Cambazı Bırak Cerablus’a Bak


 

 

Ortadoğu insanlık açısından önemli bir coğrafya.

Neden böyle. Elbette öncelikle tüm dinlerin indiği bir coğrafya olması. Tüm dinlerin kutsal mekanlarını barındırıyor.

Tarih boyunca Doğu-Batı arasında bir geçiş ve karşılaşma coğrafyası oldu.

Türklerin Anadolu’ya gelip devletler kurmasıyla önemi yeni boyutlar kazandı.

Dünyanın en büyük 3 medeniyetinin çekişme ve karşılaşma alanı oldu. Doğu Roma (Bizans), İslam ve Pers uygarlıklarının.

Anadolu ve Ortadoğu, Kuzey Doğudaki bir çok devlet için sıcak denizlere inmede aşılması gereken bir engeldi.

20. yüzyıldan itibaren sanayileşmenin önemli bir gücü olan enerjinin kaynağı haline geldi bu coğrafya.

Velhasılı jeopolitik ve jeostratejik açıdan binlerce yıldır önemini kaybetmedi.

Osmanlının çöküşüyle beraber, iştihaların kabardığı, üzerine bolca senaryoların kurgulandığı, planların çarpıştığı bir bölge oldu hep.

Türkiye Cumhuriyetinin kurulması da bölgedeki haritaların çarpışmasından payını aldı.

Yıllardır dış politika ve bölge ile ilgilenen biri olarak ister istemez benim de ilgi alanım oldu.

Son 10 aydır, bölge üzerine pek çok yazı yazdım. Anadolu’da verdiğim konferanslarla bölgenin jeostratejisindeki son oyunları anlamaya ve anlatmaya çalıştım.

Bu kapsamda, Türkiye’nin ABD’ye güvenerek Suriye’ye girmesinin yanlışlığına işaret ettim. Bunun birkaç önemli sebebi vardı.

Birincisi ABD’nin Ortadoğu’da dans edilebilecek çok güvenli bir partner olmadığına inanıyordum. Çünkü çıkarlarımızın uyuştuğu noktalar fazla gözükmüyordu.

İkincisi, BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri arasında da  yer alan Rusya’nın,  Akdeniz kıyısındaki son müttefiki Suriye’yi kolayca gözden çıkaracağını düşünmek safdillik olurdu.

Üçüncüsü, elimizdeki bilgiler daha o günlerden Suriye’de örgütlü, uzlaşmış bir muhalefetin olmadığını gösteriyordu. Muhalefet unsurlarının etnik, dini ve siyasi durumlarındaki farklılık Ortadoğu için telafisi kolay bir farklılık olarak gözükmüyordu. Suriye’ye hesapsız bir müdahalenin bölgedeki (mezhebi) dini ve etnik bir çatışma yangınına benzin dökmek anlamına gelecekti.

Dördüncüsü, PKK belasıyla 30 yılı aşkındır mücadele eden bir ülkenin hemen güneyinde yeni bir tehdit unsuru potansiyeli ile karşılaşması bir felaket olurdu.

Kuzey Irak yönetimiyle 2013 yılı baharında bir enerji nakil anlaşması imzaladığımızda başımıza bir felaketin geleceğini öngörmemek mümkün değildi. Nitekim bunun hemen ardından Gezi olayları patlak verdi.

Türkiye’nin Kuzey Suriye’de PYD’nin kontrolünde bir bölge oluşumuna evet dememesi  önce PKK’nın bölgede hendeklerle başlayan tehditkar saldırısı ile karşılaşmasına sebep oldu. Tabiri caizse PKK üstümüze salınmıştı. Bu tehditle kararlı mücadele Türkiye’yi pes ettirmek için  15 Temmuz menfur darbe girişimine yol açtı.

Çok ilginçtir, PKK’nın darbe girişimi sırasında birkaç hafta süren suskunluğu, darbenin halk desteğiyle savuşturulması üzerine birkaç haftadır yoğunlaşarak yeniden başladı. Yani PKK yeniden üstümüze salındı.

Bize cambaza bak cambaza stratejisini uygulayan güçler, sessiz sedasız Afrin-Kobani’nin birleşmesine engel Münbiç ve Cerablus’a yöneldi. Münbiç DAEŞ’ten alındı. Cerablus’da önümüzdeki günlerde yaşanacak bir tahliye Kuzey Suriye’deki Kürt bölgelerinin birleşmesindeki engeli ortadan kaldırmış olacak. Münbiç ve Cerablus için alınmak mı, teslim edilmek mi tabirlerinden hangisini kullanacağımızı kısa bir süre sonra göreceğiz.  

Fikir Coğrafyası’ndaki “Esnek Taşeron DAEŞ” yazımda, İngiltere’nin AB’den çıkmasına ilişkin referandum ve Türkiye’nin Rusya ile yeniden yakınlaşması ile bölgede kartların yeniden karılacağını söylemiştim.  DAEŞ’in de bu çerçeve de esnek bir taşeron görevinin süreceğinin de altını çizmiştim.

Evet şimdi cambazı bırakıp Cerablus’a bakalım. Büyük bir oyunun küçük oyuncuları olmayalım.

ABD’nin, DAEŞ’in çıkmasından sonra, bölgenin kontrolünün yerel güçlere teslim edileceği vaadi bizim için ne kadar inandırıcı olabilir ki? (Haydi Fikir Coğrafyası yazarlarından Prof. Dr. Mahir Nakip’in de kulaklarını çınlatalım) Kürtlerin hem Kuzey Irak’ta hem Suriye’de tapu ve nüfus kayıtlarını imha konusundaki önceki tavırları bilindiğine göre neden inanalım ?