Seçimin Asıl Kaybedeni - 1


Kim Neyi Kaybetti!

Seçim sonuçları herkesi şaşırttı.  Kimse, AK Partinin tek başına iktidar olmasını beklemiyordu. Ana muhalefet partisinin, cüz’i bir oy artışı (yüzde 0.41) ile  yerinde sayması da beklenmiyordu. MHP ve HDP için ise rivayet muhtelifti. 

1 Kasım  Erken Seçimi, diğer özelliklerinin yanı sıra,  bu sürpriz sonuçları ile de anılacak.  Yaşanılan şok,  hiçbir konuda milletçe ortak duygu yaşamadığımızı söyleyenleri de yanlışlamış oldu.  Hepimize ortak bir duygu yaşattığı için, biri hariç,  tüm araştırma şirketlerine  teşekkür borçluyuz.  Ayrıca seçim tarihimize renkli bir sayfa kattılar, sağolsunlar. Sosyal bilimlerdeki yöntem derslerinde konunun, ‘Kamuoyu Yoklamalarında Başarısızlığın Nedenleri’ başlığı altında irdelenmesi de şart oldu.

Seçim tahminlerindeki bu başarısızlık,  sektörün yapısal sorunlarını örten perdeyi, bir süreliğine birazcık araladı. Perdenin kalkacağını, hatta biraz daha aralanacağını kimse beklemiyor. Bir sorun yapısal ise, çoğunlukla, çözümü ‘olmaza havale’dir. Elbette  bir mucize olursa bilemeyiz!  Zira yapı, kemikleşmiş etkileşim örüntüsü demektir.  Bir sorunun açığa çıkması ile değişecek de değildir.  Yapı değişimi,  kağıt üzerindeki sistem değişiklikleri ötesinde temel yapı bileşenlerinin uzun süreli kararlı değişimi, hatta kanun destekli değiştirilmesi demektir. Kısacası yapısal sorunlara bulaşmak başa belâ almak anlamına gelir.  Hele, ‘al gülüm-ver gülüm’ ya da ‘kaynak aktarımı ve paylaşımı’ mekanizması iyi işliyor ise, kimse “olmayacak duaya amin demek” istemez. Bu yüzden yapısal sorunların üst en kısa zamanda örtülür ve üzerine gidilmez.  Üçüncü kişiden şikâyet faslındaki özel sohbetler dışında. 

Yapı, insan ve organizasyondan bağımsız ve onların  üzerinde soyut bir kavram değildir. Bizâtihi insan ve organizasyonun kendisidir. Bu bağıntıları kuramazsak, içi boşalmış terimlerin kuru gürültüsü içinde boğulur kalırız.  Çok söyleyip bir şey söylememiş durumuna düşmemek için,  yapısal sorunu ele alırken insan faktöründen ve formel-informel etkileşim ağı örüntüsü demek olan organizasyondan başlamak gerekir. Araştırma şirketlerinin öngörü başarısızlığı da yapısal bir sorunun tezahürü olduğu için meseleyi, şahıslara ve şirketlere indirgemeden, insan ve organizasyon bağlamında örneklendirmeye çalışacağız.

Sekiz araştırma şirketinden biri hariç diğerleri sınıfta kaldı

AK Parti oy oranını yüzde 47 bandında gösteren A&G şirketi başkanı, seçim öncesinde açıklama yaparken anket sonuçları ile kendi beklentileri arasındaki farktan kaynaklanan tedirginliğini  saklamamıştı. Yaptıkları araştırmaya güvendikleri için, eleştiri riskine rağmen,  bu sonucu açıklamaya karar verdiğini söylemişti.  Nitekim A&G şirketi başkanı, bu açıklaması ile seçimlere bir kaç gün kala eleştiri oklarının hedefi olmaktan, hatta manipülasyon suçlamasından kurtulamadı.  Burada bizi ilgilendiren  ‘yaptıkları araştırmaya güvenmek’ ifâdesine, yazı serisinin devamında ele almak üzere,  bir hatırlatma işâreti koyalım.

Aşırı genelleme kolaycılığına kapılmadan, kurunun yanında yaşın yanmaması için  sekiz şirket içinden  A&G’ün başarısını takdir etmeliyiz.  Ayrıca,  kamuoyu araştırmalarına dair süregelen tereddütleri haklı çıkaran bu durumun nedenlerini anlamak için  şirketin başarısından yakaladığımız bazı ipuçları  bize yardımcı olabilir. Tabii dışardan görebildiğimiz kadarı ile...

Özür dilemek  bir şeyleri değiştirecek mi?

Sorunun cevabı çok basit. Hiç bir şey değişmeyecek.  İki nedenden ötürü. Birincisi, yukarıda sözünü ettiğimiz üzere bu sorun, yapısal. İkincisi, sorumlu yetkililerin açıklamaları ile perşembenin gelişi çarşambadan belli oldu.

Yedi araştırma şirketinden bazıları susarken, bir ikisi başarısızlığı kerhen itiraf etti, kimileri de özür diledi. Seçim anketleri yapan bir  araştırma şirketinin varolma nedeninin, ‘beklenmedik’ durumları tahmin etmek olduğunu unutmuş olan bir araştırma şirketi başkanı “AK Parti beklenmedik bir zafer aldı. Kutluyorum” diyebiliyordu. Kamuoyunda manipülatif şirketlerden biri olarak biliniyor olmaları, ister istemez “kutlama” kelimesinin dikkat çekmesine neden oldu. Diken muhabiri Nur Banu Kocaaslan’ın, “Niye beklenmedik? Artışın bu kadar büyük olduğunu nasıl göremediniz hepiniz birden?” sorusunun ardından “Açıklama yapın” diye twit atması üzerine şirket başkanı,  “Halkın muhalefete tepkisini tesbit edemedik, başarısız olduk” diyerek itiraf etmek  zorunda kaldı. (Ki, bu itiraf bile tek nedenli  indirgemeci bir açıklama olarak fazlasıyla eksik. Sanki ‘muhalefete tepki’den başka etkenler yok!).  Soruyu soran ve üsteleyen muhabire borçlu olduğumuz bu itirafın,  ‘hangi puan bandında’ değeri olduğu ayrı bir konu.

İşin bir başka eğlenceli yanı, araştırma şirketlerinin seçim öncesinde bazı öngörülerde bulunmak  işlevini,  seçim sonrasına ertelemeleri. Bir başka ifade ile seçim sonuçları üzerinden  doğru tespitler (!)  yaparak faturayı başkalarına çıkarmaları.

Kamuoyunda paralel yapıya yakın olarak bilinen  bir şirketin seçim sonrası açıklaması şöyle: “Türkiye’de halkın yüzde 84’ü paralel yapı vardır diyor. Paralel yapı diyenlerin yüzde 77’si ise bu yapı ile mücadele edilmesini istiyordu. Muhalefet bunu göremedi. Seçmen ülkedeki kaosun bitmesi için AK parti’ye oy verdi”. Bu sözün üzerine üç soru akla geliyor.  Birincisi  “Bunu görmek kimin işi?”.  Siyasi partinin mi, araştırma şirketinin mi?  Şahsi tahminlerinin istatistiki genellemeler ile aydınlatılması için araştırma ısmarlanır.  İkincisi, olacak iş değil ama diyelim muhalefet, yüzdeleri bile tahmin etti; araştırma yaptırtmaya ihtiyaç duyar mıydı? Üçüncüsü, bu yüzdelerin yorumu neden seçim sonrasına kaldı? Araştırma şirketinin bu değerlendirmeleri  seçim öncesinde yapması beklenir.  Yüzde 77  paralel yapı ile mücadele istiyorsa,  bu yüzde ile AK Parti’nin  alacağı tahmin edilen  yüzde arasındaki farkın nerelerden kaynaklandığı üzerinde düşünmek gerekmez miydi?  Yüzde 34’lük fark hangi parti seçmenlerinin tercihi yansıtıyor, diye? Anket sorularında (sorukağıdında) bir eksiklik ve hata yok ise bu sorunun cevabı bir yerlere saklanmış olmalı.

İktidar partisine yakın olarak bilinen bir başka şirketin başkanı da, sıcağı sıcağına, "Yanılmış ve yanıltmış olduk… Bize güvenen ve bütün çözüm ortaklarımıza teşekkür ediyorum ve özür de diliyorum. Bir hata olarak kabul ediyorum, yarından itibaren tabii ki, hatanın ne olduğunu okumaya çalışacağız. Ama böyle bir sonuç bizim imkânsız gördüğümüz bir sonuç. Bunu kabul etmem mümkün değil. Elimizde yüzbinlerce yapılmış çalışma var. Yarın daha iyi okumaya çalışacağız" dedi.

Açıklamanın her bir satırı, parça-bütün bağıntısını gözeten bir  söylem analizi için bulunmaz bir kaynak (Söylem analizi  dedikleri, aslında, gündelik dildeki ‘satır aralarını okumak’, ‘niyet okumak’ tan başka bir şey değildir. Malûm, “ilim bir nokta idi; cahiller onu çoğalttı”.  Kıssadan hisse: Bilgili ve dikkatli usta bir okurun okumalarında yaptığı söylem analizinden başka bir şey değildir).

Şirket başkanının söylediklerinin analizine dönelim. Araştırma şirketinin sadece seçim anketleri yapmadığı ve çeşitli kurumlara çeşitli konularda araştırmalar yaptığı bilinir. Ama ‘yüzbinlerce’ midir, bilemeyiz. Belki ‘binlerce’ yerine dil sürçmesi ile böyle söylenmiştir.  Neyse, burada söylem analizi için başka bir ifade dikkat çekiyor: “Elimizde yapılmış yüzbinlerce çalışma” derken, yüzbinlercesinin içinden sadece bu çalışmanın hatalı olduğu ima ediliyor. Demek ki şirket, yaptığı diğer araştırmalarda ve tüm seçim araştırmalarında başarılıydı! Ne var ki, şirketin tüm seçim  sonuçları tahminlerinde başarılı olduğunu kimse hatırlamıyor. (Nereden mi bileceğiz? Çok basit, tüm seçim anketlerinde başarılı olsalardı, bu skor her saniye kafamıza kakılırdı da oradan bileceğiz).  Demek ki, ilk önce, yüzbinlerce araştırma içinden başarısız olan eski seçim araştırmalarını ayıklamaları gerekecek. Aslında bu cümleler boşuna yazıldı.  “Yüzbinlerce başarılı araştırma yapmış olan biz, nasıl olur da bunda yanıldık” hayreti ile kendi öz eleştirisini yapmaktan kurtarma  becerisi karşısında susmak gerekir.

Nitekim,  başarısızlıklarını kabul eden bir iki şirket  seçimin hemen sonrasında başkanlık sistemi ile ilgili olarak yapmış oldukları anketler ile ilgili olarak  basına demeç vermeye, TV programlarına çıkmaya başladılar bile. İki gün içinde “yüzbinlerce araştırma okunmuş ve hata bulunmuş” olmalı ki, başkan yine TV’lerde açıklamalar yapıyordu.

Neyse ki bu hayret verici tutumlar karşısında, sınıfta kalan şirketlerden birinin başkanı samimi bir çıkış yaptı. Yüreklere biraz olsun su serpti. Muhalefet partisine yakınlığı ile bilinen ve  iktidar partisinin oyunu yüzde 40,5 olarak tahmin eden  şirket başkanı  bu toplu hatadan dolayı, “kendisine bile tahammül edemediğini” söyleyerek  diğerlerine, “en azından bir-iki ay çenelerini kapatıp seslerini kesmelerini” tavsiye etti.

Öz eleştiri ile alakası bulunmayan  bu kutlamalar ve özür dilemeler mazaret örtüsüne dönüştüğü  için, bir şeylerin değişeceğini sanmak safdillik olur.  “Kim neyi kaybetti?” sorusuna bazıları, “araştırma şirketleri güvenirliklerini kaybetti” diyor.   Evet, ‘olması gereken’ için bu doğrudur. Ne var ki  bu kayıplar,  kaynak aktarımı ve paylaşımı sisteminin değişmesine yol açmayacağına göre,  ‘olan’ bakımından kaybeden yok.  Bu tür özürlerle mesele, zamanın külleri ile örtülsün diye beklemeye alınmış oluyor. Malûm, yoğun gündemli bir ülkede zaman çabuk geçiyor.

Bir sonraki yazıda “Seçim anketleri niçin yapılır?” ve “Şirket başkanının beklentisi ile araştırma bulguları arasında önemli bir fark varsa ne olur?” sorularına cevap vermeye çalışacağız.