DÜŞÜNCE

Haydi Köyümüze (Nah) Geri Dönelim

Yaşadığımız yüzyılda köy kavramının revize edilmesine ihtiyaç vardır. Batı bu sorunları çoktan çözmüş durumdadır. Mevcut haliyle köyü süblime etmek yerine ulaşım, iletişim ve benzeri kentin sağladığı olanaklardan yararlanma gibi konularda batı standartlarında bir dönüşümün sağlanması gerekir. Köyler boşaldı bu nedenle patates ve soğan pahalandı görüşü ise son derece naif bir bakış açısıdır. 

Herkesin Bildiği

Herkesin bildiği şeyleri bir daha söylesem, açık, basit, sihirsiz, hesapsız, kitapsız, iyi niyetli kelimelerle, has dairedekilerin duymadığı, söyleyemediği şeyleri, kırdığınız aynalar gibi bir araya getirip bir daha söylesem, söyleyenin dokuz köyden kovulduğu fakat hükmü duran hakkı, Allah’ın gördüğünü kula, bir kez daha… Olur ya, bu kez belki işitirsiniz diye, çünkü insan kaybederken kulağı daha açık olur seslere, hem bir zamanlar siz de çocuktunuz, ne güzel gülümserdiniz, mazlumdunuz, pes etmemiştiniz fakat sabretmiştiniz diye, bu dil sizin ana diliniz, yeniden belki hatırlarsınız diye…

Namaz Kılmanın Dayanılmaz Hafifliği

Çok açıktır ki, Allah nezdinde dini ibadetler, dünyevi hiçbir anlam taşımaz. Dini ibadetlerin, ibadet eden kişi açısından manevi bir anlamı ve sonucu olabilir. Dolayısıyla bir Müslüman ibadet edince, (haşa) rabbini büyütüp, ibadet etmeyince küçültmüyor. İbadetin Yaradana değil, yaradılmışlara faydası var. (Mutlak varlık) Allah’ın Müslümanların ibadetine ihtiyacı yok. (Muhtaç varlık) Müslümanların Allah(cc)’a ibadet etmeye ihtiyaçları var.  Şunu da bilmek lazım: Daha çok ibadet edince daha fazla dünya nimetine mazhar olunmuyor. Makam, para, statü için ne kadar çok yalvarılırsa, kullara bu dünyalıklar o kadar fazla bahşedilmiyor.

Alevilerin Talepleri ve Siyasi İktidar

Türkiye’de farklılıklarını ve kimliksel aidiyetlerini  dile getiren kesimlerin talepleri, bir demokratikleşme/bir hak ve özgürlük sorunu olarak değil, bir ‘kesimin’ talepleri olarak algılanmaktadır. Birinci yanlış budur. İkinci yanlış ifade edilen taleplerin, otorite tarafından kuşkucu bir tavırla, ideolojik ve siyasi  zeminde çözümlenmeye çalışılmasıdır. Elbette bu çözümleme, statükocu savunma anlayışı ile niyet okumaya kadar götürülmektedir.