Beynin Oyunları Karşısında Uyanık mıyız?


Bakanlığımız birimlerinin birinde, birim başkanı üzüntülüydü. Nedenini sorduğumda, “Maiyetimde çalışanlara konuşma yaparken, yöneticileri eleştirdiğim iddiasıyla biri beni şikâyet etmiş, soruşturma geçirdim. Oysa iyi niyetli olarak söylediğim sözler farklı şekilde yansıtılmış, maalesef onu dinleyenler, beni dinlemeden bir kanaat oluşturmuşlardı” dedi.

Bu durum bana bir fıkrayı hatırlattı.

Rusya komünizmle yönetilirken, herkes kontrol altında ve kimse dönemin hükümeti aleyhine konuşamıyor. Hükümet aleyhine konuştu diye herkes birbirini jurnalliyor. Herkes yönetimin amansız baskısı altında ama hükümet aleyhine kimse konuşamıyor.

İki kafadar meyhanede bol bol votka içiyor. İyiden iyiye sarhoş olunca, hükümet aleyhine atıp tutmaya başlıyorlar. Her ikisi de gördükleri baskı ve zulmü anlatıyor, hükümeti lanetliyorlar.

Geç vakit olunca, meyhaneden eve gitmek üzere yola çıkıyorlar. Birlikte bir yere kadar geldikten sonra kendi evlerine gitmek için birbirlerinden ayrılıyorlar.

Ayrıldıktan sonra her ikisi de hükümet aleyhinde konuştuklarını hatırlayıp ihbar edilme korkusu yaşıyor.

Biri kendi kendine diyor ki, “Şimdi çok yorgunum, gidip yatayım. Sabahleyin ilk iş olarak gidip diğerini şikâyet ederim”.

Öbür kişi “Yarına kadar, ne olur ne olmaz, en iyisi ben eve gitmeden karakola gidip ihbarda bulunayım” diyor. Karakola gidip arkadaşını ihbar ediyor.

Sabahın ilk saatlerinde eve erken gidip yatan kişinin kapısını polisler çalıyor. Polisler, “Hükümete aleyhine konuşmuşsun, hakkında ihbar var. Karakola geleceksiniz” deyince, adam polislere diyor ki, “Aslında beni ihbar edenle, aramızda hiçbir fark yok. Ancak benim tek suçum sabahı beklemektir”

Beynimiz dışarıdan aldığı verileri eğer daha önceden o konuda bir veri yoksa doğru veri olarak değerlendirip bir öncül fikre dönüştürmektedir. Adeta beyinde bir şablon, bir raf düzeni oluşuyor. Daha sonra gelen veriler, bu raf düzeni içinde bir yere yerleşiyor.

Bu nedenle beyne giren ilk verilere çok dikkat etmemiz gerek. Farabi, “Önce doğruyu bilmek gerekir, doğru bilinirse yanlış da bilinir, ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşılamaz” der.

1977 yılında Müslüman olup Yusuf İslam ismini alan İngiliz şarkı sözü yazarı ve müzisyen Cat Stevens’ e “Sen Müslüman oldun ama Müslümanlığın birçok mezhebi, tarikatı ve cemaati var. Sen bunların hangisi içinde yer alıyorsun?” diye sorduklarında, Yusuf İslam, “Müslümanın bir kitabı Kuranı Kerim, bir de peygamberi Hz. Muhammed var. Onun dışındakiler yorumdur” diye cevap verir. Daha sonraki sohbetlerinde, eğer Kuranı kerimi okumadan ve Hz. Muhammedi tanımadan önce Müslümanları tanısaydım Müslüman olmazdım” diye söyler.

İnsanın bir konuda kanaata varıp daha sonra gelen bilgileri ilk bilgi doğrultusunda değerlendirmesi; bir düşünce tembelliği, kişinin yanıldığını itiraf edememesinin zorluğu, ve egoya karşı insanın zafiyet göstermesinden kaynaklanır.

İngiliz hukukçu, bilim adamı ve yazar Francis Bacon (1561-1626) bu konuda şöyle der:

“İnsan aklı bir kez fikir edindiğinde, bunu doğrulamak ve kendisine uydurmak için her şeyden yararlanır. Bunun karşısında daha sağlam delil getirilse bile ilk varsayımın üzerindeki otoritesinin azalmaması adına bunu büyük ve zarar verici bir önyargıyla reddeder, lanetler ya da kurnazlıklarla konu dışına çıkarır.”

Beynimizin ilk veri, bilgi ve fikre doğruluk payesi vererek sonraki veri, bilgi ve fikirlerin ona göre değerlendirmesine karşı uyanık olmamız gerek. Aksi takdirde yanlış kararlar veririz. Seneca der ki, "Her iki tarafı da dinlemeden karar veren, kararı doğru olsa dahi, doğru hareket etmiş olmaz."

Sonuç olarak, beynimizin çalışma sistemini bilmezsek, yanlışları doğru kabul edip yanılgıya düşebiliriz. Hem de doğruluğundan çok emin olduğumuzu zannederek...

Yeni yorum ekle

CAPTCHA
Bu soru otomatik veri girişi yapan yazılımsal robotları engellemek ve sizin insan olduğunuzu anlamak için sorulmaktadır.
Resimli CAPTCHA