Akademik Kangrenimiz -I- Toplu Bakış: Yardımcı Doçentlik ve Diğer Şeyler


Lisansüstü eğitim, lokma döker gibi doktor,
üniversiteler şerbetleyip dağıtır gibi yardımcı doçent çoğaltırken
doçentlik kriterleri
ve bu kriterleri uygulayan jürilerin tutumu,
akademik piramitin bu en geniş tabanını oluşturan kitleyi
sürahi boynu gibi dar bir kanala tıkıştırıp
piramitin tepesinde
geniş ve dolgun bir ayçiçek kellesi büyüklüğüne erişmiş
profesörler kastına geçişi boğarak
en sonunda da
sezaryene benzer bir yöntemle
"doğmayacak ama bari biz doğurtalım" müdahalesini
mecburiyet haline getiriyor(du).

"İyi ki de öyle(ydi)" denebilir mi?

En baştan başlayacak olursak Türkiye'de bilimsel gelişme akademisyenin ünvan ihtirasına havale ve üniversitenin istihdam iştahına ihale edilmiştir.

Lisansüstü eğitime geçiş, bir tür ÖSS mantığına teslim olmuş doktoraya öğrenci kabulü anabilim dallarının "boş durma - iş görme" işgüzarlıklarına teslim edilmiştir.

Bu şartlarda, akademik kalite güvencesi namına aksak ve kusurlu işlese de akademik sistemin tek prosedürü, doçentlik jürileridir.

Yardımcı doçentlik, YÖK sistemi öncesinde bulunmuyor, doktor asistan, hocası cevaz verinceye kadar (o zamanlar var olan) doçentlik tezini yazmağa dahi başlayamıyordu. O devrin doktor asistanları, derse girme yeterliliği tanınmamış aday hocalardı.

Doğramacı, Amerikan üniversite sistemindeki "asistant professor" konum tanımını Türkiye'ye yardımcı doçentlik terimi ile transfer ederek doktorasını tamamlayan gençlerin derse girmesi önündeki engeli kaldırmış oldu. Bu sayededir ki, Türkiye yeni üniversite kurmaya yetmeyecek bir azınlık oluşturan doçent ve profesörler yerine yardımcı doçentler eliyle öğretimin yürütüldüğü bölümlerden oluşan bir sürü üniversiteler kurabildi ve bu ğniversitelerde yardımcı doçentlerin sütünden yününden tepe tepe yararlandı.

Akademik mesleğe intisabın asıl krizli basamağı doktora basamağıdır. Bu basamaktaki kriz çözülmediği sürece akademisyenliğin itibarı kurtarılamaz.

İkinci kriz akademisyenlerin ücretlendirilmesindeki ek-ders ücreti mantığının yarattığı gangrendir.

Üçüncü ve en derin kriz, bilimsel gelişmenin akademisyenin ünvan ihtirasına havale edilmiş olması ile ilgilidir.

Dördüncü kriz -bu üçüncü ile bağlantılı olarak- akademik kalite güvencesinin daha ziyade teknik ve medikal mantıka dayanan ve üniversitelerin keyfine göre yükseltilip düşürülen "yayın puanlama sistemi" ile ilgilidir. Yüksek puan getiren dergi, memleketin bilimsel gelişme vizyonunu sırtlanamayacak cılızlıkta bir organizasyondur ve bu işin ne tür mafiyöz çeteler elinde kaldığı da malumdur.

Beşinci kriz, jüriler, editörlükler ve hakemliklerle ilgilidir; ama bu fazlasıyla akademik ayrıntılar barındırdığı için şu kadarını belirtmekle yetinelim: Akademik namusun ayaklar altına alınmasını önleyecek bir mania ve yaptırım bulunmamaktadır.

Altıncı kriz, üniversitelerin bütün bu krizler sayesinde ve bu krizleri manipule ederek ayakta kalan ve akademik olmaktan ziyade devasa bir KİT irrasyonalitesiyle işletilmesine yarayan üniversite yönetim mantığı ve sistemi ile ilgilidir.

Akademik haysiyeti yeniden yüceltecek bir temel mantık inşa edilmeden yapılacak her revizyon, üniversite denilen bu kanserli organizasyonlarda tümör saldırganlığını artırmaktan başka sonuç vermeyecektir.