Tuzağı Görmüyor musunuz?


15 temmuz darbe girişiminden sonra fırsatçılar çoğaldı. Bulanık suda balık avlamaya çalışanlar, av bulmak için puslu havayı seven kurtlar…

Neden ? Bir ülkede üzerinde uzlaşılmış değerler ve ilkeler yoksa orda toplumsal barış olmaz da ondan.

Bakın üzerinde uzlaşılmış ideolojiler ve inançlar, demiyorum. Değerler ve ilkeler, diyorum.

Demokrasi farklı inanç ve ideolojilerdeki kişilerin  tercih ettikleri siyasi parti iktidarda olmadığında da hak ve özgürlüklerinin korunduğun rejimin adı olmalı.

Aksi takdirde iktidarı, erki, gücü ele geçirenin ötekini çoğalttığı, ötekini ezmeye çalıştığı bir toplumda huzur olmaz.

Bir imparatorluğun bakiyesi üzerine kurulmuş Türkiye için de bu böyle. Sadece bir kesimin oluşan ranttan pay aldığı, kayırıldığı, inançlarının kollandığı, yönetimde kendine yer bulduğu, torunlarının bile geleceğinin hazırlandığı bir toplumda uzun vadeli bir barış olmaz.

Güç sahiplerinin, adaleti, hukuku sadece kendi için istediği bir toplumda sukûn olmaz.

Bunu sağlayacak ise retorik ile pratik ve etik arasındaki uyumdur. Bu ülkenin en büyük sorunu ise retorikle, pratik ve etik arasındaki uyuşmazlıktır. İslamcısı, kemalisti, milliyetçisi vb. hepsi ama hepsi aynı kusurla malul…

Kriz dönemleri bu kusurların had safhaya çıktığı dönemlerdir. İnsanlar ve toplumlar zor zamanda belli olur. Samimiyet, iyi niyet, kin, öfke ve ikiyüzlülük için kriz dönemleri hem bir zemin hem bir turnusol görevi görür. Bu dönemler geçtiğinde topluma ve vicdanımıza verecek hesabımız olmalı.

Ekranlarda, gazete köşelerinde, sosyal medyada sağduyumuzu mezata çıkarıp ağzımızdan kanlı salyalar akıtarak, “hainleri,şerefsizleri, alçakları” çoğaltıyorsak toplumsal barışı nasıl sağlayacağız…

Dört bir tarafımız düşmanlarla çevrili psikolojisini, dar bir rant/iktidar kavgasının psikolojik stratejisi haline getirip yalın kılıç sağa sola saldırıyorsak vay halimize.

15 Temmuz menfur darbe girişimini savuşturduğumuz için sevinç yaşayan insanların şimdi evlerinde hüzün yaşanıyorsa üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sorun var demektir.

Kısa vadeli mücadele adına, uzun vadeli sorunlara zemin hazırlıyorsak birileri bize kendi topuğumuza silah sıktırıyor demektir.

Karmaşık bir konsorsiyumun darbe girişiminin ardından iktidardaki partinin toplumsal tabanıyla ilişkisini örseleyecek karmaşık bir tasfiye oluyorsa, yetkililerimizin isabetle ifade ettiği kılı kırk yarmayı çoktan bize bir kenara bıraktırmışlar demektir.

Daha 7-8 yıl önce bir başka günah keçisi gruba malettiğimiz suçlar, faili meçhuller şimdi sadece bir başka grup üzerinden faillendirilmeye çalışılıyorsa, birileri bir köşeye çekilip ellerini ovuşturarak için için seviniyordur diye düşünmemek için bizi ikna edin ne olur…

15 Temmuz darbe girişiminin sıradan bir darbe girişimi olmadığını anlamıyor musunuz ? Meclisi bombalamak, o çok bahsedilen üst aklın “ben istersem senin bel kemiğini kırarım” mesajıdır. Yazılarımda sık sık belirttiğim gibi bu üst akıl, bölgemizde bizim etkin olmamamızı isteyen, Türkiye’nin güçlenmesinden, bölgesinde söz sahibi olmasından rahatsız olan üst akıldır. Bu darbe girişimi de belli ki bu üst aklın yönetiminde hazırlanmış bir konsorsiyumun eseridir. Bu mesaj sadece iktidardaki siyasi partiye verilmiş bir mesaj değildir. Güçlülerin iradesine ram olmamış devlete, millete verilmiş ciddi bir mesajdır. Bu mesaja muhatap olduğunuzda millet-devlet bütünleşmesi daha büyük bir önem arz eder. Bu durumda devletle milleti uzak düşürecek yaklaşımlar, zaten bu mesajı verenlerin ekmeğine yağ sürecektir.

Şu anda en büyük görev bu ülkenin aydınlarına düşmektedir.

Bu ciddi bir kriz dönemidir. Kriz döneminde en çok ihtiyaç duyduğumuz öfke değil sağduyu, kin değil feraset, zulüm değil adalettir.