Polis Devleti mi, Hukuk Devleti mi?

02 Mayıs 2020

Kanada, tarihinin en kanlı olayına 23 Nisan 2018'de şahit olur. 27 yaşındaki Ermeni asıllı Alek Minassian kiralamış olduğu bir arabayla, Toronto'nun en işlek caddelerinden birinde, adeta video oyunu oynar gibi kurbanlarıyla göz teması içinde bulunarak onların üzerlerine doğru arabasını sürmek suretiyle, 10 kişinin ölümüne ve 16 kişinin de yaralanmasına sebep olur.

Image

Olaydan hemen sonra Alek bir kavşakta trafik polisi olan Ken Lam tarafından durdurulur. Lam, Alek'ten teslim olmasını ister ama Alek elini arka cebine doğru götürerek şüpheli hareketlerde bulunur. Ve polise kendisini başından vurması ile ilgili tahrik edici sözler söyler. Ancak Lam bunlara aldırmaz. Alek'in silahsız olduğunu anlar ve herhangi bir sorun çıkmasın diye silahının emniyetini kapatır. Alek kısa bir süre sonra teslim olur.

Polis Alek'in işlediği suçu bildiği halde ona bir zarar gelmemesi için itidalli davranmış, hukuk devletinin ona vermiş olduğu sınırlı yetkiler dahilinde şüpheliyi adalet önünde yargılanmak üzere tutuklamıştır. "Bu adam nasıl olsa katil, 10 kişiyi öldürmüş" deyip, infaz etmemiştir. Peki Alek'in böylesine vahşi bir şeyi yapmasının arkasındaki motif neydi diye merak edenler için kısa bir bilgi vereyim: Amerika kökenli marjinal bir grup var. Bu grup kadın düşmanlığı merkezinde hareket ediyor. Sevgili ya da evlilik yoluyla bir ilişkisi olan insanlara karşı nefret söylemi geliştiren bu grup, bu nefretlerini dile getirmek için özellikle kadınlara yönelik böyle öldürücü tepkiler veriyorlar. Sevgili ya da eş bulamadıkları için mutsuz olan bu insanlar, bunu başarabilmiş olan kadın ve erkeklere karşı nefret söylemi geliştirmişler. Yok, hayır yanlış okumadınız. Aynen öyle. Evet, ne kadar tuhaf değil mi? Tüm ideolojik ya da dîni kamplaşmalardan sonra bir de böylesine absürd bir kamplaşma konusunu icâd eden insan gerçeği var karşımızda. Bu, burada bir dursun.

Şimdi Türkiye'ye, 27 Nisan 2020'ye gidelim.

Image

Adana'nın Seyhan ilçesi Sucuzâde mahallesinde, sokağa çıkma yasağına rağmen sokakta bulunan 19 yaşındaki Suriye kökenli Ali Al Hamman, polisin "dur" emrine riayet etmediği gerekçesiyle kalbinden nişan alınarak öldürüldü. Bize gelen bilgilere göre, olay şöyle gerçekleşti: " Ali, iki arkadaşı ile birlikte Seyhan’da bulunan Kocavezir İş Merkezi çevresinde dolaşıyordu. Bu sırada, rutin kontrollerini yapan polis ekibiyle karşılaştılar. Yanındaki iki arkadaşı 20 yaşından büyük olduğu için kimliklerini polise verirken, Ali 20 yaşından küçük olduğu için kimliğini polise vermek istemedi. Bunun üzerine polis memurunun Ali'nin üzerine yürüdüğünü ve üç metreden ateş ettiğini belirtti. Ali'nin kontrol esnasında “kaçmaya çalışmadığını” belirten kaynaklar, genç Suriyeli’nin kasığından ve göğsünden vurulduğunu anlattı."

Olayın ardından Ali'yi vuran polis, çelişkili açıklamalarda bulundu. Ali'yi "kovalarken" ayağına kramp girdiğini, sendelediğini, yanlışlıkla tetiğe bastığını ifade etti. Ancak Ali tam kalbinden, yakın mesafeden vurularak öldürüldü. Polis açığa alındı, kasten adam öldürmekten tutuklandı. Süreç nasıl işleyecek, zamanla göreceğiz.

Bu olay duyulur duyulmaz sosyal medya üçe ayrıldı:

  1. Ali'nin Suriyeli olmasından dolayı zafer naralarıyla onun ölümüne zil takıp oynayan "insanımsılar." Faşistçe söylemleriyle kalbi olan herkesin antipatisini toplayanlar..
     
  2. Bu olayı polis teşkilatına bir saldırı, bir komplo olarak algılayıp, savunmasız bir çocuğun sokağa çıkma yasağına uymadığı için bir polis tarafından infazının yanlış olduğuna yoğunlaşmak yerine, polis teşkilatına yükledikleri “kutsiyetten” dolayı, konuyu adalet ve hukuk devleti ilkelerinin ihlâli çerçevesinde değerlendirmeyi reddedenler.
  1. Adaletin ikâmesi ve bir daha böyle üzücü olaylar olmasin diye, Ali'nin talihsiz ölümünün nedenleri ve sonuçları üzerinde zihin yormanın gerekliliğine çağrı yapan; polisin görevinin silahsız, savunmasız mâsum insanları sokak ortasında infaz etmek olmadığının, sadece ve sadece suçluları yakalamak olduğunun altını çizen, halkın mal ve can güvenliğinin sağlanmasında polisin halka hizmet için var olduğunu belirten insanlar…

Bu noktada söze "kutsal" kavramından devam istiyorum. Nedir kutsal?

Kutsalı, tapılacak ya da yolunda can verilecek denli sevilen, itibar gören şeyler diye tanımlayabiliriz. Bu anlamda her birimizin kutsallık atfettiğimiz düşüncelerimiz vardır mutlaka. Peki "İstisnasız her meslek/uğraşı kutsaldır" desem, bana katılır mısınız? Büyük ihtimalle katılmazsınız. Canı pahasına vatanını ve halkını korumak için mücadele eden asker ve polisin mesleği ile bir çaycının ya da tezgâhtarın mesleği bir olur mu, diye düşünürsünüz belki. Buraya kadar tamam.

Peki eğer asker ve polis belli bir hukuksal düzen içinde hareket etmezse, yetkilerini dolayısıyla onlara verilen yasal gücü olması gerekenin dışında, hukuka ve kanunlara aykırı gelecek şekilde kullanmaya kalkarsa, onlara atfettiğimiz kutsiyeti askıya alıp, yaptıkları yanlışları sorgulama hakkımız var mı, olmalı mı sizce?

Image

Hiç tereddüt etmeden, evet, olmalı diyorsanız eğer, "polis devletinde" yaşamak istemediğinizi de söylemiş oluyorsunuz. Peki nedir " polis devleti"? Yöneticilerinin halka karşı herhangi bir hukuk kuralı olmaksızın, gelişigüzel kararlar alıp bunu uygulayabildikleri yönetim biçiminin adıdır. Hukuk Devleti zihninizde nasıl olumlu bir şeyler çağrıştırıyorsa, polis devleti de bunun tam zıddına işaret eder. Hukuk Devleti kavramı, özgürlük, mülkiyet ve yasama hakları etrafında şekillenir. Yöneticilerin güçlerini gayrimeşru şekillerde kullanmalarını engellemek için, bu gücün yasalarla sınırlanması gerektiğini savunur. Bu da anayasa ile belirlenir. Halkın iradesi ve hukuk devleti biri diğeri olmadan var olamayacak iki olguya işaret eder.

Dolayısıyla bir hukuk devletinde her bir kurumun işleyişi de net sınırlarla belirlenmiştir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi esastır. Yargı, yasama ve yürütme birbirinden bağımsızdır. Hukuk devletini "varlığının nedenini insanların huzur ve mutluluğunu sağlamakta bulan, amacı insan hak ve hürriyetlerini güvence altına almak ve bunları geliştirmek olan, yönetilenlerin haklarını aramalarının önündeki tüm kısıtlamaları kaldıran, demokratik, eşit ve adaletli bir düzen içerisinde otoriteyi insanların özgürlüğü lehine sınırlandıran, hukukla ve hukukun genel ilkeleriyle bağlı olan devlet” olarak tanımlayabiliriz.

Bir Hukuk devletinde polis teşkilatının da kendisine verilen gücü sınırlayıcı, onu yönlendiren uymak zorunda olduğu yasalar vardır. Hukuk devleti olduğunu deklâre eden Türkiye Cumhuriyeti'nin kanunlarına göre polisin silah kullanabilmesi ile ilgili madde şöyledir:

"2559 sayılı Kanunun 16. maddesinde değişiklik yapılmasını öngören 5681 sayılı Kanunun 4. maddesinin gerekçesine göre;

“Yedinci fıkrada üç temel durumda polisin silah kullanma yetkisinin olduğu belirtilmektedir. Bunlardan ilki meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında silah kullanma; ikincisi bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde silah kullanma; üçüncüsü ise yakalanması gereken kişinin yakalanması amacıyla ve yakalanmasını sağlayacak ölçüde silah kullanmadır.

Silah kullanılacak hallerden üçüncüsü olarak gösterilen durumla ilgili olarak sekizinci fıkrada ayrıca bir sınırlamaya gidilmiş; bu durumlarda öncelikle ‘dur’ çağrısının yapılması, buna rağmen kişinin kaçması halinde uyarı amacıyla silahla ateş edilebilmesi; bu uyarı atışına rağmen hala kaçmakta ısrar etmesi ve kaçması dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde, yakalanmasının sağlanması amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilmesi öngörülmüştür”.

Tüm bu bilgilerin ışığında rahatlıkla diyebiliriz ki, Ali'nin ölümüne sebep olan polis gücünü kötüye kullanarak silahsız, savunmasız bir genci kaçmadığı halde, üç metre gibi yakın bir mesafeden kalbini hedef alarak vurmak suretiyle ölümüne sebep olmuştur. Böylesi geri dönüşü olmayan durumların bir daha yaşanmaması için gereken önlemlerin alınması gerekir. Genel anlamda polis teşkilâtına yüklenilen "kutsiyet" anlayışının hakikatin ve adaletin önüne geçmesini engellemek sorumluluk sahibi her bir vatandaşın görevidir.

 

Hanefi Palabıyık

Her halükarda polis polisliğini, hakim savcı adliyesini hatta diğer tüm görevliler görevlerini adalet ve hakkaniyetin üstünde tutmamalılar. O günleri görmek dileğiyle. Tebrik ve teşekkürler.

Pt, 05/04/2020 - 14:18 Kalıcı bağlantı

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.