıda da belirttiğimiz gibi, ticareti daha da kolaylaştırmaktır.

İkinci kitaba gelince, ona "Alman Kodeksi" de deniliyor. Bu kitap birincisi gibi düzenli değil. Birbiriyle ilgisiz birçok parçanın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir yapraklar kümesi. Buna genel anlamda bir "misyonerlik kitabı" diyebiliriz. Neden misyonerlik kitabı? Çünkü eseri oluşturan birçok parçanın Altınordu Devletinde yaşayan Müslüman Türkleri Hristiyanlaştırmak için yazıldığı bellidir. Demek ki, 13-14. yüzyıllarda Müslüman coğrafyasında misyonerlik faaliyetlerini yürüten Alman misyonerler vardı. Kitapta bu misyonerler tarafından Latin harfleriyle Türkçe olarak yazılmış Hristiyanlığın temel ilahileri, vaazları, dinî öğretileri yer alıyor. Yani Müslüman Kıpçaklar ana dilleriyle Hristiyanlığı öğrenecekler ve ikna olurlarsa Hristiyanlaşacaklardı. Eserde misyonerlik faaliyetleri dışında değerlendirilmesi gereken bazı bölümler de bulunmaktadır. Cevapları da verilen 47 adet bilmece, Almanca-Türkçe bazı kelime listeleri ile anlamak fiilinin bütün çekimlerinin yer aldığı iki sayfalık bir gramer misyonerlik için yazılmış olamaz. İkinci kitapta Türkçenin bazı dil özelliklerinin verildiği, Latince yazılmış bir yapraklık gramer parçası da bulunmaktadır. Bu da birinci kitapla kesişen yönlerden birisi sayılabilir.

Codex Cumanicus'un önemi nereden geliyor? Önce Latin harfleriyle yazılmış ilk Türkçe kitap olması bakımından çok önemlidir. Bilindiği gibi, biz Türkler geçmişten bugüne kadar metinlerimizi birçok alfabe ile yazdık. İlk bilinen Orhun alfabesidir. Sonra Soğd kökenli Uygur alfabesi, daha sonra da Arap alfabesi geliyor. İbrani alfabesinden Rum alfabesine, Ermeni alfabesinden Kril alfabesine kadar birçok alfabeyi kullandık. Bugün de Türk dünyasında Latin, Arap ve Kril alfabesi birbirine paralel olarak yazı dilinde kullanılmaktadır. Codex Cumanicus, bize günümüzden yedi yüz küsur yıl önce Latin alfabesiyle yazılmış Türkçe metinler sunuyor. Demek ki Latin alfabesiyle ilk karşılaşmamız 1928 yılından 600 küsur yıl önce olmuş. Ayrıca eserde verilen gramer bilgileri çağdaş gramerlere çok benziyor. Batılıların dil bilgisi tecrübesiyle hazırlanmış, Türkçenin fiil çekimlerini bütün teferruatıyla veren listeler var. Bunlara ilk modern gramerimiz diyebiliriz. Çünkü hem Kaşgarlı Mahmud'un eseri Divanü Lügati't-Türk hem de Memluk sahasında yazılan gramerlerimiz Arapçanın gramer sistemiyledir. Codex Cumanicus, kültür tarihimiz için de önemli. Birinci kitapta yiyecek içecek adlarından giyim kuşama, at koşumlarından kuş adlarına kadar 40 başlık altında çeşitli sayılarda kelime listeleri var. Bunlar kültür tarihimiz bakımından olduğu gibi sözlükçülüğümüz açısından da büyük değer taşıyor. Çünkü her kelimenin karşısında yer alan Latince ve Farsça anlamlar kelimeleri doğru tanımlamamıza yardımcı olmaktadır. İkinci kitapta yer alan 47 adet bilmece, aradan yedi yüz yıl geçmiş olmasına rağmen Türk dünyasının birçok yerinde hâlâ biliniyor ve kullanılıyor. Bilmecelerimiz ilk defa bir kaynakta toplu halde verilmektedir. Bunları sözlü kültürümüzün paha biçilemez ürünleri olarak değerlendirmeliyiz.

Codex Cumanicus üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar 1828 yılına kadar uzanmaktadır. 1880 yılında çok güzel bir yayını yapılmış, sonra defalarca başta Avrupalılar, sonra Ruslar çalışmışlar. Ama Türkiye'de bugüne kadar yayımlanmamıştı. Maalesef Türk cumhuriyetlerinde de Türkçe olarak yayımlanamadı. Kazakistan'da yapılan Ukrayn kökenli Garkavets'in yayını ise Rusçadır. Türkoloji çalışmalarına her ne kadar geç başlamış olsak da bugün Türkiye'de iki yüze yakın üniversite, onlarca araştırma merkezi ve enstitüsü var. Yüzyıldır Türklerin tarihiyle, kültürüyle, edebiyatıyla, diliyle ilgili eski metinler yayımlanıyor. Bu kadar değerli bir kitabın şimdiye kadar yayımlanmamış olması Türkiye Türkolojisi için üzüntü verici olsa gerek.

Yaygın kanaate göre, Codex Cumanicus, 1362 yılında İtalyan şair Fransisco Petrark’ın kitaplarından Venedik’teki Saint Marcus kütüphanesine intikal etmiştir. Daha 1650’de J. F. Tomasini tarafından ilk baskısı yapılarak yayımlanmış, 1880 yılında Budapeşte'de Geza Kuun tarafından tam metni ve sözlüğü okuyucuyla buluşmuştur. Bu yayın üzerinde Bang-Kaup, Salemann, Samoyloviç, Baskakov, Malov gibi ünlü Türkologların çeşitli tanıtma ve eleştiri yazıları yayımlandı. 1936 yılında Kaare Grönbech Kopenhagen'de kitabın tıpkıbasımını, 1942 yılında da Almanca olarak sözlüğünü yayımladı. Codex Cumanicus üzerinde Türkiye'deki ilk ciddi çalışma Grönbech'in adı geçen sözlüğü üzerine Saadet Çağatay tarafından yapıldı. Çağatay bu sözlüğü Türk okuyucularına geniş bir şekilde tanıttı. (Grönbech'in sözlüğü 1992 yılında Kemal Aytaç tarafından Türkçeye çevrilerek Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanmış olsa da akademik çalışmalarda kullanılamayacak kadar büyük yanlışlıklar ve eksiklikler taşımaktadır.) Bundan sonra Nemeth'in, Gabain'in, Kurışjanov'un bilimsel yayınları gelir. Andeas Tietze 1966 yılında eserdeki bilmeceleri yayımladığı kitapta Türk dünyası bilmeceleriyle Codex'teki bilmeceleri karşılaştırdı. Monchi-zadeh 1969'da, Bodrogligeti 1971'de eserdeki Farsça malzemeyi birer kitap halinde değerlendirdi. Drimba 1973 yılında eserin cümle yapısını ele aldığı önemli çalışmasını yayımladı ve 2000 yılında eserin diplomatik baskısını gerçekleştirdi. Son yıllarda Golden, Ligeti, Garkavets gibi Türkologların yayımları birbirini takip etti.

Eserin muhtevası hakkında biraz daha duralım. Birinci kitap, asıl madde başları Latincenin alfabetik sırasına göre dizilmiş, önce Farsça, sonra Kumanca / Türkçe karşılıkları verilmiştir. Hazırlayanlar Fars veya Türk değiller. Eserdeki sayısız yanlış yazım ve imla hataları, İtalyan olduğunu düşündüğümüz yazar veya yazarların Türkçeyi ve Farsçayı iyi bilmedikleri anlaşılıyor. Kitap hazırlanırken önce Latince kelime listesini hazırlamışlar, sonra da bunların karşısına Farsça ve Türkçe anlamlarını yazmayı düşünmüşler. Ama bu listede bazen Farsça bazen Türkçe bazen de her iki dilde karşılıkların boş bırakıldığı yerler dikkatimizi çekiyor. Farsça ve Türkçeyi çok iyi bilmeyen yazarlar bu iki dilde karşılık bulamamış olmalılar. Bazen gerçekten bu dillerde Latince bir kavramın, bir kelimenin, bir fiil çekiminin karşılığı olmayabilir. Oralar da boş bırakılmıştır. Bu kitabın yarısı fiil çekimlerine ayrılmış. İkinci yarısında ise 40 başlık altında kelime listeleri var. Bu kelimelerin büyük bölümü bugünkü Kıpçak lehçelerinde, yani Karaçay-Malkar Türkçesi başta olmak üzere Kazak, Kırgız, Tatar, Kumuk, Karay Türkçelerinde yaşıyor. Birçokları da Türkiye Türkçesinin kelime hazinesinde hâlâ muhafaza ediliyor.

İkinci bölüm oldukça karışık. Kitapta yedi ayrı yerde karşılıkları Almanca olarak verilmiş kelime listeleri var. Bunlar birinci kitaptaki gibi düzenli değil, rastgele dizilmişler. Bilmeceler, çeşitli vaazlar, dualar, Tanrı sevgisinin anlatıldığı dinî metinler, ilahiler var. Bu bölümde Farsça ile ilgili herhangi bir şey yok. İki sayfalık Latince yazılmış grameri çıkarırsak tamamı Türkçedir.

Codex Cumanicus'un şu ana kadar ele geçmiş, İtalya'da Venedik şehrindeki Saint Marcus Kütüphanesinde, 549 numarada kayıtlı tek nüshası bulunmaktadır. Bu nüsha birkaç kez tıpkıbasım olarak yayımlandı. Şimdi internet ortamında da ulaşmak mümkündür. Türkiye'de ilk defa olarak bizim çalışmamızın sonunda da yer almaktadır. Kitabın yazılmasının üzerinden yaklaşık 700 yıl geçmiştir. Erken vakitlerde kütüphaneye girmesine rağmen epey yıpranmış, kimi yerleri yırtılmış, kimi yerleri kararmış. Bu sayfaları bilgisayarda biraz temizlemeye, daha okunur hale getirmeye çalıştık.

Galip Güner ile birlikte yayımladığımız kitabımızda Codex Cumanicus'un metinleri, grameri, sözlüğü, ikinci kitabın tamamının Türkiye Türkçesine çevirisi yer alıyor. Bu çalışmayla Türk tarihine, kültürüne özellikle de diline büyük bir katkı yaptığımızı düşünüyoruz.