Şeytanın Son Akşam Yemeği

21 Ocak 2026
Image

Vatikan ve Uffizi müzelerindeki eserleri, bu mekânları gezmeyen birine gösterseniz, eser ve mekân arasında çapraz bir eşleştirme yapar muhtemelen. Rönesans’ın doğum yeri olan Floransa’daki Uffizi müzesi, içeriği itibariyle Vatikan’a taş çıkartan bir dinsellik ile yüklüdür. 

Rönesans’ın en büyük gizemi, insanı kilisenin tekelinden kurtarırken, kiliseyi insanın tekeline almasıdır. Rönesans’tan yaklaşık bin yıl önce Roma, Hristiyanlığın Roma’yı yönetmesindense, Roma’nın Hristiyanlığı yönetme arzusuyla muhteşem bir tasarım ortaya çıkardı. Constantin henüz vaftiz olmadan İznik Konsili’nde kiliseleri kontrol altına alacak bir sürece imza attı. Böylece Roma devlet aklı Hristiyanlık ve kiliseyi kendileştirdi. 

Image

Roma, Hristiyanlığın muhtemel potansiyeli karşısında onu düşman olarak görmek yerine dost olarak himaye etmeyi tercih etmişti. Bu amaçla kendi Pagan dinlerini tereddüt etmeden yasakladı. Yer altına inen Paganlar, Roma’nın bilgisi ve gözetiminde, siyasette, askeriyede ve kilisenin içinde her daim çok büyük bir güç olmayı başardı. 

14. yüzyılda Medici ailesi Floransa’da Rönesans’ın yeşermesine katkı sağlarken, Roma’nın kendisine verdiği mirasın ziyadesiyle farkındaydı. Rönesans zihniyet olarak kiliseye baş kaldırmış olsa da Hristiyanlığı hiçbir zaman düşman olarak görmedi. Bilakis onun koruyucusu ve kollayıcısı oldu. Bu nedenle Medici ailesinden üç tane Papa (X. LeoVII. ClementXI. Leo yetişti. (Son seçilen Papa’nın da Leo adını aldığını hatırlatmak isterim. Neo Rönesans da XIV. Leo ile şekillenecek.)

Paganizm Roma’da yasaklansa da devlet aklı olarak varlığını her daim korudu. Devletin her kademesinde ve hatta Kilise (Vatikan) içindeki varlığı kesintisizce devam etti. Yeniden doğan insanları yaş farkı gözetmeksizin çırılçıplak sergileyen Rönesans’ın heykel ve resimleri, Yaratıcı akla baş kaldırırken, insanın muhteşem yaratılmışlığını sergilemekle ona duyduğu saygıyı da ifade etmekten çekinmedi. Davut heykeli sivil itaatsizliğin mi, yoksa Tanrının yaratıcı kudretinin mi sembolüydü? Rönesans’ın asıl başarısı bu muhteşem dengeyi yönetebilmiş olmasında yatar. 

Pagan aklı Roma’dan bu yana Şeytani iradeyi yönetebilmekle övündü. Paganizm hiçbir zaman Vatikan’ın varlığını tehdit olarak görmedi. Bilakis onun sayesinde sadece ulusal değil aynı zamanda uluslararası alanda çok büyük bir güç kazandı. 

Rönesans’ın üstün insanı, gücünü sömürgecilikle bütün dünyaya anlatmaya başladığında, uluslararası sistemde yeni bir düzen ortaya çıktı.  İznik Konsili’nden yaklaşık bin yıl sonra Pagan aklı kilisenin yönetilebilirliği konusunda yeni bir metodoloji ortaya koymuş oldu. Sömürgeci, bir elinde İncil diğer elinde kılıçla bütün dünyayı kutsadı. 

Batı medeniyeti bu süreçte felsefi alt yapısını net bir şekilde tanımlamaya başladı. Düşüncelerin cirit attığı bu dönemde ayağınızı sallasanız muhtemelen bir filozofu tekmelemiş olurdunuz. Yoğun tartışma sürecinin akabinde, ilhamını Şeytani akıldan alan Paganizm Yahudilik ve Hristiyanlığı ötekileştirmeden uluslararası alanda her gittiği yere tohumlarını attı. 

Geçmişinde Paganizmle yolu kesişmeyen hiçbir toplum olmadığını düşünürsek, ekilen tohumların beklenenden daha kısa sürede filizlendiğini kabullenmiş oluruz. Yaratıcı’nın birbirinden haberi olmayan topluluklara uyarıcı gönderdiğini kabul ediyorsak, Şeytan’ın da aynı bağlantıları kurmuş olmasını yadsımamalıyız. Hali hazırda yeryüzünde dağınık şekilde varlığını sürdüren Şeytani akıl, sömürgecilik sürecinde Paganizm paydası altında birleşerek organize bir yapıya dönüşmeye başladı. İletişim imkanlarının artması bu bağlantıları her geçen gün güçlendirdi. Küreselleşmeyi arttıran her türlü iletişim teknikleri ve yapay zekâ sadece Pagan aklının bütünleşmesini sağlamadı, aynı zamanda diğer ilahi değerleri de kendine benzetmeye başladı. Sıkça üzerinde vurgu yaptığımız tekilleşmiş veya düzleştirilmiş dünya kavramı da burada anlamlı bir yere oturmuş oldu sanırım. 

İletişimin olmadığı dönemde şeytani aklın bizzat yönetmek zorunda olduğu süreç, küreselleşme ve yapay zekâ ile bugün kendi kendini tasarlayıp yaşatabilir hale geldi.

Pagan kültürü üzerinde şekillenmiş şeytani aklı ben çoğu defa “zihniyet” kavramıyla tanımlamaya çalıştım. “Zihniyetin” ne olduğu sorusu karşısında yetersiz kaldığımı hissettiğim zamanlar aklıma çocukluğumun sınıkçısı Türkan teyze gelirdi. O ellerini bedenimin üstünde gezdirir adeta bir röntgen çekerek teşhisini koyar ve tedavisini yapardı. Nasıl anladın diye sorduğumda sadece gülerdi. Zihniyetin röntgenini çekebilme imkânım yok, ancak Kur’an ve tarihsel sürece bakarak bir genelleme yapabiliyorum. Birçok dostum bu kavram ile derin devleti anlatmaya çalıştığımı sanıyor.  Evet burada da bir derinlik var ama bu derin devletin çok daha derinlerinde bir yerde. 

Zihniyet mensupları kendi dışındakileri ötekileştirmeden bir “ben” tanımlaması yaptı. Onun için bir “öteki” yoktu ama “diğerleri” vardı. Kendini merkeze koyarak yaptığı tanımlamalarda hiçbir zaman diyalektik bir yaklaşım içinde olmadı. Zira diğerleri onun için vasıfsız insan kategorisinin ötesine geçmedi. 

Zihniyet kendi üstün insanını oluşturduğunda, diğerleri onu ötekileştirmek suretiyle kendini tanımlamaya çalıştı. İşte tam da bu aşamada bataklığa saplandılar. Şeytani akıl sadece putperestler üzerinde değil aynı zamanda ilahi din mensupları üzerinde de hâkim olmaya başladığında, sistem organize bir şekilde dönüşmeye başladı.  Uluslararası sistem, Hz. Adem’le başlayıp bugüne kadar geçen süreçteki insani yaşanmışlıklarının birer yansımasıdır.  

İçinde bulunduğumuz dönemde, döngüsel güzergahı olan tren, yeni yolcularıyla yoluna devam etmeye başladı. Müslüman coğrafyasının ruhunda yeterince bir mesafe aldığını düşünen “zihniyet” yüksek hızlı trenle sona varmak için yola çıktı. 

Trendeki insanlar daha güzel bir dünyaya gitmek için yola çıktıklarını düşünüyorlar, hatta Business Class’da oturanların keyfine diyecek yok. Batı medeniyetinin mensupları olduğunu düşündüğümüz bu birinci sınıf yolcular ile son vagondaki insanlar aynı yere gittiklerinin farkındadır umarım. Daha önce bu trenden inin, olduğunuz yerde bir gül yetiştirin bu sizin için daha evladır demiştim.

Şeytan bu trenin son durağının kıyamet olduğunu biliyor. İster en tepedeki ister en derindeki olarak tanımlayacağımız zihniyet mensupları, Şeytan’ın kıyamet senaryosu için çalışıyor.  O gün geldiğinde, Şeytan Yaradan’a yoldan çıkardığı insanların çokluğuyla övünmek isteyecek. 

Şeytan, trene bindirdiği hiçbir ırk ve din arasında ayrım yapmaksızın herkesi sözde kendini onurlandıracak bir sona doğru taşıyor. Bizler aynı trende olabileceğimiz Batı medeniyetinin ne zaman ve nasıl çökeceğini merak ediyoruz. Ama neden? 

Derin yapıların ve üstün insanların koruması altında olduğunu düşündüğümüz Batı medeniyeti ve Paganlar, şeytani aklın müntesipleri olan “zihniyet” sahipleri tarafından yönlendiriliyor. Ha bu arada, zihniyet sahiplerinin, dünyayı yönettiği düşünülen bilmem kaç tane aileden oluştuğunu düşünmeyin. Onlar muhtemelen en güzel peynir ve şarapları üretmeye çalışan münzevi köylülerdir. Gözlerinizle görüp büyüklüğünü kutsadığınız herkes, amele statüsünden bir tık üste desem sanırım yanılmış olmam. 

Batı’ya olan nefretinin içinde bile muhteşem bir özlem yatan “diğerleri”, zihniyetin oluşturduğu sistemin dışına çıkmadığı sürece hiçbir zaman “kendi” olamayacaklar. Başkalarını helak etmeye çalışanların kendilerini yok etme arzusuyla hareket ettiği gerçeği sanırım en büyük paradoksumuz.

Şeytan son akşam yemeğindeki haklı gururunu (!) görmek üzere bir tasarım yapıyor. Masanın büyüklüğü ve neşesi onun yaşam kaynağı. Hz. Ademden başlayıp hesap gününe kadar geçen dönemi, bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, zihniyet sahiplerinin nasıl bir metodoloji ile hareket ettiğini kolayca anlarız. Bu, hak ve batıl mücadelesinde yollarından saptırılanların hikayesidir. İşin üzücü tarafı nedir biliyor musunuz? Şeytan hesap gününe inanmakla kalmıyor çok da iyi biliyor.

Batı medeniyeti önce trene binen amelelerden rahatsız oldu, gerçeğin farkına vardıktan sonra da trenin rotasından. Şimdi feryat figan bağırmaya başladılar. Geçmiş olsun. Bundan böyle hayat trendekilerin umursamazlıkları, korkuları ve umutları üzerine şekillenecek. 

Peki ya bu sürecin ilahi boyutu nedir? Sonsuz sabır sahibi Allah (cc) Fâtır Suresi 45. ayette “şayet Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı…” buyuruyor. Hesap gününün sahibi ola ki yanlışlarımızdan vazgeçeriz diye sabırla bekliyor. 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.