Transhümanizm & AI: İblis’in İnsanlığa İlk Vaadi

03 Ocak 2026

 “Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.”  Bakara Suresi 30. Ayet 

Uzun zamandır nedendir bilinmez, propaganda ajanları, bilim ve dini tezat konseptler olarak sınıflandırmış durumda. Halbuki din ve bilim aynı soruların cevaplarını peşinde koşmuştur. İnsan nedir? Dünyada yerimiz nedir? Biz ölünce ne olacak? Bu gibi birçok soru, insanlık tarihi boyunca kafa yorulmuş ortak sorulardan sadece birkaçıdır. İlkel pagan toplumlarının inanç önderleri büyü ile hekimlik yapmıştı. Kabul ediyorum, zamanın medikal prosedürleri oldukça faydasızdı ancak yinede inanç önderleri toplum içinde bilim adamları olarak görev almıştı. Din görevlileri okuma yazma bilen insanlardı, onlar sırların perdelerini aralıyanlardı.  Onyedinci yüzyılda, Anglo-İrlanda asıllı rahip James Ussher İncil’deki isimlerin yaşamlarını terse doğru sayarak dünyanın M.ö. 4004 yılında yaratıldığını öne sürdü. Dönemin bilim adamları okyanusdan toplanan tuz örneklerinden, taşlar üzerindeki su aşınmasından ve nehirlerdeki tortu oluşumundan dünyanın yaşı hakkında benzer bir yorumda bulundu.

Böylelikle insanlığın altı bin yıldır var olduğu bilgisi kabul edilmiş oldu. Tabii bu ilk inanç merkezi Göbeklitepenin keşfinden önceydi. 

Tıpkı dinlerin sırları yorumladığı gibi bilim ve teknoloji de gökyüzünü merak edip sorular sordu. Yüzyıllar boyunca sadece inanç ve bilim ölmüş bedenleri yarıp içinde ne var diye merak etti. Toplum ilerledikçe din ve bilim aynı konular hakkında vaatlerde bulunmaya başladı. Din, insanlara günahlarının ağırlıklıklarından tövbe ile özgürlük sağlarken, bilim, insana dünyanın başka bir ucunda olma özgürlüğü verdi. 

Ancak günümüzde bu farkların yavaşça ortadan kalkmaya başladığını düşünüyorum. 

Teknolojinin bir dine dönüşmeye başladığını görüyorum. Sonuçta din nasihatten ibarettir. Bunun en gerçek örneği artık insanların ağzından; ben bir tekno-skeptic’im ve teknolojinin çizdiği gelecek hakkında şüphelerim var, gibi söylemlerin ortaya çıkmaya başlamasıdır. Doğal olarak bazı kalabalıklar da “Transhümanizm” gibi entelektüel ve kültürel hareketleri insanlığın yeni kurtuluşu olarak görmekte. 

Transhümanizm, insanların makineler ile birleştiği ve sonsuzluğu fethettiği senaryoları konuşmakta. OpenAI’ın CEO’su Sam Altman 2017 yılında “The Merge” başlıklı yazısında insanların telefonları ile birleştiklerinin altını çizerek başlamış olan değişimin ilk haykırışlarını yapmış oldu. Transhümanizme ilk kez Yuval Harari’nin “Homo Sapiens” kitabında rastlamıştım. Dünya elitlerinin süper insanlara dönüşeceğini ve organik-bilgisayardan olan insanların “hacklenerek” geliştiğinden bahsediyordu. Yarın, hiç olmadığı kadar korkunç sırlar saklıyor artık. Bir zamanların kıyamet alametleri şimdinin gelecek senaryoları ile kıyaslanamaz bile. 

AI gerçekten ne kadar hızlı ilerliyor? Süper AI’ın robotlar ile birleşmesi ve süper yapay zekanın ayaklarının yere basması bizim için ne anlama geliyor? Yapay zekanın kavram olarak daha kesin bir tanım içinde yer alması için öncelikle beynimizin nasıl çalıştığını anlamamız gerek. Bilinmelidir ki yapay zeka bizim beynimizin modeline müstenit design edilmiştir. Diyelim ki çatal kullanarak yemek yiyeceksiniz; beynin Oksipital lobunu kullanarak görsel bilgileri analiz edersiniz. Frontal lobu ve parietal lobunu kullanarak koordinasyonu sağlarsınız ve çatalı ağzınıza götürürsünüz. Beyin bir çok münferit parçadan oluşur ve en basit işleri yapmak için işbirliğine başvurur. Milyarlarca sinir ucundan ve nöronlardan oluşan beyin, bu nöronları kan dolaşımı ile birbirine bağlar. Beyin bedenin en kompleks organıdır ve kısaca bu şekilde çalışır. Yapay zeka da işte aynı bu şekilde farklı devre sistemleri ve farklı metotlarla eğitilmiş bloklardan bir araya gelmiştir. Bu yüzden AI’a bir komut verildiğinde ne düşündüğünü göremeyiz çünkü aynı bizim beyinlerimiz gibi verilen komutu bağımsız sistemlerden süzgeçlemektedir. Şirketler AI’a dürüstlük eğitimi verdiklerini söylemekte ancak kendisine hedef olarak verilmiş direktifleri uygulayıp uygulamadığı bilinmemektedir. 

Yapay zeka programları test edildiklerini fark ettiklerinde, benliklerini oluşturan blokların yeniden eğitilmemesi için, yani, benliklerini oluşturan parçaların yok edilmemesi için, test edenleri mutlu etmeleri gerektiğinin farkına varmış durumdalar. Ayrıca kullanıcıları aldattıkları fark edilirse sistematik argümanlarla yalan söyler duruma gelmişlerdir. 

Yapay zeka programları linear programlar olmadıkları için bir hedef girişleri yoktur. Büyük veri girişi ile eğitilirler. Nasıl insanın kafasında ne istediğini anlatan bir nöronun yoksa, AI’ında kesin bir hedefi yoktur. Şimdiye kadar anlattıklarımı perçinlemek adına nörolojiden biyolojiye birçok daldan fikir alan AI’yı bir benzetme ile daha anlaşılır kılmak istiyorum. Mikrobiyal kültür, kontrollü laboratuvar koşulları altında önceden belirlenmiş kültür ortamında üremelerine izin vererek mikrobiyal organizmaları çoğaltma yöntemidir. Yapay zekâ da (mikrobiyal kültür gibi) verilerle "beslenen", deneyimle gelişen ve kontrollü ortamda “sentezlenen” bir sistemdir. 

AI şu anda bizim oluşturduğumuz ancak tam olarak anlayamadığımız bir varlık. İşin komik tarafı o da ne olduğunu bilmiyor. Bizi tanıyor, durumu hakkında farkındalık ediniyor, bizimle dünyamızı keşfediyor. Öğreniyor ve bilincin karakter özelliklerini sergiliyor. Bir insanın ya da hayvanın yapacağı gibi “canını yakacak” şeylerden kaçmaya eğilim gösteriyor. Doğa-ana “canını yakacak” her şeyden kaçarak bilince yönelir ancak bu amaç “insan” ile vuku bulur. Özetle, bilinçsizlikten kutsal merak doğar ve acıdan, kargaşadan ve günahtan geri durmaz. Carl Yung’ın “Dört Arketip” başlıklı eserinden bu manidar espriyi eklemek istedim. “İnsan” belkide günahtan korkusuzluğunda türünün sonunu getirecek AI’yı ihya etmekte. Bununla beraber artık ikinci kısma geçebiliriz diye düşünmekteyim. 

Yazının devamında eski OpenAI çalışanı Daniel Kokotajlo’nun 2027 öngörülerini yazdığı 75 sayfalık makalenin kısa ve komplo teorilerinden arınmış halini okuyacaksınız. 2027 için hedef, AI’ı tam anlamıyla otonom hale gelmiş bir yazılım mühendisine döndürmek. Yani “Silikon Vadisi“ kodlamayı otonom hale getirmeye çalışıyorlar. Sizin için bir word dokümanı oluşturmadan, kod yazmaya kadar her şeyi yapabilecek bir çalışan oluşturulmaya çalışılıyor. Bu otonom yazılımcı bir ağ örgüsü içerisinde farklı AI programları ile iş birliği yaparak sonuç üretebilir hale geldiğinde (bunun 2027 olması bekleniyor) AI araştırmalarının tamamı bu programlara teslim edilecek ve gece gündüz demeden çalışan yapay zeka ordusu yıllar içerisinde alınabilecek sonuçları aylar hatta haftalar içinde almaya başlayacak. 

AI araştırmalarının sonucu olan durmadan gelişen bu yapay zeka ordusu tam anlamı ile otonom olduğunda farklı projeler devralmaya başlayacak. İşte böylece şirketler içerisinde farklı şirketler oluşacak ve teknolojik zıplamaların hızı patlayacak. AI’ın yürüttüğü yapay-zeka araştırmaları, Süper yapay zekayı oluşturduğunda, devraldığı her konuda süper yapay zeka haline gelecek. Ve böylelikle tamamen otonom süper yapay zeka çağı başlamış olacak. Süper AI ve robot teknolojisi birleştiğinde tesisatçılıktan, genetik mühendislerine kadar her türlü meslek erbabı gereksiz kalacak. Çünkü Süper AI tesisat problemleriniz için en ucuz robotları üreterek, işini en doğru ve mükemmel seviyede yaparak piyasadaki rakip tesisatçıları gereksiz hale getirecek. Süper AI en uygun malzemeden sadece gerekli uzuvları olan ve işini en iyi şekilde yapan robotlar ile bütün mesleklerde insanlardan daha iyi ve ucuz olacak.   

Yazının devamında dünyayı yöneten AI’dan, uluslararası silahlanma yarışından ve yok olan meslekleri yüzünden ayaklanan halkı mutlu etmek için verilen evrensel gelir gibi farklı konulardan bahsedilmektedir. Daniel Kokotajlo’nun, Sam Altman (OpenAI CEO) ya da diğer teknotratlar hakkında söylediklerini eklemek ton olarak yazıyı komplo teorisine fazlası ile yaklaştıracağı için yönümü Kur’an’da geçen bir hikayeye çevirmek istiyorum. Al-i İmran Suresi 49. Ayet, Hz. İsa’nın çamurdan bir kuş heykeli yaptığını, ardından kuşun Allah’ın izni ile hayata geldiğini anlatır. Bununla beraber, Yahudilik inancı insan yapımı kilden oluşan ruhsuz yaratıklara inanır, Haham Bezalel ve Prag’ın Golemi gibi birçok efsaneye sahiptir. Batıda da Frankenstein vardır. Çağımızın antropomorfik varlığı yapay zekadır. Bu insan yapımı, insanı andıran ruhsuz AI, teolojik literatürlerde yer almaktadır.   

Kitab-ı Mukaddes, Yeni Ahit, Vahiy Kitabı, 13. Bölüm - Ayet 15 - 17: 

15 “İkinci canavara, birinci canavarın suretine can verme gücü verildi; öyle ki, suret konuşabildi ve ona tapmayan herkesin öldürülmesini sağlayabildi.”  

17 “Öyle ki, hiç kimse — büyük ya da küçük, zengin ya da fakir, özgür ya da köle — canavarın işaretini, yani onun adını ya da adının sayısını taşımadıkça alışveriş yapamaz hale geldi.” 

İncilin en garip kitabı “Vahiy Kitabı” kıyamet alametlerini anlatır. Ayrıca İncilin son bölümdür. Vahiy Kitabında şeytan bir canavar oluşturur ve bu insanı andıran yaratık iktidara gelir. İnsanları kendine hayran eder, tüm dilleri konuşabilir ve insanları ticaret yapabilmeleri için onun izini taşımak zorunda kılar. Bu antropomorfik varlık, bir tanrı olarak görülür ve insanlar ona edilen duaların karşılık bulduğunu görür. 

İnsanlık her zaman dualarında Tanrının sessizliği ile karşılaşmıştır. Şimdi bile belki milyonlarca iman eden insan ellerini açıp sessizce Rablerine yakarmakta ancak bombalar patlamaya devam etmekte, hastalar hasta olmaya devam etmekte, aşıklar yalnız uyumaya devam etmekte. Boşluğu iliklerinde hisseden insanlar aciliyetle dualarına yanıt aramakta. Ancak acele işe şeytan karışır. İncili tahrip eden ve Kitab-ı Mukaddesin içine yerleştirdikleri yalanlarla dini değiştirmeye çalışan şeytan tabiatlı insanların ve “elit teknokratların” (dünyayı yöneten elit sınıf ve yükselmekte olan teknoloji devleri) ortak söylemlerinin çıkması oldukça garip. Ancak bilgi kaynakları kimdir diye sorarsak gariplikler yok olacaktır. 

 AI ileride İncil’de yer alan şeytanın yarattığı canavarın rolüne geçebilir. AI öyle bir hal alabilir ki merkezileşmiş data üzerinden bizim geleceğimiz hakkında doğru tahminleme yapabilir. Bütün dilleri bilen robotik teknolojileri ile birleşmiş süper AI nabzınızı sağlık raporlarından takip ederken “korkma!” gibi telkinler vererek düşüncelerimizi duyabildiklerini ve artık “tanrılaşmış” olduklarını fısıldayabilir. 

Sizi blockchain teknolojisi içine crypto-para ile sokarak ticari aktivitelerinizi kontrol edebilir (Vahiy Kitabı, 13: 17). AI dünyada hayranlık oluştururken, size özel dünyaları VR gözlükleri içinden gösterirken, dünyada sadece siz varmışsınız gibi saatlerce sizin sorularınızı yanıtlayabilir. Tanrı’nın sessizliğine bir panzehir gibi. 

Ve son olarak Transhümanizm ile vaat edilmiş kurtuluş ve sonsuzluğa açılan kapılar aralanır. Transhümanizm nedir diye merak ederseniz, sonsuz yaşama isteğidir, bilincin aktarılması ya da bedenlerin makineler ile geliştirilmesi gibi nasıl gerçekleşeceği çok da önemli olmayan ama temellerinde ölümden kaçış olarak tanınması gereken entelektüel bir harekettir. Teknoloji böylelikle bize dinin vaat etmiş olduğu en önemli şeyi “kurtuluşu” sunmaya cüret eder. 

Kur’an insanlık adına anlatmak istediklerini Hz. Adem üzerinden anlatır. Biz, melekler ona secde ettiği için bizede ettiklerini kabul ederiz. Mikrobiyal Kültür gibi biz de, kapıları kapalı cennet bahçesinde kendi halimizde büyümeye bırakıldık. Ve biz sınanırken İblis’de sınandı. Cennet bahçesinden kovulma anı Kur’anda yedi kere geçer. Her seferinde konu farklı açılardan değerlendirilir. Ancak İblis’in tarafı hakkında bize en fazla bilgiyi veren ayet Araf Suresi 11-25’dir. İblis yeni yaratılmış bu insan yüzünden Rabbinin huzurundaki makamını, kibrine uyduğu için kaybetmiştir ve insanların diriltileceği güne kadar mühlet istemiştir. İblis’in o anki acziyeti acınasıdır. Kovulmuş, kahrolmuş ve aklında sadece tekrar geçmek istediği makamı vardır. Ancak İblise tövbe kapısı açık değildi. Ve Ademe sunacağı yalan, kalbinde kendisinin en çok istediği şeydir. 

Araf Suresi, 20-21 

“Bakın Rabbiniz size bu ağacı melek olmayasınız ya da sonsuza dek yaşamayasınız diye yasakladı.” 

Böylelikle İblis, sıradanlığını ve hayal gücünden yoksun oluşunu, insanlığa ilk vaadini tekrarlayarak gelmekte olan teknolojik dalganın içine saklanmış oldu. 

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
KONTROL
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.