DÜŞÜNCE

Ali K. Metin kullanıcısının resmi
Ali K. Metin

Bütünlük Ve Totalitarizm İkilemi

Büyük anlatılardan vazgeçildiği iddiası günümüzün postmodern bir aldatmacası veya yanılsamasından ibaret gözüküyor. Gerçekte büyük anlatılar arasındaki çatışmada bazısının bazısını tasfiye ettiği bir süreci yaşadık, yaşıyoruz. Postmodern düşünce bu tasfiyeyi gerçekleştiren bir etken rolünü oynamaktadır. Milliyetçilik, demokrasi, kapitalizm, insan hakları gibi anlatılar bugün küresel dünyaya vaziyet eden hakikat ve geçerlilik söylemleri olarak varlığını sürdürüyor. Sürdürmekten öte, küresel realiteyi muayyen bir çerçevede stabilize ediyor.

Salih Cenap Baydar kullanıcısının resmi
Salih Cenap Baydar

Sapere Aude

İlmi en hakiki mürşit bellersek “doğru yolu” bulacağımızı, (artık her neresiyse) menzilimize onun rehberliğinde varacağımızı sandık.Bugün iyiden iyiye tartışılan aydınlanma fikrini bir elbise gibi toplumun üzerine giydirerek toplumu dönüştürebileceklerini zannettiler yarı aydınlarımız bir zamanlar. Sadece makyajla başka birine dönüştürülebileceğimize inanan, zorba bir çocuk kafasının mağdurları olduk.
Bir rasyonelleşme tiyatrosunun aklını karıştırdığı figüranlar... Vesayete karşı aklımızı kullanmayı öğrenmek için güdülmemiz gerektiğine (!) inanan vasilerin zihinleriyle, hisleriyle hatta kültürel genleriyle oynadığı ucubeler...

Alaattin Diker kullanıcısının resmi
Alaattin Diker

Bir Kandil muhasebesi...

Gençler artık hayatın dışına çıkmak değil, içinde kalıp 'kariyer' yapmak peşindeler. Kısaca, hayatı yaşamak istiyorlar. Çocuklarımızı başarı atına bindirip yarıştan yarışa koşturan kafalar, kalkınmanın ve ilerlemenin elitsiz gerçekleşmediğini - hiç kuşkunuz olmasın - er ya da geç anlayacaktır. Siyasilerin verdiği sözler rüzgarda uçuşan yapraklara benzemeye başladı. Yenilik, çağdaşlık, ilerlemek kimsenin umurunda değil artık. 

Fikir Coğrafyası kullanıcısının resmi
Fikir Coğrafyası

Fikir Coğrafyası Sohbetleri - II

Çağdaş düşünürlerin hiçbiri, Ludwig Wittgenstein(1889-1951) kadar vurgulayıcı biçimde Tanrı hakkında sorular sormamıştır. Dini 'zor ama mümkün' bir olgu olarak kabul eder. İlk eseri Tractatus'da ''dil ancak vakiaları tanımlar'' demiş ama ortada bir sorun olduğunu da görmüştür:

Bir taraftan, eğer bir dilin yalnızca gerçekleri tanımlayabileceği düşünülürse, diğer taraftan ahlakın, gerçekleri tamamen aşan mutlak bir şey olduğuna da inanmak gerekir ki bu iki şeyi bir araya getirmek mümkün olmaz. Bu arkaplanda şu itirafta bulunur: "Ben dindar bir insan değilim, ancak her sorunu dini açıdan görmek [değerlendirmek] zorundayım."