Çocukluğumuzun Çok Yıldızlı Tatilleri II


Köyde, yaz akşamları, köy odaları, sokaklar, harman, neşe ve muhabbetle dolardı.

Gümüş renkli gökte, yıldızların, ayın, köyü apaydınlık yaptığı beyaz köy akşamları, ayrı bir âlemdi.

Harman zamanı akşamlar, ekinlerin öbek öbek, yığın yığın harmanı süslediği, patozların canhıraş çalıştığı unutulmaz akşamlardı.

O vakitler, hasat işi şimdiki gibi değildi. Her şey harmanda olup biterdi. Harman harmandı, tarla da tarla…

Yaz aylarında bile serin olan köy akşamları, harmanda bir o ayana bir bu yana koşuşturur, ekin yığınlarının üstünde oynar, taklalar atar, bir ucundan öbür ucuna tüneller açardık. Harman yeri, neşeyle ötüşen cırcır böcekleri ve çocukların sevinç çığlıklarıyla yankılanırdı.

Bütün harman, köy çocukları için doğal bir lunaparktı.

Bazen sırt üstü yere uzanır, pırıl pırıl gökte, aya bakar, yıldızları sayardık.

Köy çocukları, toprakla olduğu gibi gökle de dosttur. İşte şu yıldız; Büyük Ayı; şu Çoban Yıldızı; şu, Kutup Yıldızı.

O esnada, bir yıldız kayar, hep birlikte dilek tutardık.

Her taraf, toprak ve kurumuş ekin kokardı.

***

Patoz günlerinde akşamlar, apayrı bir havaya bürünürdü.

Patoz işi, zor ve meşakkatli bir iş olduğu için, gündüzün yakıcı sıcağında değil, akşamın serin vaktinde yapılırdı.

Traktörün arkasındaki demir kasnaktan, siyah uzun bir kayış, patozun kenarındaki döner kola bağlanır, iyice gerilir ve motor çalışınca, kayışı döndürürdü. O da patoza bağlı kolu çevirirdi.

Patozun geniş haznesine sabitlenmiş 1 metre uzunluğundaki keskin onlarca demir çubuk, hızla dönerdi.

Böylelikle patoz işi başlardı.

Patoz çekme işi, konu komşu, dost, akraba ortaklaşa yapılırdı.

Zor vakitlerde; iş, güç zamanında, herkes birbirinin yüküne omuz verirdi. Emeğini esirgemezdi.

Zorluklar, sıkıntılar, bizi birbirimize yakınlaştırırdı. Zorluğu da, yokluğu da bölüşerek büyüdük.

Herkes şunu iyi bilirdi; “Zorluğa sabretmek, nimete şükretmek gerekirdi.”

***

İşte o gün, dedem kasketini düzeltip, gözlerini kısarak “Bahale ağa, yarın patozumuz var.” dediğinde, sevincimizden havalara uçtuk. Çünkü patoz demek, köy çocukları için bir harman şöleni demekti.

Akşam yemeği birlikte yenildi. Ben deyim 15, siz deyin 20 kişi vardı sofrada.

Mis gibi tepsi mantısına, sulu bulgur köftesine hep beraber kaşık çaldık. Çemen, her zaman soframızın azığı idi.

Yılların ekinini, saman ve buğdaya çeviren güngörmüş kara Patoz kuruldu.

Motorun direksiyonunda, Yılmaz ağa var.

Güler yüzü, şakacı, sevecek tavırlarıyla köyün tarlalarını süren, harmana ekinini taşıyan, patozla sapı, samanı ayıran Yılmaz ağa bu.

Bugün sıra bizde, yarın Kazım emmilerde.

***

Patoza sap atma işi esaslı bir işitir. Tecrübe gerektirir, güç ve dikkat gerektirir, Ustalık ister. Onun için bu kişi bellidir.

En güçlü, bu işin üstesinden gelecek kim varsa hep odur bu kişi.

Diğerleri sapı-ekini onun önüne yığar, o da dirgenle, deste deste ve dikkatli bir hareketle patozun haznesinin içine atar.

Dikkatli olmak zorundandır çünkü elindeki dirgeni patoza kaptırmamalıdır. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Şahit olmuşluğumuz vardır. Herkes bir taraflara kaçışır ve başını korur. Çünkü patoz, kırılan dirgen parçalarını havaya fırlatır ve birilerin başına gelme riski vardır.

***

Ekin destesi, patozun güçlü demir kollarına düşünce, puvv diye bir ses duyulur.

Patozun arkasından çıkan saman tozu, ay ışığında, esen rüzgârla, havada şekiller çizerek göğe yükselir.

Biz çocuklar da büyük erkek vakarıyla, elimizde tırmık ya da dirgenle, dağılan ekini toparlardık. Bundan onur duyardık.

Mola verildiğinde, toprağa bağdaş kurup cigaralar sarılır, çaylar içilirdi. Belki bir karpuz kesilirdi. Kim bilir, belki varsa oralarda İsmail ağa, dokunaklı bir bozlak bile söylerdi…

Her şey hatırasını, hikâyesini kaybetse de bu eski, metin kara patoz, hatırasını ve hikâyesini kaybetmez. O, eski vakitlerin, gözden düşmüş gözdesidir. Adının kara olduğuna bakmayın siz, dile gelse, koskoca haznesinde sakladığı, onlarca yılın ne anılarını, sevinçlerini, umutlarını, sevdalarını, gözyaşlarını anlatır.

***

Yaprakla yağmurun aşkı gibi, dane ile de başak birbirine aşıktır . Bu soylu aşktan, bereket doğar ve yeryüzüne yayılır.

Altın sarısı ekin başakları, hüzünle son kez birbirlerine bakarak veda ederler.

Ekin sapları samana, başaklar daneye dönüşür ve birbirlerine karışarak, patozdan harmana düşüverir.

Yepyeni bir hayata adım atarlar.

Yunus’un dediği gibi; “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.”

 

Yeni yorum ekle

CAPTCHA
Bu soru otomatik veri girişi yapan yazılımsal robotları engellemek ve sizin insan olduğunuzu anlamak için sorulmaktadır.
Resimli CAPTCHA