Disney Dünyası Şirketi (Disneyworld Company)


Jean Baudrillard

80’lerin başlarında Lorraine bölgesinde metalürji endüstrisi son krizine girdiğinde idareciler bu çöküşe bir çare olarak, bölgeyi Avrupai bir sayfiye alanı haline getirmeyi düşündüler. Bu bölgenin ekonomisini ayağa kaldırabilecek “zeki” bir “konu parkı” yapacaklardı. Park Şirinler Ülkesi (Smurfland) olarak adlandırılacaktı. Artık ölmüş sayılan metalürji endüstrisinin müdürü  tabiatıyla yeni parkın da idarecisi olurken, işsiz kalan eski fabrika işçileri de bu yeni “Şirinler Park’ının” “şirinleri” olarak yeniden işe alındılar. Ne yazık ki, bazı sebeplerden dolayı park kapanmak zorunda kaldı ve “şirinlere” çevrilmiş eski fabrika işçileri kendilerini yeniden işsizlik yardımıyla geçinir vaziyette buldular. Kara talih, onları iş pazarının gerçek kurbanları yapmış, sonra onları boş zamanların hayalet işçilerine çevirmiş, ve nihayet her iki alanın da işsizi halinde bırakmıştı.

Şirinler Parkı aslında sadece minyatür bir kainattı. Disney Şirketi bundan çok daha büyüktür. Büyüklüğü izah etmek için şunlar anlatılabilir: Amerika’nın en büyük televizyon ağlarından birine sahip olan, New York’taki 42. caddeyi, dolayısıyla bu caddenin “alengirli” bölümünü satın alarak hiçbirşeyi değiştirmeden bu caddeyi bir erotik parka çevirmek üzere olan Disney’in “Sınırsız” olduğu bilinmelidir. Burada gaye sadece, en önde giden pornografi merkezlerinden birisinin Disney Dünyasının bir şubesi haline getirilmesidir. Pornocuların ve fahişelerin, tıpkı Şirinler Park’ındaki fabrika işçileri gibi kendi dünyalarının figüranları haline getirilmesi, birbirlerinin kopyası sayılabilecek figürlere, “müzelik” hâle dönüştürülmesi, “Disneyleştirilmesidir.” Bu arada Körfez Savaşının büyük stratejisti general Schwarzkopf’un zaferini nasıl kutladığını biliyor musunuz? Disney  Dünyası Parkında (Disney World) dev bir parti vererek! Böylesi sanal bir savaşın kutlamalarına ancak “hayallerin sarayı” yakışırdı.

Fakat Disney işletmesi, hayalî olanın da ilerisine uzanıyor. Hayalî olanın, sanal gerçekliğe çevrilmesi işinin habercisi ve büyük öncüsü Disney, şimdilerde gerçek dünyayı, gerçekliğin (gerçekten yaşanan hadiselerin) kendisinin seyredilecek bir show’a, gerçeğin (gerçek hayat alanlarının) değişik konulu lunaparklar haline dönüştürüldüğü dev büyüklükte bir “reality show” halinde, kendi sentetik alemine entegre etmek üzere, fethetme işiyle meşgul. Gerçeğin damardan verilmesi aynen insana kan verilmesine benzer. Yalnız burada sanallığın kansız kâinatına gerçek kan verilmektedir. Hayalî olanın fahişeleştirilmesinden sonra karşımıza çıkan, gerçeğin ideal ve basitleştirilmiş formundaki halüsinasyonundan başka bir şey değildir.  

Orlando’daki Disney Park’ında Los Angeles’daki Disneyland’ın birebir kopyasını inşa ediyorlar. Bir çeşit ikinci dereceden tarihi atraksiyon, ikinci dereceden bir simulakra... Bu CNN’in (birinci) körfez savaşında yaptığıyla aynı şeydir: Körfez Savaşı gerçek zamanlı olarak CNN canlı yayında gerçekleşmiş olduğu için aslında hiç gerçekleşmemiş prototipik bir hadisedir. Bugün Disney rahatça Körfez Savaşını dünya çapında bir show haline getirebilir. Kızıl ordu korosu Noel’i Avrupa’daki Disneyland’da kutladı bile. Sanallığın polimorfozlu kainatında her şey mümkün ve her şey yeniden kullanılabilir, her şey satın alınabilir. Disney’in insan genlerini alıp oynayarak bir “genetik show” için kullanmaması (ki bu arada genlerle halihazırda oynanmaktadır) için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Sonunda tıpkı birgün gerçek dünyada dirilme umuduyla bedeninin bir nitrojen çözeltisi içinde dondurularak saklanmasına karar veren Walt Disney’in kendisi gibi, gezegenin tamamını dondurmak isterler. Fakat artık gerçek dünya diye bir şey kalmamıştır. Hatta Walt Disneyiçin bile... Eğer bir gün uyanırsa, şüphesiz hayatının en büyük sürprizyle karşılaşacaktır. Ama öte yandan da nitrojen çözeltisinin dibinde yattığı yerden –hem hayali hem de gerçek- dünyayı, hepimizin figüranlara dönüştüğü “seyirlik sanal gerçeklik kainatında” sömürgeleştirmeye devam etmektedir. Fark şudur:  Biz dijital elbiselerimizi giyip, his yakalayıcı cihazlarımızı vücudumuza taktığımızda yahut sanal gerçeklik oyunlarımızın düğmelerine bastığımızda canlı bir gösteriye (canlı sanal gerçekliğe) dahil olurken güler yüzlü tahminci Disney ölümün sanal gerçekliğine girmiştir.

Yeni Dünya Düzeni bir Disney halidir. Ancak Disney bu yamyamca atraksiyonlar meselesinde yalnız değildir. Benetton’un reklam kampanyalarında, haberlerdeki insan dramını (AIDS’i, Bosna meselesini, açlığı, ırkçılığı) Yeni Medyatik Figürasyon’a (ki burası çekilen acıların ve teessürün etkileşimli bir tını halinde son bulduğu bir yerdir) gerçeklik zerk ederek ortadan kaldırmayı denediğini görüyoruz. Sanal olan, gerçeği görünen haliyle ele geçirmekte ve hiçbir tadilat yapmadan “giyilmeye hazır” olarak çoğaltmaktadır.

Eğer bu operasyon sadece ahlaken tasvip etmeyişin bir tonuyla bu kadar başarılı olabiliyorsa, bunu sebebi, gerçekliğin kendisinin, dünyanın kendisinin, çılgınca bir klonlanma süreci sonunda etkileşimli bir sahne şovuna, ideolojiler, teknolojiler, işler, bilgiler, ölüm, hatta yıkım için bir tür lunaparka dönüşmüş olmasındandır. Bütün bunlar klonlanacak ve bir naif imajlar müzesinde yahut bilginin (enformasyonun) sanal müzesinde diriltilecektir.

Aynı şekilde bilgisayar virüslerinin peşine düşmek de nafiledir, zira hepimiz zaten bir virüslü ağlar zincirinin içine takılıp kalmış vaziyette bulunmaktayız. Bilginin (enformasyonun) bizzat kendisi artık bir virüs haline gelmiştir; belki cinsî yoldan henüz bulaşmayan ama yayılma yoğunluğuyla çok daha güçlü olan bir virüs...

Ve gerçekliği bu şekilde toplamak Disney için işten bile değildir. Guy Debord “Görülecek Şeyler Şirketi” derdi buna. Fakat biz artık görülecek şeylerin peşinde koşan bir toplum değiliz. Bu toplumun bizzat kendisi görülecek, seyredilecek bir şey haline gelmiştir. Artık gerçekliği değiştiren (bozan), gösteri yerinin bulaşıcı hastalığı değil, sanallığın gösteri yerini yok eden bulaşıcı hastalığıdır. Disneyland, eğlence (dikkatin dağıtılması) ve uzaklaşma (mesafe) üzerindeki etkileriyle hala gösteri yerinin ve folklörün düzlemini paylaşmaktadır. Disney Dünyası ve onun uzantılarının gelişmesi genellenmiş bir hastalık yayılışıdır. Dünyanın ve zihin dünyamızın, hayali değil ama hastalıklı (virüslü) ve sanal bir modda klonlanmasıdır. Artık yabancılaşmış ve pasifize edilmiş seyirciler değil etkileşen (interaktif) figüranlar olmuşuzdur. Bu dev “reality show”un kişiliksiz, dondurulmuş mensuplarıyızdır.

Artık seyre değer bir yabancılaşma mantığı yok, hayali bir disinkarnasyon mantığı vardır; artık fantastik bir yanıltma mantığı yoktur, hücresel bir zerk (enjeksiyon) ile tüm hücrelerimizin dönüştürülmesi mantığı vardır; tıpkı bugünün sözüm ona nostaljik kapitalist gerçeklik dünyasına benzer şekilde dünyanın artık dışından değil içinden gelen radikal bir caydırıcılığın müesseseleşmesi vardır. Sanal gerçeklikte bir figüran olmak demek artık ne aktör ne de seyirci olmak demektir. Sahnenin dışında olmak, ağza alınmaz olmak demektir.

Disney başka bir seviyede daha zafer kazanır. Sadece, gerçeği, derinliği olmayan üç boyutlu sanal bir imaja çevirerek yok etmekle –silmekle- ilgilenmez, aynı zamanda tüm tarih safhalarını senkronize ederek, tüm kültürleri seyahat halindeki tek bir hareket halinde tek bir senaryo içinde yan yana getirerek yok etmeye –silmeye- çalışır. Bu yüzden gerçeğin başlangıcını, noktasal ve tek boyutlu, derinliği olmayan bir zamanla işaretler. Şimdi yoktur, geçmiş yoktur, gelecek yoktur ama tüm yerlerin ve tüm zamanların, tek ve zamansız bir sanallıkta senkronizasyonu vardır. Zamanın dolması yahut çöküşü: bu tam olarak dördüncü boyuttan bahsetmektir. Bu  sanalın, gerçek zamanın bir boyutudur. Diğer boyutlara bir şeyler eklemek şöyle dursun, her şeyi silen, yok eden bir boyut. Ve şöyle söylenebilir: bir yüzyıl içinde yahut binyıl içinde gladyatör filmleri sanki Roma imparatorluğu zamanında, bizzat Romalılarca çekilmiş, antik Roma ile ilgili belgeseller, filmler gibi seyredilecek, Malibu’daki John Paul Getty müzesindeki Pompei köşkünün benzeri olarak yapılan köşk (içindeki Rembrandt’ın Fra Angelico’nun eserleri de dahil olmak üzere herşey tek bir anda birbirine karışacağı için) anakronik olarak milattan önce üçüncü yüzyılda yapılmış köşkle karıştırılacak, Los Angeles’ta 1989 yılında yapılan Fransız Devrimi kutlamaları da aynı şekilde Fransız Devrimi’nin kendisiyle karıştırılacaktır. Disney, geçmişte ve gelecekteki olayların hepsini artarda ekranlarda göstererek ve bunları sanki bizimkinden başka bir medeniyete gösterilecekmiş gibi hiç değişmez bir şekilde birbirine karıştırarak böylesi zamansız bir ütopyayı defakto olarak gerçekleştirmektedir. Fakat bu filmlerin muhatabı başka bir medeniyet değil biziz. Bizim gerçek dünyamız perspektifinden sanal bir kainat yahut dördüncü boyutu tasavvur etmemiz zaten zorken, gerçeği, tarihi, zamanın derinliğini veya üç boyutlu uzayı tasavvur etmemiz çok ama çok daha zordur.


Not: Bu makale Salih Cenap Baydar tarafından 2001 yılında tercüme edilmiştir. Çeviri Jean Baudrilliard’ın “Disneyworld Company” isimli 5 Mart 1996’da Paris gazetesi Liberation’da yayınlanan makalesinin İngilizce tercümesinden yapılmıştır. İngilizce tercüme Purdue Üniversitesi, Siyaset Teorisi ve Uluslararası İlişkiler bölümü talebesi Francois Debrix’a aittir. Makalenin İngilizce tercümesine http://www.ctheory.net/articles.aspx?id=158 adresinden erişilebilir.