Şehir, Hayat ve Derviş'i Okurken


Yurtdışı ağırlıklı çalıştığım yıllarda yayınlanmış bir kitap ver elimde: Şehir, Hayat ve Derviş.

Şehri hayatla buluşturan, hayatı derviş gözüyle görmeyi deneyen, şehrin içinde bir dervişin gördüklerini görmeye çalışan bir kitap. Bilal Kemikli’nin değişik zamanlarda yazılmış farklı konulardaki yazılarını bir araya getiriyor. ‘Bir mekana tutunamayan sürgün’ aslında bizi de kendiyle birlikte ruhumuzun terkedilmiş patikalarına götürüyor. Ama biz bu patikalara hayatın içinden geçirerek çağırıyor. Hemen yanı başımızdaki hayatı anlamlandıran işaretlerle yolları işaretliyor Bilal Kemikli.

Şehir bu yolculukta eksenlerimizden birisi. Şehri ruhumuzun yolculuğunda bir ayna gibi tutuyor bize. Şehirde bir şahsiyet arıyoruz birlikte. Şehirle barışık olmaya çalışıyoruz. Kendimizi bir şehre nispet etmek, şehir aidiyeti arayışımızın olmazsa olmazı.

Şehir bazan dostluk demek..bazan bir tarihi…bazan anılar…bazan kendimize tutulmuş bir ayna. Bazan içimizde aranan bir şeye dönüşür şehir. O nedenle “Şehri tanımak insanı tanımak gibidir” yazarın nazarında. Bazan biz şehri, bazan şehir bizi dönüştürür.

İslam şehirlerinin merkezi Cami’dir. Yani hakikat algısı etrafında oluşur geleneksel şehir. Hakikat algısı toplar insanı ve şehri. Dini ritüeller ‘şehrin kimliğini inşa eden’ iklimlerle iç içedir. Şehir camidir, yani toplayandır bir ruh etrafında. Kelamın hitabete dönüştüğü yerdir cami. Hakikat algısı hayat algısını bütünler. Maddi/manevi dikotomisi yoktur geleneksel şehirlerde. Hayat herşeyiyle bir bütündür. O nedenle şehrin ruhuna girmek için önce onun gönlünü hoş tutmak, şifrelerini birer birer çözmek gerekir. “Şehirle de tıpkı insanla olduğu gibi hem-zebân ve hem-hâl olmak gerekir.” Şehrin sizi ‘çağırması’ gerekir. Davetli değilseniz şehir size sırlarını açmaz.

Şehir de insan da birer  kitaptır…hatta  şehir “külliyat”dır.

Şehir nazlıdır. ‘Şehrin çeyizini görmek için ona yüz görümlüğü vermek’ gerekir.

Bu anlamda modern şehir, insanın mahremiyeti ve özgürlüğü açısından sorunludur. Kendini tüketen insanın, arayış sarmalında tükettiği bir yere dönüşmüştür şehir artık. Çıkış, insanın kendini de şehri de değerleriyle, ruhuyla yeniden üretmesidir. Kitap boyunca bu değerleri, modern insanın  bu değerlere kayıtsızlığını anlatır Bilal Kemikli.  Bunun için kimi zaman Bursa’da, İstanbul’dayızdır. Kimi zaman Kosova’da, kimi zaman Türkmenistan’da.

Bu değerlerin aranacağı adreslerden biri sanattır, biri dostlarımız. Bir diğeri entelektüel yalnızlıktır. Yalnızlık iyi değerlendirildiğinde veluddur. ‘İnsanı çoğaltır, kendi gerçeğiyle buluşturur’. Bir diğeri ölümdür. Ölüm hayatın anlamını zenginleştirir.

Kitap boyunca zaman da işaretlenir. Mevsimler bir işarettir yol ehline.  Ramazan bir işarettir, bayram bir işaret. Kandil içimizde yanarsa kandil olur.

İdrakin köşkünün kapısını aşk açar. Derviş de bu yolun eşiğidir. O nedenle, yazar kitap boyunca, modern hayatın içinde bir derviş gözünü arama çabası içindedir.

Aşkın ve ölümün insan hayatındaki yansımaları için kâh olur eski şiirin rüzgarıyla esrikleşiriz , kâh günümüz şiirinin içinde ruhun ritmini ararız.

Şehir Hayat ve Derviş’i ben geç okudum. Siz geç kalmayın, derim.